10. bölüm Kutluluklar ola!
3. kısım


Anadar Caddesi'nde, kuzeye doğru ilerliyorlardı.

"Smokininiz, yeni mi, Bay Tuğbay?" diye sordu Işıl; ve Tuğbay'ın koluna girdi. "Yakışmış size."

"Hâyır; yeni değil. Ama siz de, çok şık giyindiniz. Benimkisi de, lâf ola; beri gele! Sizin gibi bir kadına, ne yaraşmaz ki?"

"O kadar uzun süredir, birlikte çalışıyoruz; sizinle ilgili, pek bir şey bilmiyorum... Dahâ doğrusu, yakışıklılığınız, karizmanız ve erkeksiliğiniz dışında, üzerinize, hiç bir bilgim yok."

Tuğbay, alışıldık gülümsemesinin eşliğinde, uzun-uzun, yanında yürüyen güzel kadına baktı. "Ben de sizin üzerinize; güzelliğiniz, zerâfetiniz, kadınsılığınız, ezgi gibi sesiniz ve o çok özel auranız dışında, pek bir şey bilmiyorum." Biraz duraksadı; neredeyse utanırcasına, "Ayrıca salgıladığınız o benzersiz feromon burcunuz..." diye ekledi.

Işıl, yanındaki adamı şımartmamak için, bakışlarını, hem diğer yöne hem de aşağıya çevirdi. Yine de, döndü ve Tanıl'ın gözlerine baktı. "O kadar belli ediyor muyum?" Gözleri, imgelerle süslüydü.

"Evet; ama yalnız değilsiniz; şu katı kurallar olmasaydı...?" Gülen gözlerini, birden-bire Işıl'dan uzaklaştırdı. "Bakışıp-dururken, önümüze bakmayı unutuyoruz; çenemizin üzerine düşüvereceğiz!"

Işıl, ikinci eliyle de, Tanıl'ın koluna sarıldı. "Bay Tankut'la, ne konuştunuz?"

Tanıl, seslice güldü. "Ondan, destur istedim."

Işıl'ın dişleri, ilk kez görünüyordu. "Eee? Ne dedi?"

"Dikkatli olmamızı salıverdi. Bizim, mutlu olmamızın, önemli olduğunu vurguladı. Ama şirketlerdeki konumumuzu da, unutmamamızı anımsattı."

"Haklı. Onun gibi birisiyle çalışmak, en büyük erdemlerden birisidir."

Tanıl, dahâ da tatlı gülümsedi. "Çok güzel burcuyorsunuz."

Işıl, kışkırtıcı kadınsılığı ile, "Sen de," dedi. Yanındaki karizmatik adamın gözlerine, bakmaya doyamıyordu.

"Bana sözver; aslâ parfüm kullanmayacaksın; senin feromon serpintin, evrendeki en güzel burcudur."

"Söz," dedi Işıl fısıldarcasına. Keşke o adamı, hemencecik oracıkta öpebilseydi... Delikalının dudaklarını süzdü. 'Kesinllikle, çok güzel öpüşüyordur,' diye düşündü.


***

Gizem, Ağtunç Kule'nin önündeki alanın, dış girişine yaklaşırken, küçük çantasından, dâvetiyesini çıkardı.

Güvenlikçilere, dâvetiyeyi uzatırken, birisi, "Gerek yok, Bayan Gözsel; girebilirsiniz," dedi.

Yeşilgöz, dâvetiyeyi, yeniden çantasına koyarken, üç adım attı ve sağda, masabaşında oturan güvenlikçi kadına baktı. Kadın, yalnızca bir gülümseme ile yetindi. Ama güvenlikçi, karşısındaki dilberin şıklığı ve güzelliğini kıskanmıştı!

Gizem, kalabalığın arasından geçerek, binâ girişine vardığında, güvenlikçiler, iki yana ayrıldılar. İçlerinden birisi, "Hoşgeldiniz, Bayan Gözsel," dedi. Gizem, hızlı adımlarla, balo salonuna girdi. Biraz durdu ve kalabalığı süzdü.

