1. bölüm Aradık ve bulduk!
7. kısım


Gizem, uçurumun kıyısından düştüğünde, savunma sporlarında öğrendiği gibi, geriye doğru takla atmayı, bilinçdışından uyguladı; kendini, geriye atar gibi, bir hamle yaptı. İçinden, 'Sanki bir yararı olacak gibi!' diye, kendi-kendisine sarkındı.

Hızla, düşmeye başladı.. Ama...

"Lan! N'oluyor!" Yerçekiminin etkisi, sanki azalmış gibiydi. Hızlı düşüş, birden-bire yavaşlamıştı. Ayakları ve öne savurduğu elleri, yukardaydı. Bedeni ise sarkıktı.

Yavaş-yavaş, yüzükoyun düşüyordu. Düştükçe, düşüş hızı azalıyordu. "Yoksa ben, öldüm mü?" Sağa doğru, bir hamle yaptı. Karam Uçurumu'nun kaya duvarı, gözünün önündeydi. Duvarı izlerken, düşüş hızını, kesiştirmeye çalıştı. Aşağıya baktı; hâlen çok yüksekteydi. Uçurumu, adım-adım yukardan aşağıya, gözden geçirdi; aşağılarda, kendi düşüş hattından biraz solda bir yerde, bir kuytu görüyordu. Oraya varabilseydı... Gerisini, sonra düşünürdü.

Çok uzaklarda, Tankut'un sesini duyuyordu: "Gizeeem! Kızııım!"

"Bay Tankut!" diye fısıldadı. "Ben, iyiyim.; benim için kaygılanmayın."

Sonra, yine aşağıya baktı; o kuytuya yaklaşmıştı. 'Hep böyle, dikine mi düşeceğim!' diye kızdı içinden. 'Hiç olmazsa, biraz yön değiştirebilseydim!'

Bu kez, sola dönmeye çalıştı. Başardı da! Kollarını, düze gerdi; başıyla aynı düzeyde, öne uzatmıştı ellerini; sanki bir şeyler oluyormuş gibi sandı.

Ellerini, biraz aşağıya sarkıttı. 'Oluyor!' Oluyor!' diye geçti içinden. Aşağıdaki kuytuya yaklaşmıştı; ve artık yönünü, biraz kontrol edebiliyordu.

Bu kez, yine sağa dönmeye çalıştı; başaramadı! Ellerini, yine havaya kaldırdı; başarmıştı!

Kuytuya, az bir ara kalmıştı. Ellerini, biraz sarkıttı. Kaya duvarına doğru, yavaşça süzülüyordu.

Kuytunun, üst sınırına kadar düştüğünde, kedisi de, duvara, iyice yanaşmıştı.

Kuytunun tabanından, yaklaşık elli santimetre yüksekliğe ulaştığında, kollarını, yeniden havaya kaldırdı.

Hızlı bir düşüşe geçeceğini farketince, kollarını sarkıttı; ve göbeği ve elleri, aynı ânda yere çakıldı! Kuytunun tabanında, otlar vardı. Yâni topraklı alan idi. Yine de, çok incinmişti. Uflayıp-puflayarak, sızılıp-kaldı. Sızıları, biraz dinince, kıpırdamaya çalıştı.

Soluna baktı; anlaşılan, uçurumun tehlikesi yoktu; şimdilik, tekîn ellerdeydi.

Binbir güçlükle, oturmaya çalıştı. Bir-kaç sâniye sonra, artık kıçının üstündeydi.

Yukardan, Tankut'un sesini duymuyordu.

Girintinin, elverdiği kadarıyla, doğruldu ve başını, dışarıya sarkıttı. "Bay Tankuuut!" diye bağırdı. Yoksa, bağırdığını mı sanıyordu? Sesi, pek kısık gelmişti kendisine. Bir dahâ denedi: "Bay Tankuuut!" Evet, bu kez sesi, biraz dahâ belirgin çıkmıştı. Bir dahâ bağırdı: "Bay Tankuuut!"


***

Tankut, iyice umudunu yitirmişti; o uçurumdan düşen, aslâ kurtulamazdı!

Uçurumun tepesinde oturmuş; dirseklerini, dizlerine yaslamış; yüzünü, avuçlarının içine almıştı.

