10. bölüm Kutluluklar ola!
7. kısım


Tankut, uzun süreden beri, Ulaş ile, bir-kaç dakîka baş-başa kalabilmeyi düşünüyordu. Onun, bir ara yalnız olduğunu farkedince, yanındakilerden özür dileyerek, genç avukata yaklaştı. "Eğlenebiliyor musunuz, genç dostum?" diye sordu ve elindeki içkisinden, bir yudum çekti.

Ulaş, kendine güvenen bir adama yakışır biçimde, gülümsedi. "İtirâf edeyim ki, artık bu kutlama, biraz fazla uzuyor gibi geliyor bana. Umarım, siz eğlenebiliyorsunuzdur, Bay Tankut."

"Sevdiğim herkes, bu kutlamada bulunuyor; Bayan Gözsel dışında elbet."

"O da, birazdan gelir; kaygılanmamıza gerek yok."

Yeşilgöz delikanlı, bardağındaki son yudumu da içti; ve bardağı, yakında duran bir garsona uzattı. "Bayan Gözsel'e olan güvenim, sonsuzdur. Tekinim ki, geçerli nedenlerle, balodan uzaklaşmıştır."

"Saatlerden beri, ayaküstündesiniz; yorulmadınız mı?"

"Böyle durumlara alışığımdır." Derin bir soluk çekti. "Doğrusunu söylemek gerekirse, uzun süreden beri, sizinle, biraz dedikodu yapmak geldi içimden. Gerektiği kadar görüşemiyoruz."

"Bu da, genelde, sizden kaynaklanıyor, Bay Tankut. Bu kadar sorumluluklarınız var; hâlâ benimle, biraz konuşabilmek için, kendinize süre ayırabiliyorsunuz."

"Bayan Gözsel ile aranızda, nasıl bir ilişki var? Hep merâk etmişimdir."

Ulaş, o sırada, bardağından bir yudum çekiyordu. Tankut'un sözleri üzerine, birden yutkundu. "Bayan Gözsel, her anlamda, hârika bir insan ve hârikulâde bir kadın! Ama sanırım, bilmek istediğiniz, bu değil."

"Doğru anladınız." Çevresine bakındı; sözlerini duyabilecek, kimse yoktu. Müziğin getirdiği hafif gürültü, duyulmasını engelliyordu. "Kendisi, aşırı erkil bir kadındır. Oysa siz, hiç de ezgin bir erkeğe benzemiyorsunuz."

"Değilim de. Ama o, sezintilerimi alt-üst etmesini, çok iyi biliyor."

"Uzun Gölet'ın kıyısındaki konuşmamızda, onu kastettiğinizi biliyordum; sizin de, benim bildiğimi, bildiğinizi biliyorum."

"O, o kadar renkli bir kişilik ki, insanı, her yöne kolayca sürükleyebiliyor. Onun büyüsüne kapılmak, o kadar kolay ki, o büyüden kopmak, neredeyse olanaksız kalıyor. Elbet de ki, o büyüye, ancak o isterse, kapılabilirsiniz." Çevresine bakındı. "İsterseniz, bir yerde oturalım."

"Teşekkürler; böyle iyiyim. O ilk gecede, neler yaşadınız? Yanlış anlamayın; takdir ettiğim iki insanın, mutlu olması, beni de mutlu ediyor. Sırf mutluluğunuza gölge düşmesinden, kaygılandığım için soruyorum."

"Bana, tecâvüz etmişti."

O sırada, Tankut, yanlarına gelen bir garsonun tepsisinden, bir bardak köpüklü şarap alıyordu. Ulaş'ın sözleriyle, ânîden genç adamın yüzüne baktı; şaşkındı; şaşırmıştı! Gözlerini iyice açıp, genç dostunu süzdü. "Biliyorum," dedi sonunda; yüzünde, hafif bir gülümseme gözüktü. "Ama bunu, sırdan bir şeymiş gibi söylemeniz, çok ilginç."

Bu kez, Ulaş şaşırmıştı. "Biliyor muydunuz?"

"Evet, öyle. Bayan Gözsel'e, bir ricâda bulunmuştum; sizi araştırması için. Ayrıntılı bir rapor sunmuştu bana."

