11. bölüm Tepetaklak!
6. kısım


Aysun, lâhmâcûncu genci uğurladıktan sonra, mutfağa gitmiş; oradan, iki tabak ve peçete almıştı.

Bir elinde, tabaklar ve peçete; diğer elinde de, lâhmâcûn poşeti ile; yeniden, oturma odasına geldi.

"Aşkım?" dedi Gizem. "'Özödenek' nedir?"

Aysun, ellerindekileri, sehpânın üstüne bıraktı ve oturdu. Bilgisayarın görüngesine, dahâ da yaklaşırken, "Nerden çıkardın onu?" diye sordu.

"Banka hesâbıma girdim; Bay Tankut, bana, 'özödenek' göndertti."

"Bakayım," dedi Aysun ve bilgisayarın görüngesine yöneldi. "Aha!" dedi. "Bir tür prömye." Biraz düşündü. "Laboratuarı, sen kurdun; değil mi?"

"Evet, ama o dönemde, çalışan sözleşmem, çoktan başlatılmıştı."

"Haklısın; ama bir laboratuar kurmak, sıradan bir iş değildir; özel beceri ve yetenek gerektirir. Benimle çalışsaydın ve aynı işi yapsaydın; ben de sana, bu türden bir meblâğ öderdim."

"Aşkım; ben, sıradışı lüks yaşama alışığm; ama benimle, aynı işi yapanların, gelirlerini inceledim; hiç birisi, bu kadar para kazanmıyor."

"Olabilir, küçük aşkım; ama onlar, bir 'Gizem Gözsel' değiller; onların meslekî başarıları, seninkilerin yanında, devede kulak kalır. Ayrıca; sen, boş yere mi, çifte eğitim aldın? Sen, çifte eğitim almasaydın; Efendim, senin yerine, en az üç kişi çalıştıracaktı. Yâni benim Eferndim; sana, az bile ödüyor; en azından, mantık, böyle konuşuyor."

"Yâni Bay Tankut, bana, ayrıcalıklı davranmıyor; öyle mi?"

"Aslâ! O, kimi işe aldığını, çok iyi biliyor."

Yeşilgöz, hem biraz şaşırmıştı, hem de sevinçliydi. "Yâni bu özödenek, maâşımı etkilemiyor mu?"

"Elbet de hâyır; özödenek, başka bir şeydir; maâş, başka bir şeydir. Şirket, bugün, iş uygulamalarına başladığı için, özödeneğin de, bugün ödendi. Hadi, aşkım; lâhmâcûnları soğutmayalım; çok açıktığımı farketmişim."

Aysun, poşeti boşaltırken; Yeşilgöz, bilgisayarı, biraz ileri itti. Bir tabağı, önüne çekti ve lâhmâcûnlardan birini kaptı.

Gizem'in, gözleri parladı! "Bu, kendi emeğimle kazandığım, ilk param oldu; kutlamalıyız!" Ve lâhmâcûnundan, büyük bir ısırık kopardı.

Aysun da, ilk lokmasını yuttuktan sonra, "Haklısın; ilk gelir, çok önemlidir; bir ara kutlamalıyız."

Gizem de, sâniyeler içinde de, ilk lokmasını yutmuştu. "Bu lezzeti özlemişim, aşkım," diye kırıttı.

Aysun, biraz düşündü. "Biliyor musun, küçük aşkım; seninleyken, çok acı bir görgüsüzlüğü uyguluyorum," diye yanıt verdi. "Sofra adâbını, büyük zevkle unutuyorum."

Gizem, gülerken, dudaklarını sildi. Aysun'un bir elini aldı ve sevgiyle öptü. "Ben de öyle; hattâ, annem-babamla yerken bile, sofra adâbına dikkat ediyorum." Bilgisayara, kısa bir bakış fırlattı. "Duydun mu? Vâlî ve kaymakâmın korumaları, toplu biçimde intihâr etmişler."

Aysun'un ağzı, işte o sırada doluydu! Kursağına bir şeyler kaçtı! Uzunca öksürdü ve yine yatıştı. "İntihâr mı ettiler?"

"Evet," dedi Yeşilgöz. "Oya Kaygusuz, intihâr ânı ile ilgili, bir video yükledi." Ve vidreoyu açtı.

Onüç daîkalık filmi izlerken, Aysun, şoklar içerisindeydi! "Ama bu, korkunç bir şey! Bunu, niye yaptılar ki? Ayrıca; o video, nasıl olur da; en doğru ânda çekilir? Bunu, kim başarmış olabilir?"

