11. bölüm Tepetaklak!
5. kısım


Aysun, kendi anahtarıyla, kapıyı açıp, içeri girdi ve salonu gözlemledi. Kapıyı kapatarak, oturma odasına doğru yöneldi. Yeşilgöz, orada da yoktu. Çantasını, biraz uzakta kalan koltuğun, üzerine attı. "Gizem?" diye seslendi. "Aşkım? Nerdesin?"

"Banyodayım, Aysun!" diye ses geldi.

Aysun da, kapıyı açıp, içeri girdi. Gizem, çırılçıplak biçimde, lavabonun önünde dikilerek, aynaya bakarken; bir saç kurutma makinesiyle, saçını kurutuyordu. Yeşilgöz, hiç bir şey söylemedi. Aysun, hemen onun arkasında eğildi ve onun güzel kıçının yuvarlarını, okşayıp-öpmeye başladı.

"Aşkım, bugün olmaz; halam, bu sabâh, erkenden geldi."

Aysun, kalktı ve Gizem'e, arkadan sarıldı. "Yerim senin halanı!"

Gizem, makineyi, biraz kendinden uzaklaştırdı. "Dikkatli ol, deli kız; yanacaksın!" Ve Aysun'a, dudaklarını uzattı.

Sarışın lüleli güzel, uzatılan dudaklara, küçücük bir öpücük kondurduktan sonra, kırıtarak, banyodan çıktı. Kendi odasına gitti; iyice soyunduktan sonra, en sevdiği yarısaydam ve pempe neglijeyi ve aynı kumaştan olan sabâhlığını giydi; yine en sevdiği pembe ev ayakkabılarını da, unutmadı.

Oturma odasındaki bara gitti; iki meyve suyu uzuniçeri hazırladıktan sonra; birinin üzerine, vişne şurubu serperek; diğerine, portakal şurubu ekledi.

Önce, kağıt örtülü iki altlığı götürdü ve sehpânın üzerine koydu. Yeniden geri döndü; her bardağa, birer pipet ekleyip de, servis için, ellerine aldığında, Gizem de gelmişti.

Gizem, zarif bir sabâhlığın içinde, sehpânın çevresindeki geniş koltuğa oturduğu sırada; sarışın lüleli güzel, bardakları, altlıklara yerleştirdi; ve Yeşilgöz'ün yanına oturdu. Sağ kolunu, Gizem'in başının arkasına itti ve sol eliyle, onun güzel eline dokundu. "Anlat, güzel aşkım; o uzun sürede, nerelerdeydin?"

Gizem, birazcık sağa kaydı ve başını, Aysun'un omuzuna yerleştirdi. "Bırak da, benim de, ufak-tefek gizlerim olsun; olur mu, aşkım? Ben de, senin gizlerini araştırmayacağım; sonuçta, senin de, sana özgü özellerin var."

Aysun, burnunu, Gizem'in saçlarına dayadı ve o güzel burcuyu, içine çekti. "Öyle olsun, benim küçük aşkım."

Gizem, şaşkınlıkla, başını kaldırdı ve Aysun'un gözlerine baktı. "Yoksa, yaşlı olduğuna mı, bir gönderme yapmak istiyorsun?"

Bu kez de, Aysun şaşırdı. "Ama hâyır! Öyle bir amacım, aslâ yoktu." Biraz düşündü. "Ama o açıdan bakarsak; benim yaşım, seninkinin, neredeyse iki katı." Tatlı-tatlı güldü. "Eğer günün birinde, azgın teke belirtileri gösterirsem, beni uyar; olur mu, aşkım?"

Gizem de, tatlı-tatlı güldü. "Senin yaşın, beni, hiç ilgilendirmedi ki; ben, seni, kadın olduğun için sevmiyorum; sırf, sen olduğun için seviyorum."

Sarışın lüleli güzel, konuyu, esnekçe değişitirmeye çalıştı. "Bu akşamki planların, nelerdir? Neden, Mut Apartmanı'nda buluştuk?"

Yeşilgöz, Aysun'un karnını okşadı. "Her şeyden önce; seninle, yalnız kalmayı seviyorum. Ama bugün, geleneksel takılacağız. Son kez, ne ara lâhmâcûn yedin?"

"Oo!" dedi Aysun; ve seslice güldü. "Bilemeyeceğim; sanırım, bir-kaç yüzyıl oluyor. Kendin mi hazırladın, yoksa bir yerlerden mi ısmarladın?"

Yeşilgöz, duvar saatine baktı. "Ismarladım; on dakîka sonra gelir." Buz gibi uzuniçerinden, büyükçe bir yudum içti. "Aşkım; bugün, çok az sıvı tükettim."

