10. bölüm Kutluluklar ola!
4. kısım


Saatler, onikiye üç kala, Aysun Ağtunç, Tan Tankut ile birlikte, asansörden dışarı çıktı. Orada, onu, kimi Ağtunç Holding üstyöneticileri karşıladı. "Hazır mıyız, bayanlar-baylar?" diye sordu güzel sarışın.

Onu çevreleyen kişilerin her birinden, değişik yanıtlar mırıldandı.

Hepsi birlikte, büyük bir kalabalığın ortasından yolaldı. Salondaki bâzı kişiler, onlara yol verirken, diüerleri, onlara selâm verebilmek için, bir-bir yaklaşıyorlardı.

Aysun'un sağında yol alan Tankut, "Peki; siz hazır mısınız, Bayan Ağtunç?" diye sordu.

Güzel sarışın, bakışını ona çevirdi. "Hiç bir zamân, bu kadar hazır değildim, Bay Tankut," dedi; yüzündeki tatlı gülümseme, Tankut'un gönlüne, ilâç gibi geldi.

Salonun bir kıyısında, bir dans pistinin arkasında, bir sahne kurulmuştu. Tankut ve üstyöneticiler, pistin kıyısında durdular.

Aysun ise, ara vermeksizin, yolunu sürdürdü; sahneye vardığında, kanatlı piyanonun üstündeki mikrofonlardan birini, eline aldı. Mikrofonu, aşağıya sarkıtarak, arkadaki müzisyenlere yöneldi: "Arkadaşlar; siz, onbeş dakika ara verin; bir şeyier yeyip-için; dinlenin."

Müzisyenler, ardı-ardına sahneden inerken, Aysun'un, sahneye çıktığını gören konuklar, sahnenin önündeki dans pistine yaklaşarak, nâzikçe alkışladılar.

Sarışın dilber, salonu, gözden geçirdi. "Teşekkür ederim... Yeniden teşekkürler... Hoş geldiniz. Bu durumlarda, bir konuşma yapmamı bekliyorsunuzdur; değil mi?" Kısa bir alkış ve onay homurdanmaları oldu. "Oysa ben, bu tür konuşmaları, pek sevmem. Onun için, hazırlık yapmaksızın, karşınıza çıktım. Kusurum olursa, mâzur görün."

Burada da, yeniden alkışlandı; dâvetliler, onu yüreklendiriyordu.

"Beni ve şirketlerimizin tüm çalışanlarını, teşrifinizle şereflendirdiğiniz için, tüm içtenliğimle, sizlere teşekkür ediyorum. Kuruluşumumuzun serüveni, neredeyse tamı-tamına otuzüç yıl önce başlamıştı. Kendilerini özlemle andığım annem ve babam, küçük bir işletmeyle, yola çıkmışlardı. O sırada, mâlî durumumuz, yetersiz olduğu için, lise eğitimimden sonra, hemen annemin-babamın yanında, çalışmaya başlamıştım. Bugünkü tüm bilgi ve becerilerimi, o iki yüce varlığa borçluyum."

O sırada, sarışın güzelin gözleri, istemdışı yaşardı. Konuklar, gürültülü bir alkış tutturdu. Aysun, bir el kipi yaptı; konuklar, birer-birer alkışı kesti.

"Onları, yirmiiki yıl önce kaybettiğimde, bütün dünyâm yıkılmıştı; ama güçlü olmalıydım; onların geride bıraktığı mîrâsa, sâhip çıkmalıydım; eğer başarısız olsaydım, onların anısına, ihânet etmiş olurdum. Böylece, acılarımı, içime gömerek, dinlenme bile bilmeksizin, gecemi, gündüzüme kattım."

Yine bir alkış tufânı. koptu. Bu kez, Aysun, konuklarını, güçlükle durdurabildi.

"Sağolunuz. İlk üç yılın sonunda, görevlerimi, odönemlerde çok güvendiğim birilerine emânet ederek, bir haftalık tâtil yapabilmiştim," diye konuşmasını sürdürdü. "O tâtilimi tâkiben, neredeyse yirmi yıl boyunca, yine bitmek-tükenmek bilmeyen bir âzîmle, aralıksız çalıştım. Mütevâzî şirketimizi, dönemler içinde, bir holdinge dönüştürdüm. Artık annem-babam, mezarlarında, rahât uyuyabilirdi. Tâ ki, günün birinde, haberlerden birinde, 'Alazköy' adını duyunca, 'tâtil' kavramını, yeniden anımsadım. Bilinçaltımdan, 'Tan Tankut' adını algılamışım. Ve beş hafta önce... Vay anasını! Yalnızca beş hafta mı oldu? Neyse... Evet, tamı-tamına beş hafta önce, Alazköy'e, ilk adımımı attım."