Birden, sağ kaşını indirdi; dudaklarını büzdü ve kulaklarını açtı... Bir ses duymuştu!

"Bay Tankuuut!" Evet! Bu, onun sesiydı! Çok uzaklardan gelen bir sesti!

Tankut, fırlayarak, diz çöktü; ve başını, uçurumun kıyısından dışarı sarkıttı. "İyi misiniz, kızım?"

"Evet, çok iyiyim; benim için kaygılanmayın."

Tankut'un gözlerinden, yaşlar döküldü. Dahâ bir dakîka önce, üzüntüden, donup-kalmıştı; şimdi ise, sevinçten, gözyaşları akıtıyordu.

"Nerdesiniz, güzel kızım?"

"Bir uçurum girintisindeyim. Çok iyiyim. Kaygılanmayın."

Tankut, hemen Gizem'ın çantasına atıldı. Ön cebinden, telefonu çıkardı. "Bir helikopter çağırıyorum. Yerinizden kıpır..."

"Hâaayııır! Hâaayııır!" Gizem, çok hızlı düşünüyordu. Bir helikopter gelirse, kendisine, sorular yöneltilecekti. Kim bilir, akıl sağlığı bile sorgulanıp, bir hastaneye tıkanabilirdi. Diğer yandan: En az on metre derine düşmüştü; ve beden sağlığına, fazla zarar gelmemişti. Bu da demektir ki, kimyâ laboratuarlarında alaşağı edilecekti!

"Neden, kızım?"

"Önce konuşmamız gerekiyor, Bay Tankut; ağız birliğine varmamız gerekecek."

"Şimdi anlıyorum sizi, kızım. Peki ne yapacağız?"

"Bu girintiden kurtulmanın, yollarını arayacağım. Siz, şimdilik dinlenin. Ben, çok iyiyim. Sağlığım, en üst düzeyde; kaygılanmayın."

"Peki, cânân kızım. Ama ivedice kurtulmanız gerek. İki buçuk saatten az süremiz kaldı."

Yeşilgöz, kuytunun kıyısından, aşağıya baktı; biraz dahâ dışarı sarktı; ve yine baktı. Sağ yanda, durum, kötü gözükmüyordu. Ama biraz fazla yol kathetmek gerektirecketi. Doğrudan, aşağı baktı; tam bir uçurum! Sola yöneldi; umutsuz vakâ!

Yâni tek umut, dahâ yüksek olan sağ yan idi.

"Bay Tankut! Beni duyuyor musunuz?"

"Dinliyorum."

"Buraya gelirken, bir yamaçın ayaklarında, yön değiştirmiştik. Hani Karam Uçurumu'nun, tam ortasını göstermiştiniz ya?"

"Anladım."

"En geç, birbuçuk saat sonra, oradayım. Unutmayın; çıkmak, güçtür; inmek ise, çocuk oyuncağı! Ben, buradan, aşağıya tırmanacağım."

Tankut'un gözyaşları, yeni dinmişti. "Başarılar dilerim, cânân kızım."

"Eşyâlarımı, size emânet ediyorum."

"Siz, beni düşünmeyin. Düşünülecek durumda olan, sizsiniz."

Gizem, önce sağ elinin, sonra da, sol elinin parmaklatını çıtlattı. Sonra, iki elim parmaklarını, iç-içe geçirdi; ellerini önünü, dışa çevirdi ve gerdi.

"Kızım Gizem! Sen, ne bâdireler atlattın! Ufacık bir uçurum, seni korkutamaz! Hadi; kayaların bol olsun!"

Her nedense, ayaklarındaki kara lâstik ayakkabılara baktı: neden kara lâstik giymesi gerektiğini, şimdi anlamıştı.


***

Aysun, son on dakîkadır, başağrısından kıvrılıyordu! Bavullarının birinden, bir hap çıkarıp, yuttu. Ama görünürde, bir iyileşme yoktu.

Kimi kez, bir sevdiğinin başına, bir şeyler geldiğinde, böyle oluyor. Çok gizemli bir durum! Buna karşı, ne yazık ki ilâç yoktu.

Bu ağrılar, ânîden gelir ve ânîden yokolurdu.

'Gizem, önemli işi çıktığını söylemişti. Acabâ onun başına, bir şeyler mi geldi?' diye geçirdi içinden.


