11. bölüm Tepetaklak!
9. kısım


O salı gününün sabâhı; saat, onu biraz geçmişken; Ağtunç Kule'nin başgüvenlikçisi Güney Mortop'un, iletişim aygıtı tınladı. Belinden çıkardığı aygıta baktı; danışmadan çağrılıyordu.

İş arkadaşlarına, "Benimle gelin ve hazırlıklı olun," dedi; ve önden gitti.

Locaya yaklaştıklarında; eliyle, arkadaşlarına, burada durmalarını gösterdi. Kendi de, yolunu sürdürdü. Danışma camekânlarının önünde, takımelbiseli üç erkek vardı.

O kişilerin bir yanlarında durdu. "Beni çağırdınız?"

"Bu baylarla, anlaşma sorunu yaşıyorum," dedi danışman kadınlardan birisi. "Belki siz, ne istediklerini anlayabilirsiniz."

Mortop, o üç. adama döndü. "Baylar?" dedi, son derece nâzik bir dille. "Ben, Güney Mortop. Bu binânın güvenlikçibaşıyım. Size, nasıl yardımın dokunabilir?"

Birinci dereceden konuşmacı olduğu anlaşılan bir adam, "İl Emniyet Müdürlüğü'nden geliyoruz. Dünkü olaylar üzerine, bir araştırma yapmak istiyoruz; umarım, bize yardımcı olabilirsiniz."

Mortop, biraz düşündü. "Bu durumla, savcılığın ilgilenmesi gerekmez miydi?" diye sordu.

"Hâyır," dedi aynı adam. "Vâlîye ve kaymakâma karşı işlenen suçlarla, önce İl Emniyeti ilgileniyor."

Mortop, öylesine şaşırmıştı ki; ağzının, açık kaldığını bile farketmemişti! "Durun! Durun! Benim bildiğim kadarıyla; dün, vâlî ve kaymakâm aleyhine, suç duyurusunda bulunulmuştu."

Böbürlenen adam, "Orası, bizi ilgilendirmez!" dedi. "Sayın vâlîye ve sayın kaymakâma karşı, bir suç işlenmiştir; biz, bu suçu araştırmakla mükellefiz."

Mortop, öylesine bakakaldı! Sonunda konuşmayı başardı: "Tedâvî görüyor musunuz, baylar?" diye sordu, şaşkınlıklar içerisinde.

"Lütfen, saygısızlık yapmayın!" dedi bay böbür. "Yoksa, görevdeki memûra hakâretten, dâvâ açarız!"

Mortop, bir süreliğine, donuk bakışlarla dikilikaldı! "Peki; ne istiyorsunuz?"

"Sayın vâlînin ve sayın kaymakâmın korumalarını hırpalayan o kadının, kimliğini istiyoruz."

Mortop, sesli gülme eşliğinde, elini uzattı. "Verin şunu bana!"

Adam, ukalâca, "Neyi?" diye sordu.

"Mâhkeme kararını, Bayım; mâhkeme kararını."

"Mâhkeme kararına, gerek yok!" dedi adam küstâhça.

Mortop, ciddî bir tavır takındı. "Bakınız, Baylar; Alazköy, yüzde doksanbeş oranında, sitelerden oluşuyor. Elinizde, bir mâhkeme kararı yoksa, hâneye tecâvüzden ve hürrüyeti tehditten, size karşı dâvâ açabiliriz. Verin şunu bana!"

"Elimizde, öyle bir şey yok; gerek de yok! Siz, bize, o kadının kimliğini verin; kendisine, celp gönderip, sorgulamaya alacağız."

Mortop, hiç belli olamayacak derecedeki, bir gülümseme eşliğinde, iki kip parmağıyla, iki yanı gösterdi. Yalnızca iki sâniye içerisinde, o üç adamın, çevreleri sarılmıştı! Kadınlı-erkekli, bir düzine koruma, komando tarzında, yerlerini almışlardı.

"Baylar! Kıpırdamayın! Kıpırdarsanız, çuvallarız sizi!" dedi Mortop.

Adamlar durdu.

"Çantalarınızı, yavaşça yere bırakın!"

İstenileni yaptılar.

Güvenlikçilerden üçü, silâhlarını çekerek, birer adım öne kaydılar! "Yüzüstü, yere yatın!" dedi birisi.

"Bu yaptığınız, suçt...!"

"Yere yatın!" diye kükredi Mortop.

Adamlar, çeşitlı mızmızlamalar mırıldanarak, yavaşça yere yattılar.