Ulaş, dahâ da şaşırmıştı; ama yine de, eğlenceli bir gülümseme vardı yüzünde. "Beni mi araştırttınız? Neden? Herkes üzerine, ayrıntılı araştırma yaptırır mısınız?"

Tankut, içtenlikle güldü. "Sizinle tanıştığım gün, sizinle tanışmadan, yaklaşık iki saat önce, Bayan Gözsel'le tanışmıştım."

"Durun! Benimle birlikte, aynı günde tanıştığınız birisine, beni arştırttınız. Bu, nasıl olur?"

Tankut, bir yudumcuk çekti. Yine gülümsleyerek, sözüne başladı. "Onu gördüğüm ilk ânda, sanki, ilk görüşte âşık olan biri gibi sezinlendim. İlk görüşte, onu, öz kızım gibi sevdim. Ve iki saat sonra, sizinle tanıştım." Biraz bekledi.

"Sonra?"

Tankut, kaşlarını kaldırdı; şımarık bir çocuk gibi gülümsedi. "Kendi-kendime dedim ki; 'Bu iki genç, bir-birlerine çok yakışıyor.' " Ulaş'ın gözlerine baktı. "İkiniz de; eğitimli, görgülü ve kültürlü iki gençsiniz. Aranızda, tek bir fark vardı; Bayan Gözsel, aşırı erkil bir genç kadındır."

"Peki; aramızda, bir şeyler olabileceğini, nasıl hesapladınız?"

"Hesaplamadım; yanlızca, tanışmanızı sağlamak istedim. Bahâne olarak da, Bayan Gözsel'e, sizi araştırmasını ricâ ettim."

Tam da o ânda, Gözde ve Gürel Gözsel, yanlarına geldiler.

"Ne kaynatıyorsunuz, beyler?" diye sordu Gürel.

Tankut ile Gözde, kısa bir süreliğine, göz-göze geldiler. Ama nezâketen, bakışlarını ayırdılar.

"Havadan-sudan, muhâbbet ediyorduk, Gürel," dedi Ulaş.


***

Gizem, bir-kaç dakîka dahâ, ilçe oltağına giden yol üzerinde ilerledi. Bir ara, dikiz aynasından, geriye baktı. Ardından, sağ yöne kıvrılan yolu gözetledi. Hem dikiz aynasından, hem de sol aynadan, bir kez dahâ geriye baktı. Direksiyonu, hafifçe sola kırdı ve yolun, karşı yanına geçti. Bir-kaç metre yol aldıktan sonra, frene bastı ve motoru durdurdu.

Yol, buradan sonra, yaklaşık üçyüz metre çapında bir yarımçember olarak ilerliyordu. Arabadan indi ve çemberin, kendi konumundaki uçuna doğru yürüdü. Uçurumdan koruyan kalkanın, üzerinden geçti; ve uçurumun tepesine vardı.

Sol eliye, genital bölgesini yokladı; kaşıntı, iyice yokolmuştu. "Oh be!" diye mırıldandı. "Kaşıntı, ne korkunç bir şeymiş! Ondan da kurtuldum."

Sağ elinin üstüne baktı; kısa süre önceki kanamalardan, en ufak iz kalmamıştı. "Gel de; bunu, anlamaya çalış!"

İşte o ânda, maskesini, hâlâ çıkarmadığını farketti. Bir el kıvraklığıyla, o boğucu maskeden kurtuldu. Yarımçember biçiminde ilerleyen yolu, başından sonuna kadar gözlemledi. 'Burdan karşıya, üçyüz metre vardır,' diye düşündü.

Geriye döndü; iki adım sonra, koruyucu kalkanı, yeniden aştı. Arabaya vardığında, maskeyi, sürücü koltuğunun üzerine bıraktı.

Yolun karşı kıyısından yükselen yamaçlara baktı. Bu yamaçta, çok az ağaç vardı; ona karşılık, çeşitli otsal bitkiler, bolca bulunuyordu. 'Tüm yaralarım, esrârengiz biçimde savdığına göre, havada serpinme yeteneğimde de, değişiklikler olabilir; temkinli omalıyım.'

Yolun kıyısına vardı; bir-kaç arabanın, geçmesini bekledikten sonra, koşarcasına, karşı kıyıya geçti. Sevimli bakışlarla, yol yapımında oluşan, yaklaşık üç metre yüksekliğindeki dik yamaçları yokladı.