Yine bir alkış koptu; bu kez, dahâ da gürültülü bir alkış tutuşturuldu. Övgülü bağrışmalar, salonu inletti. Aysun, iki açık elin avuçlarını, yere döndürerek, ellerini öne sürdü. Alkışlar, yeniden azalarak-kesildi.

"Alazköy'ün silüetini, uzaktan gördüğüm ânda, bu güzel kente âşık oldum; artık yaşamamın alt-üst olacağını, ama çok da mutlu olacağımı biliyordum. Buradaki dördüncü günümün sabâhında, iyice buraya yerleşmeye karar verdim; ve soluğu, Bay Tan Tankut'un yazıhânesinde aldım. O büyük insan, beni, bir râkip olarak değil de, bir dost gibi karşıladı. O saatte, yaşamım, yüzseksen derece dönüştü."

Bu kez alkışlar, Tan Tankut'a geçerliydi. Aysun, Tankut'a, elini uzattı. Delikanlı, dingin adımlarla, onun yanına vardı.

"İsterseniz, şimdi dahâ coşkulu bir alkış tutturabilirsiniz," dedi Aysun.

Öyle bir alkış ve bağırış fırtınası koptu ki, Aysun, gerçekten ağlamaya başladı. Dışardan bile, alkış ve haykırış sesleri geliyordu.

Tankut, önce piyanonun üstünden, bir mikrofon aldı. Yüzünü, konuklara döndüğünde, iki kolunu da sarkıtıp, hafifçe öne eğilerek, herkesi selâmladı. Yeniden doğrulduğunda, nâzik bir tavırla, konukları susturdu. "Ben de size, gönülden esenlikler dliliyorum. Hoşgeldiniz!" Kopan alkışı, yine nâzikçe durdurdu. "Ağtunç Holding'in, Alazköy'e gelmesinde, benim, en ufak payım yoktur. Belki, dolaylı olarak, katkım olmuştur; ama bilinçli olarak, bu yönde bir tavrım olmadı. Tüm bu gelişmeler, tümüyle, Bayan Ağtunç'tan kaynaklanıyor."

Gözyaşları duran Aysun, ufak bir el kipiyle, konuşma izni aldı. "Evet, Bay Tankut haklı; o, beni, en ufak bir biçimde bile özendirmedi. O, yalnızca, kusursuz bir konuk ağırlayıcısı oldu. İnsancıl kişiliği ve toplumculuğu, beni çok etkiledi. "Bir-çok alanda, râkip olmamızı bile, doğal karşıladı."

Konuklar arasındaki Gizem, bu sözlere gülümsedi; ama hiç kimse, bu gülümsemeyi anlamlandıramadı.

"Değerli Belediye Başkanı'mız Deniz Düşel bile, beni, en ufak bir biçimde özendirmedi. O da, çok iyi bir konuksever tutumu sergiledi." Burada, yine alkışlar koptu. Deniz Düşel, yalnızca tatlı-tatlı gülümsüyordu. "Onu tanımak bile, yaşamım için, büyük bir kazanç oldu; ondan, çok şeyler öğrendim." Yine bir alkış tûfanı koptu! Aysun, Düşel'e, elini uzattı.

Deniz Düşel, uzatılan ele doğru yürüdü; bir mikrofon alarak, Aysun'un sol yanına geçti. O da salonu, kısaca gözden geçirdi. "Dostlar! Ben, hakkım olmayan bir durumdan, siyâsî çıkar sağlamak istemiyorum. Şunu bilesiniz ki, Ağtunç Holding'in, kentimize yerleşmesinde, en ufak bir katkım yoktur. Bayan Ağtunç'la, tanışma fısatım oldu; şurda-burda görüşmüşlüğümüz de oldu. Ama hiç bir zamân, ticâret ve siyâset konularına değinmedik; iki kadın olarak, kanuşup-dertleştik. Elbet ki, şirketlerini, güzel kentimize taşımasından ötürü, çok mutluyum. Ama yineliyorum; bu durumu, benim siyâsî başarım olarak yansıtmayın."

Düşel'in konuşması, neredeyse ortasında kesilecekti; konuklar, elleri çatlarcasına alkışladı. Konuklar arasındaki Oya Kaygusuz, çok mutlu gözüküyordu; yine feminist sezintileri kabarıyordu. Salona, fotograf makinesi ve kamera ile girebilen tek kişi olduğu için, kendisiyle de, kıvanç duyuyordu.

