10. bölüm Kutluluklar ola!
5. kısım


Salondaki insanların neredeyse tümü, Tankut'un sesini, ilk kez dinliyordu.

Aynı biçimde, Ulaş ve Aysun da, şaşkınlıklar içerisinde, onun sesine ve piyano ustalığına, hayrân olmuşlardı. Ulaş, partnerinden en az otuz santimetre büyüktü; dansları da aynı biçimde gözlere varıyordu.

Tankut'un sesinden dinledikleri şarkıya, büyük bir performans sergiliyorlardı; sanki ilk kez dans etmiyorlarmış gibi, bir-birlerine, kusursuz uyum sağlıyorlardı.

Tankut'un, ara-ara bariton, kimi kez de bas yorumunun ortasına gelindiğinde, salondaki kimi çiftler de, dans pistine, çifter-çifter giriyorlardı. Kısa süre sonra, Ulaş ve Aysun, bir kalabalığın ortasında kalmışlardı.

"Çok güzel dansediyorsun, câncağızım," dedi Aysun; yüzünde, ışınlar parıldıyordı.

"Sen de öyle. Ayrıca, bu salondaki, en şık giyinmiş ve en güzel kadınsın."

"Sana da, smoking çok yakışıyor. Bundan sonra, smoking giyebilmen için, sıklıkla olanaklar yaratmalıyız."

"Sanırım, bugün, Bay Tankut'la dansetmeyeceksin; haklı mıyım?"

"Yalnızca bugün değil; onunla, hiç bir koşulda dansedemeyeceğim."

"Çok üzücü, değil mi? Ben de, 'onunla' hiç dansedemeyeceğim."

Aysun, arkadaşına, dahâ sıkı sarıldı.


***

Tuğbay İle ışıl, ilk danslarında buluştular. "Farkında mısın?" diye sordu Işıl. "Bugün, yalnızca güzel şeyler oluyor; önce, Bi-Ge-Bil-Ar'ı kutladık; ardından, bir-birimizi keşfettik; şimdi de, Ağtunç Holding'in balosundayız."

Tuğbay, yüreğinin gümbürtüsünü de dindirebilmek için, Işıl'a, dahâ da sıkı sarıldı. Dudaklarını, güzel kadınının şakağına dokundururken, onun benzersiz feromonunu, doyasıya içine çekti. "Evet; ve günün, dahâ yarısı bile geride kalmadı. Önümüzde, bir o kadar dahâ, mûhteşem dakîkalar olacak."

Işıl, sol kolunu, Tanıl'ın omuzuna atarken, sağ kolunu da, koltuğunun altından geçirip, ona, gereğinden sıkı sarıldı. "Biliyorum; şu ânda sergilediğim tutum, iyice görgü kurallarını baltalıyor. Ama ne yapayım; çok mutluyum. Yıllarca, bu ânın özlemini çektim. Ve sonunda, kollarındayım; ve seninle dansediyorum."

"Ne düşündüğümü, söyleyeyim mi? Bizim durumumuzdaki her çift, kendilerini, bir yerlere atabilmek için, sabırsızlanırlar. Oysa ben, seninle dansedebilmek için, bulduğumuz bu fırsatı, sevişmek kadar değerlendimek istiyorum; ve seninle, saatlerce dansetmek istiyorum."

Işıl, başını, geriye çekti ve erkeğinin yüzünü, özlem dolu gülümseyişle izledi. Sonra da, Tanıl'ın kulağının ön kısmına, sevdâ dolu bir öpücük kondurdu. Başını, yine Tanıl'ın omuzuna yasladı. "Seninle dansetmek, seninle sevişmek kadar güzeldir." Ve alkla mırıldanarak, içini çekti.

"Bayan Kaşıçene'ye, ne söyledim; biliyor musun?" Işıl, başını, yeniden geri çekti ve gülümseyerek, Tanıl'ın yüzüne baktı. Ve yeniden, omuzuna yaslandı. "Ona dedim ki: 'Romantizmi sevmem.' "

Güzel kadın, başını, yine geri çekti; biraz alaylıca baktı ve özlediği omuza, yeniden yaslandı. "Sevindim; çünkü alkmak güzeldir; ama romantizm, sağlıksız sonuçlar doğurabilir."

"Hiç bir koşulda, mantıklı düşünme yetimizi yitirmemeliyiz; değil mi?"

Işıl, yalnızca, sıkı bir sarılmayla yanıt verdi


***

O sırada, Gizem, bir huzûrsuzluk sezindi; dingince ve dikkat çekmeden, çevresine bakındı. Salonun ana giriş kapısına baktı; salondaki konuklar, önünü kesseler de, kapıyı görebiliyordu. Kimi kıpırtılar, dikkatini çekmişti; sanki, kuraldışı bir gelişme varmış gibi, bir ortam vardı.

Kalabalığın arasından sıyrılarak, kapıya doğru süzüldü. Kapıya yaklaştıkça, dışardaki kargaşayı, dahâ iyi farkediyordu. Tüm basın üyeleri, avlunun giriş kapısına yöneliyordu.