Tırmanma olasılığı bulunan bir noktaya vardı; ve hızlıca, yamaçın tepesine tırmandı. Aşağıa baktı. 'Üç metrecik! Serpinemesem bile, pek de sert düşüş yaşamam.'

Bu kez, ellerini öne atarak, ileriye fırlama yerine; ayaküstü, öne atlamaya karar vermişti. Kollarını, geriye kaydırdı; kısacıktan çömeldi; ve fırladı!

Sıradan konuşma sesiyle, "Oha! Yuh!" dedi. Hiç düşüşe geçmeksizin, havada çakılakalmıştı! "Kendimi bile aşıyorum!"

Önce, ellerine baktı; ardından, aşağıya, bacaklarına ve gövdesine baktı; kendisini görebiliyordu. "Kimi kez, kendimi görebiliyorum; kimi kez göremiyorum. Bunun nedenini, araştırmalıyım."

Neşe dolu bakışlarla, çevreyi gözetledi; önce karşıdaki yamaçların güzeliğini, doyasıya izledi. Ardından, aşağıya baktı; üç-beş arabanın, her iki yönde de, yolalmasını izledi.

Ayaküstü, aşağıya serpinmeye çalıştı; başarmadı! Burada farketti ki, yalnızca konmak amacıyla, ayaküstü aşağıya serpinebiliyordu. "Ayaküstü inişe geçmeyi de, öğrenmeliyim; bu, bir sonraki amacım olsun."

Kıçını ve baçaklarını, yukarıya çekerek, yatay serpinişe geçti; bir-kaç santim serpindi. "En azından, burada, bir aksaklık yok. Ellerini, biraz aşağıda sarkıttı; aşağıya doğru, eğik serpinişe geçti. Yüzünde, parlak bir gülümseme belirdi. "Çok mutluyum!" diye bağırdı. "Çoook! Çok mutluyum!"

Ellerini, arkasına doğru kaydırdı; iniş pozisyonuna geçmiş bir kartal gibi serpindi.

Bir ara... "Gizeeem!" Yolun yukarı kıyısana vardığını, son ânda farketmişti! Durdu ve başını, yukarıya kaldırdı; ayaküstü, oracıkta kalakaldı.

Yüzündeki neşeyle, gelip-geçen arabaları izledi. Yolcuların hiç birinden, herhangi bir tepki gelmiyordu; demek ki, Yeşilgöz, görünmezlik ayarındaydı.

Üç metre yukarıya serpindi; yolun karşı kıyısına, arabasının yanına vardı.

Elini, açık çamdan içeriye sarkıttı; koltuğun üstündeki maskesini aldı; ve arabaya, çıplak elle dokunmamak için, maskeyi, kalkan yaptı ve kapıyı açtı.

Maskeyi, diğer koltuğun üzerine fırlattıktan sonra, çıplak kollarının, arabaya değmemesi için, dikkatli davranarak, içeri girdi ve koltuğa oturdu. Önce, maskenin yanındaki eldivenleri aldı ve kuşandı. Arka koltuktaki çantayı, dikkatlice aldı ve yan koltuğun özerine bıraktı.

Pencerenin düğmesine dokunup, camın inmesini beklerken, anahtarı, kontaktan çıkardı. Eldivenleri, yeniden çıkararak, yan koltuktaki çantayı açtı ve anahtarları ve eldivenleri, içine bırakıp, çantayı kapattı.

Çıplak eleriyle, çantaya dokunduğunda, artık o da, görünmez olmuştu. Dikkatlice, arabadan indi. Çantayı kulanarak, kapının kilidini indirdi.

Dizini kullanarak, kapıyı itti.

İki eliyle, çantanın iki yanını kavradı ve yukarıya sıçradı; hemen oracıkta, yine havada çakılakalmıştı.

Yatay serpinişe geçerek, yarımçember biçimindeki uçuruma doğru ilerledi.


***



Târih: 25.03.2018 | Bölüm: Kutluluklar ola!

Öykünün tüm kısımları
- 10. kısım
-   9. kısım
-   8. kısım
-   7. kısım
-   6. kısım
-   5. kısım
-   4. kısım
-   3. kısım
-   2. kısım
-   1. kısım





Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
10. bölüm Kutluluklar ola!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.