1. bölüm Aradık ve bulduk!
2. kısım



Alazköy Belediyesi Başkanı Bayan Deniz Düşel, biraz erkenden, Kıran Kafe'ye vardı. Bar ezgâhına, bir el kipi yaptı. Garson ve yönetici Duygu Dağbayır, iki dakîka sonra, ona, sütlü bir kahve getirdi. "Hoş geldiniz, Başkan'ım. Başka bir arzûnuz?"

"Yok; teşekkürler."

Aldığı son kararı, Tan Tankut'a da, bildirmek istemişti. Epeyce yorgun gözüküyordu.

İlk yudumunu furtlamıştı ki; önünde, birden-bire, Tankut belirdi.

Tankut, yavaş çekim usûlü masaya yaklaşmıştı. Başıyla 'tünaydın' diledi ve Düşel'in karşısına oturdu. Biraz bakıştılar.

Duygu Dağbayır, ona da, ısmarlamış gibi, büyük bir bardak çay getirdi.

"Baaşkanım, sizi görmek, her seferinde, bir neşe kaynağım."

"Teşekkür ediyorum. Ben de sizin üzerinize, aynı düşünüyorum." Kısa bir düşünme arası verdi. "Sizinle konuşmak istediğim konuyu, telefonda da hâlledebilirdik. Ancak yüz-yüze görüşmek, bize, dahâ çok yakışır."

"Hem de, çok haklısınz. Bir şeyler yemek ister misiniz?"

"Teşekkür ederim. Siz, olanaklar çerçevesinde, evde yemek istersiniz; ben de, âilemle yemek isterim."

Tankut, Bayan Düşel'e, rüyâlı-hülyâlı gözlerle baktı; ona hayrândı; Düşel, tuttuğunu koparan bir kadındı. Eli, neye değse, kesinlikle başarıyla sonuçlanırdı.

"Çok yorgunum, Bay Tankut. Ayrıca, âileme, yeterince süre ayıramıyorum. Çok yorgunum; çok!"

Tankut güldü: "Söyleyene bak! Benim durumum, dahâ mı iyi? Bu, bizim feleğimiz. Biz, toplum insanıyız."

Bayan Düşel, utangaç sezintilerini saklamadı: "Eğitimini aldığım mesleğime, geri dönmek istiyorum."

Tankut, geriye doğru bir hamle attı: "Ne olur; korkutmayın beni, Başkan'ım."

"Korkarım, doğru anladınız. Önümüzdeki seçimlere, katılmak istemiyorum."

"Alazköy halkı bir yana; bunu, partiniz bile kabul etmez."

"Silâh gücüyle, beni tutacak değiller ya! Durumuma, saygı göstermek durumundalar."

"Kesinlikle haklısınız. Ama biz ikimiz, bu dünyâya, insanlara hizmet etmek için geldik. Aramızdan birisi, emekliye ayrılırsa, toplumumuz, yetim ve öksüz kalır."

"Unutmayalım ki, yeni kuşaklar da, sorumluluk üstlensinler."

"İşte; sorun, orda. Bizim, o yeni kuşakları, eğitmemiz gerekiyor. Ancak, topluma, iyi hizmet edebilecek bireyler yarattıktan sonra, emekliye ayrılabiliriz."

"Bu sırada, kendi çocuklarımı, öksüz bırakmış olmuyor muyum?"

"Başkan'ım, Alazköy'deki tüm çocuklar, hepimizin çocuklarıdır. Onlar, aslâ yetim ve öksüz olmayacaktır. İşte bu, sizin başarınızdır."

Bayan Düşel, sol elinin dirseğini, masanın üstüne koydu; ve başını, elinin içine dayadı. Ortada, çok karmaşık bir durum vardı.

Tankut, onu, dinginleştirmeye çalıştı: "Bakın; siz, bu kafeye, yalnız geldiniz; ben de, yalnız geldim. Bu da demektir ki, korkusuzca, sokağa çıkabiliyoruz. Bunun nedeni, biz ikimiziz. Başka bir yerde olsak, benim gibi birisi, korumasız, aslâ sokağa çıkamaz. Yâni hiç çıkamaz! Bu, salt benim başarım değildir; dahâ çok sizin başarınızdır. Siz, bu yerleşim birimine cân verdiniz. Bu cânı, geri almak, artık hakkınız değil. Siz, topuma mâloldunuz."



Bir süre sonra, Kıran Kafe'den yaklaşık on metre uzaktaki, Halide Edip Adıvar Dereyolu'nun kaldırımındaydılar.

"Sizinle buluşmamalıydım, Bay Tankut."

"O da niye?"

"Beni iknâ edeceğiniz, zâten önceden belliydi."

