10. bölüm Kutluluklar ola!
1. kısım


Tankut, yazıhânesine girdiğinde, hâlâ düşünceleri ile boğuşuyordu; Gözde Gözsel'i, nereden tanıyordu? Gözde'nin her tavrından da, pek hoşnuttu; güzel kadın, eğitimli olmanın yanısıra, görgülü ve kültürlü biriydi.

Onu, dahâ önce görmüş olsaydı, bunu, kesinlikle anımsayabilirdi; en azından, bu kanıdaydı. Beynini, ne kadar yoklasa da, sağlıklı bir sonuca varamıyordu.

Dinç delikanlkı, Aysun'a, vazgeçilmez bir alkla bağlı olduğundan, tekin olmasaydı, Gözde'de, gözü var sanacaktı. Ama durum, böyle değildi. Gözde'yi tanıyordu; ama nereden? Yoksa onun resmini, basın ve yayında mı gömüştü? Öyle olsaydı bile, onu, diğer kadınlardan ayıran, neydi?

Masasının arkasında, kollarını çaprazlayarak, masanın üstüne dayanıyordu. Yüzünde, boğuk bir şemâl vardı. Sıklıkla yaptığı gibi, bu kez de bakışlarını, belirsiz bir noktaya odaklamıştı.

İçindeki daralma, her ân biraz dahâ yükseliyordu! Mutfak paravanasını açtı ve içeri girdi. Espresso makinasının oluğunun altına, bir cezve yerleştirerek, düğmeye bastı. Sıcacık kahve, fincana dolarken, altlığı da tezgâhın üstüne koydu; ve regallerden birinden, bir şişe rom çıkardı. Cezve dolunca, üzerine bir parmak rom ekledi. Ardından, dingin adımlarla, pencereye vardı. Romlu kahvesinden, ufak bir yudum alırken, dalgınca karşıdaki ormanları izledi.

Düşünceleri, birden-bire Gürel'e yöneldi. Son derece karizmatik olan bu adamın, iyi niyetli ve sevecen olması da, işin garip yanıydı. Karısı da, aşırı ezgin olan bu adam, o dilberle, nasıl olur da, bunca yıl birlikte kalabilmişti? Oysa, içinde bulunduğu bu toplumbilimsel koşullarda, bu derece dingin olmamalıydı.

Farkına bile varmadan, düşüncelerini, tümüyle Gözde'ye yöneltti; onu tanıyordu, ama nereden?

Anılarında, ortaokulda, sınıf arkadaşı olan bir kız dirildi; Gözde ile, ilişiği olmasa bile, bu iki kişiyi, her nedense, bir-birleriyle bağdaştırdı. Gülümsemekle yetindi.

Yeniden, yazı masasına yöneldi; yüzeyin altındaki düğmeye basarak, piyano odasını açtı. Elindeki kahveyi, altlığı ile birlikte, kanatlı piyanonun üstüne koydu. Smokin düğmelerini açarak, tabûreye oturdu.

Açık kahverengi gözlü sarışın sevgilisi, sezintilerini, alt-üst ediyordu! İlk tuşa bastığında, sessiz oda şenlendi: 'Elâ gözlerine, kurbân olduğum...'


***

Dakîkalardan beri, kıpırdamaksızın, öylesine oturuyordu! Görüngedeki uyarı, hâlâ Yeşilgöz'ün gözünün önündeydi: 'Deneklerin, baba-yavru olma olasılığı: %97.'

Gizem'in dünyâsı, bu bilgiyle yıkılmıştı! Ne yapacağını, bilemez durumdaydı! Şimdi, bir kadeh cin, çok iyi gelirdi; ama laboratuarda, o tür içecekler yoktu.

Bu düşüncelerle uğraşlıyken, baldırlarında, çok kötü bir sızı oluştu; genç kadın, ânîden kıvrandı! Aybaşı, beklenenden öncesinde göstermişti kendini! İki elinin avuçlarıyla, kıvranarak, kalçalarını sıkıştırdı.

Ayakta durduğunda, neredeyse yerleri süpürebilecek olan uzun eteğini, yukarı çektı; çıplak kalçalarını, yeniden avuçlarıyla sılkıştırdı. Sızı, giderek-artıyordu!

Eteğini, yine aşağıya sarkıttı. Dirsekleriyle, yazı masasının üstüne abandı.

