11. bölüm Tepetaklak!
8. kısım


Tankut, mutfak kapısında göründüğünde; Gizem, cezvedeki sıcak sıvının köpüğünü, kaşık yardımıyla, fincânlara dağıtıyordu.

"Oğ!" dedi delikanlı yeşilgöz. "Cezve kahvesi mi hazırlıyorsunuz?"

"Evet. Sevmez misiniz?"

"Hem de, nasıl; bayılırım! Mutfak yeteneğinize şaşırdım. Ortaboy fincân doldurursunuz, değil mi?"

"Ben de, çifte porsiyonu severim," derken, köpüren kahveyi, fincânlara boşaltmaya başladı.

"Anlaşılan; sizdeki yetenekleri, aslâ tümüyle göremeyeceğim."

Gizem, fincânlardan birini, Tankut'a uzattı. "Kendinizi yadırgamayın; övünmek gibi duracak ama, ben bile çoğu kez, kendime şaşırıyorum."

Tankut, fincândan yükselen burcuyu, mutlulukla, içine çekti. "Nefis! Size, her gün, biraz dahâ hayrân oluyorum, cânân-pârem." Ve, 'Gidelim,' dercesine, başını, sol yöne kıpırdattı.

Tankut, önde; Gizem, arkada; oturma odasına vardıklarında; beyefendi, önce, hanımefendinin oturmasını bekledi. Karşı-karşıya oturduklarında, ikisi de, birer keyifli yudum çektiler.

"Güzel kızım; sizi, sıkboğaz etmek istemem; benimle konuşmak, sizi, rahâtsız ediyorsa, anlayışla karşılarım."

"Aksine, Bay Tankut; sizinle konuşmak, beni, düşünebileceğinizden de mutlu ediyor. Şirketimiz de, çok yeni olduğu için, iş yoğunluğum da yok; dahâ doğrusu; kolay ertelenebilecek işlemlerim var."

"Şu intihâr konusuna değinmekten, kaçış yok; öncelikli konumuz, zâten orası olmalı," diye başladı Tankut.

Yeşilgöz, sevgilisine bakarcasına, fincânın içine baktı; kendi-kendisine gülümserken, bir yudum çekti. Başını, yavaşça kaldırıp, Tankut'a baktı. "Bay Tankut," diye başladı. "her tecâvüzün, bir cezâsı olmalı. Buna benzer sözleri, sizden duydum."

"Tecâvüz derken?"

"Onlar, yalnızca Ağtunç Holding'in tüzel kişiliğine tecâvüz etmediler; ayrıca, tüm Alazköy'e tecâvüz ettiler! Ayrıca, bana silâh doğrultarak, bana karşı, gerçek tecâvüz suçu işlediler!" Biraz ara vardi. "Ayınlık'ta, bu konuya değinmiştik. Birisi, bana tecâvüz ederse, sonuçlarına katlanacaktır!"

"Sözcükler, kimi kez, kulağa hoş gelebilir; ama sıra, uygulamaya gelince; yine de, ürkütücü bir sezintiye kapılıyor insan."

Karşılıklşı bakıştılar; Gizem, çok dingindi; onsekiz saat önce, dört insanı öldüren kişi değilmiş gibiydi. "Bu dünyâda, insan, nelere alışamıyor ki, Bay Tankut! Son beş haftada edindiğimiz deneyimleri, bir gözönünde bulundurun."

"Bâzan beni korkutuyorsunuz. Umarım ki, bu durumunuza egemen olursunuz. Bu hızla giderseniz, umulmayacak boyutlara varabilirsiniz."

"Bay Tankut! Herkes gibi, benim de, kâbuslarım var. Bu kâbuslar, sıklıkla gündem olmuyor; ama belleğimde çağrıştırıldıklarında, iligili suçlulara, kan kusturmak istiyorum!!"

"Haklısınız; herkesin, kâbusları vardır. Fazla özel değilse, biçimlerini öğrenebilir miyim?"

Gizem; ağzını, burnunu, çenesini ve yanaklarını, karmaşık bir biçimde sıvazladı; nasıl olmuşsa, tüm görgü kurallarını unutuvermişti! "Sözkonusu, 'güvenlik birimleri' ya da 'kolluk güçleri' olunca, aşırı sezinselleşiyorum. Bu deneyimimi, hiç kimseyle paylaşmadım."

"Cânânparen benim! Bizim, bir-birimize güvenmemek gibi bir sorunumuz yok." Biraz düşündü."O Jandarma karakolu hâfiyetinde; demek ki, büyük keyifle, görev üstlendiniz."

Yeşilşgöz'ün, gerçekten de gözleri parlıyordu; o yeşil gözler, ışıl-ışıl ışıldıyordu. "Orgazm gibi geldi bana!" diye mırıldandı ertikçe.

Tankut da güldü. "Mutlu olmanıza, olanak sağlayabildiğim için, çok mutluyum." Yine ciddîleşti. "Ama anlatın bana; ne oldu geçmişte?

