11. bölüm Tepetaklak!
3. kısım


Kaymakâm ve vâlî, erkenden ayrılmışlardı. Dikizciler de, iyice azalmış, yalnızca iki-üç köylü kalmıştı.

"Komutanım! Kan lekesi var burda!"

Askerler, neredeyse, olay yerinden ayrılacaktı ki; birisi, şerit çizgisinin yakınında, o kan lekesini görmüştü!

Askerlerin çoğunluğu, bariyerleri kaldırmakla uğraşık iken; çavuşlar ve iki diğer asker, kan lekesinin bulunduğu yere koştular.

"Çok küçük bir leke; uğrumuz varmış ki, onu farkedebildik," dedi çavuş Kuğulu "Peki; ölen korumalardan, hangisinin olabilir? En önemlisi; bu kan lekesi, nasıl işimize yarayabilir?"

"Biz, yine de, bir örneğini alalım, çavuş," dedi çavuş Bulut. "Elimizde bulunsun; fazla mal, göz çıkarmaz."

"Başüstüne, komutanım!"


***

Bigün, Sevil, Çiğdem ve Seçil; mağazadan çıkarken, Seçil dışında herkes, çantalarını açıp, telefonlarını çıkardılar; üçü de, kapalı telefonlarını açtılar.

"Telefonları, niçin kapadınız ki?" diye sordu Seçil.

Bigün, sorumsuz genç kadına baktı. "İşte size, bir görgü kuralı dersi dahâ; bir yere girerken, telefonunuzu kapamalısınız."

"Kevork aradı beni," dedi Çiğdem. Geri aramaya dokundu. "Kevork? Beni aramışsın?"

"Evet," dedi Kevork. "Bayan Gözsel aradı; bu akşam Bayan Ağtunç'la, yalnız kalmak istiyormuş. Yâni siz, eve gelmek için, ivedi davranmayın."

"İyi ki aramışsın; sağol." Bağlantıyı kapattı. "Bayan Ağtunç'la Bayan Gözsel'in dostluğu, düşünüğümden de derinmiş," dedi.

"Evet; onların, çok derin bir ilişkileri var," dedi Bigün. "Dağlarda, ırmağın pınarında çekilmiş gorüntülerini, görmediniz mi?"

"Evet, gördük," dedi Seçil. "Çok güzel resimlerdi; neredeyse, kıskanacaktım onları."

Kalabalığın arasında yürüyorlardı. "Birileri, Ağtunç Holding'in, bu resimlerden ötürü, zarar göreceğini savlamıştı," dedi Sevil. "Oysa; her şey, tam da tersine oldu; holdingin tüm şirketerinin hacmi, hızla arttı."

Çiğdem güldü. "O konuda, ben de, yanılanlar arasındaydım. Diyeceğim, şu ki; iyi ki, ticârete atılmamışım; herkes, en iyi bildiiği işi yapmalıdır."

"Son tümceniz, iyice Tan Tankutluk bir tümce oldu," dedi Bigün. "Buna benzer tümceleri, sıklıkla kullanır." Çiğdem ve Seçil'e baktı. "Bu arada; bize gidelim mi?"


***

Yeşilgöz, evine geldiğinde, doğrudan mutfağa girdi.

Büyük bir su bardağını, buzdolabından çıkardığı şişeden doldurdu. Neredeyse yarısını içerken, banyoya vardı. İlk olarak, aynaya baktı; gözleri parlıyordu! "Makyajım bile, neredeyse hiç bozulmamış; tâzelemeye, hiç gerek yok," diye mırıldandı.

Bardağı, ayna regaline koyduktan sonra, önce, yüksek topuklu ayakkabılarını çıkardı ve ellerini, bol sıvı sabunla yıkadı.

Rafların birisinden, büyük bir makas aldı. Makası, kılığındaki, sağ memesinin sağ yanına denk gelen kesime yerleştirdi; kılığının ön kısmını, genital bölgesine kadar kesti. Makası, yerine bıraktıktan sonra, parçaladığı kılığını, dahâ da parçalarcasına, bedeninden sıyırdı; ve duş küvetine attı.