Tankut, neşeli gülümseyerek, Bayan Düşel'in sağ elini, kendi elinin içine aldı; sol elini, hanımefendinin bileğinin üstüne koydu ve eli, öper gibi yaptı, "Alazköy halkı, sizi çok seviyor, Başkan'ım" dedi. "Bunu... hiç bir zamân unutmayın."

"İyi akşamlar, Bay Tankut."

Tankut, hafifçe öne eğildi: "İyi akşamlar, efendim."

Deniz Düşel, sola; Tankut ise, sağ yana yöneldi. Hava, dahâ yeni kararmıştı; gökyüzünde, yıldızlar vardı.


***

Tankut, eve vardığında, onu, bahçe kapısındaki loş karanlıkta, köpeği Hun karşıladı. Çihuahua türü sevimli yaratık, bahçenin girişinde, kuyruğunu sallayıp, havlayarak, arka patileri üzerine yükseldi.

"Cânımın içi! Özledin mi beni?" Hun, kuyruk sallamayı sürdürdü. "Gel; içeri girelim."

Hun, kuyruk sallayarak, ardından geldi.

Bigün Boğa, kapıda bekliyordu. "Bugün erkencisiniz, Bay Tankut?"

"Evet. Kendime, izin verdim." İçeri girdiklerinde, ricâda bulundu: "Bana, bir burgu hazırlar mısınız? Bu sıcak hava, iyice bunaltıyor!"

Ceketini çıkarıp, önüne gelen ilk koltuğun üzerine fırlattı. Artık yaşlanmakta olduğunu, kendisine itirâf ediyordu. On dakikalık kafe dinlenmesi dışında, toplam, yirmi dakîka yürümüştü; bu bile, fazla gelmişti.

Hun, koltuktan koltuğa hopluyordu. Hep olduğu gibi, hoplayıp-zıplamasızın duramıyordu. "Keşke, ben de, senin gibi olabilsem," diye fısıldadı Tankut.

Sevil Sekmen, burguyu, sehpânın üzerine bıraktı; koltuk üzerindeki ceketi aldı ve uzaklaştı.

"Gel; seni, biraz seveyim," dedi; ve hafifçe dizine dokundu. Hun, hemen dizinin üstüne atladı. "Sen, hep bu kada yaşam dolu olma yükmünde misin? Tıpkı adaşların gibi!" Sehpâdaki bardağa uzandı; Hun da, Tankut'un elindeki bardağa doğru, hamle yaptı.

Sevimli yaratık, son ânda fikir değiştirerek, Sevil'in ardına düştü.

O sırada, Bigün Boğa, salona girdi. O güzel ve ışınımsı yüze, gülümsemek, çok yakışıyordu. "Bay Tankut, dışarda, hava çok güzel; yemeğinizi, içerde mi; yoksa, bahçede mi yersiniz?"

"İçerde olsun, lütfen."

Turşu kavurmasına, içten-içe seviniyordu.


***

Ulaş Uzer, saat ondokuza kadar, sokaklarda dolaştı. Bir ara, nasıl olduysa, bir kafede oturup, kahve içmişti. Süreçler aktıkça, kafasındaki soru kıvılcımları çoğalıyordu.

Eve geldiğinde, artık bir karara varmıştı: Tümüyle, Alazköy'e yerleşecekti. Şu ânki konumda, buralarda, geride bırakabileceği hiç bir şey kalmamıştı. Oysa, Alazköy'de, yeni bir yaşam kurabilirdi. Sıfırdan başlayabilirdi!

Evine girdiğinde, Bilge, oturma odasında çay içiyordu.

Hiç bir şey olmamış gibi, davranmaya kararlıydı. Damdan düşer gibi davranmanın, bir anlamı yoktu. "Bu vakitte, çay mı içiyorsun?"

"Evet. Sen, neden geçiktin?"

"Banyoya gidiyorum."

Banyoya girdi ve kapıyı kilitledi. Bilge, kapının önüne geldi. "Bir şeylere mi sıkıldın?"

"Bırak da, hâcetimi gidereyim!" Bilge uzaklaştı.

Ulaş, banyodan çıktıktan sonra, Bilge'ye, fazla yaklaşmadı; öylece, odanın ortasında dikilip-kaldı. "Bir karar verdim," dedi. "Alazköy'e yerleşeceğim." Yüzünde, bir gülümseme vardı.

Bilge sustu. Yüzünde, herhangi bir ifâde yoktu. Bir süre, donuk bir yüzle, oturup-kaldı. Ama yine de, konuşmaya karar verdi: "İyi!" Kalktı, çantasını aldı; ve Ulaş'ın yanından geçerek, dış kapıya yöneldi: "İyi yolculuklar! Yolun da, bâhtın da, açık olsun!" dedi.

Ulaş, hiç bir şey söylemeksizin,, donuk bir bakışla, gitmesini izledi. Kapı, Bilge'nin ardından kapandı.

