11. bölüm Tepetaklak!
7. kısım


Yeşilgöz, ilk iş yerindeki ilk ciddî çalışma gününe, dahâ yeni başlamıştı ki; telefon çaldı. "Ben, Gizem Gözsel."

"Aşkım? İlk uygulamalı ciddî iş gününde, sana, başarılar dilerim."

"Aysun! Sevgilim! Az önce ayrıldık ama, sanki çok uzun süre önce görüşmüşüz gibi, geliyor bana. Sana da, Alazköy'deki ticârî atılımlarında, başarılar dilerim. Yeni yazıhânende, iyi misin?"

"Çok iyiyim, küçük aşkım; yalnızca seni ve Efendim'i özlüyorum."

"Eğer Bay Tankut'u iyi tanıyorsam, biraz sonra, buraya damlar."

"Neden bekliyorsun onu? Önemli bir konu mu var?"

"Seninle, dün akşam, hangi konuları konuşmuşsak; o da benden, aynı konularda, hesap soracaktır."

"Ama Efendim, seni çok seviyor, aşkım. Onu, anlayışla karşıla."

"Biliyıorum, bi tânem; ben de, onu çok seviyorum. Bir baba şefkâtiyle, üzerime titiyor."

"Ben de, bu duruma, çok mutlu oluyorum. Yeni iş arkadaşınla, nasıl gidiyor?"

"Ben de, Bayan Tasanmaz'la, dün tanışmış sayılırım. İkimiz de bir-birimizi, yakından tanıyabilmek için, biraz süreye gerek duyacağız. Peki; senin yakın çalışanların? Onlar, Alazköy'ü ve yeni çalışma ortamlarını, sevdiler mi?"

Aysun, seslice güldü. "Onlar, Alazköy'e geldikleri için, benden de mutlular. Büyük hırsla, özenle ve özveriyle, çalışacağa benziyorlar. Küçük aşkım, seni alıkoymak istemiyorum. Bilirsin; ilk çalışma günlerinde, arayanlar, çok olur. Öpüyorum o alma duduşlarını."

"Ben de, senin nâr duduşlarını öpüyorum, biricik bi tânem."

Ve kapattılar.


***

Aysun, telefonu, üç dakika önce kapatmıştı. Şimdi de, kapı zili çaldı. Uygun bulunduğu için, kapıya doğru fırladı. Kendi çalışma odasından çıktığında, İpek Tasanmaz'ın da, dış kapıya doğru yöneldiğini gördü. "Ben bakarım, Bayan Tasanmaz."

Kapıyı açtığında, Tankut'un, sevecen ve babacan gülümseyişiyle karşılaştı. "Ayaküstünde konuşulamayacak, bir konu olduğunu söylediniz, cânân-pârem. Ben de, yarım saat önce, haberleri aldım."

Yeşilgöz, hiç bir yorum yapmaksızın, yana çekildi. Tankut, içeri girip, oturma odasına doğru yürürken; Gizem de, kapıyı kapayıp, ardından gitti. Tankut, koltuk takımında, arkadaki koltuğun önüne geçti ve ayakta bekledi. Yeşilgöz, onun karşısında, zerâfetle oturunca; o da, yavaşça oturdu.

Delikanlı yeşilgöz, bir sâniyeliğine, Gizem'in dizlerine baktı. "Bakıyorum da, kuralları çiğniyorsunuz. Ama önlük ve mini etek, çok yakışmış size; bu tarzı, sizin dışınızda herkese, yasaklamak gerekir.."

Yeşilgöz, hâla sevecen, tatlıca ve içtenlikle gülümsüyordu. "Az önce, Aysun'la konuştum; gelebileceğinizi söyledim ona." Biraz soluma arası verdi. "Geldiğinize, çok sevindim, Bay Tankut. Biliyorsunuz; sizin dışınızda, hiç kimseyle konuşamayacağım konular var."

Gizem, altbacaklarını, zerâfetle çaprazlarken; Tankut, "Bilmez miyim?" dedi. "İşte, onun için, size, görgü kurallarıyla örtüşmeyen, bir soru yöneltmek istiyorum, güzel kızım," dedi ve biraz bekledi. "Nasıl sezinleniyorsunuz?"

