9. bölüm Mutlu başlangıçlar!
2. parça


Saat dokuza yaklaşıyordu. Gizem, çok sabırsızdı. Hâlâ oturma odasındaki kahvaltı sofrasında oturmaktan, yorgun düşmüştü; bir ân önce, büyük aşkını görmek istiyordu. "Anneciğim, çok sabırsızlanıyorum. Bir ân önce Aysun'u görmek stiyorum."

Gürel, gülümsemekle yetindi. Gözde ise, kızını, çok iyi anlıyordu. "Kuzucuğum, aradan daha yirmidört saat bile geçmedi; biraz sabır lütfen."

O sırada, telefon çaldı. Gizem, sofradan kalkarak, âhizeye ulaştı. "Efendim?"

        "Günaydın, cânân-pârem, bir anımsatma gereği duydum; yarın her iki kutlamada da görevlerinizi unutmayın."

"Günaydın, Bay Tankut. Hiç merâkınız olmasın. Görevlerimin farkındayım. Siz, Aysun'un evinden çıktınız mı?"

"Evet, çıktım; hattâ eve geldikten sonra, bir-kaç parça şarkı da yorumadım. İyi pazarlar dilerim, pârem."

"Size de iyi pazarlar, Bay Tankut. Anlayışınız için, size minnettârım. Annemden ve babamdan da, size selâm var." Gülümseyerek sofraya yöneldi ve yerine oturdu. "Artık gidebiliriz; Bay Tankut, çoktandır kendi evindeymiş."

"Yine iyisin, fındık kurdum. Doğrusu, ben de Aysun'un evini merâk ettim. Hadi; şu sofrayı kaldıralım." Gürel, ayağa kalktı ve hemen işe koyuldu.


***

Pasaja indiklerinde, Gizem, alışkanlıkla sola baktı. Sinirlenmeye başladı! Bilge Tolon, Kıran Kafe'nin önündeki masalardan birinde oturuyordu. "Şu karı, beni, deli-divâne edecek!"

"Bırak şunu, küçük sevgilim," dedi Gözde. Gizem, güldü. "Şimdi de niye güldün?"

Yeşilgözün yüzünde, yeniden güller açtı. "Çünkü Bay Tankut da bana, ara-sıra, 'küçük sevgilim' diye hitâb ediyor."

"Anlaşılan, bu Tankut, seni çok sevdi," dedi Gürel.

"Ben de onu çok seviyorum." Yine annesinin-babasınn aralarına geçerek, onların kollarına girdi. "Yolcu, yolunda gerek, şekerlerim."

Adıvar Dereyolu'nda sağa döndüler. Üçü de sola bakarak, bir ânlığına, Uzun Gölet'i izledi. Gölette, kayıklı-bisikletli insanlar, gönlünce eğleniyordu; kıyılarda da, her zamânki gibi, kıpır-kıpır cânlılık vardı.

Bir ara, Gürel, yukarı baktı; gördüğü yükseklik, başını döndürdü. "Bu gökdelen ne?"

"Şu ânda bulunduğumuz yüzeyden yukarı, dört katta, Bay Tankut kalıyor. Ordan yukarısı ise, M'Alum Otel."

Üçyüz metre sonra da, Gözde, yukarıya baktı. "Burası ne?" diye sordu Gözde.

"Burası da 'Halkdelen'. Her gelir sınıfından insanlar yaşıyor." Üçyüz metre sonra da, soru almaksızın aktardı. "Alt katlarla ilgili bilgim yok. Ama yukarı düzeyden yukarısı, Tankut Şirketler Kümeleri'nin ana yönetim birimi. Gökdelenin adı da 'Tankut Kule'."

"Bay Tankut, neden Tankut Kule'nin altında kalmıyor?" diye sordu Gözde.

"Bilmem? Kendisine hiç sormadım." Bir sonraki gökdeleni, bakışlarıyla işâret etti. "O gördüğünüz de 'Ağtunç Kule'."

İki konuk da o yöne bakarak, bakışlarını yukarı yöneltti. "Vay be!" dedi Gürel. "Biz de, kendimizi, üst düzey gelir sınıfından sanırdık; oysa, bizden bin kat daha zengin olanlar varmış."

"O, senin gelinin, baba," dedi Gizem. Hepsi birden güldü.

