11. bölüm Tepetaklak!
2. kısım


Işıl ve Tanıl gittikten sonra, Kevork ve Hun, yine yalnız kalmışlardı.

Yine telefon çaldı. "Kurtuluş," diye telefona çıktı.

"Bay Kurtuluş, bu akşam, tüm ev halkı geri çekilebilir. Aysun ve ben, yalnız kalmak istiyoruz."

"Bayan Gözsel? Siz misiniz? Sizin için, çok kaygılandık. İyi misiniz?"

Yeşilgöz, hâlâ arabasında oturuyordu, Görünmezlik süreci, bir-kaç dakîka sonra bitmiş olacaktı. "İyiyim elbet; çok iyiyim. Neden kaygılandınız?"

"Hun, bir ara uluyup-durdu. Bay Tuğbay da, bu ulumanın ardında, Hun'un sevdiği birisinin, tehlikede olabiliceği anlamına geldiğini söyledi. Bayan Idır da, tehlikede olanın, siz olabileceğiniz savında bulundu."

Yeşilgöz güldü. 'O minik yaratığı, mıncık manyağı yapacağım!' diye düşündü. "Kaygılarınız için üzüldüm; ama gerek yok; hiç bir sorunum yok; her şey, yerli-yerinde."

"Bu akşam için öngördüğünüz planlarınızı, Bayan Ağtunç biliyor mu?"

"Hâyır, bilmiyor. Ama o, beni hiç kırmaz; bir-çok isteğimi, büyük mutlulukla karşılar."

"Peki; isteğinizi, kadınlara söylerim."

"Durun! Bayan Idır ve Bay Tuğbay, baloda değiller mi?"

Kevork güldü. "Erkenden ayrıldılar; şimdi yalnız başlarına, Bay Tuğbay'ın otağındalar."

Bu kez de, Gizem güldü. "Anladım."


***

"Sana, bir o kadar dahâ hayrân kaldım; ve bir o kadar dahâ vuruldum," dedi Tanıl. Genç adamın oturma odasında, bir koltuğa oturmuş, sevgi dolu bakışlarla kucaklaşıyorlardı. Hâlâ tamtakır giyiniktiler.

Işıl, sevdiğinin omuzuna yaslandı. "Neden, sevgilim?"

"Sana, Hun'un, rahâtsızlandığını söylediğimde, hemen tedirginleştin; Hun için kaygılandın; senin için, Hun, o sırada, sevişmekten de önemliydi. Oysa başka kadınlar, öyle bir durumda, uflayıp-puflarlardı ve hırçınlaşırlardı."

Işıl, sevgi dolu gözlerle, Tanıl'a baktı. "Her şeyin, bir yeri ve sırası vardır, sevgilim. Hun, hepimizin küçük sevgilisidir."

Tanıl, güzel kadını, omuzlarndan tuttu ve kendine çekti. "Ben, seni hakketmiyorum; sen, çok iyisin." Güzel kadının gözlerine, uzunca baktıktan sonra, "Sevgilim? Hangi ayda olduğumuzun, farkında mısın?" diye sordu.

Işıl, sevdiği adamın üzerine abandı; başını, avuçlarının arasına aldı; dudaklarına, küçücük bir öpücük kondurdu. "Bugün, nîsânın yirmibiri. Niye sordun?"

Bu kez Tanıl, Işıl'ın yanaklarını, avuçlarının içine aldı ve onun dudaklarına, küçücük bir öpücük kondurdu. "Yâni, bahâr dönemindeyiz; sakın ola da, bir yanılgıya kapılmayalım."

Işıl, Tanıl'ın burnunun uçuna, bir öpücük kondurdu. "Eee? Yanılgıda bulunduğumuzu farzedelim; sonuç? Bir dakîkalık sınırsız mutluluk için bile, böyle bir yanılgıya değmez mi?"

Delikanlı, genç kadını, sırtüstüne devirdi; eteğininin sağ yanını, sağ eliyle, bir çırpıda yukarıya çekti. "Seninle, her yanılgıya hazırım." Büyük özlemle, güzel kadının kalçasını yokladı. Eteğin diğer yanını da, yukarı sıvazladı. İçini çekti! "Çıplak kıvrımların bile, giyinik görünümün kadar büyüleyici!"

Önce dudaklarını yaklaştırdılar; karşılıklı olarak, soluklarını burcadılar; o burcu dolu solukları, doyasıya içlerine çektiler. Dudaklarını, hafifçe tokuşturdular. Birden-bire, karşılıklı olarak, dudaklarına yumuldular!

Tanıl, Işıl'ın kıvrımlarını yoklarken; Işıl da, bir eliyle, Tanıl'ın boynunu sarmalıyor, diğer eliyle ise, sevdiği adamın kıçını sıvazlıyordu!