"Çok iyiyim, Bay Tankut." Bu sözlerini, gülücüklerle pekinleştirdi.

"Gerçekten de, iyi misiniz, cânân-pârem?"

"Hem de, hiç olmadığım kadar iyiyim, Bay Tankut; ve de, çok mutluyum; kaygılanacak bir durum yok."

Tankut, konuya, dalarcasına girmek istemedi. "İnsanlar, kimi deneyim ve yaşantılarını, birileriyle paylaşma gereksinimi sezinir. Eğer konuşacak kimseleri yoksa, bu yaşanmışlıklar, içimizde, sığ bir enerjiye dönüşürler; ve bu yoğun enerji yığını, er ya da geç patlar!" Gönülden gülümserken, Gizem'in, güzel gözlerine baktı. "Sizdeki bu kin patlamasını, tetikleyen neden, ne idi?"

"Bunun, tek bir nedeni yok, Bay Tankut." Önüne baktı ve biraz düşündü. Yeniden başını kaldırıp, Tankut'a baktığında, tatlı-acı gülümsedi. "Dün, halam, erkenden geldi."

Tankut, bir sâniyeliğine, Gizem'i anlamamıştı; ama erken kavradı. "Sizin yaşınızdaki bir kadının menstrüasyonunun, erkenden gelmesi, doğal değil. Diğer yandan; siz, sırf bir menstrüasyon yüzünden, mantığını zayıflatacak bir kadın değilsiniz." Biraz duraksadı. "Peki; erken menstrüasyonu, tetikleyen neden neydi?"

Yeşilgöz, yine duraksadı; bu kez gülümsemiyordu. "Cumârtesi akşamı, bir genel sağlık taraması savıyla, babamdan, kan örneği aldım." Özür dilercesine güldü. "Dahâ doğrusu; 'aldım'dan öte, 'çaldım'!"

Tankut, uzunca ve sesli güldü. "Ama babanız, size karşı, dâvâ açmaz; kaygılanmayın." Hâlâ gülüyordu. Biraz duruldu. "Banden de, kan alsanız, iyi olur; genel sağlık taramamın, süresi geçti." Biraz dahâ ciddîleşti. "Ne yaptınız o kan örneğini?"

"Alazköy'e geldikten ve o gizemli deneyimlerimden sonra, kuşkulara kapıldım." Biraz duraksadı ve Tankut'un karizmatik yüzüne baktı. "Çok karizmatiksiniz, Bay Tankut."

Tankut, tatlı-tatlı güldü. "Sağolun, güzel kızım. Ama konuyu saptırmayın."

"Hâyır, Bay Tankut; konuyu saptırmıyorum. Annem, gerçekten de, çok güzel bir kadındır; sanki ikizim gibi görünüyor. Ama babama, hiç benzemiyorum; öyle geldi bana."

Gizem, uzun süre duraksayınca; Tankut, yardımcı olmak istedi. "Doğru mu anladım? Babanızın kan değerlerini, sizinkilerle mi karşılaştırdınız?"

Yeşilgöz, yalnızca başını salladı; neredeyse, hüngür-hüngür ağlamak üzereydi! Yanlış bir şeyler söylememek için, sustu!

Tankut, sol elinin avucuyla, koltuğun üzerine, iki kez tokladı. "Gelin yanıma, küçük sevgilim."

Gizem, kalktı ve Tankut'un yanına oturdu; başını, onun omuzuna yasladı; ve sol elinin avucunu, delikenlı yeşilgözün karnına dayadı. "İyi ki, varsınız, Bay Tankut."

'Baba gibi patron', sağ eliyle, sarılırcasına, Gizem'in sol omuzunu kavradı. "İyi ki, 'siz' varsınız, güzel kızım."

Yeşilgöz, kısa bir süreliğine, başını kaldırdı ve babacan patronuna baktı; ve o güzel başı, yine o omuza yasladı. "İki kan örneğinin, genetik uyumluluk taramasını yaptım." İki sâniyelik bir soluma arasından sonra, "Sonuç; olumsuz," derken, içini çekti.

Delikanlı, Gizem'i, kendine çekti. Derin bir soluk çekti. "Benim güzeller güzeli kızım!" dedi yalnızca. 'Kızı'nın, şakağını öptü. "Bu, korkunç bir haber! Sizi, öylesine iyi anlıyorum ki."