Bir regalden, bir el aynası aldı. Sağ ayağınının topuğunun sırtını, tuvaletin üstüne dayadı; aynayı, baldırının altına tuttu. "Yaşaşın!" dedi, neredeyse bağırırcasına. "Çok küçük izler kaldı." Yeşilgöz'ün güzel yüzü, bir o kadar dahâ parladı.

Merminin giriş noktasında, çıkış noktasına oranla, dahâ küçük bir iz kalmıştı; giriş izi, yaklaşık iki milim çapındayken; çıkış izi, yaklaşık beş milim çapındaydı. "Bunu, Bay Tankut'a danışmalıyım; bir plastik cerrâhî uzmanına, gerek duyacağım."

Aynayı, aldığı yere koydu. Sol kolunu kaldırdı; koltukaltını kokladı. "Bende, gerçekten de bir ilginçlik var; insan, hiç mi terlemez?" Bunları derken, bir deodorant spreyi aldı ve koltukaltlarına fısfısladı.

Regallerden birinden, bir torbacık aldı; tamponunu, koparırcasına çıkardı ve torbacığa bıraktı; ağzını kapattığı torbacığı, genel çöp kutusuna saldı. Islattığı bir havlucukla; önce, genital bölgesini; ardından da, sağ bacağının baldırını temizledikten sonra, başka küçük bir havuyla kuruladı.

Saçını da, bir fırça ile düzelttikten sonra, sprey ile pekinleştirdi.

Su bardağından, küçük bir yudum dahâ çekti; ve elindeki bardakla, yatak odasına gitti.

Gardrobunu açıp, uzunca denetledi. Şimdi giyeceği giysi, önce giydiğine benzemeliydi. Bu kez, mini etekliymiş gibi gözüken, ama arkasından, aşağıya sarkan bir şey seçti; sabâhleyin kuşanmış olduğu giysi ile, benzer renkteydi.

Benzersiz kıvrımlarını, iç çamaşırı ile bozmak istemedi; şık giysiyi, öylesine, üzerine çekti. Bir çift alçak topuklu ayakkabı seçti; hazırdı!


***

Aysun, sunulmakta olan şarkının bitimine doğru, sahneye çıktı ve müzisyenlerin onünde durdu. "Ricâ etsem, yine biraz ara verir misiniz?" dedi. "Ama burada kalınız."

Müzisyenler, çalgılarını, ardı-ardını bıraktılar. Sarışın lüleli güzel, piyanistten, kalkmasını ricâ etti. O da, kalktı ve sahnenin arka kısmına geçti. Aysun, tabûreye oturdu. Önce, özlemli bakışlarla, tuşları gözetledi; ve tuşları, okşamaya başladı: "Hasret akşamında, sabâh olmuyor".

Konukların büyük çoğunluğu gibi, Tankut ve Ulaş da, pek şaşkındılar; şaşıranlar arsında, elbet de, Oya Kaygusuz da vardı; zâten, Aysun sahneye çıktığında, çekime başlamıştı.

Gözde ve Gürel, Aysun'un sesini bildikleri için, gönülden parıldıyorlardı.

Aysun'un soprano sesi başladığında, konukların çoğunluğu, bir o kadar dahâ şaşırmışlardı.

Sâniyeler, bir-birini kovalıyordu. Bir ara...

Gizem gözüktü! Yeşilgöz, dingin adımlarla, sahne merdiveninin basamaklarını çıktı. Yavaşça, bir kemânı yakaladı ve sol omuzuna yerleştirdi.

Ulaş, Gizem'i, sağlıklı biçimde gördüğü için, sevinçten fıttıracakken; diğer konuklar da, bir o kadar şaşırmışlardı!

Aysun, mutluluktan çıldıracaktı! Şarkının ortasında, "Aşkım benim!" diye mırıldandı; ağzını, mikrofondan uzak tuttuğu için, duyulmamıştı.

Sanki çok doğalmış gibi, şarkının ikinci yarısında, Aysun sustu; Yeşilgöz yorumladı. Konuklar, Gizem'in soprano sesinden de, bir o kadar büyülenmişti.

Şarkı süregiderken, iki arkadaş ve alkan, göz-göze bakıştılar.

