1. bölüm Aradık ve bulduk!
1. kısım


Aysun Ağtunç, pazartesi günü öğleden sonra, M'Alum Otel'e varmıştı. Taksi, otele yaklaşırken, ince ve esnek tabanlı ayakkabılarını çıkarıp, çantasında taşıdığı sokak ayakkabılarını giydi. Araba durunca, bir otelboy, kapıyı açtı.

"Bagajdan, bavullarımı alır mısınız?" diye ricâ etti Aysun.

Şoföre, ücretini ödeyerek, lobiye girdi. Otelin konuk ilişkileri sorumlusu bir bayan, onu karşıladı. "Yolculuğunuz, nasıl geçti, Bayan Ağtunç?"

"Teşekkür ederim; çok iyiydi. Ayrıca, ilk izlenimlerime göre, burası, tam bir uçmağ."

"Alazköy halkı, bu sözlerinizden ötürü, mutluluk duyar."

Bu sırada, resepsiyona ulaşmışlardı. Aysun, ivedice bir imzâ attı; ve kendisine, lobide oturup, biraz beklemesi ricâ edildi. Oysa Aysun, sürekli otumaktan yorulmuştu; ayakta bekledi. İki dakîka sonra, otelboy, yanında sürüklediği bir el arabasındaki bagajıyla gözüktü.

Beş dakîka sonra da, onikinci katta bir süitteydiler. Önceden hazırladığı bahşişi, otelboyun eline uzattı; ve onu uğurladı.

Uzun yıllar sonra, ilk kez tâtil yapacaktı. Gönül rahatlığıyla geçireceği bir süreçti; ve çok mutluydu.

Emîn adımlarla, pencereye yaklaştı; dışarı baktı. İki eliyle, pencerenin alçak eşiğine yaslandı. Sol yanında, Kalaman deresinin karşısında, el değmemiş bir orman vardı. Ormanın ortasından akagelen ırmak, dereye karışmadan önce, yüksel bir çağlayandan dökülüyordu. Ormanın uzak yüksekliklerinde ise, heybetli Karam Uçurumu, bir hakan gibi, ormanı, egemenliğinde tutuyordu.

Aysun'un gözü önünde de, Uzun Gölet, bir deniz gibi mavi, ama saydamdı. Göletin dibindeki alabalıklar, tek-tek sayılabilecek gibi gözüküyordu. Uzun Gölet'in yukarı kısmınında, karşı yakada, omanın diğer bölümü yükseliyordu.

Aysun Ağtunç'un yüzü parlıyordu; derin bir soluk çekti: "Burası, gerçekten bir uçmağ!" Sonra da gözü, sağ yana ilişti; orada da Halkdelen, Tankut Kule, adsız yeni bir gökdelen, İnceçivi Apartmanı yükseliyordu.

Son üç binânın aşağısına denk gelen ve hilâlimsi biçimi ile, o altı binânın konuşlanmasını andıran Karam Oteli vardı. Karam ve diğer binâların arasından, Halide Edip Adıvar Dereyolu geçiyordu.

Bakışını, yeniden Uzun Gölet'e çevirdi. Göletin kıyısında, Karam'ın önünde, restoran masaları vardı. Ayrıca rıhtım türü bir yapıt da bulunuyordu. Çevresinde, iki küçük kayık bağlanmıştı.

Gülümsedi.

Yakında, elli yaşına girecekti; ve yaklaşık yirmi yıl aradan sonra, ilk kez, gerçekten soluklanma fırsatı yakalamıştı! Bu şansı da, sonuna kadar kullanmaya kararlıydı.


***

"Sevgilim?" Bilge'nin sesi, hattın diğer uçundan, neşeli geliyordu.

Ulaş ise, biraz şaşkındı. "Tünaydın, yaşamımın çöp tenekesi! Sana, bir iletim var: Alazköy'den, yanıt geldi. Cumâ gününe, randevu verdiler." Bilge'nin soluk alışı, telefondan duyuluyordu. Sorgular gibi, boğuk bir ses çıkardı. "Az önce, perşembe günü için uçak bileti aldım. Ayrıca, Alazköy'de bir otelde, rezervasyon yaptırdım."

"Hayâllerine, bir adım daha yaklaştığına sevindim," dedi Bilge; ama bu söylediklerine, kendi bile inanmak istemiyordu.

Ulaş, bu burukluğu seziniyordu; çünkü kendisi de, aslında, Bilge'den uzaklarda olma olasılığı ile, çok mutlu değildi. "Konuya, bir de, bardağın dolu tarafından bak; asalak bir hayât arkadaşı mı istersin; yoksa, imgelerinin ardında koşan ve kendine, güveni olan birini mi yeğlersin?"

