1. bölüm Aradık ve bulduk!
4. kısım


Aysun'un gidişinin ardından, Tankut, sehpânın üzerindeki boşları, mutfağa götürdü; ve ardından, paravanayı kapattı.

Hemen ardından, telefon çaldı.

Bayan Idır, "Bay Tankut, Gizem Gözsel adında genç bir bayan, sizi görmek istiyor," dedi.

"Ne istiyor?"

"Kendi tâlimatınızla, biyokimyâcı ilânı vermiştik. Genç bayan da, bu nedenle uğradı."

"Girebilir."

Kapı çaldı; ve Tankut, konuğunu içeri çağırdı.

İçeri giren genç kadın, ışıldıyordu! Tankut, bu durumlarda, "ilk bakışta aşk" kavramını kullanırdı.

Omuzlarına kadar uzanan sarışın saçları vardı. Başının sol yanında, saçlarını, kulağının üstüne sıkıştırmıştı; sağ yanında ise, kulağı, saçlarla kapalıydı. Saçlarının uçları, öne doğru kıvrıktı. Gözlerinin rengi, yeşilden de yeşildi. O gözler, pırıl-pırıldı!

Lâcivert etekli-ceketli bir kılığı vardı; eteği, diz kapaklarının üstüne kadar varıyordu; ceket de, eteğin alt sınırından on santimetre yukarısına kadar ulaşıyordu; ve beli, dardı. Açık mavi bir buluz, ona, çok yakışmıştı. Çok geniş ve yine açık mavi bir kayış kuşanmaıştı. Alçak topuklu ayakkapları da, suçsuz çocukları andırıyordu. Elinde de; küçük, açık mavi bir çantası vardı.

"Umarım, rahatsız etmiyorumdur." Çok içten bir tavrı vardı.

"Hâyır, güzel kızım; yok öyle bir şey. Buyrun; yaklaşın." Yazı masasının önündeki koltukları gösteriyordu.

Gizem, pencere yönündek koltuğu seçti ve zârif bir biçimdede oturdu; otururken, eteğininin arkasını, sağ eliyle, yukarıdan aşağıya doğru sıvazladı.

"Buralı değilsiniz; nereden geliyorsunuz?"

"Çok uzaklardan." Yüzü parlıyordu.

Hun, hâlâ masanın üzerinde, tembelliğini sürdürüyordu. Gizem oturunca, başını kaldırdı; Gizem'e baktı; sonra, yine başını, patilerinin üzerine koydu ve uykusunu sürdürdü.

"Görüyorum ki, bizim bileşimlerimizden yararlanıyorsunuz."

"Evet. Moda uzmanlarınız, mûcizeler yaratıyorlar."

"Öyledirler." Biraz düşünme arası verdi.

"Farkında değil misiniz? Siz de, benimle, aynı bileşimde giyinmişsiniz."

Tankut, içgüdüsel olarak, aşağıya baktı. "A-aa! Doğru yâhû! Rastlantının böylesi!" Gizem'e döndü: "Demek ki, bir ilânımız münâsebetiyle uğradınız."

"Evet, Bay Tankut. Ben, Gizem Gözsel."

"Tan Tankut."

"Biliyorum." Biraz bakıştılar. Sanki bir-birlerinin gizlerine, ulaşmak ister gibiydiler. "Benim tüm yaşamım, rastlantılarla dolu," diye söze başladı Gizem. "Daha dört gün öncesine kadar, sırf tâtil yapmak için, Alazköy'e geldiğimi sanmıştım. Oysa ki, sank tüm ömrüm, burada geçmiş gibi, geliyor bana."

"Kentimizi beğendiğinize, sevimdim. Bir kanımsamada bulunayım; iş başvurusu için gerekli belgeleriniz, yanınızda değil."

"Son derece haklısınız. Evet, haklısınız; yalnızca kimlik kartım, sigorta kartım, banka kartım ve sürücü belgem var yanımda; onun dışında, çıplak sayılırım."

"Sözcüklerle akrobasi yapmanız, çok etkileyici. İsterseniz, biraz kendinizi tanıtın."

Gizem, kısa bir süre, bakışlarını yukarı çevirdi; sanki, tavanı inceliyormuş gibi. Sonra, Tankut'a dödü: "Aslında, anlatacak pek bir şeyim yok. Önce biyoloji, ardından da, kimyâ eğitimi aldım."

"Yâni çift tahsiliniz var?"

"Evet. Annem-babam, iyi geliri olan bir çifttir. Onun için, iş yaşamıma, hızlı bir geçiş yapmayı, yükümlük olarak görmedik. Eğitimimi genişletme arzûm, onları sevindirdi."

"Durun; tahmin edeyim; geçen yaz ayında, fakülteyi bitirdiniz."