"Çocukluğumda ve ergenliğimin ilk yıllarında, erkek çocuklarla takılırdım. Bilâkis erkeklere değgin uğraşlarım vardı; futbol, basketbol ve voleybol oynamayı, çok severdim."

"Elbet de ayrıca savunma sporları," diye ekledi Tankut.

"Hâyır; o konu, dahâ sonraları başladı. Ama erkek çocuklarla takılırken, edinmdiğim bir deneyimim de, savunma sporlarına olan ilgime, gerekçe doğurdu."

"Sanırım, bir-birimize çok benziyoruz; anakonuya girmeden önce, açıklama yapmayı, ikimiz de seviyoruz. Artık konuya girseniz?"

Yeşilgöz, bir ara gülümsedi; ardından, yine ciddîleşti. "Oniki yaşımdaydım. Nasıl olduğunu anlamadan; alnıma, bir tabanca namlusu dayatılmıştı; karşımdaki bir erkek polis memuru, alnıma, namluyu dayamıştı! O sırada geçirdiğim şoktan kaynaklanmalı ki, yalnızca alnıma dayanan o namlu, belleğimde kaldı. Öncesi ve sonrası, belleğimden uçup-gitti."

"Ama bu, korkunç bir şey! Küçük bir çocuğa, böyle bir şey, nasıl yapılır!" Yüzünde; acıma sezintisi ve kin vardı; neredeyse, gözyaşı dökecekti! "Bu deneyiminizi, benden önce, hiç kimseye aktarmadınız mı?"

"Hâyır; hiç kimseye anlatmadım. Ben, hep, yalnız başıma yaşamda kalmaya, özenen bir kişi olmuşumdur. Yükümlülük olmadığı sürece, tüm sorunlarımı, kendi başıma çözmeye, özen gösteriyorum."

"Ama şimdi bana anlattınız?"

"Sizin de belirttiğiniz gibi; biz, artık, kopamaz iki yoldaşız. Dertlerimi anlatabileceğim tek kişi, sizsiniz. Başıma, bir durum gelirse, yardım elini uzatacak ilk kişisiniz. En önemlisi; dünkü gelişmeleri, anlayabilmeniz gerekiyordu."

Tankut sezinselleşmişti; ama kendisine, egemen oluyordu. "Çocukluğunuzdaki o deneyiminizden sonra, vâlî ve kaymakâmın kâtillerine uyguladığınız yaptırımı, anlamaya başlıyorum."

"Düşünsenize; dâvetiyesiz, içeri alınmadılar diye; şiddet yoluyla, içeri girmeye kalkıştılar; bu, uslara durgunluk bir durumdur!"

"İçimi kemiren bir soru var; acabâ, 'Bundan sonra, bana silâh doğrultanı, geberteceğim!' türünde düşündüğünüz, hiç oldu mu?"

Yeşilgöz, yeniden fincânın içine baktı. Son yudumu da içti. Yine Tankut'a baktı. Başını salladı. "Öyle bir düşüncem, hiç olmadı." Tankut'un kahve içişini izlerken, "Ölüm, aslında, her birey için; bir kurtuluştur, Bay Tankut."

Delikanlı yeşilgöz, eğelencyle gülümsedi. "Nasıl?"

"İnsanların çoğunluğu, ağır hastalıklardan ölüyorlar; bu hastaların çoğunluğu ise, yaşadıkları son dönemlerde; ölüme, umut bağlarlar. Militan dogmatistler de, ölebilmeleri için, duâlar ederler."

"Peki; ölüm ânı, o bireyler, çok acı çekmezler mi?"

Gizem, uzun süre kıskıs güldü. "İşte burada; insanların çoğu yanılıyor; hem insanlarda, hem de tüm diğer hayvân türlerinde; bir bireyin, en çok mutlu olduğu ân, ölüm ânıdır; o ân, kimilerinde, bir-kaç dakîkaya kadar varabilir; ama o ân, bireyi, öylesine bir mutlulukla sarmalar ki onları; o ânın, sonsuza dek sürmesini isterler. O ölüm ânı var ya; evrendeki en güzel ezgiler, orada bulunur."

Tankut, neşeyle güldü. "Amân, cânân-pârem! Yapmayın! Bana, ölümü imrendiriyorsunuz."

Yeşilgöz, bacak-bacaküstüne atarak; açık ellerini, dizinin üstünde, üst-üste yerleştirdi; gülerek, öne doğru eğildi. "Yok-yok, Bay Tankut; ben, size, başka bir şey anlatmaya çalışıyorum. Düşünün ki; bir insanı; duvarları, süngerüstü deriyle kaplı bir odacığa tıkıyorlar! Ona, eğlenmesi ya da oyalanması için, hiç bir olanak sunmuyorlar! Adamcağız, onyıllarboyu, o küçücük odada, son soluğuna kadar hapsediliyor! Ve aynı adamcağız, ölümü özlüyor! Ama intihâr edebilme olasılığı da, elinden alındığı için; onyıllarboyunca, öylesine kıvranıyor!"