Sonunda, kapıya vardığında, güvenlikçilere başvurdu: "Neler oluyor orada?"

"Sanırım, yetkisi olmayan birileri, içeri girmek istiyor," dedi bir kadın güvenlikçi.

Yeşilgöz, bakışını, yine avlunun girişine yöneltti; basın üyeleri, önünü kapattığı için, pek fazla bir şeyler göremiyordu.

Salon girişinin, sağ yönünde bulunan güvenlikçi barınağına geçti.

İki dakika sonra, tepeden tırnağa, kara bir giysiye bürünmüş durumda, barınaktan çıktı. Başında da, gözlerinin görebileceği kadar ararlık içeren, bir kar maskesi taklidi vardı; maskenin alt kısmı, çıplak omuzlarına yayılıyordu. Gözlerinin gözükmemesi için de, her yanı, kafasına yapışan, bir güneş gözlüğü takmıştı.

Kara lateksten yaptığı giysisinin üst kısmı, memelerinin hemen üzerine kadar varıyordu; Yeşilgöz'ün kolları ve omuzları çıplaktı.

Onu gören salon konukları, şaşkınlıklarını gizleyemiyordu. Yeşilgöz, topluluğu, binbir güçlükle yararak, kapıya varabildi.

Ulaş, Tankut, Aysun ve Oya Kaygusuz da, kapıya varmış, olup-biteni, kaygıyla izliyorlardı. Onların ardında ve yanlarında, düzinelerce dâvetli, sıraya dizilmiş, dışarıyı gözetliyordu.

Yeşilgöz; Tankut ve Aysun'un aralarından, dışarıya çıkarken, onlarla, kısaca bakıştı. Dahâ sonra da, yolunu kesen basın mensûbu sürüsünü yararak, avlu kapısına varabildi. Basıncılar da, onu görünce, merâklandılar; kimileri, onun resmini çekiyordu.

Hedefine ulaştığında, sesini değiştirerek, "Ne oluyor burda?!" diye bağırdı!

"Bu kişiler, kaba güç kullanarak, içeriye girmeye çalışıyorlar!" dedi bir güvenlikçi.

Üç yabancı adam, Gizem'den iki metre uzakta, öfkelice mırıldanıyordu. "Sen de kimsin?" diye sordu birisi. "Maskeli balo mu var burda?"

"Dâvetiyenizi göreyim!" dedi Gizem; sesini, falsetto tonunda konuşan bir erkek gibi kullanıyordu.

"Dâvetiyeleri yok," dedi güvenlikçi.

"Baylar! Dâvetiyelerinizi göreyim!" Ses tonundan, kin patlaması yaşadığı, belli oluyordu.

"Çekil, be kadın!" diye buyurdu ortadaki adam. "Sayın vâlî ve sayın kaymakâm geldi. Çekil önümüzden!"

Adam, Gizem'e doğru bir hamle yaparak, onu itmek istedi! Yeşilgöz, adamın pençesini, birden yakaladı; ve kolunu, arkasında burktu! Adamın yüzü, artık kendi arkadaşlarına dönüktü.

Çevrede, bir kargaşa başladı! Korkudan bağıranlar ve heyecândan, karmaşık sesler çıkaranların uğultusu, bir-birine karışmıştı!

İçeri girmek isteyenlerden, diğer iki adam, birden-bire tabancalarını çekmişti! Silâhlılardan biri, "Bırak onu!" diye bağırdı!

Tüm basın üyeleri, hızlıca geri çekildi! Bu kez, hepsini korku sarmıştı! Tankut ve Aysun'un da, dehşetten, gözleri dışarı fırlamıştı! Ağtunç Holding güvenlikçileri de, hiç bir şey yapmıyordu!

Olanlar, oracıkta olmuştu! Gizem, tam bir kin patlaması yaşıyordu! 'Bana silâh doğrultmak, ha!' diye geçirdi içinden.

Önündeki adamı, ânî bir hamle ile, karşısındaki silâhlılardan, soldakinin üzerine itti! O iki adamın kafaları çarpışınca, bayıldılar!

Gizem, aynı ânda da, esnek bir taklayla, sağdaki adama doğru fırladı; bir ayağı, yere değer-değmez, kendi ekseninde döndü ve adamın tabancalı eline, sol ayağının tersiyle, sert bir tekme indirdi!

Aynı dönüşe, ara vermeksizin, sağ ayağıyla, yere dokunur-dokunmaz, bir kez dahâ, kendi ekseninde döndü; ve adamın kafasına, balyoz gibi bir tekme patlattı!

Ama adam düşmemişti; sendeliyordu!

Gizem, havaya fırladı; ve yatay biçimde, kendi ekseninde dönerken, bacaklarını, adamın boynuna doladı! Onu, bir biçimde kıvırarak, sırtüstü, gökdelen girişi yönünde, yere yıktı!

