10. bölüm Kutluluklar ola!
9. kısım


Gizem, ayağa fırladı! Yarımçember uçurumun karşı kıyısında, bir motosiklet ve tanıdık iki araba gözükmüştü! "Neden bu kadar geçiktiniz?" diye söylendi! "Şerefsizler! İğrenç yaratıklar!"

Birden durdu! Yatay biçimde serpinirken, hiç geri-geri serpindiğini anımsamıyordu. Bir kez sıçradı; havada çakılakaldı.

Biraz yukarıya doğru serpindi. Önce, neşelenmesi amacıyla, geriye doğu bir takla attı; ardından, öne doğru bir takla attı; ve yatay serpinişe geçti.

Önce, herhangi bir hazırlık yapmaksızın, geri-geri serpinmek istedi; başarılı olamadı. "Kızım Gizem! Düşüncelerini yoğunlaştır."

Düşüncelerini, belirli bir odak noktasına yoğunlaştırdı. yeniden denedi; olmuştu; başarmıştı!

Kameraya doğru, başıöne gitti; düğmeye bastıktan sonra, sırf eğlence ve deneyim olsun diye, yolun üstüne doğru, geri-geri serpindi. Durduktan sonra, dikey duruşa geçti; kollarını, önünde bağladı ve Alazköy yönünü, gözetlemeye başladı.

Her yöne, beş-on araba geçmişti. Ama keyifli yolculuğu seven vâlî ve kaymakâmın arabaları, yaklaşık üç dakîka sonra, virajdan çıkarken göründü.

Motosiketin, yaklaşık on metre önünde, yabancı bir araba vardı.

Yeşilgöz, biraz alçaldı; Alazköy yönünden gelen şeridi ortaladı. Biraz dahâ alçaldı; öndeki arabanın tavanına, yaklaşık otuz santimetre kadar yaklaştı. Araba, onun altından akıverince, biraz dahâ indi ve, çarpışmayı yumuşatmak amacıyla, geriye doğru serpinmeye başladı.

Motosiklet, ona, sürekli biraz dahâ yaklaşıyordu. Gizem, bakışlarını, motosikletin dümenine odakladı. Tam sırası geldiğinde, dümeni, sürücünün ellerinen hemen iç yanından kavradı. Esnek bir kıvırımla, dümeni, kendi yönünde, sağ yöne kırdı!

Sürücünün bağrışmaları, tolgasından duyulmuyordu! Yalnızca, Gizem duyabiliyordu onu.

Motosikletin ön tekerleği, kalkana çarptı! Arka tekerlek, bu çarpışmayla, öne doğru fırladı! Araç, hızla ileriye doğru, cıyaklayarak-sürüklenirken, arkadan gelen arabaların sürücüleri, âniden frene bastı! İkinci araba, birinciye tosladı!

Motosikletin çarpışması sırasında, Yeşilgöz, soluna doğru serpinmişti.

Motosiklet sürücüsü, kalkanının ardındaki genişçe alana fırladı! Gizem, aynı ânda, onun yanına vardı; bir tekmeyle, yere yeni konmuş olan sürücüyü, uçurumdan aşağıya fırlattı!

Yeşilgöz, "Geber, it oğlu it!" diye fısıldarken, aşağıya baktı; sürücü, ağır çekimdeymişçesine, derinlere düşüyordu! Tolgası, çığlıklarının duyulmasını önlüyordu!

Gizem'in bakışlarından, orgazm türünden bir mutluluk savruluyordu! Tâ derinlerde, bir çuvalın düşme sesine benzeyen, bir fısırtı duydu.

Genç kadın, sürücünün leşinin bulunduğu noktanın, biraz dahâ ötesine baktı; sürücünün düştüğü alan, devlet yoluna, epeyce yakın bir konumdaydı.

Arabalardan inen üç korumadan ikisi, Yeşilgöz'ün yanına doğru koşuşturdu ve kalkanı aştılar. "Ne oluyor burda, yâhû!" türünden kargaşalar yaratıyorlardı.

'Sıra, sizde, it sürüsü!' diye düşündü Gizem. Ama ivedi davranmadı; kalkana doğru serpindi ve keyiflice, kalkanın üzerine oturdu.

Kaymakâm, arabadan inmiş, bu yöne doğru sesleniyordu. Gizem'in yanındaki korumalardan birisi, yine kalkanın üzerinden atladı ve kaymakâmın yönüne doğru koştu. Koşarken de, durup, olayları izleyen yolcuları kovdu.

Dilber, yavaşça yere bastı; bir kez hopladı; serpinmeye başladı. Uçurumun tepesindeki, aşağıya bakmaya odaklanmış adamın, arkasına geçti. Beş parmağının uçlarını, adamın ensesine yaklaştırdı! 'Elvedâ, it!' diye düşünürken, birden, adamı itti!

Koruma, ellerini geriye atarcasına, aşağlara düşerken, çıkardığı korkunç çığlıklar, çevrede yankılandı!

Gizem, beş parmağının beş uçuyla, göğsünü sıvazladı. "Oooh! Oooh! İçime değsin!" diye mırıldandı, gözleri parlıyordu; çok mutluydu!

Ve bekledı...

Bu kez, diğer iki koruma, Gizem'e doğru koşuşurken, kaymakâm ve vâlî, yalnızca biraz yaklaşmakla yetindiler. Herkes, bağrışıp-çağrışıyordu!

İki koruma, yine arsız izleyicileri kovaladıktan sonra, kalkanı aşarak, tam da Gizem'in yanına geldiler.