"Korkunç!" diye inledi Tankut. "Azılı bir kâtil bile, böylesine bir işkenceyi hakketmez."

Gizem, ciddî bir bakış takındı. "Benim anlattığım örnek, sıradan bir örnekti; size, çok dahâ korkunç bir örnek anlatayım mı?"

Tankut, açık avuçlarını, Gizem'in yönüne doğrulttu ve savunma pozisyonuna geçti. "Amân-amân! Amân! Sakın!"

"Kaba kavramlar kullanacağım, Bay Tankut; şimdi, benim cezâlandırdığım o it oğlu itleri, verdiğim örnekteki adamcağızla karşılaştırın; hangi sonuca varıyorsunuz?"

Tankut, duraksar gibi yaptı. "Bu durumda; o it oğlu itleri..." Durdu ve o kavramı kullandığı için, utandı. "...ödüllendirmiş oldunuz."

Gizem güldü. "Bunu, siz söylediniz; ben söylemedim."

"Konuştuğumuz, ikimize de, iyi geldi, cânân-pârem. Konuşmamızın başında, size, ne demiştim? Kimi deneyimlerimizi, kimileriyle paylaşmazsak, büyük patlama gerçekleşir. Siz de, çocukluğunuzdaki o yaşantıyı, kimseye paylaşamadığınız için, kaçınılmaz olan patlama da, gerçekleşti."

"Durun, Bay Tankut! Size, bir şey göstereceğim." Sağ ayakkabısını çıkarttı; uzattığı ayağını, sehpânın üstüne koydu; ve ayakuçunu, kendisine doğru eğdi. "Baldırımdaki yara izlerini, görüyor musunuz?"

Tankut baktı; bir dahâ baktı; yeklaştı ve bir dahâ baktı. "Ben, yara izi falan görmüyorum, küçük sevgilim; yalnızca, kusursuz güzellikte baldır görüyorum."

Yeşilgöz şaşırdı. "Nasıl olur?" Kendi bedenini, sola çevirdi; kolunu, arkaya doğru iterken, dizini büktü; baktı... "Olacak şey değil! Bay Tankut! Dün, çok ilginç şeyler oldu. Adamlara yapıştırdığım yumruklarda, sağ elimin eklemleri yaralanmıştı; o yaralar, kaşınarak, gözlerimin önünde iyileştiler; hemen ardından, korkunç râhim kaşıntım oldu; yalnızca bir-kaç saat önce başlayan menstrüasyonum, birden yokolmuştu..."

"Yûh yâni!" dedi Tankut şaşkınlıkla. "Sizde, neredeyse hiç bir şeye şaşırmam. Am bu kadarı da, biraz fazla kaçmış."

"Siz, dahâ mûcize görmediniz, Bay Tankut! O hâinleri cezâlandırdıktan sonra; havada, biraz keyif serpintisi sergilemek istedim... Vâlî, dikizcilere sinirlenince, çekti tabancasını ve havaya, bir-kaç mermi saldı..."

"Yok artık!" Tankut, hem şaşkınlıklar içerisinde, hem de aydı! Arkaya yaslandı ve derin bir soluk çekti!

"Var, Bay Tankut; var. Mermilerden biri, baldırımın sağından girdi; solundan çıktı!"

Tankut, "O acılara, nasıl katlandınız?" diye sordu böğürürcesine.

Gizem sürdürdü. "Önce korkunç bir acı; ardından, korkunç acı ve kaşıntı; dahâ sonra, çoğunlukla, korkunç acı... Yaklaşık kırk dakîka sonra, iki küçük yara izi kalmıştı."

"Siz bir mûcizesiniz, benim güzel Foebe'm." Tankut, artık ufacıktan gülümsüyordu.

Artık Gizem de, tatlı-talı güldü. "Fo-e-be mi?"

"Evet, benim güzel tanrıçam; siz gizemler ve karanlıklar tanrıçası Foebe'siniz." Dingince kalktı. "Artık gideyim; ikimizin de, yapılacak, çok işimiz var." Çıkış kapısının yanına vardıklarında, çevresine bakındı. "VâlÎyı, neden cezâlandırmadınız?" diye mırıldandı.

"Çünkü o, beni, bilerek yaralamadı." Dingince, kollarını açtı. "Size, sarılabilir miyim, Bay Tankut?"

Ve uzunca ve gönülden sarıldılar.


***


Târih: 12.04.2018   |   Bölüm: Tepetaklak!

Öykünün tüm kısımları
- 10. kısım
-   9. kısım
-   8. kısım
-   7. kısım
-   6. kısım
-   5. kısım
-   4. kısım
-   3. kısım
-   2. kısım
-   1. kısım


Tüm Bölümler
12. bölüm: Yasalar, her şeyden üstündür!
                  (Hazırlanıyor)
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
11. bölüm Tepetaklak!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.