İki kolunun dirseklerini de, masaya dayamış, çenesini, sağ elinin başparmağı ve kip parmağının arasına yaslayarak, açık olan sol elini de, yanağına yapıştırmış biçimde, düşünüyordu.

Demek ki, bir ömür boyunca, 'babası' olarak bildiği Gürel Gözsel, onun gerçek babası değildi! Öyleyse, kedisi de, bir 'Gözsel' değildi!

"Kızım Gizem!" diye mırıldandı "Kendine, egemen ol! Güçlü olmalısın! Bu yaşadığın, ne ilk, ne de, son şok deneyimin olacak! Kendine gel! Yatış!"

Bacaklarını, bir-birine sürterek, baldırından gelen sızıyı, azaltmaya çalıştı.

Masadan kalktı ve pencerenin önüne vardı. Aslında, hiç bir yere bakmıyordu; kafası, o denli karışıktı ki, tam anlamıyla, neyi düşüneceğini kestiremiyordu.

Önlüğünü sıyırarak, bir yerlere fırlattı; ve hızlı adımlarla, banyoya gitti.


***

Tuğbay, utangaç bir görüntü sergiliyordu; ne ara Idır'a yaklaşsa, kekelememek ve tökezlememek için, tam anlamıyla, çaba harcıyordu.

Işıl'ın masasına vararak, orada duradurdu. Karşısındaki şık ve alımlı kadın, onu neşeyle süzdü. "Bir şey mi istediniz, Bay Tuğbay?"

Genç adam, sonunda, bir-kaç sözcük geveleyebildi: "Aslında, Bay Tankut'la, biraz konuşmak istemiştim."

"Uygun olup-olmadığını, sorayım mı kendisine?" Tuğbay'dan, yanıt beklemeden, âhizeyi kaldırdı. Sâniyeler sonra yanıt aldı. "Bay Tankut, Bay Tuğbay, sizinle görüşmek istiyor."

"Burda mı kendisi?" diye sordu Tankut.

"Evet; karşımda duruyor."

"Öyleyse, beklemesin; hemen içeri girsin."

Işıl, Tanıl'a, içeri girmesi için, bir el kipi yaptı. Genç adam, içeri girdiğinde, nasıl davranacağına karar veremedi.

Tankut, oturduğu yerden, dalgın bir biçimde gülümsüyordu. "Benden, ilk kez bir öğüt ya da öneri beklediğinizi seziyorum, dostum. Aksi durumda, Bayan Idır aracılığı ile değil, doğrudan kapımı çalardınız. Oturun lütfen."

Tuğay, pencere yönündeki koltuğa oturdu. "Evet, Bay Tankut. Gerçekten de, sizin öğütünüze gereksinim duyuyorum. Son dönemlerde, bir kararsızlık dönemi geçiriyorum."

Tankut, lâcivert smokinginin düğmelerini, bilinçaltından, önceden kapamıştı; hâla kapalı olduğunu, o sırada farketti; onları açınca, rahât bir soluk aldı. "Sanırım, bugün, sizin de fazla işiniz yok; haklı mıyım?"

"Haklısınız," dedi Tanıl; hep sürekli olduğu gibi, büyük içtenlikle gülümsüyordu. "Bu da, benim için bir fırsat değerlendirmesi oldu." Biraz ara verdi. "Bay Tankut? Sizce, Bayan Idır ve benim, iş arkadaşlığımızın sınırı, nerelerde duruyor?"

Patron, kesin bir tepki vermek istemedi; biraz düşündü. Sonunda, söze başladı: "Ben, mesâi arkadaşlarının, bir-birleriyle, gönül ilişkilerine girmelerine karşıyım. Konuya, sizin düşünebileceğiniz açıdan bakarsanız, Alazköy'de, neredeyse herkes, birer mesâi arkadaşıdır. Bu durumda da, insanlar, bir-birleriyle, aşırı içli-dışlı olamazlardır."

"Yâni, sizi anladığım kadarıyla, benim mesâi arkadaşlarım, yalnızca Bayan Boğa ve Bayan Sekmen'dir."

"Aslına bakarsanız, tam da öyle değil." Gönlünde, koruyucu sezintiler besliyordu. "Siz, Bayan Boğa ve Bayan Sekmen'den de öte, Bayan Idır'la, dahâ belirgin mesâi arkadaşlarısınız."

"Yâni, olduğu gibi mi gidecek?"