Tanıl, dudaklarını, Işıl'ınkilerden kopardı. "Seninle, bir ömürboyu kaçamak yapmaya hazırım; diğer kadınlar gibi, pasif değilsin; erkeğinin gereksinimlerini, seningilermiş gibi algılıyorsun. Sen, tüm kadınların tanrıçasısın!"

"Yalnızca senin için, sevgilim," dedi Işıl soluk-soluğa.

Tanıl, elleriye ve dudaklarıyla, aşağıya doğru kayarken, sevgilisinin memelerini okşuyor, göğsünü burcuyordu. "Bu evrende, senin kadar güzel burcuları olan, ikinci bir kadın bulunamaz."

Işıl, tutkuyla mırıldanıyordu: "Tüm burcularımı, yalnızca senin için salgılıyorum, sevgilim."

Tanıl, dahâ da aşağıya kaydı. Zâten yukarı çekilmiş olan eteği, biraz dahâ itti. Sevdiğinin güzel kilodu, başını döndürdü. "İç çamaşırın bile, gerçek olamayacak kadar kadınsı olduğunu gösteriyor." Burnunu, iki güzel kalçanın ortasına yaklaştırdı. "En kadınsı burcun, beni öldürebilecek kadar tanrımsı!" Burnunu ve ağzını, kiloda, biraz dahâ yaklaştırdı. "Tapıyorum bu burcuya! Kim bilir, yalın kadınsılığın, ne kadar güzeldir!" Başını kaldırıp, tutkulu kadının yüzüne baktı. "Her şeyinle, kuşku uyandıramayacak kadar bir tanrıçasın!"

Koltuktan, kayarak-indi; dizlerinin üstüne çömeldi; güzel tanrıçanın bacaklarını, kendi yönüne çevirdi. Işıl, güzel bedenini, yataydan, yarı dikeye yönlendirdi. Tanıl, dudaklarını ve burnunu, güzel tanrıçasının genitallerine dokonudurnca, tutkuyla, içini çekti.

Dudakları ve burnuyla, uzunca, öylesine yapışakaldı ve zevkle mırıldandı. Başını kaldırdı; şaşkınlıklar içerisinde, "Alev-alev yanıyorsun!'" dedi.

"O, senin erkeksiliğinin etkisidir," dedi Işıl; tutkuyla kıvranıyordu! "Ben de, senin erkekliğini öpmek ve ağzımla, doyasıya tatmak istiyorum; onun büyüsüne, ellerimle de doymak istiyorum."

Ve Tanıl, ânî bir çırpıntı ile, Işıl'ın kilodunu sıyırdı! "Öleceğim tutkudan! Sen, tapılacak bir kadınsın!"

"Hâyır; asıl sen, tapılacak bir erkeksin! Benim, tek tanrım olur musun?"

Genç adam, sol eline aldığı kilodu, burnuna dayadı ve derin bir soluk çekti. Güzel kadının bacaklarını, omuzlarına alırken, "Sen, ne istersen, o olurum," dedi. O tapılası sütûnları, tutkuyla okşarken, "Tanrın olmamı istersen, olurum; efendin olmamı istersen, olurum." Heyecânla, derin bir soluk çektikten sonra, "İstersen, seni, bir podeste bindiririm ve yükseklere çıkarırım; her istediğinde de, podesti, yeniden aşağı indiririm." Güzel kadının kalçaları arasındaki tapılası ortama bakarken, bayılası geldi... Ve başını, o benzersiz güzelliğe gömdü!

Tanrıça, delikanlının başını yakaladı; saçlarını okşarken, o karizmatk başı, kendi bedenine doğru bastırdı. "Sen... benim... taptığım... tek tanrımsın!"


***

Tünelden fırlayan beş Jandarma dörtçekeri, çatalağzında, ikiye ayrılmıştı; üç araba, hiç yön değiştirmeksizin, ileriye fırlarken; ikisi de, sağa, Yamaçköy yönüne, direksiyonlarını çevirmişti.

Öndeki dörtçekerin arka koltuğunda, sekizinci kademeli çavuş Sezgin Bulut ve dördüncü kademeli çavuş Akın Kuğulu oturuyorlardı.

Olay yerine vardıklarında, korna çaldılar; kalabalık, iki yöne ayrıldı. Dörtçekerler, tekerlek gıcırdaması eşliğinde, durdular.

Üç arabadan inen dokuz askerin, bir kısmı, kalabalığı dağıtmaya çalışırken; diğerleri, çeşitli ekipmanlar indirdiler. Dört asker, çeşitli ağırlıkkları, belirli aralıklarla yerleştirirken; ikisi, ağırlıkların ortalarına, direkler dikti; üçüncü bir asker de, direklerin aralarına, bir güvenlik şeridi germeye başladı. İşi bitmiş olan birisi, şerit çeken askerin, yardımına koştu.

