1. bölüm Aradık ve bulduk!
5. kısım


Yeşilgöz, Tankut Kule'den çıkınca, cep telefonunu, çantasından çıkardı; onu açtı. Bellekte, bir numara seçti ve onayladı. "Bi tânem, bugünkü planlarım, tam anlamıyla, alt-üst oldu. Saat ikide, önemli bir randevum çıktı. Ancak, akşam saatlerinde buluşabiliriz."

Aysun, "Ah cânım!" diye yanıt verdi. "Benim de, akşam saatlerinde, bir randevum var. Sanırım, tüm haftasonu boyunca, sana ulaşamayacağım."

"Oho! Bu, mutlu bir buluşmaya, gösterge oluyor."

"İyi tahmin yürütmüşsün, sevgilim. Sanırım, tüm yaşamımın, en güzel haftasonunu geçireceğim."

"İyi haftasonları ve bol muhâbbet dilerim, tatlım."

"Sana da, sevgilim."

Gizem, hiç bir şeyi farketmemiş gibi, davranmayı yeğliyordu.

Anadar Caddesi'nde, kuzeye doğru, bir-kaç metre yürüyerek, bir banka ulaştı. Banka oturup, çantasından, tabletini çıkardı.

Önce, tableti başlattı; sonra da, ağda bir yerel gazetenin bağlantısına girdi. Onu, bir merâk sarmıştı. Ve sayfa açıldığında, beklediği haberle karşılaştı. Bir fotografta, Tankut Kule'nin önünde duran Aysun Ağtunç, çevresine bakınıyordu.

Haberin başlığı: "Ayun Ağtunç, Tan Tankut ile buluştu." Ardından, ikinci başlık: "Ünlü işkadını, kendisine râkip olan Tan Tankut ile görüştü."

Ve makâle, "Alazköy'de, yeni yatırımlar için, takviye yapılıyor," diye başlıyordu. "Aysun Ağtunç, pek mutlu bir görünüm sergiliyordu. İlimizdeki yatırımları törpülememek amacıyla, Bayan Ağtunç'u rahâtsız etmek istemedik. (...) Bekleyip, göreceğiz."

Gizem, gülmekten, kendini alıkoyamadı.


***

Ulaş Uzer'in, Alazköy'ü gezip-görmesi için, önünde, yeterli bir süreç vardı.

Cumâ gününe kadar, iyice dinlenmişti. Kirâladığı dâirede de, yapılacak bir şey olmadığı için, süresini, onbuçuğa kadar, Kıran Kafe'de geçirdi. Orada, Alazköy ve Tankut Şirketler Kümeleri üzerine, kimi bilgilere ulaşabildi.

Onbire çeyrek kala, Tankut Kule'nin giriş kapısına geldi. Girişin sağ yanında, cam bölmenin yarım metre önünde, yere, yarım metre yüksekliğinde ve yere durağanlanmış, altûnî çerçeveli bir tabelâ vardı. Üzerindeki yazı, dikkatini çekti:

KİMLER, İÇERİ GİREMEZ?
- Dilenciler
- Oportünistler, soytarılar ve yalakalar
- Bâdem bıyıklılar ve çember sakallılar
- Üç günlük sakallılar, kirli
  sakallılar ve pis sakallılar
- Sıkmabaşlar

Ulaş, neredeyse sırıtacaktı.

İçeri girdiğinde, sağda bulunan danışmaya yaklaştı: "Tünaydın, hanımefendi. Bayan Yetiş ile, randevum vardı. Kendisini, nerede bulabilirim?"

Danışman kadın, bilgisayarına baktı. "Bayan Yetiş, binâdışında. Sizi, Bayan Idır'a yönlendireyim. O, gerekeni yapar. Birinci üstkatta, asansörden çıkınca, sağa doğru yürüyün. Koridorun sonundaki kapı."

Ulaş, teşekkür ederek, asansörlere yöneldi.


***

Işıl Idır, alışık olduğundan yoğun bir gün geçiriyordu. Her nedense, günün tüm planları alt-üst olmuş, ona karşılık da, sürprizler, bir-birini kovalıyordu.

Bir ara, ışık hızıyla yazıyormuş gibi uğraşlıyken... "Özür dilerim. Bayan Idır, siz misiniz?"

Işıl, başını kaldırdı; yakışıklı bir erkekle, göz-göze geldi. "Evet. Buyrun; nasıl yardımcı olabilirim?"

"Ben, avukat Ulaş Uzer. Aslında, Bayan Yetiş ile, bir buluşmam vardı. Danışmadan, beni, size yönlendirdiler."

Işıl, farkında olmadan, Ulaş'ın uzunca saçlarına, bakışlarını dikti. "Öyleyse, sizi, biraz bekleteceğim. Buyrun; şöyle oturun." Ulaş, dahâ yeni oturmuştu ki, Idır, yanında belirdi: "Bir şey içmek ister misiniz?"

"Yooo. Sağolun; içim-dışım, sıvı olmuş. Teşekkürler."

O sırada, Işıl'ın arkasındaki kapı açıldı. Yaşlı bir kadın, dışarı çıktı; birisiyle vedâlaştı ve uzaklaştı.