"Hoşça kal!" diye mırıldandı Ulaş.

Kısa süre sonra, anahtar sesi duyuldu. Kapı açıldı; Bilge'nin başı gözüktü. "Pardon!" diyerek, anahtarı, lamine döşemenin üstüne attı. Ardından, kapıyı, üzerine çekti!


***

Aysun Ağtunç, toplum arasında, kahvaltı etmeyi severdi. Onun için, otel konuklarıyla, aynı Kafe-Restoran Kalaman'da, bir masaya oturdu. Yine de, dört kişilik sofrada, yalnızdı. Çantasından çıkardığı gözlüğü taktı; ve önündeki yerel gazeteyi, gözden geçirmeye koyuldu.

Makâle başlıklarını, gözden geçirirken, bir-kaç masa ötede, kahvaltı yapan genç bir kadına, gözleri ilişti. Güzel olduğu kadar, sempatik tavırlı bir kadındı. Gözlüğünü çıkarıp, yeniden baktı. Ona, içi ısınmıştı. Ama göze batmamak için de, dikkatli davranıyordu.

Gözlüğü, yeniden takıp, gazeteyi gözden geçirdi. Bir makâle, dikkatini çekmişti: "Düşel ve Tankut, ne konuştu?" Ardından, bir tümce dahâ geliyordu: "İlimizin sevilen işadamlarından Tan Tankut ve sevilen Belediye Başkanı Bayan Deniz Düşel, yeni atılımlar ardında mı?" Haberdeki görselde, son deece alımlı bir kadın ve saçlarını, arkadan bağlamış Tan Tankut vardı.

Başını, gazeteden kaldırıp, yine o genç kadını gözetledi. Tam o ânda, bir garson yaklaştı. Özür dilercesine, kip parmağını kaldırdı: "Özür dilerim; şu güzel kız, kim acabâ?"



Gizem Gözsel, kahvaltıdaydı. Önce, portakal suyundan, büyük bir yudum çekti. Ardından da, bir yudumcuk kahve aldı. Önündeki kahvaltısının sağ yanında da, tableti vardı. Ara-sıra, ağdaki bir yerleri tuşluyordu.

Bir ara, karşıdaki güzel kadının, kendisini süzdüğünü farketti. Sezdirmeden, ara-ara, kendisine bakıyordu.

Tabletten, Alazköy'ün ağ bağlantısına girdi. Anasayfadan, bir haber girilmişti: "Tankut ile Düşel, neyin ardındalar?" Makâlenin ayrıntılarına, istemdışı tıkladı. Tüm yazıyı, gözden geçirdi. Sonlarına doğru, bir satırbaşına gözü takıldı: "Bilindiği gibi, Tankut Şirketler Kümeleri, yeni bir birim ya da şirket kurmaya hazırlanıyor. Bu kez de; kimyâ, biyoloji ve gen bilimeri alanlarında, yatırım yapılacak."

Gizem'in yüzünde, aynı anda bir soru kipi ve bir gülücük belirdi. O tümceyi, bir kez dahâ okudu.

Karşıdaki güzel kadına, kısa bir bakış fırlattı. Garsona, bir kip yaptı. "Özür dilerim; kim, bu güzel kadın?"

Garson, güler gibi başını salladı: "O da, sizin üzerinize, bana, aynen bu soruyu yöneltti."

"Peki; kimdir kendisi?"

"Aslında, çok ünlü biri: İşkadını Aysun Ağtunç."

"Demek ki; boşuna, gözüm, onu, bir yerlerden ısırmıyor. Teşekkür ederim."

Gizem, sol elindeki salamlı ekmeği ısırırken, aynı ânda da, sağ eliyle, ağda, Tankut bağlantısını tıkladı.

Çok sürpriz bir bulguya rastladı! Yüzünde, güller açıyordu! Tankut, bir biyokimyâcı arıyordu!



Aysun, bir eline, çantasını ve gazeteyi sıkıştırdı; diğer eline de, kahve fincanını aldı. Tekin adımlarla, Gizem'in masasına gitti.

"Oturabilir miyim?"

Gizem, bir el kipi yaptı: "Ricâ ederim; buyrun."

Aysun, oturmadan önce, kahve fincanını, masanın üstüne bıraktı ve elini uzattı: "Ben, Aysun Ağtunç."

Gizem de, ayağa kalkar gibi yaptı: "Ben de, Gizem Gözsel."


***

(Son düzenleme: 30 mart 2018)

Târih: 15.08.2014 | Bölüm: Aradık ve bulduk!


Öykünün tüm kısımları
- 9. kısım
- 8. kısım
- 7. kısım
- 6. kısım
- 5. kısım
- 4. kısım
- 3. kısım
- 2. kısım
- 1. kısım





Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
1. bölüm Aradık ve bulduk!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.