"Elbet de seni, çok iyi anlıyorum. Ama iş başvurusunu gönderdiğinde, konuyu, bu kadar önemsememiştim. Oysa, iş ciddîleştikçe, sezintilerim de karmaşaya uğruyor."

"Hele bir gideyim; ondan sonra, yeni hesâblar yaparız."

"Sakın oralarda, başka kadınlara göz atayım deme; gözünü oyarım!"

"Ay, ay, ay! Benim sevgilim, kıskançlığa mı başladı? Sen, ne ara kıskanç oldun?"

"Neyse! Mesâi bitiminden sonra uğrarım. Patronun gözleri, üzerimde."

"Görüşürüz, ha-yâa-tımın çöp tenekesi!"

"Öptüm." Ve Bilge Tolon, telefonu kapattı.



Posta, biraz önce, Ulaş Uzel'in eline geçmişti. İki hafta önce gönderdiği iş başvurusuna, Sibel Yetiş, yanıt yazmıştı. Ulaş'ı, cumâ günü saat onbirde beklediğini yazıyordu. Yetiş'in uyguladığı dil, son derece yalın ve dostça idi.

Ulaş, âhizeyi, sehpânın üzerine koyduktan sonra, dizüstü bilgisayarın sol yanında, açık duran mektubu, eline aldı. Okurcasına, onu, gözden geçirdi. Ardından, büküp, zarfın içine koyarak, aldığı yere bıraktı..

Hemen dizüstüne geçti; ve adres çubuğuna, Alazköy'deki şirketin bağlantısını ekledi. Sayfa, hemen açıldı. Bir-kaç tık arayla, 'Başvuruculardan Beklenen Görsel Özellikler' bölümüne geçti.

Orada bir satırbaşı dikkatini çekti: "Alınacak personelin, üç günlük sakalı, kirli sakalı, pis sakalı, çember sakalı ya da bâdem bıyığı olamaz. Sıkmabaşlığa tahâmmül edilmez. Abartılı makyaj ve beden çizgilerini, belirgince gösteren giysiler, kabullenemez. Aşırı kısa etek ve aşırı uzun topuklu ayakkabılardan, uzak durulmalı."

Ulaş Uzer, bilinçaltından gülümsedi; ve farkında olmadan, eli, kirli sakalına vardı; parmak uçlarıyla, önce, soldan sağa; sonra da, sağdan sola, sakalını okşadı; sonra da, kip parmağını, bıyığınında gezdirdi.

Kalkıp, mutfağa gitti; bir bardak çay hazırladı; ve banyoya geçti. Aynalı dolaptan, saç kesme makinesini çıkardı; çenesinin altına getirdiğinde, biraz duraksadı; sakalına, son bir kez gözattı.

Biraz sonra, jileti, son bir kez, çenesininm altında gezdirdi; ve aynaya bakıp, gülümsedi: "Vay be! Sakalsız, bu kadar yakışıklı olacağımı bilseydim, daha önce traş olurdum."

Saçları, öne tarandığında, gözlerini, kolayca örtebilecek kadar uzundu. Bıyığını ortadan, ikiye bçlmüştü ve dudak üstünden kısaltmıştı. 1900'lü yıllardaymış gibi sezinlendi. 'Acabâ, o kadar tutucu muyum?' diye geçirdi içinden.


***

Gizem Gözsel, M'Alum Otel'deki odasına çıktığında, saat onbeşi geçiyordu. Yorgunluktan, ayakta duracabilecek gibi değildi. Tüm gece- ve tüm günboyunca, yollardaydı. Her nedense, yemeyi-içmeyi bile düşünmemişti. Bitkindi!

Otelboy, üç bavulunu ve bir valizini, odanın bir köşesine bırakıp, çıkınca; kendisini, yatağın üstüne attı; ve aynı hamleyle, ayakkabılarını, bir köşeye fırlattı. Mini eteğinin, sıkıştıdığını farketti ve çıkarmak istedi; ama yorgunluğuna, yenik düştüğü için, çıkarma zahmetine katlanamadı; eteği, yukarı çekti ve öylece yatakaldı; hemen uykuya daldı!



Silkinerek-uyandı! Çevresine bakındı; bir şey göremedi. Yatağın kıyısına oturdu; el çantasından, cep telefonunu çıkardı; saat, onyediye geliyordu.