Işıl, açılıp-kapatılan kapıyı tıklayarak, yeniden açtı. "Bay Tankut, Bayan Yetiş ile, randevusu olan avukat Uzer'in, ne yapacağına, karar veremedim. Onunla, siz görüşmek ister misiniz?"

"Neden olmasın?. Ricâ edin; içeri girsin." Tan Tankut, kapının eşiğine girdi ve Ulaş'ı bekledi.

Tam o sırada, Hun, hızla dışarı fırladı. Yakınlarda bulunan Tanıl Tuğbay, onu kaptığı gibi, uzaklaştı.


***

"Buyrun, Bay Uzer; bir bakalım; ben, sizin için neler yapabilirim."

Uzer'e, masasının önündeki koltukları gösterdi; ve kendisi, masanın arkasına geçti. Uzer, kapı yönündeki koltuğa oturdu.

"Alazköy'e hoşgeldiniz. Yolculuğunuz nasıl geçti?" Tankut, iskemlesine, iyice yaslanmıştı. Tüm gün, kadınlarla, uzun-uzun sohbetler etmişti; ve bu, onu yormuştu. Sonunda, karşısında, bir hemcinsi vardı.

"Çarşamba gününden beri, buradayım. Hem dinlendim, hem de kedime, güzel bir dâire kirâladım."

Tankut, gözlerini açtı ve başını, öne salladı: "Bayağı hızlıymışsınız. Bu, ne sürat?"

"Bay Tankut, Alazköy'e ayak basıp da, burada, kök salmak istemeyen birine, rastladınız mı hiç?" Ulaş, sırıtırcasına gülüyordu.

"Güzel bir soru. Ama buraları, göründğü kadar güllük-gülistanlık değil. Masraflıdır!"

"Güzeli seven... Pardon! Gülü seven..." Karşılıklı gülüştüler.

Tankut, konuya girdi: "Uzmanlık alanınız nedir?"

"Her şeyden önce, ticâret kânunu. Bunun yanında, ilgi alanlarım da var."

"Alazköy'de, bir îmâr kânunu uzmanı var. Öyle bir avukatı, yükümlülük gereği, Alazköy'e özendirdik. Ama dönemler içinde, onun yetmediği, kesinleşti. Başka alanlardan da, avukatlar gerekli; ve yükümlülük oldu."

Uzer, sırf dinlemeyi, uygun buldu.

"Bay Uzer, bugün, çok yorgunum. Saat, çok erken olsa bile, bir baharât likörüne, ne dersiniz?" Mutfağın paravânını açtı.

"'Hiç de fenâ olmaz!' derim. Zâten son iki gündür bahâr sarhoşu gibiyim. İlkbahârda, Alazköy'e, doyum olmuyor."

Tankut, tezgâhın arkasına geçti. Bardakları, tezgâhın üzerine koydu; tezgâhın altından, bir şişe çıkardı. "Hizmet Yerleşkesi'ni gördünüz mü?"

"Efendim?"

"Alazköy'de, bir 'Hizmet Yerleşkesi' var. Hizmet alanında uzmanların yazıhâneleri, o bölgededir. Gördünüz mü?" Buzdolabından, bir kutu buz çıkardı; ve bardaklara, bir-kaç buz parçası ekledi.

"Hâyır, görmedim. Zâten Alazköy'ün, ufak bir kısmını görme olanağım oldu."

Tankut, önce altlıkları, yazı masasının üzerine koydu; sonra bardakları, altlıklara yerleştirdi. "Dâire kirâladığınıza göre, Hizmet yerleşkesi'ne gittiniz demektir. Taşınmazlar şirketimiz, orda hizmet veriyor. Ama anlaşılan, hızlı bir dalış yaptınız." İskemlesine oturdu. "İlânı, bizim şirketimizin vermiş oldması, sizi yanıltmasın. Biz, sırf öncü ve yardımcı olmak istiyoruz. Alazköy'de, yazıhâne açan avukatlara, hâsılat güvencesi sağlanır."

"Ama bugünden yarına, bir yazıhâne açmak için, gerekli birikintim olmayabilir."

"Sorun değil. Aslında, bunun için, bugün, burda konuşuyoruz. Size, her tür olanağı ve teknik altyapıyı, şirketimiz sağlayacaktır." Likör bardağını, eine aldı; Ulaş d ona eşlik etti. "Tanışmamızın şerefine, Bay Uzer."

"İşte; ben, buna içerim."


***

Ulaş Uzer'i, dahâ yeni uğurlamıştı ki, Tankut, geriye yaslandı; ellerini, yumruk biçiminde sıktı; iki elin parmaklarının eklemleriyle, üç kez masaya vurdu: "Bu, nasıl bir gün, yâhû? Tüm planlı randevular iptâl; o da yetmiyormuş gibi, üstüne-üstlük sırf sürpriz konuşmalar, bir-birini kovaladı. Bu durum, bir hafta böyle süredursa, ikinci haftaya emekli olurdum!"

