10. bölüm Kutluluklar ola!
2. kısım


Laboratuarda, telefon zırladı. Gizem, sanki ağır çekimdeymiş gibi, âhizeyi kaldırdı. "Söyle, Ulaş!"

"Efendim; Bilge Tolon, yazıhânemi bastı! Onu, içeri almıyoruz. Ama kapıda dikilip-duruyor; bu gidişle, Ağtunç Kule'nin açılışına bile gidemeyeceğim!"

Gizem'in, içinde bulunduğu travma, Bilge'ye olan kinini, dahâ da arttırdı. "Hemen geliyorum!" Ve âhizeyi, istasyona koydu.

Aradan, bir dakîka bile geçmeden, üzerine çeki-düzen vermiş ve laboratuarı terketmişti.

Hızla, Hizmet Yerleşkesi'ne vardı. Alum Caddesi'nde bulunan oniki katlı binâya girdiğinde, burnundan, alevler fışkırıyordu! Asansörü beklerken, kininden, patlayacak gibiydi!

Üçüncü kata ulaşana kadar, sanki önüne gelen herkesi, yumruklama güdüsündeydi!

"Bilge Tolon!" Sanki, onun adını, heceliyor gibiydi. Biraz ötede beklemekte olan gergin Bilge, yüzünü, ona çevirdi. Yeşilgöz, hızlı adımlarla, râkibinin yanına vardı. "Söyle bakayım; ne arıyorsun burda?!"

"Seni tanıdım," dedi Bilge. "Sen, Mut Apartmanı'nda, sıklıkla gördüğüm o dilbersin. Burda, ne işin var?" Birden-bire, kin belirtileri gösterdi! "Ne arıyorsun burda?!" diye haykırdı!

Yeşilgöz, ânîden râkibinin sağ bileğini yakaladı ve kolunu, arkasında burktu! "Buradan kaybolup-gitmezsen; sana, burada, ne işim olduğunu gösteririm!" Bilge'yi, kıskıvrak yakalayıp, onu, yüzükoyun, duvara dayamıştı!

"Barbar!" diye inledi Bilge. "Yaban! İğrenç yaratık! Kaba güce tapan sürtük!"

Gizem, sağ yumruğu ile, Bilge'nin beline, bir balyoz indirdi! "Söylediklerine, biraz dikkat et, şıllık! Aksî durumda, sana, terbiye vermesini de bilirim!"

Bilge, acıdan kıvrandı. "Demek ki, sevgilimi, elimden almaya yelteklenen o kaltak, sensin, barbar!" diye inledi.

Tam da o ânda, Ulaş, kapıyı açarak, olaylara tanıklık etti. Mesâi arkadaşı Almula Yerbüker de, onun yanınndaydı. İki kişi de, Gizem'in 'okşama' deneyimlerine, tanıklık ediyordu.

"Bana bak, orospu!" diye püfürdü yeşilgöz. "Eğer sevgilimi, rahâtsız etmeyi sürdürürsen, öldürülmek için, yalvaracağın duruma düşürürüm seni! Anladın mı, kopuk?!"

Ulaş'ın kalbi, neredeyse duracak gibiydi; 'tanrıçası', onu, 'sevgilisi' olarak algılıyordu! Yakışıklı genç, ne yapacağını şaşırmıştı. Ellerini, smoking pantolonunun ceplerine soktu.

"O, senin sevgilin değil, benim sevgilimdir; dağdan gelip, bağdakini kovmaya çalışma, barbar yaratık!" diye kıvrandı Bilge.

"Ona, posta koyan, sen değil miydin, şıllık?! Artık, tüm özlük haklarını kaybettin!" Bilge'nin yüzünü, kendisine çevirerek, sol eliyle boğazını kavradı! "Alazköy'ü, hemencecik terkediyorsun! Alnadın mı?!'" Ve güzel râkibinin midesine, temkinlice, bir yumruk indirdi!

Bilge, aldığı darbeyle kıvranırken, solunum yetmezliği geçiriyordu; boğuk sesler çıkarıyordu. Gizem'e, elleriyle müdâhâle etmeye çalışıyordu; ama hiç bir biçimde, başarılı olamıyordu.

Yeşilgöz, sanki karşısındaki, bir erkekmiş gibi, diziyle, onun bacakarasına, sert bir darbe indirdi!

Bilge, acıdan kıvrandı; bel kemiğinin, kırıldığını sandı! Ama yeniden, midesinde, bir darbe dahâ sezindi!