Uzaklarda, birisi, "Kuzucuğum!" diye seslendi.

Gizem, annesi Gözde'yi görünce, hafif bir buruklukla ışıldadı. Annesine doğru ilerdi. "Anneciğim? Bu saatte, burda, ne işin var?"

"Baban istedi, güzel kızım. Bir yanlışlık mı yaptık?"

Gizem, annesine sarıldı. "Olur mu öyle şey, anneciğim? Sen, benim dirimsin." Annesinin yanağını, uzunca öptü ve kollarından sıyrıldı. "Babam nerde?"

Gürel, biraz öteden, el sallıyordu. Gizem ise, hiç bir şey belli etmemeye çalışarak, el salladı.


***

Kevork Kurtuluş, Hun'a bakıcılık yapmayı, kabul etmişti. Ev telefonunu yanına alıp, çardakta, kahve keyfi çekiyordu.

Hun, çimlerde koşuştururken, telefon çaldı. "Kurtuluş?"

"Nasıl gidiyor, Kevork?" Tanıl Tuğbay'ın sesi, çok neşeli geliyordu.

"Hayrola, dostum? Pek neşelisin? Bu neşenin kaynağı, nedir acabâ?"

"Anlatacaklarım var; ama sonra. Sevimli canavâr nasıl?"

"Sevimli keratanın, keyfi yerinde; koşuşturup-duruyor işte. Ama sevimliliğine, doyum olmuyor."

Hun, bir şeyler sezmiş olmalı ki, koşarak, Kevork'un yanına geldi. Kısık sesle havladı; ve biraz dahâ yüksek sesle, bir dahâ havladı.

"Duyuyorum," dedi Tanıl. "Sevimli canavârımızın, her hecesini anlayabiliyorum; çok mutlu olduğunu söylüyor. Seni, onunla yanlız bıraktığımız için, bize, gönül koymuyorsun; değil mi?"

"Yok, be dostum! Aksine; çok mutluyum. Hun ile birlikte olmak, çok yatıştırıcı bir deneyim. O, insana, ilâç gibi geliyor."

"Şimdilik kapatıyorum. Her şey için teşekkürler."

Kevork, telefonu, kahve fincanının yanına bıraktı. Kollarını uzattı. "Gel bana, sevimli canavâr!"

Hun, kuyruğunu sallayarak, biraz dahâ yaklaştı; ön patilerini, yukarı kadırırken, sevimli biçimde, dilini salladı.

Kevork, Hun'u, iki ön bacağının altından kavradı ve yukarı kaldırdı. "Boncuk gözlü küçük dostum! Ben, seni, mıcık manyağı yaparım! Sana, ikinci bir arkadaş bulsak, nasıl olur?"

Hun, gözlerini, faltaşı gibi açarken, hem dilini, hem de kuyruğunu sallandırdı.


***

Ağtunç Kule'nin önündeki dev platformda, yetmiş ilâ yüz dolayında basın üyesi vardı. Onların arasında da, Ağtunç Holding görevlisi olan üç kişi, fotograf ve filmler çekiyordu. Sokak girişindeki denetimde, harıl-harıl bir dirilik vardı. Dört güvenlikçi, havada, kuş uçurtmuyordu!

Yerel muhâbir Oya Kaygusuz, bir hanımefendi tutumuyla, güvenlikçilerin denetiminden geçtikten sonra, sağdaki masaya ulaştı. Güvenlikçiler, onu, hemen tanımıştı.

"Çantanızın içeriğini, buraya boşaltır mısınız lütfen, Bayan Kaygusuz?" dedi masanın arkasındaki kadın denetimci.

"İçerde, zâten yeniden boşaltacağım," diye sarkınlıkta bulundu Oya.

"Haklısınız. Ama siz, özel izinli olduğunuz için, birileri, bu durumdan yararlanabilir. Onun için, çifte denetlemede, yarar var."

