10. bölüm Kutluluklar ola!
8. kısım


"Bayan Ağtunç?"

Aysun, bir-kaç konuk ile birlikte, ayaküstü sohbet ediyordu. Arkasına dönünce, gülümseyen bir yüze bakıyordu. Konuştuğu kişilerden özür dileyerek, ona seslenen kadına döndü. "Tanışıyor muyuz?" diye sordu.

Karşısındaki kadın, kendi boylarında, mavi gözlü, kumral saçlı, son derece şık giyinmiş, yaklaşık kırk yaşında bir dilberdi. O kadar güzeldi ki; gerekirse, kıskanılmalıydı!

"Benim; Deniz Kınsal." Sağ omuzunda, küçük çantası asılıydı.

"Beni bağışlayın; ama bu kadar alımlı olmanız, beni çok şaşırttı." O da, istemdışı ışıldıyordu; Deniz, göz kamaştıran bir güzellikteydi.

"Çok nâziksiniz; teşekkür ederim." Mini etekli kılığı, içindeki hanımefendiyi yansıtıyordu. Yüzünde, bitmek-tükenmek bilmeyen, tatlı bir gülücük vardı; sanki, flört ediyormuş sezintisi uyandırıyordu.

Güzel evsâhibesi, yavaşça elini uzattı. "Hoşgeldiniz; gelebildiğinize sevindim."

Deniz, kendisine uzatılan eli sıktı. "Aslında, çok erken geldim. Ama doğal olarak, siz, çok uğraşıktınız. Onun için, rahâtsız etmek istemedim."

"İtirâf edeyim ki, ben de sizi, iyice unutmuştum. İyi ki geldiniz de, yeniden sizi anımsayabildim."

"Fazla sürenizi çalmayayım, Bayan Ağtunç. Yalnız, sizden, bir ricâm var; klinikte yattığım için, önümüzdeki günlerde, sizinle buluşamayacağım. Buraya da, büyük bir ayrıcalık yaparak, gelebildim; hemen kliniğe, geri dönmem gerekiyor."

"Anamas Klinik, ülkemizin, önde gelen ender hastânelerindendir."

"Zâten önlem amaçlı, kliniğe yattım. İki-üç güne kalmaz; yeniden taburcu olurum."

"İsterseniz, bir yere oturalım ve bir şeyler içelim, Bayan Kınsal."

"Bayan Ağtunç, o kadar nâzik bir insansınız ki, size hayrânım. Bu kadar açıkgönüllü olmanız, beni, gerçekten şaşırttı."

"Teşekkür ederim; o, sizin açıkgönüllülüğünüz. Sizin için, bir şeyler yapabilir miyim? Klinikte, tüm gereksinimlerinizi karşılayabiliyor musunuz?"

"Alazköy'deki olanakları bildiğim için, tedâvimi yaptırmak amacıyla, buraya geldim. Çok memnûnum ve çok mutluyum. Asıl ben, sizin için ne yapabilirim?"

"Teşekkürler; hiç bir eksiğim yok; elbet yorgunluk dışında." Özür diler gibi gülümsüyordu.

"Bu durumda, size, gerçekten bir iyilik yapabilirim; bu salon, ne kadar hızlı boşalırsa, kutlamalar da, o kadar erken biter. Öyleyse, ilk uzaklaşanlardan olayım ki, diğerleri de, beni izlesinler." Elini uzattı. "Gerçekten de, çok güzel bir balo düzenlemişsiniz. Size, iyi eğlenceler diliyorum."

Aysun da, elini uzattı. "Size de, bolca sağlık dilerim."


***

Gizem, kuyu biçimdeki uçurumun, karşıki uç kıyısına vardığında, neşeli mırıldanmalar eşliğinde, yere kondu. Geri döndü ve yolculuğunun başlangıcını oluşruran, karşı kıyıya baktı. Kendi küçük arabasının, tanıdık silüetini gördü. "Küçüğüm, beni bekle; olur mu? Sakın, bir yere kaçma." Ve çocuklar gibi güldü.