"Kaybolup-gitmezsen, bu gördüğün işlem, yalnızca bir başlangıç olur!" Yeşilgöz'ün kini, dahâ yeni başlamamış gibi gözüküyordu! "İstersen, seni, Jandarma'ya, kendi ellerimle götürürüm; bana karşı, istediğin kadar suç duyurusunda bulunabilirsin; vız gelir, tırıs gider!"

Yerbüker ve Uzer, hiç bir biçimde, araya girmiyorlardı; aksine, keyifle izliyorlardı.

"Sevgilimi, sana kaptırmam, iğrenç kaltak!" dedi Bilge; içinde bulunduğu durumun, hâlâ farkında değildi.

"Sen, hâlâ farkında değisin, değil mi?! Suratına neden dokunmuyorum, biliyor musun?!" dedi Gizen dingince. "Çünkü sen, bana gereklisin! Alazköy'ü terketmen için, sana, bir şans tanıyorum. Ama işi, inâda dökersen, suratının biçimini bile değiştiririm!" Ayağının uçuyla, râkibinin ayağının üstüne abanarak, kendi ayağını, sağa-sola kıvırdı!

Bilge kıvranırken, merdivenlerden aşağıya inmekte olan bir çift, aralarına girmeye yüreklenemedi; bakınarak, yollarını sürdürdüler.

"Ben, hâlâ Ulaş'ı seviyorum," diye kıvrandı Bilge Tolon.

Yeşilgöz, râkibinin başını öne eğerek, elinin tersiyle, ensesine, bir darbe indirdi!

Tolon, sendeleyerek, yere yığıldı; bayılacak gibi olurken, güçlükle, yeniden ayağa kalktı. Kinboyu mırıldanırken, biraz önce yere düşürdüğü çantasını kaldırdı. Ağrı ve sızılarla kıvranırken, merdiven basamaklarını inmeye başladı.

Yeşilgöz ise, hiç bir yorum yapmadan, asansörlere doğru yöneldi.


***

İki genç kadın uzaklaşınca, Almula Yerbüker, Ulaş'a döndü: "Bayan Gözsel'in yaptığını, pekâlâ, siz de yapabilirdiniz," dedi; biraz alaylıca gülümsüyordu.

"Ne yâni?" dedi Ulaş. "Bir kadına, kaba güç mü uygulayayım?" Ulaş, merdivenden aşağıya bakar gibi yaptı ve yeniden, Yerbüker'e döndü. "Gelin benimle; sizinle, konuşmam gerekiyor." Arkasını döndü ve kendi odasına doğru ilerledi.

Yerbüker ise, kapıyı kapadıktan sonra, Ulaş'ın ardından gitti. Odaya girdiklerinde, kapıyı kapamadı; doğrudan, Ulaş'ın masasının önündeki koltuklardan, birine oturdu. Karşısındaki Ulaş'ın, konuşmaya başlamasını bekledi.

"Bayan Yerbüker, Alazköy'e taşınmak ve buraya yerleşebilmek için, kaç kişi, sırada bekliyor; biliyor musunuz?" Yanıt beklemeksizin, konuşmasını sürdürdü. "Yaklaşık yarımmilyon kişi! Alazköy'deki planlamaya göre, burada, en fazla yirmibin kişi yaşayabilir. Bir karşılaştırın; yirmibin kişi nerde; yarımmilyon kişi nerde!"

Yerbüker, patronunun sesini kesti: "Herkes, burada yaşamak ister."

"Çünkü burada, en önemli unsur, insan erdemidir; insan erdeminden üstün, hiç bir şey olamaz; hiç bir bireyin erdemi, diğer hiç bir bireyin erdeminden, dahâ önemli ya da dahâ önemsiz değildilr; insan erdemi, dokunulmazdır."

"Yâni tavır ve tutumlarımda, kusur mu var, Bay Uzer?"

"Bakınız; bana, 'Bay Uzer' diye hitâb ediyorsunuz. Alazköy farkı, tam da orada başlıyor. Burada, herkese; 'Bay', 'Bayan' ya da 'Erbayan' diye hitâb edilir. Bu tür hitâbetler, insanları, gereksiz yere yüceltmez ya da erdemsizleştirmez. Kişinin toplumdaki konumu, her ne olursa-olsun, bu tür hitâbetlerin eşliğinde, karşısındaki kişiyle, aynı konumda birleşilir."

"Ama ben, Alazköy'de, dahâ çok yeniyim; alışma süreci gerekecek."