Bellekten, bir numara seçti ve aradı. Kısa bir süre sonra: "Anneciğim," dedi, "iki saat önce otele vardım. Çok yorgundum; yatağa sızıverdim." Biraz bekledi: "Peki, anne; seni, yine ararım. Babamı da, benden öp." Ve yanıt beklemeksizin, kapattı.

Yine yatağa yığılıp-kaldı; bayılmış gibi, uyumayı sürdürdü.


***

Bilge, geleceğini bildirmişti. Buna karşın, Ulaş, sabredemedi; bir bavul almak için, dışarı çıktı. Yaklaşık bir saatlik süresi vardı; Bilge, onsekizden sonra uğrayabilirdi.

Alış-veriş merkezi, ana-baba günü gibiydi. İğne atsan, yere düşmezdi; tıklım-tıklım!

Ulaş'ın ilgi alanı, üçüncü kattaydı. Yürüyen merdivenlere doğru ilerledi. Merdivene, ayak basacağı sırada, sol yanda, gözüne, bir şeyler ilişti. Hafif sağa dönerek, cebindeki gözlüğü çıkarıp, gözlerine taktı. Yine sola döndü. Evet, doğru görmüştü; Bilge, yabancı bir erkekle, içtenlikli bir biçimde konuşuyordu.

Adam, Bilge'nin beline, elleriyle sarılıyordu. Bilge ise, içten bir tavır ile, iki eli ile, adamın kollarına tutunuyordu.

Ulaş, izlemeyi sürdürmeye karar verdi. Bir ara, adam, Bilge'yi, kendine çekti; ve onu, dahâ sıkı kucakladı. Bilge de, adamın boynuna sarıldı. Dahâ sonra da, sevgililere özel olan bir öpücük paylaştılar.

Bu görüntü karşısında, Ulaş, ne düşüneceğini kestiremedi.

Önlem amacıyla, alış-veriş merkezini, gerisin-geri terketti.


***

Işıl Idır, son derece zarif ve zekî bir sekreterdir. Patronunun, tam ekipman, yazıhanesinden çıktığını görünce, şaşırdı, "Bay Tankut?"

"Bayan Düşel aradı. Kıran Kafe'de buluşacağız."

"Dönecek misiniz peki?"

"Sanmıyorum. Kendime, ayda-yılda bir, bir akşam armağan ediyorum. Siz de, paydos edebilirsiniz. Zâten çalışkanlığınızla, beni mahçûb ediyorsunuz. Artık biraz dinlenin."

"İyi akşamlar, Bay Tankut."

"Size de, Bayan Idır."

Tankut, kat lobisine uğradığında, salonun diğer uçunda, Özkan Oğuzhan'ı gördü. Hızlı adımlarla, ona yaklaştı.

"Bay Oğuzhan? Neden paydos etmiyorsunuz?"

Özkan Oğuzhan, otistik bir bilgisayar uzmanıydı. Tankut Şirketler Kümeleri'nin donanım ve yazılım başuzmanı idi.

Özkan, başını kaldırır gibi, gözlerini, eğik biçimde, Tankut'a yönelti. Çekingen bir biçimde, "Önemli," diye mırıldadı.

"O işiniz bitince, paydos edin. Sizin de, dinlenme gereksiminiz var."

Özkan, yine, "Önemli," diye mırıldandı.

Tankut, gülümseyerek, başını salladı ve uzaklaştı.

Sokağa çıktığında, onaltı derecelik ısı, suratına çarptı. Akciğer hastalığı ve alerjileri, onu, bu havalarda bunaltıyordu.

Yine de, gideceği yere, yürüyerek-varmayı yeğledi.

Ama Tanıl Tuğbay, bu kez de, dışarda bekliyordu.

"Bay Tuğbay, ben, yürüyerek gideceğim. Siz, eve gidebilirsiniz." Belge çantasını ve sefertasını, Tuğbay'a uzattı.

Tanıl, uzatılanları dikkatlice eline aldı. "Peki, Bay Tankut."

"Evdekilere söyleyin; içim turşukavurma çekti."

Tanıl, onaylarcasına, hafifçe, başını öne eğdi. Tankut da, aynı biçimde, başını eğip-kaldırdı.


***

(Son düzenleme: 30 mart 2018)

Târih: 15.08.2014 | Bölüm: Aradık ve bulduk!


Öykünün tüm kısımları
- 9. kısım
- 8. kısım
- 7. kısım
- 6. kısım
- 5. kısım
- 4. kısım
- 3. kısım
- 2. kısım
- 1. kısım





Tüm Bölümler
12. bölüm: Yasalar, her şeyden üstündür!
                  (Hazırlanıyor)
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
1. bölüm Aradık ve bulduk!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.