Şarkı bittiğinde, konuklar, alkış tufânı tutturmuştu! Ama Aysun ve Gizem, kucak-kucağa buluştular. Yanlış bir tavır sergilemek gibi, hiç bir kaygıları yoktu. "Nerdeydin, aşkım?" diye sordu Aysun.

"Ufak bir işim çıkmıştı, biricik bi tânem," diye yanıtladı Gizem; Aysun'a, dahâ da sıkı sarıldı.

Bir ara durdular ve konuklara döndüler... "Biz ikimiz, hep böyleyiz," dedi Aysun. "Zâten araağdaki görsellerimizde de, hep böyle gördünüz bizi."

Konuklardan kimileri, bir alkış tutturdu. "İsteriz! İsteriz! İsteriz!"

Ama Aysun ve Gizem, bir-birlerinin bellerine sarılarak, basamaklardan, aşağı indiler. Onlar, aşağıya inerken, müzisyenler, yeniden görevlerine başlamışlardı.

"Nerelere kayboldun?" diye sordu Aysun. "Konuşmamız gerekecek."

"Biliyorum, aşkım. Bay Kurtuluş'u aradım; bu akşam, geri çekilmelerini istedim; biz ikimiz, baş-başa kalacağız; bolca konuşuruz."

Gürel ve Gözde'ye doğru yürüdüler.


***

Gizem, Aysun, Gürel ve Gözde; dolgunca eğleniyor ve gülümseyişiyorlardı.

Bir ara, Gizem'in gözüne, Tankut ilişti; Tankut, hem şefkâtle, hem de sarkınır biçimde bakıyordu. "Beni bağışlayın; Bay Tankut'un yanına gitmem gerekiyor. Hemen dönerim."

Tankut, biraz dahâ belirgince gülümsedi. "Sizin için, kaygılanmam mı gerekiyor, cânân-pârem?"

"Hâyır, Bay Tankut; her şey, olması gerektiği gibi. Umarım, sizi üzmemişimdir."

"İkibuçuk saat boyunca, neredeydiniz? Sormamda, sakınca var mı?"

Yeşilgöz, 'baba gibi patronu'na, tatlı tatlı gülümsedi. "Çok uzun bir öykü, Bay Tankut; ayaküstü anlatılacak türden değil. Tek umudum; sizi, fazla üzmemiş olabilmektir."

"Sizin yokluğunuzda, görmemem gereken kimi gerçekleri deneyimledim; hepsi, bu kadar."

"Anlayamadım, Bay Tankut?"

"Sizin başınıza, bir şeyler geldiğinde, Aysun Hanım ve Bay Uzer, rahâtsızlık geçiriyorlar; bunu, bilmiyor muydunuz?"

Yeşilgöz, önce, Aysun'un bulunduğu yöne baktı; ardından da, Ulaş'ı aradı; ve sonunda, onu da gördü. Gizem'i dikizlemekte olan Ulaş, kendisine yöneltilen bakışlardan, kaçıştı. Gizem, parıldayan gözlerle, Tankut'a baktı. "Bunu, gerçekten de bilmiyordum, Bay Tankut. Acabâ onlar, bunu bilmemi, istiyorlar mı?" Tankut'un yüzüne, derinlemesine baktı.

"Güzel soru, güzel kızım; bu soruya, ne yazık ki, bir yanıtım yok."

"İzninizi istiyorum, Bay Tankut."

Tankut, başını, hafifçe öne eğdi. "İzin, sizinle olsun, cânân-pârem."

"Bu arada; belki bilmek istersiniz diye söylüyorum; Aysun'la, bu akşam, benim otağımda buluşuyoruz." Tankut'tan aldığı bir gülücüğün ardından, zerâfetle uzaklaştı.


***


Târih: 12.04.2018   |   Bölüm: Tepetaklak!

Öykünün tüm kısımları
- 10. kısım
-   9. kısım
-   8. kısım
-   7. kısım
-   6. kısım
-   5. kısım
-   4. kısım
-   3. kısım
-   2. kısım
-   1. kısım


Tüm Bölümler
12. bölüm: Yasalar, her şeyden üstündür!
                  (Hazırlanıyor)
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
11. bölüm Tepetaklak!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.