Yeşilgöz, tatlı-tatlı gülücükler eşliğinde, bir serpinme dansı sergilerken, iç sesiyle, 'Elvedâ, meyhâneci!' diye bir şarkı tutuşturdu.

'Aslında, sizi, yavaş-yavaş ve ağır-ağır gebertmem, pek de güzel olurdu, ama neyse... O kadar da acımasız olmayacağım!' Şimdilik, insâflı davranıyorum.

Kendine en yakın konumdaki adamın, arkasına geçti. Beş parmağının uçlarını, adamın ensesine yaklaştırdı. 'Hazır mısın, itin dölü!' Adamın sırtına dokundu; yarım sâniye bekledi; ve itti!

Adamcağız, 'Ne oluyor!' diye düşünme fırsatı bulamadan, çığlıklar içerisinde, uçuırumdan aşağı düşmeye başladı! Onun da çığlıkları, çevreyi titretti!

Gizem, aşağılara bakıp, gebermek üzere olan korumanın, düşüşünü izlemek isteyecekti ki; üçüncü koruma, kaçmaya başladı! Ama kalkanın üzerinden atlayıp, kaçacak yerde; uçurumun tepesinde, ileriye doğru koşuşturdu!

Gizem, son hızla, onun ardından serpindi! Adamın iki kolunu da, dirseklerinin hemen üstünden, kıskıvrak yakaladı! Ayaklarının tabanlarıyla da, adamın sırtına abandı! Onu, sola doğru çevirirken, "Nereye kaçıyorsun, köpek!" diye inledi. "Yorma beni! Geberme sırası, sende!"

Adam, bir şeyler söylemeye çalışırken; Gizen, ayaklarıyla, onu itiverdi!

Koruma, uçurumdan aşağı düşerken, diğerlerinden de dahâ korkunç bir çığlık patlattı!

Yeşilgöz, uçurum boşluğuna doğru serpindi. Bir yerde durdu ve düşük hızla, pervâne gibi dönerek, neşeyle, aşağıyı gözlemledi. Bu kez, korumanın düşüşü, tam bir ağır çekim gibi oldu; Gizem, her milisâniyeyi, doyasıya tattı!

Geriye, yalnızca kaymakâm ve vâlî kalmıştı. Onlar da, korku içerisinde, olay reine koşuşturdular! Ama kalkanları, aşmak istemediler; kalkanların önünde durdular.

"Sayın kaymakâmım! İçimden, bir ses diyor ki; kalkanları aşmayalım."

"Haklısınız, sayın vâlîm."

"Ama Jandarma'yı çağırmadan önce de, iyice düşünmemiz gerekecek; gülünç duruma düşmeyelim. Zâten, yeterince rezâlet yaşadık."

"Haklısınız, sayın vâlîm."

Gizem, onların karşısına geçmiş; havada serpinirken, eğlenceli gülücüklerle, onları izliyordu. Kollarını da, önünde bağlayarak, iyice alaycı tutum sergiliyordu!


***

"Ne dersin?" diye sordu Tanıl. "Gidelim mi?"

Piyanoda, yine Tankut vardı. Yalnızca, Işıl ve Tanıl için şarkı yorumluyordu: "Bir dünyâ yarattım". Tanıl ve Işıl da, dans pistinde dansetmiyorlardı; sevgi ve şefkât sunumda bulunuyorlardı.

Işıl, sağ elinin parmaklarıyla, Tanıl'ın saçlarının içine daldı. "Şu şarkı bitsin; gideriz, sevgilim." Işıl'ın yüreği, Tanıl'ınkinden hızlı çarpıyordu.

İkisi de, Tankut'a baktı. Tankut da, aynı ânda onlara bakıyordu; gözlerinde, bir babanın sevgi bakışı vardı.

Sâniyeler sonra, müzik bitti. İki sevgili, tam da dans pistinden çıkarken, Aysun belirdi. "Siz, hâlâ burda mısınız?" Yüzünde, anlamlı bir gülümseme vardı.

"İzin verirseniz, ayrılalım, Bayan Ağtunç," dedi Işıl.

"Kusurunuz, hâlâ burada olmanızdır," dedi Aysun aynı gülümseme ile. "Bu arad, Bay Tuğbay; Bay Kurtuluş'u, ne diye tanımlamamı isterdiniz?"

"Yalnızca 'kişsel asistan'ınız olarak, Bayan Ağtunç," dedi Tanıl. Aysun'un eline uzandı; Aysun, elini verdi; Tanıl, bir beyefendi gibi, hanımefendinin elini öptü. Işıl, hafifçe öne eğildi; Aysun da, aynısını yaptı.

Ve iki alkan ayrıldı.

Avludan dışarı çıktıklarında, "Sana mı; bana mı?" diye sordu Işıl.

"Bu durumda, bekâr bir erkeğin evine mi, yoksa, bekâr bir kadının evine mi, gitmek isterdin?"

Işıl, ayak uçlarının üstüne yükseldi; dudaklarını uzattı; Tanıl, uzatılan o güzel dudaklara, küçücük bir öpücük kondurdu. Ardından, yine sarıldılar.

Ne güzeldir o ilk öpücükler!

Ama o kısacık sürede, kaç fotografları çekildi; hiç kimse bilemeyecek.


***



Târih: 25.03.2018 | Bölüm: Kutluluklar ola!

Öykünün tüm kısımları
- 10. kısım
-   9. kısım
-   8. kısım
-   7. kısım
-   6. kısım
-   5. kısım
-   4. kısım
-   3. kısım
-   2. kısım
-   1. kısım





Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
10. bölüm Kutluluklar ola!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.