"Sizden, bir tanrıça olmanızı beklemiyorum. Ama bilesiniz; bu yazıhânenin kapısından içeri, her kim girerse-girsin; onlara, eşit davranın. Dalkavuklulardan da, olabildiğince uzak durun. Alazköy'de, bir miyarder ile bir asgârî gelirli kişi, aynı karşılanır; hiç kimse pohpohlanmaz ve hiç kşimse küçümsenmez. Bu kurallar, yalnızca bu yazıhânde değil, tüm Alazköy'de geçerlidir."

"Peki; bu kuralları, hızlıca öğrenmek için, kurs benzeri bir oluşum yok mu?"

"Bayan Yerbüker!" Ulaş, sesini yükseltmişti; ve oda sesiyle, konuşmasını sürdürdü. "Sizi, aldığınız eğitime güvenerek, işe aldım. Aldığınız eğtitimi, sakın küçümsemeyin." Sol elinin dirseğini, masaya dayadı; açık elini yukarı kaldırdı. Yerbüker, onu anlamıştı; sustu. Ulaş, biraz düşündü; ve konuşmasını sürdürdü. "Alazköy Kadın Derneği'ne üye olun. Başkan'ımıza anımsatırım; bu konuda da, bir kurs düzenlerler."

"Derneğin kurucu başkanı da, zâten bir lise mezunuy..."

"Bayan Yerbüker!" diye kükredi Ulaş; bu kez, gerçekten de çok kızmıştı!


***

Yeşilgöz, biraz da, tamponunu değiştirmesi gerektiği için, laboratuara geri döndü. ivedilik sezinmeyince, biraz beklemeyi yeğledi. Laboratuarı, yeniden terketmeden önce, Oya Kaygusuz'un, haber yazıp-yazmadığını bilmek istedi. Gerçi ayrılalı, dahâ yeni olmuştu; ama Kaygusuz, onu, hep şaşırtmıştı.

Önündeki bilgisayardan, araağa girdi. Muhâbirin çalıştığı gazetenin, bağlantısını çağırdı; haberleri görünce, hiç de şaşırmamıştı.

Kaygusuz, Bi-Ge-Bil-Ar'ın açılışı üzerine, uzunca bir haber yazmıştı. Ayrıca kendisi ve Tankut üzerine de, özel bir haber hazırlamıştı. Bu özel habere, Tankut'u öperken çekilmiş, bir görseli de eklemişti.

Tan Taner Tankut, 'yılın babası' seçilmezse, şaşarım!

Resmî olarak, bu nîsân ayının birinde, ancak fiîlen bugün açılan, Tankut Şirketler Kümeleri'nin bir alt şirketi olan Bi-Ge-Bil-Ar'ın, açılış töreni için, toplu biçimde, laboratuara girecektik. Çiçeği burnundaki şirketin, çiçeği burnundaki genç müdüresi Gizem Gözsel, kapıyı açınca, bizi durdurdu.

Patronu Tan Taner Tankut'un başını, ellerinin içine aldı ve onun dudaklarına, uzunca bir öpücük kondurdu. Öpücüğün gerekçesi sorulduğunda da, ona, bu öpücüğün süzünü, Bayan Ağtunç'a vermiş olduğunu belirtti. Ben de, bu sözün kaynağına, değinmek istemedim.

Gözsel ve Tankut, tören boyunca bir-birlerine, baba-kız muâmelesi yaptılar. Gerçekten de, yürekleri burkan bir sevgiyle, bir-birlerine yaklaştılar.

Gözsel'in, kutlamalarda bulunan annesi Gözde ve babası Gürel de, iki dirdeşin yaklaşımlarını, büyük bir özveriyle gözlemlediler.

Eğer 'yılın babası' diye bir ödül olsaydı, onu hakkeden tek kişi, kesinlikle, Tan Taner Tankut olmalıydı.

Yeşilgöz, tatlı-tatlı gülümsüyordu. Yine içinden, yarım saat önce, babası üzerine edindiği bilgi geçince, yeniden içi burkuldu. 'Kendine, egemen ol, Gizem!' diye geçirdi içinden. 'Senin, sorumlulukların var; bunu unutma!'


***



Târih: 25.03.2018 | Bölüm: Kutluluklar ola!

Öykünün tüm kısımları
- 10. kısım
-   9. kısım
-   8. kısım
-   7. kısım
-   6. kısım
-   5. kısım
-   4. kısım
-   3. kısım
-   2. kısım
-   1. kısım


Content Management Powered by CuteNews



Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
10. bölüm Kutluluklar ola!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.