"Ah aşkım! Soru üzerine, soru yöneltiyorsun bana. Ben, tüm bunların yanıtını, nerden bileyim? Kaygusuz, çok dahâ fazla haber yazdı; okuyalım mı?"

Aysun, yine kendine gelebilmişti. "Başka neler var?"

"Bir-çok video yayınladı. 'Ağlatan güzel milyarder!' diye bir video var; açılış konuşmanı kastediyor. İzleyelim mi?"

"İyi olur."

Videoyu izledikten sonra, "Çok etkileyici bir konuşma tarzın var, bi tânem," dedi Yeşilgöz. "Konuşma metinlerini, önceden hazırlamadığında, bilhassâ etkileyici oluyorsun; doğal ve yalın."

"Sıradaki video, küçük aşkım."

"Bay Tankut'u ve bizi, iki ayrı videoda yayınladı. Hangisini, önce izlemek istersin?"

"Ah aşkım! Bu seçimi, bana bırakma."

Gizem, Aysun'la kendisinin videosunu, önce tıkladı. Bir-kaç sâniye sonra, yüzünü büzdü. "Ne çirkin sesim varmış! İnsanlar, bu sesi mi alkışladılar?"

Aysun güldü. "Bu konuda, deneyimliyimdir; herkes; kendi sesinin kaydını, çok çirkin olarak algılar. Sen, kayıttaki kendi sesini, ne kadar çirkin algılıyorsan; ben de, benim sesimi, o kadar çirkin algılıyorum

"Ama senin sesin, çok güzel!"

"Senin sesin ise, bir o kadar dahâ güzel, aşkım:"

Gizem, Aysun'u özlem dolu bakışlarla süzdü. "İçimden, sana dokunmak geliyor; seni, doyasıya öpmek istiyorum.."

"Öpücüklerde, sorun yok; ama bu akşam sevişirsek, yarın kalktığında, kendinden tiksinebilirsin." Ve güzel dudaklarını, Gizem'e uzattı.

Genç dilber, o dudaklara, küçücük bir öpücük kondurdu. "Bu konularda da mı deneyimlisin?"

Aysun, tatlı-acı gülümsedi. "Ben, aşkı ve sevgiyi, yalnızca Alazköy'de tattım; önceleri bildiğim tek sevgi, anneme-babama karşı olan bağlılığım idi."

Gizem, Aysun'un önüne geçti ve dizlerinin üzerine çömeldi; onun elindeki lâhmâcûnu aldı ve tabağa bıraktı; ona, uzun-uzun sarıldı. "Seni seviyorum."

"Ben de, seni seviyorum, sevgilim."

Gizem, geri çekildi; Aysun'un başını, avuçlarının içine aldı. "Bana, 'sevgilim' demen, o kadar güzel ve o kadar değerli ki, sözcüklere sığdıramam." Ve yeniden, Aysun'a sarıldı.

Sarışın lüleli güzel, en iyi arkadaşına, dahâ sıkı sarıldı. "Sen; benim, hem en iyi arkadaşım, hem sevgilim, hem de aşkımsın."

"Sen; hep, benim, senin üzerine düşündüklerimi mi düşüneceksin?" Yavaşça doğruldu ve yeniden yerine oturdu. "Bay Tankut'u dinleyelim mi?" Yanıt beklemeksizin, videoyu başlattı.

Oya Kaygusuz, ara-sıra, Ulaş ile Aysun'u da kayda almıştı. "Efendim'in sesine doyamıyorum. Onun, başka ses kayıtları var mı?"

"Bilmiyorum, sevgilim." Birden, Aysun'a baktı. "Ben de sana, 'sevgilim' dedim." Karşılıklıca ve şımarıkça gülüştüler. Yeniden videoya baktılar. "Ulaş, kusursuz bir dansçıymış; değil mi?"

"Gerçekten; çok güzel dansediyor. Bu arada..." derken, Yeşilgöz'ün ellerini, kendi ellerinin içine aldı. "Ellerinde, hiç yara yok; bu, nasıl olur?"

Gizem, çocukmuşçasına güldü. "Alazköy'e gelmeden önce, pek de hamlamıştım; burada, yeterince dayak attığım için, eski formuma geri döndüm."

Sarışın lüleli dilber, gülerek, başiını salladı. "Dayak manyağı kadın!" Kırıttı. "Neyse... Haberleri de okur muyuz?"

"Haberlerden birinin başlığı: 'Kaymakâm ve vâlî, rezil-rüsvâ oldular!'"