Genç kadın, bu duruma, anlayış gösterdi; büyük çantasından, önce fotograf makinesini, film kamerasını, cep telefonunu ve tabletini çıkardı ve masanın üstüne koydu. Ardından da, çantayı ters çevirerek, içeriğini, zerâfetle, masanın üstüne boşalttı.

İki dakîka sonra, aynı işlemleri, binâ girişinde de yaptı.


***

Kısa süre sonra, sırada, kumral saçlı, mavi gözlü bir dilber vardı. "Ben, Deniz Kınsal; dâvetiyesiz dâvetliyim," dedi.

Girişin sağındaki masanın arkasında, oturan kadın denetimci, onun adını, listede aradı. "Evet; listede, adınız var. Yanınızda; fotoğraf makinesi, cep telefonu, silâh ve benzeri gereç varsa, girişteki arkadaşlara teslim ediniz. Buyrun; sürekleyebilirsiniz."

Deniz, binânın girişine geldiğinde, cep telefonunu ve çantasını, hazır bulundurmuştu; ikisini de, karşısındaki güvenikçiye uzattı ve ellerini, havaya kaldırdı. Güvenlikçi, elindeki detektörle, onu, yukardan aşağıya taradı. Geçmesine izin verildiğinde, kapı biçimindeki detektörden de geçti.

Burada da çantasını, ona, geri verdiler. Görevliye, adını söyledi; o da, telefonu, bir kutucuğa yerleştirerek, yandaki yüzlerce çekmececikten birine koydu ve güzel konuğa, numaralı bir çip uzattı.

Hemen ardından da, sağ yanda kurulu olan bir tezgâhta, ona, köpüklü şarap ya da portakallı köpüklü şarap ikrâm edildi; o, yalınını seçti.

Saat, dahâ onbir olmasına karşın, kalabalıktan geçilmiyordu. Çevresine bakındı; tanıdık yüzler aradı; şimdilik, kimseyi göremedi.


***

Işıl ve Tanıl, avlunun girişine geldiklerinde, güvenlikçilerden biri, hafifçe başını eğdi. "Bayan Idır? Bay Tuğbay? Hoşgeldini; buyrunuz."

Tanıl ve Işıl, el-ele tutuşarak ve teşekkürlerini sunarak, içeri girdiler.

Masabaşında oturan güvenlikçi kadın da, yalnızca gülümsemekle yetindi.

Binâ kapısından içeri girerken, Işıl, alktığı adamın koluna girdi.

Onların hemen arkasından, Ulaş Uzer de, içeriye adımını attı. "Bayan Idır? Bay Tuğbay? Siz de mi burdasınız? Sevindim."

İki alkan, yavaşça geri dönüp, Ulaş'ı gördüklerinde; içtenlikli gülümseyişleri eşliğinde, mutlu olduklarını belirttiler.

Ulaş gülümsedi. "Aha! Sonunda! Siz ikinizi, hep yakıştırmışımdır."

"Teşekkür ederiz, Bay Uzer," dedi Işıl. "Alazköy'e, alışabildiniz mi?"

Ulaş, sesli güldü. "Alazköy'e alışamayacak birisi, var mıdır ki?"


***

Aysun'un salonunun, arka kısımlarındaki asansör tınladı. Sarışın lüleli güzel, bir-kaç adımla, oraya vardı.

Tankut, asansörden çıktı. Aysun, başını, öne eğdi. "Hoşgediniz, Efendim."

"Hazır mısın diye, biraz bakayım dedim."

Aysun, başı eğik biçimde, kestiricesine, Tankut'a baktı. "Hazırım, Efendim."

"Öyleyse, gidelim." Yeşil gözlü delikanlı, yana çekildi; Aysun, asansöre girdiğinde, ardından gitti.


***



Târih: 25.03.2018 | Bölüm: Kutluluklar ola!

Öykünün tüm kısımları
- 10. kısım
-   9. kısım
-   8. kısım
-   7. kısım
-   6. kısım
-   5. kısım
-   4. kısım
-   3. kısım
-   2. kısım
-   1. kısım


Content Management Powered by CuteNews



Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
10. bölüm Kutluluklar ola!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.