***

Gizem, milimetre usûlü yol alabiliyordu. Kimi kez, çok hızlı bir biçimde, inişe geçiyordu. Ama yine de, epeyce dikkat ediyordu; ölmeye, hiç niyeti yoktu. Ama aşırı dikkatin de, zararlı olduğunu biliyordu; aşırı steril ortamlarda büyüyen çocuklar, ileriki yıllarda, hastalıklara karşı, dahâ dirençsiz olurlar.

Yaklaşık iki metre kadar indiğinde, hiç bir güçlükle karşılaşmamıştı; şanslıydı.


***

Ulaş, anlam veremediği bir nedenden dolayı, çok huzûrsuzdu.

Anadar Caddesi'nde, kuzey yönüne doğru yürüyordu; güzel havanın, tadını çıkarıyordu. Kalbinin, sıkıştığını farketti. Sol elini, yumruk yaparak, göğsünün sol yanına götürdü ve bastırdı; biraz dahâ iyi sezindiği kanımsamasına vardı.

Ama bu burukluk, ne anlamına geliyordu?

Ortaca Yerleşkesi'nin, ilk iki binâsının arasına geldiğinde, gözü, sağ yanında kalan karşılara yöneldi. Yamaçları, yukarılara doğru süzdü. Bu kez, tüm bedeniyle sağa döndü.

"Acabâ bu, bir göz yanılgısı mı?" diye mırıldandı. Karam Uçurumu'nda, birisi tırmanıyor gibi geldi ona, Ceketinin iç cebinden, gözlüğünü çıkardı ve bir dahâ baktı.

Karam Uçurumu, o kadar uzaktaydı ki, yine de, göz yanılgısı olma olasılığını varsaydı. Gördüğü nesne, bir bitki de olabilirdi.

Gözlüğü, yeniden cebine koyarken, yolunu sürdürdü. Ama içi, hâlâ huzursuzdu.

Yaklaşık beş dakika sonra, Ortaca Yerleşkesi'nin kuzeydeki son binâsı olan ve kendisinin de dâire kirâladığı Mut Apartmanı'nı geçince, yine sağa döndü ve yeniden, Karam Uçurumu'na baktı; o gördüğü nesne, artık epeyce aşağılarda, dibe yakın bir konumdaydı.

Ulaş, içindeki sıkıntının azaldığını farketti.


***

Gizem, durdu ve aşağıya baktı; artık neredeyse dibe varmıştı. Geriye, en kolay kısım kalmıştı. Derin bir soluk çekti. "Oh be! Bu kadarmış! Kızım Gizem! Senden, adam olacak!"

Uçurumun dibinde, ortalama iki metre genişlikte bir alanda, ağaç yoktu; kum taşı benzeri kayalar vardı. İki metreden az bir aralık kalmıştı. Aşağıya, bir dahâ baktı; tabandaki kayalar, çok büyük değildi. Buradan, belki atlayabilirdi; ama biraz dahâ tırmanmaya karar verdi; çünkü aşağıdaki kayaların, stabilize durumunu bilmiyordu.



Beş dakika sonra, farkı, artık birbuçuk metreye düşmüştü. Aşağıya bakarken, ne kadar yorulduğunu farketti. Kollarında ve bacakarında, artık takât kalmamıştı; atlamazsa, zâten düşecekti.

Artık, düşünecek durumda bile değildi...

Ve atladı!

Yere, yarı oturak biçimde düştü. Hiç kıpırdamaksızın, yalnızca gözlerini yukarı kaldırdı; acabâ kendisine, zarar gelmiş miydi? Zâten çok yorgun olduğu için, sızı ile yorgunluk arasındaki farkı, kestiremeyecek durumdaydı. Sol elini, kayaların üstüne koydu; elinin üstüne abandı. İşte buduır; budur! Yavaşça oturdu. Çevreyi, gözden geçirdi; gülümsedi.

Ve gövdesini, geriye bırakarak, sırtüstü yattı.


***

(Son düzenleme: 01 nîsân 2018)

Târih: 15.08.2014 | Bölüm: Aradık ve bulduk!


Öykünün tüm kısımları
- 9. kısım
- 8. kısım
- 7. kısım
- 6. kısım
- 5. kısım
- 4. kısım
- 3. kısım
- 2. kısım
- 1. kısım





Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
1. bölüm Aradık ve bulduk!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.