"Benden mi çekiniyorsun? Çek büyük bir yudum dahâ? Kokteylini, iyi yapabildim mi?"

Yeşilgöz, gerçekten de, büyük bir yudum çekti. "Hârikâsın, bi tânem."

"Aşkım! Bugün öğleyin, çok korktum. O silâhları gördüğüm ânda, artık, senin sonunun geldiğini düşünmüştüm; öleceğine, kesin gözüyle bakmıştım; korkudan ve üzüntümden, öleceğim gemişti!"

Yeşilgöz, Aysun'un ellerini, kendi ellerinin içine aldı ve onları, uzunca öptü. "Bi tânem benim! Böyle durumlara, alış artık; yirmi kişi, aynı ânda, bana silâh doğrultsa da, sakın korkma; bana güven; hiç bir şey yapamazlar."

"Efendim, 'bin kişilik bir ordu'dan sözetmişti; demek ki seni, bu yönünle de, çok iyi tanıyor."

Yeşilgöz, tatlı-tatlı gülümsedi. "Evet; ben, birilerini okşarken, onun da, tanıklık ettiği oldu."

"Peki; benim bilmediğim, ama Efendim'in bildiği, başka hangi gizlerin var?"

Gizem, eğlenceyle güldü. "Böyle bir soruya, 'tak' diye yanıt veremem; herkesin, kendine özgü algılama özelliği var. Benimle, aynı ortamda bulunan iki kişiden, her biri, benim tavır ve tutumlarımı, tümüyle değişik algılayabilr. Hiç bir insan, kendisini, sağlıklı gözlemleyemeyeceği için; benim, hangi özelliğimin, gerçekten de kaydadeğer olduğunu, kendim bilemem."

"Bir ara, hem takla atıp, hem de, kendi ekseninde dönerek; yatay uçuşa geçişin vardı ya... Ardından da, bacaklarınla, adamın boğazına kenetlendin... Hepsi, belki de, bir sâniye sürmüştür; bana, en az beş dakika sürmüş gibi geldi. Tüm o kıvırmaları ve o yatay uçuşu, nasıl yaptın?"

"Ah aşkım! Çoğu, gözboyamacılıktan ibâret! Yâni sihîrbazlık numaraları."

"Ya o esneklik? Sanki hiç kemiklerin yokmuş gibi!"

"Savunma sporlarında, uygulanan tekniklerin yarısı, yanılsamadır; râkiplerimi, kimi gözboyamacılıklarla yanıltıyorum; böylece beni, olduğumdan da güçlü algılıyorlar; ve ben, kazanan oluyorum; bu kadar basit! Elbet de, biraz da özgüven gerekiyor. Zâten önümüzdeki dönemlerde, derneğin açacağı kursta, tüm bu şaklabanlıkları, size göstereceğim."

Aysun, Gizem'in sıska kolunu, yüzük parmağı ve kip parmağı arasına aldı; alaylıca, parmaklarını oynattı. "Aşkım? O herifleri, bu sısk kollartla, nasıl dövüyorsun?"

"Ah aşkım benim!" dedi Yeşilgöz. "O sert yumrukların, kas gücüyle, neredeyse hiç bir ilişiği yoktur. Şöyle düşün; seksen kiloluk bir pilot, elli tonluk bir uçağı uçuyabiliyor. Ya da; elli kiloluk bir kadın, elli tonluk bir iş makinesini, A noktasından, B noktasına götürüyor. Bu iki örnekte, hiç şaşırıyor musun?"

"Ama o insanlar, kas gücü kullanmıy..."

"Aşkım! Ben de, kas gücü kullanmıyorum. Ben isteseydim; o üç herifi, hemen oracıkta, birer yumrukla öldürebilirdim! Öyle ki, bir arada bulunan yirmi kişyiyi, yirmi sâniye içerisinde, kolaylıkla öldürebilirim; her birine de, tek bir yumruk yapıştırmam, yeterli olacaktır; tek bir yumruk!"

"Yok artık!" Sarışın lüleli gözel, şaşkınlıklar içerisindeydi!

.Gizem, bu sırada, bilgisayarını açmıştı. Oya Kaygusuz'un haber bölümünü açmıştı. "Aşkım? Bay Tankut'un, çifte adı olduğunu, biliyor muydun?" diye sordu Gizem. "Bütün adı: Tan Taner Tankut."

Aysun gülümseyerek, başını, iki yana salladı. "A-a! Çok ilginç! Yine de, her üç isminin de, aynı heceyle başlaması da, çok ilginç. Bu arada; benim de, çift adım var; sana söylememiştim, değil mi?"