"Doğru. Yaklaşık yedi yıllık bir beyin jimnastiğinden sonra, uzun bir süre, soluklanma gereksinimi duydum."

"Nereden baksak; dokuz ay oldu." Tankut'un bu sözleri, sithem değildi. Aksine, kendi çocuğuyla konuşuyor gibi, şefkâtli idi.

"Bay Tankut, insan, sırf para kazanmak için çalışmamalı; bilhassâ verimli olabilmek için çalışmalı. İnsanlığa yararı olan bir birey, hep, çevresinin refâhını yükseltir. Son bir-kaç aydır, iş aradım. Ama önüme çıkan seçeneklerdeki tek gösterge, para kazanma yönündeydi. Oysa, isteksizce yaptığım bir iş, ne beni mutlu eder, ne de, çevresine yararlı bir birey olmamı sağlar."

"Peki; bizim ilânımzda, ne gördünüz? Hangi varsayımla, bize başvurdunuz?"

Gizem, o tatlı gülüşünü, dahâ da pekinleştirdi; o güzel, gülümseyen yüzü görenler, ancak mutlu olurdu. "Pazartesi günü öğle saatlerinde, Alazköy'e vardım. O anda, kararımı vermiş gibiydim; artık çalışma hyaşamımı başlamanın, sırası gelmişti! Burada! Ne ilginçtir ki, ertesi günün sabâhı, sizin ilânınızla karşılaştım. Rastlantının böylesi!"

"Bir soru doğdu içime: Çift tahsil yapacak yerde, bir tahsilden sonra, doktoranızı yapmanız, dahâ uygun olmaz mıydı?"

Gizem, kaşlarını kaldırarak, başını geriye salladı: "'Doktora', bir süstür. Benim, süslerle işim olmaz. Ben, gerçek verimlilik yandaşıyım. Yâni kendime, bilime ve çevreme, yararlı olduğum sürece, mutluyum."

Tankut, önce sol yanına, mutfak kapağına baktı; sonra, Gizem'e döndü: "Sizden önce, çok hoş ve çok zekî bir hanımefendi vardı burda. Bir şeyler içtik. O içtiğim bile, bana, fazla geldi; bâri size, bir şey ikrâm edebilir miyim?

"Teşekkür ederim. Ama er ya da geç, sizinle, dışarda, bir şeyler içmeyi isterdim."

Tankut, öylece, hayrânlığını gösterirken; Gizem, sözünü sürdürdü: "Ben de salı günü, pek hoş, pek güzel ve çok zekî bir hanımefendi ile tanıştım. Hem de, çok zengin; neredeyse, sizden varlıklı.

"Sözünü ettiğimiz kişi, aynı kişi olmasın?"

"Sarışın ve kahverengi gözlü müydü?"

"Evet. Orta yaşlarda?"

"Evet. Yaklaşık yüz ellibeş santim boyunda?"

"Evet."

Her biri, kip parmağını, diğerine doğrulttu; ve bir ağızdan, "Aysun Ağtunç!" dediler; ve karşılıklı gülüştüler.

Gizem, "Gerçekten; çok hoş bir kadın," dedi. "Kendisinin hayrânıyım. Salı günü tanıştık. O günden sonra, her gün görüştük."

"Buna sevindim. Onunla, artık, sıkça görüşme olanağınız doğabilir."

"Kendisi, bana, iş teklifinde bulundu."

Tankut, tatlı-sert bir biçimde kaşlarını çattı. "Peki, neden kabul etmediniz?"

"Kabul etmedim; ama red de etmedim. Onunla tanıştığımız ândan, tam bir dakika önce, sizinle görüşmeye karar vemiştim. Bunu, ona ilettim. O da beni, güvenilir varsayarak, takdir etti."

"Artık Alazköy'de, sizi takdir eden, en az iki kişi var."

Gizem, ilk kez dişleri görülecek biçimde güldü. "Bayan Ağtunç'la, elbet ki, bugün de görüşeceğim."

"Belki; ama bu akşama kadar görüşmeyeceksiniz."

Gizem şaşırdı: "Anlamadım? Neden görüşmeyeceğiz?"

Tankut, dirseklerini, masanın üstüne dayadı; sağ elini hafifçe yumup, sol elinin içine aldı; ve Gizem'e, biraz dahâ yaklaştı. "Şu ânda karar verdim: Bugünkü tüm randevularımı, iptal ediyorum; ikimiz, dağlara çıkacağız. İşinizle ilgili, bir gezi yapacağız. Alazköy ve çevresindeki bitki ve hayvan örtüsünü göreceksiniz."

"Durun! Bana, söz hakkı bırakmıyor musunuz?"