"Ama şu kadarına, parmağımı basmak istiyorum," dedi Düşel. "Bir Tan Tankut olmasaydı, Alazköy, hâlâ ilkel bir köy olacaktı. Alazköy, bu kadar gelişmişse ve bu kadar beğeniliyorsa, bunu, yalnızca ve yine yalnızca, bir Tan Tankut'a borçluyuz."

Konuklar, yine bir alkış tûfanı tuttu. Bu kez Düşel ve Ağtunç bile, Tankut'u alkışlıyordu.

"Beni şımartmayın, dostlar; yoksa, başınıza çıkarım!" dedi Tankut gülümseyerek. Bu kez, gülüşmeler eşliğinde, tam bir alkış tûfanı koptu..

"Şu kadarını söylememde de, yarar var," dedi Düşel. "Bir Tan Tankut olmasaydı, ben, hiç bir zamân siyâsete atılmayacaktım; onun özendirmeleriyle, siyâsetçi oldum; yâni o, bendeki potansiyeli, benden önce gördü. Sonuç: Her tür başarı, Tan Tankut'undur. Başka hiç kimse, kendine bir pay çıkarmaya kalkışmasın."

Bu kez de Tankut, neredeyse gözyaşı dökecekti; kendine, güçlükle egemen oluyordu.

"İzin verirseniz, son bir sözüm var," dedi Aysun. "Yıllarımı, yâni gençliğimin büyük bir kısmını, ara vermeksizin, işime odakladım. Ama, takdir edersiniz ki, artık dahâ az çalışacağım. Bundan sonra, sorumluluklar, şirketlerin yöneticilerinde ve tüm diğer çalışanlarda olacak; tekinim ki, onlar, beni, çok iyi anlayacaktır. Babamın ve annemin sonsuz toplumculuğına saygımdan ötürü, şirketlerin büyümesini ve olanaklar çerçevesinde, insanlara, iş kapısı sağlamayı başardım. Ama yoruldum, dostlar; yoruldum artık."

Bu kez, bitmek-tükenmek bilmeyen bir alkış koptu.

"Bu arada, bir ek dahâ yapayım: Onun ağzından aslâ duymayacaksınız; ama Bayan Düşel, iyi bir siyâsetçi olarak, başarı gösterdiyse, bunu da, arkasındaki 'demirhisar'a borçludur. O 'demirhisar' ise, Bayan Düşel'in yaşam ortağı Bay Korkut Düşel'dir. O, karısına olan desteğine, hiç ara vermedi."

Bu son alkış, Bay Düşel'e geçerliydi; o da, konukların arasında gülümsüyordu.

Alkışlar sürerken, Deniz Düşel, sahneden indi. Aysun ise, Tankut'a baktı; sanki ona, bir şeyler anlatmak istiyordu. Aynı ânda da, aralarındaki ilişkinin belli olmamasına, özen gösteriyordu.

Dinç delikanlı, topluluğu sustururken, gözlerini, salonda gezdirdi. "Bay Uzer aramızda mı?" Bir el havaya kalktı. "Haaa! İşte orada! Bay Uzer! Dansla, aranız nasıl?"

"Fenâ sayılmaz," dedi Ulaş yüksek sesle.

Tankut, salondaki herkese seslendi: "Böyle durumlardaki ikinci işlem, bir dans olur. Açılış dansını da, hep evsâhibi üstlenir."

Tankut, piyanoya doğru yönelirken, Ulaş da, dans pistine doğru iki adımla girdi.

Tankut, piyanonun altından, tâburelerden birini çekerken, Aysun da, küçük bir el kipi yaptı. "Bilmeyenler için açıklayayım; Bay Ulaş Uzer, Alazköy'deki ilk avukatım ve ilk dostlarımdan birisidir." Mikrofonu, piyanonun üzerine bırakarak, sahne merdivenlerini indi ve dans pistinin ortasında, kendini bekleyen Ulaş'In yanına vardı.

Dansçılar ve piyanist, bir ara bakıştılar; ve Tankut, tuşları okşamaya koyuldu: 'Olacak, ah, olacak; o yâr benim olacak'.

Birseksenbeş boyundaki Ulaş'ın yanında, birellibeşlik Aysun, bir cüce gibi görünüyordu.


***



Târih: 25.03.2018 | Bölüm: Kutluluklar ola!

Öykünün tüm kısımları
- 10. kısım
-   9. kısım
-   8. kısım
-   7. kısım
-   6. kısım
-   5. kısım
-   4. kısım
-   3. kısım
-   2. kısım
-   1. kısım


Content Management Powered by CuteNews



Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
10. bölüm Kutluluklar ola!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.