Kıvrak bir kımıldama yöntemiyle, dizleriyle, adamın kollarının özerine abandı! Adamın saçını, sol eliyle, kıskıvrak tutarken, sağ yumruyğu ile, yüzüne, ardı-ardına yumruklar indiriyordu! Ve aralıksız söyleniyordu: "Bana, silâh doğrultmak! Bana, silâh doğrultmak, ha! Bana, silâh doğrultmak! Bana, silâh doğrultanın yeri, Ge Hannom'dur! Seni, Ge Hannom'a göndereceğim, it oğlu it!!"

Adamın yüzü, paramparça olmuştu; ve çoktan bayılmıştı!

Yeşilgöz, diğer iki kişiye baktı; onlar, yeni-yeni kendilerine gelmeye başlamıştı. Gizem, ayak uçlarıyla, yere dokundu; dizlerini, birazcık kaldırdı; ve geriye doğru, bir takla attı! Aynı ânda, öne doğru bir takla atarak, o iki kişinin kafalarına, birer tekme çaktı! Solundaki haydut, tam olarak uykuya daldı! Gizem, sağındakine yöneldi; onun saçlarını, sol eliye, sımsıkı kavradı; ve balyoz gibi yumruklarını, şimşek hızıyla, alnında patlattı!

Adamın, kıpırdayacak durumu kalmayınca, iki tabancayı, hızlı hamlelerle, yerden toplayarak, güvenlikçilerin önüne attı. Üçüncü tabancayı da, adamın belinden çıkarıp, diğerlerinin ardından yolladı.

O sırada, çevresinde onaylayıcı çığlıklar kopmuştu. Alkışlayanlar da, azınlık değildi.

Ulaş, Aysun'a yaklaşıp, ağzının yanını örterek, "Bu... Gizem mi?" diye diye mırıldandı.

"Evet," dedi Aysun yalnızca.

Sarışın yakışıklının, yüreği tekledi! Bir kadın, nasıl olur da, bu kadar kızgın ve sinirli olabilirdi?!

Ulaş, Aysun ve Tankut, onaylayıcı gülücükler yayıyorlardı; üçü de, çok mutluydu; Gizem, gerçekten de 'bin kişilik bir ordu bölüğü' gibiydi!

Yeşilgöz'ün dövdüğü korumalar (!), kıpırdamıyorlardı.

Vâlî ve kaymakâm, arabanın içinde kalarak, kinlerini kusuyorlardı! Motosiklet şoförü ise, yerinden kıpırdamıyordu; belli ki, aracından inmemesi için, tâlimât almıştı.

Gizem, yeni ayılmakta olan bir korumanın, yanına gitti. Sağ ayağıyle, bacakarasına sert bir darbe indirdi! Adam, acılarla kıvranıyordu; ayıldığına, bin pişmân olmuştu!

Genç kadın, havaya sıçrayarak, aynı diziyle, adamın midesinin üstüne kondu! Koruma kıvranırken, boğuk sesler çıkarıyordu!

Maskeli Yeşilgöz, onun da saçını, sol eliyle, kıskıvrak yakalayarak, sağ eliyle, balyoz gibi yumrukları, ardı-ardına, suradına patlattı! Sürekli haykırıyordu: "Bana, silâh doğrultmak! Bana, silâh doğrultmak, ha! Seni, çıktığın yere, geri götüreceğim! Senigidi onun-bunun çocuğu!"

Bir ara, nasıl olduysa, kalabalığın ortasından, gözü, Tankut'a ilişti. Yeşil gözlü delikanlı, 'Bu kadar; yeter!' dercesine, iki açık elini, iki yana sektirdi.

Muhâbirlerin flaşları, aralıksız patlıyordu!

Yeşilgöz, ayağa kalktı; bakışlarını, yeniden binânın giriş kapısına çevirdi. Aysun, başparmağını yukarıya kaldırmıştı. Bu kez Tankut, onaylarcasına, hafifçe başını salladı.

Sesini, biraz değiştirerek, "Beni, iyi dinleyin!" diye bağırdı. "Buradan, Ağtunç Holding adına, bu altı cânîye karşı suç duyurusunda bulunuyorum; gerekçelerim, 'hâneye tecâvüz', 'silâhlı saldırı', 'özgürlüğü tehdit', 'cinâyete teşebbüs', 'hakâret' ve 'suç örgütü üyeliği'dir. Bu söylediklerimi, kayda geçirin. Bu suç duyurusuna, duyarsız kalan her savcının da, alnını karışlarım!"

Ardından, önündeki kalabalığı yararak, Ağtunç Kule'nin sokak yönündeki güvenlikçi parklarına vardı; muhâbirlerin izleniminden arınmak için de, aradaki kapıyı, üzerine çekti.


***



Târih: 25.03.2018 | Bölüm: Kutluluklar ola!

Öykünün tüm kısımları
- 10. kısım
-   9. kısım
-   8. kısım
-   7. kısım
-   6. kısım
-   5. kısım
-   4. kısım
-   3. kısım
-   2. kısım
-   1. kısım





Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
10. bölüm Kutluluklar ola!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.