"Şu Bay Tankut, nasıl oldu da, seni, bu kadar kısa bir sürede, bu kadar sevebildi?" diye sordu Gözde.

"Bilmiyorum, anneciğim. Aslında soruyu, tersine de çevirebiliriz; ben, onu, bu kadar kısa bir sürede, nasıl oldu da, bu denli sevebildim?"

"Peki; onun seni işe almasını bir yana bırakalım; fakat nasıl oldu da, hiç iş deneyimi olmayan bir kişiye, bir şirketin yönetimini devrediyor?" diye sordu Gözde.

Yeşilgöz, tatlı-tatlı gülümsedi. "Kendisi, bana, sıklıkla söyler: 'Güzel kızım, benim, size olan güvencim, sonsuzdur; artık siz de kendinize güvenin.' Kısacası, Bay Tanut, bir insan sarrâfıdır."

"Artık kıskanmaya başladım şu Bay Tankut'u," diye sithem etti Gürel; ama yüzündeki gülümseme, söylediklerinin tam tersini gösteriyordu.

Kısa süre sonra, ön cephesi ağaçlarla örtülü bir duvarın ortasındaki geniş bir kapıya vardılar. Zili çaldıklarında, dev kapının sağındaki küçük bir parça açıldı.

Gizem, ânında koşuşturmaya başladı. Aysun'un da ondan aşağı kalır yanı yoktu; o da son sürat, yeşilgöze doğru koşuyordu. Ortada buluştuklarında, önce sıkı-sıkı sarılıp-okşaştılar; sonra da uzun ve ihtirâslı bir öpüşte buluştular. İkisi de bir şeyler söylüyordu; ama tüm bu sözler, aslında hiç de önemli değildi; artık yine birlikteydiler.

Gözde ve Gürel ise, bu güzel görüntüye gülümsediler; bakışarak, mutlulukla başlarını salladılar. 'Aşk' denilen mûcize, ne kadar da güzeldi!

Sonra, nasıl olmuşsa, ayrılabildiler. Aysun, önce Gözde'ye, sonra da Gürel'e sarıldı.

"Seni gizci, seni!" dedi Gizem. "Demek ki, bana karşı bâzı gizlerin varmış."

Giriş kapısına varmışlardı. "Neymiş o saklılık, aşkım?" diye sordu Aysun.

İçeri girdiklerinde, Gizem, sol yanı gösterdi. "Şurda ne görüyorsun, yaşamım?"

"Ama benim gizli-saklım yok ki. Sen, ne demiştin; sıra, o konuya daha gelmedi."

Gizem, aşkını, elinden tutarak, ardından sürükledi. "Demek benim aşkım, piyano çalıp, şarkı söylüyormuş; ve benim, bundan haberim yokmuş."

Aysun, sedyeye otururken, geri döndü: "Cânlarım, siz de oturabilirsiniz; istediğiniz yere çökün."

Gözde ile Gürel, nasılsa oturmaya hazırlanıyordu. "Bizim için ne çalacaksınız, kızlar?" diye sordu Gözde.

"Elma çalarım; armut çalarım..." diye şakalaştı Aysun. "Ama size bir resital sunalım."

Gizem, kemanı, çoktan omuzuna yerleştirmişti. Aysun'dan bir işâret bekliyordu. Ve beklediği de geldi: 'Bir dünyâ yarattım; yalnız ikimiz için; orda tüm sevgiler, yalnız ikimiz için.' Güzel sarışınar, bir ağızdan yorumluyordu.

Aysun, soprano yorum yaparken, Gizem de bilerek intermezzo yorumluyordu.


***


Tarih: 21.11.2014 Bölüm: Mutlu başlangıçlar!

Öykünün tüm parçaları
- 9. parça
- 8. parça
- 7. parça
- 6. parça
- 5. parça
- 4. parça
- 3. parça
- 2. parça
- 1. parça


Tüm Bölümler
10. bölüm: Kutluluklar ola! (Hazırlanıyor!)
9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
7. bölüm: Öleceğim özleminle!
6. bölüm: "Seni seviyorum!"
5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
3. bölüm: "Ben, kimim?"
2. bölüm: Araştır ve bul!
1. bölüm: Aradık ve bulduk!
Mutlu başlangıçlar!
© Erol Sürül | Sitemin tüm hakları saklıdır.