10. bölüm Kutluluklar ola!
10. kısım


Gizem, hemen uzaklaşmak istemedi. Bir-kaç dakîka önce, yere inip, kaymakâm ve vâlînin yakınlarında bir yerde, kalkanın üzerine oturmuştu. Bir arada, serpinme süresini uzatmak için, sessiz adımlarla, uçuruma atlamış, kısa sürelik bir dans eğlencesinden sonra, yeniden yere konmuş ve kalkanın üzerine konuşlanmıştı.

Sonunda, vâlî, cep telefonunu çıkardı; telefonunda, bir numarayı tuşladı. Yanıt geldi: "Ben, çavuş Sezgin Bulut."

"Ben, vâlî Özgür Sunalp. Çavuş! Yanınıza, iki kişi alın ve sivil giysilerinizle, Yamaçköy'den önceki birbuçuk kilometrelik mesâfeye gelin. Ayrıca, dört ambulans da, uçurumun altına, dere kıyısınsdaki devlet yoluna sevketin. Kimseye, bir şey söylemeyin; 'kırmızı alârm' sözkonusu."

"Kısa bir özet geçer misiniz sayın vâlîm?"

"Burada, çok ilginç şeyler oluyor; sayın kaymakâmın ve benim, toplamda dört korumamız, uçurumdan aşağı atladılar."

"Anladım, sayın vâlîm. Hemen yola çıkıyoruz."

Vâlî, çevresine baktı; merâklı yolcular durmuş; olup-biteni dikizliyorlardı. "Ulan! Kaybolun!" diye kükredi! "Kaybolun, dedim size! Herkes yoluna! Hadi!"

Bu kez kaymakân,araya girdi. "Hadi, hadi! Yürüyün! Herjkes yoluna!"

Yeşilgöz, sesli gülmemeye çalıştı. Ama vâlînin ve kaymakâmın davranışları, gerçekten gümeye değerdi. 'İyi,' diye düşündü. 'Artık çantamı hazırlayayım; gitmenin, sırası geldi.'

Yaklaşık üç metre yukarıya serpindi ve yolun üstünden, karşı kıyıya geçti.


***

Çavuş Sezgin Bulut, vâlî ile konuşmasının ardından, telefonu kapatır-kapamaz, yeni bir numara seçti. "Çavuş Kuğulu! Yamaçköy yakınlarında, bir olay var. Hemen hazır bulunun!"

"Ama komutanım!" dedi Kuğulu. "Alazköy'den geçmemiz, gerginliğe neden olabilir. Gerksiz yere, kimseyi kışkırtmayalım."

"Çavuş Kuğulu! Transit tünelden geçeceğiz; ona da karışacak değiller ya! Hazır bulunun"

"Başüstüne, komutanım!"


***

Kevork ve Hun, yalnızca öğle yemeği için, eve girmişlerdi.

Şimdi ise, yine bahçede eğleniyorlardı. Hun, Kevork'un anlayışı doğrultusunda, biraz fazlaca etkindi; şuraya-buraya koşuşturup-duruyordu. Kendisine katılması için, sürekli Kevork'u tetikliyordu.

Bir ara Kevork, sırtüstü yere yatmış, iki eliyle Hun'u, havaya kaldırmıştı. Kevork gülüşürken, Hun, sürekli bir şeyler mırıldanıyoru.

Ve Hun, ânîden taşkesildi! Kevork'ın ellerinde, ölü bir beden gibi duruyordu; ama uluyordu! Sanki ataları, onun içine girmişti!

"Neyin var, küçük dostum? Niye uluyorsun?" Bunları söylerken, sanki yirmi yaşındaki bir delikanlıymış gibi, hızla, kıçının üstüne doğruldu. Hun'u, yere bıraktı.

Bu kez Hun, kendi çevresinde dönmeye başladı; sanki bir pervâneydi! Ve sürekli uluyordu! Ara-ara, hızını yavaşlatıyordu; ardından, yine hızlanıyordu!