Tankut, sağ bacağını, sol bacağının üstüne attı. Parmaklarını, iç-içe geçirdi ve iki elini de, bacaklarının üstüne yerleştirdi. İçini çekti. "Bay Tuğbay..." diye başladı, ama uzunca bir ara verdi. "Beni, sağduyuz gibi algılamayın. Çevremde olup-bitenlerin, son derece farkındayım."

Tanıl, tedirginlik eşliğinde susutu.

Tankut, önce önüne baktı; yine başını kaldırdığında, Tanıl'ın gözlerine baktı. "Yıllardır; sizi ve Bayan Idır'ı da gözlemliyorum; ikinizin de içinde yanan alevin, farkındayım." Yüzü açıldı; tatlı-tatlı gülümsedi. "Bayan Idır'la, kendisinin de rızâsı doğrultusunda, istediğiniz iletişimi kurabilirsiniz; bunda, herhangi bir önlem yok."

"Bu düşünce, haftalardır içimi kemirdi. Nasıl bir tutum sergileyeceğimi, bir türlü kestiremiyordum. Bana, çok yardımcı oldunuz; teşekkür ederim." Bu kez, biraz sesli güldü. "Fıttırasım geliyor!"

"Bay Tuğbay, siz ve Bayan Idır; şirketlerimizin, belkemiği konumundasınız. Cinsellik içeren her tür ilişkilerde, ara-ara, gerginlikler olabiliyor. Ama sorun, gerginliklerde değil; belirli-belirsiz aralıklarla gelen gerginlikler, ilişkilerin tuzu-biberidir. Umarım, bu gerginlikleri, işinize bulaştırmazsınız."

Tuğbay, bir o kadar dahâ içtenlikle gülümsedi. "O konuda, ikimize de güvenebileceğinizi, çok iyi biliyorsunuz, Bay Tankut."

Tankut da, gülümseyerek, "Biliyorum," dedi ve âhizeyi kaldırdı. Bir sâniye sonra da, yanıt verdi: "Bayan Idır! Bugün, yaşamsal derecede işleriniz var mı?"

"Yalnızca rutin işler, Bay Tankut. Sizin için, ne yapabilirim?"

"Bu güzelim güneşli havanın, tadını çıkarın derim. İstediğinizde, paydos edebilirsiniz." Anlamlı bir biçimde gülümseyerek, Tanıl'a, dışarı çıkması için, bir el kipi yaptı.

"En azından, sizin, yazıhânenizden çıkmanızı beklesem...?" diye yorumladı Idır.

Tanıl, dışarıya çıkmıştı bile. "Gerek yok; hemen paydos edebilirsiniz."


***

Tuğbay, Idır'ın masasına vardığında, güzel kadın, âhizeyi yeni kapatmıştı. "Bir planınız yoksa..." dedi genç adam; ve sözünü, sürdürmekten çekindi; bugün, bilâkis utangaçlığı üzerindeydi.

Işıldayan kadın, karşısındaki adama, biraz yardımcı olma gereksiniminde, olduğunu anlamıştı. "Bay Tuğbay, iş ve çalışma açısından bakarsak, Bay Tankut'un, en çok güvendiği iki kişi, biz olmalıyız; yâni ortak yönlerimiz çok. Benimle bir şeyler yapmak ister misiniz? Bunu fırsat bularak, Bay Tankut'a, nasıl dahâ fazla yardımcı olabileceğimizi tartışabiliriz." Genç kadının gözleri, ışıl-ışıl parlıyordu.

Genç adam, boşuna göklerde arıyormuş; meğerse aradığı, yerlerdeymiş; sevinçten, uçacak gibi sezinlendi. "Büyük kıvanç duyarım."

"İsterseniz, önce kafeye gidelim; ne dersiniz? Bu güzel havanın, tadını çaıkarırız işte." İmgesel gözlerle gülümsüyordu.

"Ardından da, birlikte baloya gideriz," diye ekledi Tuğbay; bunu söylerken de, smokinin yakalarını, zerafetle düzeltti.


***



Târih: 25.03.2018 | Bölüm: Kutluluklar ola!

Öykünün tüm kısımları
- 10. kısım
-   9. kısım
-   8. kısım
-   7. kısım
-   6. kısım
-   5. kısım
-   4. kısım
-   3. kısım
-   2. kısım
-   1. kısım





Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
10. bölüm Kutluluklar ola!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.