Tankut, genç kadına, şefkâtle baktı: "Bırakmıyorum. Yaşam, o kadar kısa ki, kimi kararları almak için, boş yere süre harcanmaz."

"Ama bu gibi bir geziye, biliminsanı olarak, hazırlıklı değilim," diye itirâz etti Gizem.

"Gerek yok. Bu, bir bilim gezisi değil; görsel algılama gezisi olacak. Bu çıvardaki bitki ve hayvan örtüsü, o kadar geniş ki, şaşırmamanız olanaksız. Sırf buraya seğgin bitki türleri de var. Türü, tükenme tehlikesiyle karşı-karşıya olan, yüzlerce bitki ve hayvan türü var. Onların kimilerini, görmenizi istiyorum."

"Sanırım, biraz da, turistik bir geziden sözediyorsunuz."

"Hârikâ! Çok iyi anlaşacağımızı, hemen anlamıştım."

Gizem'in yüzünde, soru ikipleri vardı: "Düşünüyorum; sizin, benden beklediğiniz özelliklerle ilgili, şirketiniz yok. Düşüncelerinizde, neler yatıyor?"

"İyi ki anımsattınız. Bu durumda, iki seçenek görüyorum: Ya bir altbirim oluşturacağız; ya da, yeni bir şirket kuracağız. Her iki seçenekte de, yönetici durumunda, kendinizi görebilir misiniz?"

"Sanırım, güç olmayacak."

"Bir laboratuar kurabilecek kadar, yetkin misiniz?"

"Orası, tüm sorunların, en kolayı!"

"Ay sonuna kadar düşünün: Bir şirket mi kuralım; yoksa bir alt birim mi oluşturalım?" Tankut, telefonun âhizesini kaldırdı. Bellekten, bir numara seçti ve onayladı. Kısa süre sonra, "Bay Tuğbay, bir dağ gezisi için, iki kişilik hazırlık yapın," dedi.

"İkinci kişinin, ayak numarası kaç?"

Tankut, Gizem'e döndü: "Ayak numaranız kaç?"

"Otuzaltı."

"Bay Tuğbay? Otuzaltı. Bu, bir tür bilimsel gezi olacak. Ona göre, hazırlık yapın. Ayrıca, bir bayan için, bir dâire hazırlayın."

"Hangi tür bir dâire, Bay Tankut?"

"Orta sınıfın üst düzeyi."

"Peki, Bay Tankut. Hemen hâllediyorum. Sırt çantalarını, evden mi alırsınız, yazıhâneye mi götüreyim?"

"Evden. Saat ondörtte, her şey hazır olsun." Ve âhizeyi, istasyona koydu.

"Kim bu Tuğbay?" diye sordu Gizem.

"Cân yoldaşım; her tür işlerimi hâlleder. Unutmadan, söyleyeyim: Bu tırmanışta, pantolon koşulu var. Biz tırmandıkça, havalar da, aynı hızla soğuyacak. Yanınıza, kazak ya da bir mont alın. Karamüstü'nde, şu ânda hava, sıfırın altında."

"Demek ki doğa, yalınlığını, hâlâ koruyor; doğa katliâmı, buralara uğramamış."

"Âileniz, belgelerinizi yollayana kadar, bu ay da tükenmiş olur. O zamâna kadar, insan kaynakları uzmanımız Bayan Yetiş de, işinin başına dönmüş olur; ve sözleşmeyi imzâlarsınız."

"İzninizle; ben kalkayım. Sizin, dahâ çok işiniz var."

"Dört saat sonra görüşmek üzere!" Gizem, tam dışarı çıkacaktı ki... "Dur! Çift eğitimlisiniz diye; umarım, çifte maaş beklemeyeceksiniz."

"Hâyır! Aksine; üç kat maaş talep ediyorum."

Gülüştüler. Gizem, kapıyı, ardından kapadı.

Yeşilgöz çıkınca, Tankut, âhizeyi kaldırdı. Biraz bekledikten sonra, "Bayan Idır! Öğle istirahâtinden sonraki tüm buluşmalarımı iptâl edin," dedi. "İptâl edilemeyecekleri de, ilgili birimlere yönlendirin."

"Peki, Bay Tankut."


***

(Son düzenleme: 01 nîsân 2018)

Târih: 15.08.2014 | Bölüm: Aradık ve bulduk!


Öykünün tüm kısımları
- 9. kısım
- 8. kısım
- 7. kısım
- 6. kısım
- 5. kısım
- 4. kısım
- 3. kısım
- 2. kısım
- 1. kısım





Tüm Bölümler
12. bölüm: Yasalar, her şeyden üstündür!
                  (Hazırlanıyor)
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
1. bölüm Aradık ve bulduk!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.