Aynı ânda çavuşlar; kaymakâm ve vâlînin yanına koşuturmuştu; ikisi de, birer asker selâmı çekmişlerdi.

"Hoşgeldiniz, çavuşlar," dedi vâlî. "Buralarda, çok ilginç şeyler oluyor; dört korumamız, ardı-ardına, uçurumdan aşağı atladılar."

Çavuşlar, şaşkınlıklar içerisindeydiler! "Nasıl olur, sayın vâlîm?"diye sordu çavuş Bulut. "Durup-dururken, intihâr etmiş olamazlar; bunun, bir açıklaması olması gerek."

"Sayın çavuşum!" dedi kaymakâm. "Kendi gözlerimle görmeseseydim; ben de inanmazdım; ama atladılar! Motosikletli çalışanımız, direksiyoru, kalkanlara doğru kırdı ve aşağıya fırladı! Diğer üç koruma da, kollarını, arkaya doğru gererek, bedenlerini, boşluğa bıraktılar."

"Sayın vâlîm, sayın kaymakâmım!" diye başladı Bulut. "Olayları, böyle gördüğünüzden, hiç kuşkum yok; ancak burada, kesinlikle, bir açıklama olmalı; bu olayların, bir bilimsel açıklaması olmalı."

"Araştırmalar sonunda, umarım, mantıklı bir açıklama bulursunuz, sayın çavuşum," dedi vâlî Sunalp.


***

Yeşilgöz, Alazdibi Kuytusu'nun, kuzey yönündeki çatalağzına vardığında, trafik lambalarında durdu. Solunda kalan tünelden çıkan ve tünele giren araçları izledi.

Eliyle, sağ bacağını yokladı. Artık, hiç sızısı kalmamıştı; yaralar, iyice savmıştı; kaşıntılar da, artık neredeyse sıfırlanmıştı. Gülücükler eşliğinde, "Bilindik evrimi, alt-üst ediyorum!" dedi. Uzunca, sesli güldü.

Lambalar, yeşile geçince, direksiyonu, sola kırarken, hâlâ kırıtıyordu. Yaklaşık elli metre sonra, Alazdibi Kuytusu'nun altından geçen tünele girdi.

Sürekli yükselen tünel yolunda, sürüş hızını, kısa sürede, yetmiş kilometreye yükseltti. Yaklaşık yediyüz metrelik kısmı, bir dakîkanın altında aştı. Sağdaki çıkış şeridine geçti; önce, biraz sağa, hemen ardından da, sola kırdı; yamaç yolda ilerledikten sonra, yeniden sola kırdı. Anatünel, artık altında kalıyordu.

Keyifli sâniyelerin ardından, tünelden çıkıp, Mut Apartmanı ve M'Alum Kule'nin arasından, Halide Edip Adıvar Dereyolu'na ulaştı. HEA Araparkı ve HEA Dereyolu, insanlardan geçilmiyordu.

Sol yöne doğru ilerledi; biraz sonra, hem sürekli yükselen, hem de sola doğru kıvrılan yoldan, Anadar Caddesi'ne ulaştı. Diereksiyonu, sağa çevirdi.

Kısa süre sonra, biraz sola kıvrılan bölümü aşınca, yaklaşık üçyüz metre ilerde, yolun solundaki üç yüksek apartmanı gözetledi. Sağ yönünde, yolun kıyısındaki ağaçların arasından, devâsa Alazdibi Kuytusu 'nun çatısını, Alazdibi Dinlenme Parkı'nı görebiliyordu.

Binâların ortasındakine vardığında, bir parkyeri buldu ve durdu. Yan koltuktaki çantanın üzerinde bulunan DVD zarfını aldı ve arabaden indi. Binânın girişine vardığında, posta kutularını taradı. Elindeki DVD zarfının üzerindeki yapışkanlı küçük kağıdı kopardı. Zarfı, yeniden gözden geçirdi. Üzerine, büyük harflerle, "VÂLÎ VE KAYMAKÂMIN KORUMALARI, İNTİHÂR EDİYOR!" yazmıştı; altına da, "ALAZKÖY'E HOŞGELDİNİZ", diye eklemişti; ve, "BİR DOST", diye sonlandırmıştı.

Zarfı, posta kutusuna attıktan sonra, yapışkanlı not kâğıdını da, posta kutusuna yapıştırdı. Özerindeki not: "POSTANIZ VAR!"

Muhâbir Oya Kaygusuz, çok sevinecekti!


***


Târih: 12.04.2018   |   Bölüm: Tepetaklak!

Öykünün tüm kısımları
- 10. kısım
-   9. kısım
-   8. kısım
-   7. kısım
-   6. kısım
-   5. kısım
-   4. kısım
-   3. kısım
-   2. kısım
-   1. kısım


Tüm Bölümler
12. bölüm: Yasalar, her şeyden üstündür!
                  (Hazırlanıyor)
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
11. bölüm Tepetaklak!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.