Çantasını ve sefertasını, yanına alarak, yazıhâneden çıktı; Bayan Idır'ın yanına gitti. "Bayan Idır, yaşamsal derecede önemli işlerim var mı?"

Bayan Idır, gözlerini, yazı masasının üzerinde gezindirdi: "Yok, Bay Tankut."

"İyi; ben gidiyoryum. Biraz dinlenip, hemen ardından, dağ tırmanışına çıkacağım. İyi haftasonları."

"Size de, Bay Tankut."

Sağ elinde, belge çantası; sol elinde, sefertası; Işıl'ın yanından ayrılırken, mırıldanıyordu: "Ben, böyle günün...!" Durdu; düşünüyordu. "Yapma, be Tankut! En azından, tüm görüşmeler güzeldi. Üç yeni dostun oldu; üstelik..." Gözleri parladı; Aysun Ağtunç geçtii içinden. O, ne güzellikti; o, ne alımlılıktı!

Onun kendi-kendine konuştuğunu gören bâzı kişiler, gülmekten kendilerini alamadılar. Tipik Tan Tankut!


***

Kapı zili çaldı. Ev halkından önce, Tankut, kapıya fırladı. Gelen, Gizem'den başkası değildi. Tankut, bahçe kapısını açtı.

Tuğbay da, merdivenlerin solundaki kapıyı açıp, oraya girdi.

Tankut, dışarı çıktı; ve bahçe kapısından, eve doğru yol almakta olan Gizem'i bekledi. "Gününüz, nasıl geçti, güzel kızım?"

"Heyecân dolu geçti. Ne zamân yola çıkıyoruz?"

"Önce, içeri girin; bir soluklanın."

O sırada, Tuğbay da gözüktü. Bir elinde, iki sırt çantası; diğer elinde, yine bir sırt çantası, bir termos çanta ve bir poşet vardı.

"Bay Tuğbay, bunlar ne?" diye sordu Tankut.

"Bay Tankut; üç sırt çantası, üç çift kara lâstik ve bir termos çanta."

Tuğbay, Gizem'le tanıştı. O sırada, Boğa ve Sekmen de, kapıya gelmişti.

"Neden hepsinden üçer tâne, Bay Tuğbay? Sizin gelmenize, gerek yok," dedi Tankut.

"Bay Tankut; korumasız, ormana gitmenize, gönlüm izin vermem."

Tuğbay, tam bu sözleri söylemişti ki, Gizem, ânî bir hamle ile, onun sağ bileğini yakaladı ve sırtında burktu. Onu, yere yıktı ve üstüne, diziyle çömelip, Tuğbay'ın sağ elini, sol eline aldı; ve üstüne çökerek, kendi belinin arkasından çektiği kamasını, râkîbinin boğazına dayadı.

Tankut, Sekmen ve Boğa, gülüştüler. Gördükleri manzarâ, hem bir alp sunumuydu; hem de, çok güldürücüydü.

"Bay Tuğbay, hâlâ bizimle gelmekte, direniyor musunuz?" diye sordu Yeşilgöz.

"Hâyır; beni, iknâ ettiniz," dedi Tuğbay.

Gizem, onu biraktı; ayağa kalktç ve kamasını, arkasında kemerine astığı kınına soktu. O ânda, Sekmen'i ve Boğa'yı, iyice farketti. Yanlarına gitti ve karşılıklı tanıştılar.

Tankut, poşetten çıkardığı kara lâstilerden, küçük olan çifti çıkarıp, Gizem'e uzattı. Diğer iki çıftten birini de, kendisi aldı.

"Ama bunlar, çok çirkin, Bay Tankut," dedi Gizem.

"Dağlara çıktığımızda, değerlerini anlayacaksınız," die yant verdi Tankut.

Gizem, kara lâstikleri, ayağına geçirdikten sonra, sırt çantasını açıp, içine baktı. Bir küçük şişe su, bir küçük şişe meyve suyu, bir paket 50'li torbacık, bir araştırma kutusu, bir el feneri; saydam bir poşette, bir elma, bir portakal ve bir armut; diğer saydam bir poşette, sandviçler... Hâlâ omuzunda asılı olan el çantasından, cüzdânını ve cep telefonunu çıkartıp, cüzdanı, pantolonunun arka cebine,; telefonu da, montunun iç cebine koydu. El çantasını ve ayakkabılarını, Sekmen, yanına aldı.

Montunu çıkardı; çantayı, sırtına attı; sağ elinde, montu'; sol elinde, termos çanta; Tankut'u bekledi. "Gidebilir miyiz, Bay Tankut?"

Yeşilgöz ve Tankut uzaklaşırken, Bigün'ün kucanğındaki Hun, onların ardindan, zırlamaya başladı.


***
(Son düzenleme: 01 nîsân 2018)

Târih: 15.08.2014 | Bölüm: Aradık ve bulduk!


Öykünün tüm kısımları
- 9. kısım
- 8. kısım
- 7. kısım
- 6. kısım
- 5. kısım
- 4. kısım
- 3. kısım
- 2. kısım
- 1. kısım


Content Management Powered by CuteNews



Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
1. bölüm Aradık ve bulduk!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.