"Ah sevimli canavâr! Derdini, bir anlayabilsem?"

Hun, bir ara yere yattı; başını, ön patilerinin üstüne dayadı; dertlice mırıldanıyordu; sanki ağlıyordu! Belli ki, bir şeyler anlatmak istiyordu!

Kevork da, üzüntüyle, Hun'u süzdü. "Ah küçük dostum! Seni, bir anlayabilseydim? Keşke, senin dilinde konuşabilseydim."

Hun, yine ayağa kalktı; yeniden ulumaya başladı! Ve yine kendi çevresinde, pervâneler döndürüyordu!

"Acabâ Tanıl'ı mı arasam?" diye mırıldandı Kevork.

Hun, adamın yüzüne doğru ulumaya başladı; yüzünden, çok üzgün olduğu görülüyordu. Sevimli yaratık, sanki gözyaşı dökecek gibiydi.


***

Yeşilgöz, kamerayı da çantaya koyarak, geridönüşe hazır durumdaydı. Çantayı, iki eli arasına sıkıştırarak, yolun ara çizgileri doğrultusunda, yükseklerde durdu.

"Peki; niye gitmiyorum? Burada, işim bitti." Çevreye bakındı; bağırıp-çağırmalara karşın, dikizleyenlerin sayısı, sürekli artıyordu.

'Acabâ ben, bu sürüden birisi olsaydım; olaya, nasıl baklardım?'

"Bayanlar-baylar!" diye bağırdı kaymakâm. "Lütfen, kalabalık yapmayın! Dağılın! Bekleme yapmayın! Trafiği kapatıyorsunuz! Ekonomiye, zarar veriyorsunuz!"

"Ulan! Dağılın!" diye bağırdı vâlî.

'Gördüklerim, yeter,' die düşündü Yeşilgöz. 'Ayrıca; çok susadım, yâhû!' Vâlî ile kaymakâmın olduğu yöne, el salladı. Ve güneye doğru serpindi.

"Ulan! Dağılın, dedim size! Haydi!" diye kükrüyordu vâlî!

Bir silâhtan, üç-beş mermi patladı!

Yeşilgöz kıvrandı! Boğuk sesler çıkarıyordu! Katlanılamaz acılar çekiyordu!


***

O sırada, Aysun ve Ulaş; rastgele, birlikte, bar tezgâhının önünde oturmuş, birer içki eşliğinde, muhâbbet ediyorlardı.

Aysun, başağrısından kıvrılıyordu! Ulaş, kalp spazmı geçiriyordu! Birisi, elini, alnına dayarken; diğeri de, avucunu, göğsünün üzerine bastırıyordu!

"Câncağızım!" dedi Aysun kıvranarak. "Başım, çok ağırıyor; bu, hayra alâmet değildir."

"Benim de, yürek sorunum var; bu, sevdiğim birisinin başının, dertte olduğunu gösteriyor."

Sarışın güzel, şaşkınlıkla arkadaşına baktı. "Bende de, aynı sorun var; çok sevdiğim birisinin, başı derde girince, başağrılarım başlıyor!"

"Tanrıçama bir şeyler oldu!" dedi sarışın delikanlı dehşetle. "Ona ulaşmamız gerekiyor, Aysun!"

"Ben de, aynı düşünüyorum! Ama nasıl ulaşacağız ona; bir fikrin var mı?"

"Keşke olsaydı! Yüreğim, çok sıkışıyor!"

"Hele benim başağrılarım?" Başını, diğer yöne çevirdi ve, "Nerdesin, aşkım?" diye fısıldadı. (11. bölümden sürdürün)

Târih: 25.03.2018 | Bölüm: Kutluluklar ola!

Öykünün tüm kısımları
- 10. kısım
-   9. kısım
-   8. kısım
-   7. kısım
-   6. kısım
-   5. kısım
-   4. kısım
-   3. kısım
-   2. kısım
-   1. kısım





Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
10. bölüm Kutluluklar ola!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.