Tüm virajlı yolu, yeniden gözlemledi. Kaymakâm ve vâlînin arabaları, görünürde yoktular. "Er ya da geç geleceksiniz!" Yeniden geri döndü; ve salınarak-kıvrılarak, dümdüz sayılabilecek yolda ilerledi; ara-sıra da, neşeli tavırlarla ve dans eşliğinde, eindeki çantayı sallandırdı.

Böyle bir yolda, arabalar, en az elli kilometre hıza, en geç, kaç metre sonra yükselebilirler? Yeşilgöz, her olasılığı göze alarak, son virajdan, yaklaşık yüz metre uzağında, konuşlanmaya karar vermişti.

İleriye doğru baktı; zâten yaklaşık ikiyüz metre sonra, uçurum bitiyordu; uçurumun olmadığı bir ortamda, planlarını gerçekleştiremezdi.

Yeniden, geriye baktı; biraz ivedi davransaydı, iyi olurdu; haydutlar, her ân gelebilirlerdi.

Karşısında, yaklaşık yüz metre ilerde, ona doğru, yayan gelen bir karı-koca vardı. Yeşilgöz durdu; yol kalkanlarının arkasına geçti ve yolunu, oradan sürdürdü.

Çift, ona yaklaşırken, en azından, ayak seslerinin duyulmamasından ötürü, ara verdi. İki kişi, onun yanından geçerken, kadın, "Keşke, kaymakâmı ve vâlîyi de, dövseydi o kadın!" dedi.

Gizem, gürültülü gülmemek için, kendisine, güçlükle egemen oldu!

Erkek, "Sakın sen de, beni dövme, ha!" diye uyardı.

Kadın güldü. "Yok, yok; dövmem."

Çift, epeyce uzaklaşınca; Gizem, gülücükler içinde, yolunu sürdürdü. Bir-kaç adım sonra da, yeniden kalkanların üzerinden geçerek, yaya yoluna girdi.

Yeşilgöz, bir noktaya geldiğinde, durdu. Yolun üst kıyısından yükselen yamaçları, gözden geçirdi; geriye döndü ve arkasındaki uçuruma baktı. Bir dahâ yamaçlara baktı. "İşte; budur!" dedi yüksek sesle. "Mûhteşem! Aradığım konuşlanma noktası!"

Çantayı, iki elinin arasında sıkıştırdı. Bir kez hopladı; ve serpinmeye başladı. Yaklaşık üç metre yukarıya serpindi; ve yatay serpinişle, yamaçlardaki bir noktaya verdı.

Çantayı, düz sayılabilecek küçük bir alana koydu. Başını, çantaya yaslar gibi yaparak, uçurumun bir bölümüne baktı. "Sonunuz geldi, şerefsiz itler!" dedi; neredeyse sırıtırcasına, iğrenç bir gülüş sergiledi.

Çantayı açtı; içinden, bir fotograf makinesi, bir üçayak ve bir de kamera çıkardı. Çantayı, yeniden kapayacaktı ki, yeniden açtı; bu kez, küçük bir havlu çıkardı.

Çantadan, tüm çıkardığı eşyâları, özenle, bir yere koydu. Çantayı kaldırdı ve altındaki toprak alanı, biraz düzledi ve yumruklarıyla sıkıştırdı. Çantayı, yeniden düz alana yerleştirdi. Önce mendili, üzerine, özenle serdi.

Üçayağı, kameranın altına burguladı. Kamerayı da, düğmesine bastıktan sonra, mendilin üzerine koydu. Yaklaşık üç sâniye bekledikten sonra, kameranın bir düğmesine bastı.

Kamerayı kaldırdı ve bir-kaç düğmesine bastı. Görüngede, az önce çektiği üç sâniyelik filmi izledi. "Çok güzel; kusursuz!" Yolun, Alazköy yönündeki akımına baktı. "Artık gelebilirsiniz! Kurtuluş yok! Ölüm var! Gebereceksiniz!"

Ve kamerayı, özenle, yeniden mendilin üzerine yerleştirdi.