Genç dilber de, Tankut'a, biraz dahâ sıkı sarıldı. "Bay Tankut..." diye başladı, ama uzunca bir süre konuşamadı. "'Kökenbilinç' diye bir kavram var; duymuşluğunuz, oldu mu hiç?" Bir yanıt almayacağını bildiği için, doğallıkla sürekledi. "Bu kavramı, yalnızca, kuramsal olarak bilirdim. Şimdi ise, kendimi, iyice içinde buldum; dibi olmayan bir kuyuya, düşmüş gibiyim! Herkes, kendisine, 'Ben, kimim?' sorusunu yöneltir. İnsanların çoğu da, böyle bir soruya, bir yanıt bilir. Oysa ben, kökenimin, yalnızca yarısını biliyorum."

Tankut, güzelliğin saçını, opüp-burcaladı. Uzun süre konuşmadılar. Sonunda, "Güzel kızım benim! Sizin, iki babanız var; ben ve Bay Gözsel." Gizem'in başını, önce kaldırdı; sonra da, ellerinin içine aldı. "Yeryüzündeki insanların en az yarısı, yaşamlarında, en az bir kez, 'Keşke, başka bir babam olsaydı!' diye düşünmüştür." Yeşilgöz'ü, yeniden kendine çekti ve ona sarıldı. "Diğer yanda ise, kan bağı olmayan insanları, kendi öz çocuğuymuş gibi, seven insanlar da var." Şefkâtle, sırtını okşadı. "Üstelik; benim üzerime, çok az kişiye aktardığım bir bilginiz var; benim öz kızım da, gerçek babasını bilmiyor." Güzel kızın, alnını öptü. "Ayrıca; Bay Gözsel... Sizin, öz kızı olmadığınızı bilmese de, size, ne kadar düşkün olduğunu gözlemledim; sizi, gerçek olamayacak kadar çok seviyor."

Gizem, başını kaldırdı ve Tankut'un yüzüne baktı; yüzünde, parıldayan bir gülücük vardı. Başını, yeniden, o babacan omuza yasladı. "Bana, çok iyi geliyorsunuz, Bay Tankut; teşekkür ederim. Sizinle konuşmak, bana, hep iyi geliyor." Tankut'un boğazını burcadı. "'Baba' gibi burcunuz var; çok güzel."

Tankut da, burnunu, Gizem'in saçına dokundurdu ve bir soluk çekti. "Siz de, çok güzel burcuyorsunuz; 'kızım' gibi."

Yeşilgöz, biraz doğruldu; Tankut'un başını, ellerinin içine aldı ve dudaklarına, küçücük bir öpücük kondurdu. "İyi ki, varsınız."

Tankut, gülerek, genç kadının ellerini, kendi ellerinin içine aldı ve onlara, küçücük birer öpücük kondurdu. "Cânan-pârem, benim yaşımdaki insanlar, çıtır-çıtırdırlar; şuramız çıtırdar; buramız çıtırdar." Gizem, gereğinden seslice güldü. "Benim yaşımdaki erkeklerde, prostat sorunu olur. İzin verin de, ayakyoluna gideyim."

Yavaşça kalktılar. "Ben de, bize, birer kahve hazırlayayım."

"Bu arada; bir baba olarak, sizden, bir ricâm var; babanıza, öz kızı olmadığınızı, hiç söylemeyin; olur mu? Onu üzmeyin; bırakın da, size olan sevgisini, doyasıya yaşasın."

Gizem, onaylarcasına gülümsedi ve başını salladı. "Siz, bana, şimdiye kadar, hiç bir yersizce öneride bulunmadınız, Bay Tankut. Zâten ben de, babamı seviyorum; öz babam olmaması, hiç bir şey değiştirmez."


***


Târih: 12.04.2018   |   Bölüm: Tepetaklak!

Öykünün tüm kısımları
- 10. kısım
-   9. kısım
-   8. kısım
-   7. kısım
-   6. kısım
-   5. kısım
-   4. kısım
-   3. kısım
-   2. kısım
-   1. kısım
Content Management Powered by CuteNews



Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
11. bölüm Tepetaklak!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.