"Ne kadar görgüsüz idiler, yâhû! Bu kadarı da, uslara kâbus! İnsan dediğin varlık, dâvetli olmadığı bir baloya, dingonun ahırına girer gibi dalmaz!"

"İkinci bir başlık da, 'Suç duyuruları, ilgi görecek mi?' biçiminde. Ne dersin? Sence; dâvâ başlatılır mı?"

"Sanmıyorum! Aksine; onlar, başkalarını suçlamak için, hep uyduruk bir neden bulurlar. Ve bu yaratıkların maâşlarını da, bizzât biz ödüyoruz!"

Gizem, görüngeye baktı. "Kaygusuz, yine bizim kulaklarımızı çınlattı: 'Alkan gibi iki dost!' " Yine güldüler. "Sanki bizi, iyi biliyormuş gibi. Sakın ola da, çok şey bilmiş olmasın?"

Aysun, alaylıca güldü. "Yok, yok; bir şeycikler bilmiyordur. Ama başlığı, iyi yapıştırmış!"

"'Ulualp'ın, ne demek; biliyor musun, aşkım?"

"'Büyük yiğit' mi?"

"Hâyır; 'süper kahramân'. Haberin başlığı: 'Alazköy'de, bir dişi ulualp var!' "

Aysun, kahkahâ atarcasına güldü. "İşte bu haberin, tümünü duymak isterdim. Ama dur! Önce, görselleri görmek istiyorum."

"Bakalım," dedi Gizem; ve görsel bölümüne tıkladı. "Bu kadar fotoyu, ne ara ve nasıl çekmiş?" Görsellerde gezinirken, bir ara kırıttı. "Aşkım? Ben, bu kadar güzel ve bu kadar seksi miyim?"

Sarışın lüleli güzel, Gizem'in şakağına, uzunca bir öpücük kondurdu. "Kendini, benim gözlerimle görebilseydin; sen bile, kendini kıskanırdın."

Gizem, sarışın lülelinin burnunun uçuna, küçücük bir öpücük dokundurdu. "Teşekkür ederim, bi tânem; benim gözümde de, en güzel kadın, sensin."

"Aşkım, izin ver de, bencil davranayım; haberi, sesli okur musun?"

"Sen istersin de, yapmaz mıyım, bi tânem?" Ve sesli okumaya başladı...


  Alazköy'de, dişi bir ulualp var!

Baloda ve Ağtunç Holding'in açılışındaki, en ilginç gelişmelerden birisi de, genç bir kadının, sunduğu gösteri oldu.

Tavırlarından, tutumlarından ve güzel kıvrımlarından da anlaşılacağı üzere, yaklaşık yirmibeş yaşlarındaki bu kadın, vâlî ve kaymakâmın korumalarını döverken, kuşandığı ilginç giysisi ile, bir o kadar dikkat çekti.

Çok yüksek tabanlı ve topuklu çizmelerinden başlayan daracık lateks giysisi, memelerinin üst kısmına kadar varıyordu.

Göğsünün üst bölümü, omuzları ve kolları, çıplak olan bu kadın; ayrıca, omuzlarının da bir kısmını örten, kar maskesi benzeri bir başlık takınmıştı.

İlginç gözlüğünün, koyu renkteki camları ise, dikeyine kesilmiş bir yumurtanın, iki yarısını andırıyordu.

İlginç kılıklı bu dişi Alazköy ulualpının, güzel kıvrımlarına, söylececek söz yok; ama o sıska kollarla, üç dağ gibi adamı, sâniyeler içerinde, nasıl paçavraya dönüştürebildi?


Aysun, seslice ve neşeyle güldü. "Oya Kaygusuz da, aynen benim gibi düşünüyor. Ya sen, aşkım?"

Yeşilgöz, ağzındaki lokmayı, yutmayı bekledi; ve kırıttı. "Geride, çok uzun bir gün bıraktık; hem, serüven dolu bir gün; hem, çok verimli bir gün; hem de, eğlenceli bir gün oldu."

"Sana, hayrânım, biricik aşkım; 'ulualp' diye adlandırılıyorsun; ve sen, hiç bir şey değilmiş gibi davranıyorsun."


***


Târih: 12.04.2018   |   Bölüm: Tepetaklak!

Öykünün tüm kısımları
- 10. kısım
-   9. kısım
-   8. kısım
-   7. kısım
-   6. kısım
-   5. kısım
-   4. kısım
-   3. kısım
-   2. kısım
-   1. kısım


Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
11. bölüm Tepetaklak!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.