Yeşilgöz, iyice şaşırdı. "Yok artık! Benim de, çift adım var. Senin ikinci adın ne?"

Sarışın lüleli güzel, neredeyse kırıtacaktı. "'Aysel'; 'Aysun Aysel Ağtunç'. 'Aysel', annemin adıdır. Babam, anneme çok âşık olduğu için, onun adını, olasıklıkların dışına taşımak istemiş. Annem de, onu kırmadı ve adını bana verdi."

"Senin adların da, hep 'A' ile başlıyor."

"Babam dışında, tüm akrabâlarımın adları da, 'A' ile başlıyordu."

"Doğru ya; sanırım, hiç akrabân yok."

"Evet; bir halam ve bir de amcam vardı; ikisi de, genç yaşta ölünce, geriye, ikinci bir kuşak bırakamadılar."

"Peki; sen, Ağtunç adını taşıyan, son kişi mi oluyorsun?"

"Evet; ne yazık ki! Ben de, sonsulukta kaybolunca, 'Ağtunç', iyice tükenmiş olacak." Güzel sarışın, biraz üzüntülüydü. Ama yine neşelenerek, Gizem'in yüzüne ışıdı. "Ya senin ikinci adın, ne?"

Yeşilgöz, alaycı biçimde kaşlarını kaldırarak, yine alaycı biçimde gülümsedi. "İkinci adımı hiç sevmedim; 'Gamze'."

"Seni, çok iyi anlıyorum; benim de, öyle bir adım olsa, aynı biçimde burkulurdum. Peki; neden 'Gamze'? Ve neden 'Gizem'?"

"Doğduğumda; annem, adımın, 'Gizem' olmasını istemiş; babam da, 'Gamze' diye tutturmuş. 'Gamze', babaannemin adıydı." 'Babaannem' dediğinde, üzgündü; çok tûhâf seziniyordu. "Sonunda, her iki adı da kullanmada, anlaşmışlar; ama bu kez, 'Hangi ad birinci, hangisi ikinci olacak?' diye, tartışma başlamış. Sonunda, kurâ ile ad sıralamalarını belirleme kararı almışlar. Sonuç, gördüğün gibi."

"Dikkatimi çeken, belki de, önemsiz bir nokta var; Gözde, neden, 'Gizem' diye tutturdu?"

"Sanırsın ki, bu adı, hep çok sevmiş; ama içinde bulunduğum durumda, buna, artık inanmıyorum. Roman yazarı olsa, 'Gizem' adını sevebilirdi. Ya da sözkonusu, gizli-saklı bir durum ise, yine beğenilirdi."

"Ama, aşkım! Ben, senin adını çok seviyorum; onun için, Gözde'ye minnettârım."

"Ben ise, seni çok seviyorum. İyi ki annem, beni, dünyâya getirmiş; yoksa, seninle tanışmaktan, yoksun kalacaktım." Yeşilgöz, dukaklarını, peçeteyle temizleyerek, Aysun'a uzattı.

Aysun Aysel, sevdiceğinin dudaklarına, küçücük bir öpücük kondurdu. "İyi ki, Gözde, seni doğurdu; aksi durumda, 'ben', seninle tanışmaktan, yoksun kalacaktım." Karşılıklı gülümseştiler. Aysun, birden-bire imgelere daldı. "Efendim, ne kadar yüce bir piyano ustasıymış; hele o ses?"

Gizem, neredeyse sırıtacaktı. "Artık onun, dinginlik dengesini, nasıl sağladığını da, öğrenmiş oldun."

Sarışın lüleli güzel, biraz şaşırdı. Çemkirir gibisinden bir tavır sergiledi. "Sen, bunu, biliyor muydun?"

Gizem, yalnızca başını salladı. "Evet. Kendisiyle, ara-sıra düet yapıyorum."

"Peki; bana, niye söylemedin?"

"Er ya da geç, bu duruma, kendinin tanıklık edeceğini biliyordum; onun için bekledim. Ama güzel bir sürpriz oldu, değil mi?"

O sırada, kapı zili çaldı. Aysun, çantasını kaptı. "Ben bakarım," dedi yalnızca; kalktı ve uzaklaştı.

***


Târih: 12.04.2018   |   Bölüm: Tepetaklak!

Öykünün tüm kısımları
- 10. kısım
-   9. kısım
-   8. kısım
-   7. kısım
-   6. kısım
-   5. kısım
-   4. kısım
-   3. kısım
-   2. kısım
-   1. kısım
Content Management Powered by CuteNews



Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
11. bölüm Tepetaklak!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.