***

Tankut; Işıl'ın ve Tanıl'ın bulundukları yöne baktı; içi, buruktu. Bu derece alkın iki genç insanı, yıllarboyu, bir-birlerinden uzak tutmak, yeşilgözlü delikanlıyı hüzünlendirdi. Meğerse, yıllarboyu, nasıl bir kara sevdâ dönemi geçirmişlerdi!

Derin bir soluk yöntemiyle, içini çekti.

Işıl ve Tanıl, bar tezgâhının önünde oturmuş, birer ellerini tutarak, özlemle bakışıyorlardı; bir şeyler konuşuyorlardı.

Dingin adımlarla, iki alkana yaklaşırken, acabâ onları rahâtsız etmenin, ne kadar doğru olabileceğini sorguladı.

Bir ara, durur gibi oldu. Ama yine de, iki yoldaşıyla konuşmanın, en doğru yöntem olacaına karar verdi; adımlarını hızlandırdı. Işıl ve Tuğbay'ın arkalarına vardığında, omuzlarına, hafifçe dokundu.

İki alkan, yavaşça döndüler; Tankut'u görünce, ikisinin de gözleri ışıldadı.

"Bayan Idır? Bay Tuğbay? İkinizden de, özür dilemek istiyorum."

"Niçin, Bay Tankut?" İksi de, aynı ânda, aynı tümceyi söylemişti. Işıldayarak, bakıştılar.

Bu duruma, Tankut da güldü. "İşte, bunun için! Siz, bir-biriniz için gelmişsiniz dünyâya; sizleri, yıllarboyu, bir-birinizden yoksun bıraktığım için, çok üzülüyorum."

Işıl, Tanıl'ın elini, dahâ da sıkı tutarken, güldü. "Bay Tankut; siz, şu âna kadar, hangi kararı vermişseniz, en doğrusu olmuştur."

"Ben de, öyle düşünüyorum," dedi Tanıl "Kim bilir; belki de, dahâ önce bize, bu özgürlüğü tanısaydınız, bir-birimizin değerini, bu derece anlayamazdık; kim bilir?"

"Çok iyisiniz; ama kuralları, bu derece katılaştırmamalıydım," dedi Tankut.

"Bay Tankut, siz olmasaydınız, ben, Bay Tuğbay'la, hiç tanışabilecek miydim? Tanışmamızı ve bir-birimizi bulmamızı, siz sağladınız. Nereden baksak; size, sonsuz minnet borçluyuz."

Tankut, önce, başını öne eğdi; sonra, gülümseyerek-kaldırdı. "Sizleri, çevreme katmak, aldığım en doğru iki karar idi; hep böyle kalın, olur mu?"

"Bugünü yaşayabilmek için, en az beş yıl bekledim," dedi Işıl çekinmeksizin. "Yâni son beş yılda, hiç bir erkekle ilgilenmedim; hep, bugünkü günü bekledim." Tanıl'a, sevgi dolu bakışlarla yöneldi.

Tankut şaşırmıştı; ama iki dostunun mutluluğu, onu da, çok mutlu ediyordu.

Tanıl da, hem şaşkın, hem sevinçliydi. "Desene; sen de benimle, aynı deneyimleri yaşadın."

Işıl, ışıldadı. "Evet; öyle görünüyor." Tankut'a döndü. "Bay Tankut, sizinle birlikte çalışmak ve sizin çevrenizde olmak, en güzel mutluluklardan birisidir."

"Ve umarım," dedi Tanıl, "bu mutluluk, çok uzun yıllarboyu sürer."

Tankut, tatlı-talı gülümseyerek, uzaklaşacakken; durdu ve başını, geri çevirdi. "Bu arada; eğer balodan, erkenden ayrılmak isterseniz, çekinmeyin; kusur işlemiş olmazsınız; büyük anlayış karşılarsınız." Son bir kez gülümsedi ve uzaklaştı.


***



Târih: 25.03.2018 | Bölüm: Kutluluklar ola!

Öykünün tüm kısımları
- 10. kısım
-   9. kısım
-   8. kısım
-   7. kısım
-   6. kısım
-   5. kısım
-   4. kısım
-   3. kısım
-   2. kısım
-   1. kısım





Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
10. bölüm Kutluluklar ola!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.