Güvenlikçilerden, ikişer kişi, onların üstlerine çullandı! Adamların, silâhlarını kaptılar ve ellerini, birer kelepçe ile, güvenceye aldılar. Ve güvenlikçiler uzaklaştılar.

"Şimdi ise, yavaşça kalkın!" dedi Mortop.

Adamlar, yine mızmızlanarak, yavaşça ayağa kalktılar.

Mortop, o üç adama seslendi: "Az önce söylediğim gibi; Alazköy'ün tümüne yakını, sitelerden oluşuyor; eğer bir dahâ burada gözükürseniz; bu yaptığımızın, aynısını sergilemeyeceğiz; çok dahâ kötüsünü yapacağız! Anladınız mı?!" Kendi iş arkadaşlarına yöneldi. "Bunları; Meşeyamaç ve Yamaçköy sınırına kadar götürün; orada, serbest bırakın," dedi.

O üç adamın çantaları ve silâhları, onların arabsının bagajına koyuldu; adamlar da, bir Ağtunç Holding taşıtına bindirildi. Güvenlikçilerden birisi, yabancı arabayı kullandı. Saldırganları, söylenen yere götürdüler. Yabancı arabayı kullanan güvenlikçi, birazcık uzakta durdurulmuş kendi arabalarına girdiğinde; üç yabancı kişi salıverildi.


***

Gizem, işine yoğunlaşmış biçimde çalışırken, telefonun, çaldığını duydu. Tasanmaz, âhizeyi kaldırdı. Sâniyeler sonra, Yeşilgöz'e döndü. "Bayan Gözsel? Evrim Durmaz diye birisi, sizinle görüşmek istiyor."

Gizem, kısa süre, o adı, nereden tanıdığını düşündü. "Anladım; verin bana." Âhizeyi, kulağına dayamadan önce, "Siz, kendi çalışma odanıza gidebilirsiniz; işlerinizi aksatmayalım," dedi. Tasanmaz, kapıdan çıkınca, telefonu, kulağına yaklaştırdı. "Günaydın, Bayan Durmaz."

"Tünaydın, Bayan Gözsel. Ben, Evrim Durmaz. Size ulaşabilmek, ne güzel. Sipârişiniz hazır. Ne ara alırsınız?"

"Neden bu kadar uzun sürdü?"

"Sizi, on gün kadar önce aramıştım; siz, telefona çıkmayınca, sonraları aramak durumuna kalmıştım. Ama dönemler içinde de, gözümden kaçmış. Her renkten, toplam otuz çift hazırladım; çeşitli ana ve ara renklerde. Ne ara alırsınız?"

"Önümüzdeki günlerde uğrarım. Buralarda; şirketi, yeni kurduğumuz için; işlerim, çok yoğun."

"Benim için, önemli değil; ne ara uygunsanız, gelip-alabilirsiniz. Ama ambalaj yapmaya, gerek duymadık; doğru mu yaptık?"

"Doğru, Bayan Durmaz; ambalaja, gerek yok. Hepsi de, kendi kullanımımız için ısmarlandı. Çuvallara ya da kolilere doldurmanız, yeterli olacaktır. Size, ayrıca bir ricâm var; tasarım belgelerinin ve hazırladığınız kalıpların, yokedilmesi gerekiyor." Biraz soluklandı. "Bunu, yapar mısınız?"

"Beni şaşırtıyorsunuz, Bayan Gözsel."

"O çizmeler, silâh olarak da kullanılabilirler. Ayrıca; o tür cizmeleri giyen herkes; öncesinde, belirli bir süre, eğitim alması gerekiyor."

"O derece mi yâni?"

"Evet. Düşünsenize; birisi, hoplayıp-zıplarken, başının üstüne düşer ve çok büyük zarar görebilir. Benim için hazırladıklarınız dışında, elinizde bulunsun diye, sakın fazlalık üretmeyin."

"Anladım, Bayan Gözsel. İyi günler."


***

Kapı tıklandı. "Girin!" dedi Aysun.

Mortop, kapıyı araladı ve içeri girdi; kapıyı, arkasından kapadı. "Kanımsamalarınız, dosdoğru çıktı, Bayan Ağtunç," dedi.

"Aha!" dedi Aysun. "Öyleyse, oturun hele, Bay Mortop."

Mortop oturdu; ve beklemeksiin, söze başladı. "İl Emniyet'ten, üç kişi geldi. Sözde; kaymakâma ve vâlîye karşı, suç işlenmiş. Ön araştırma yapmak istiyorlarmış."

"O kişinin, kimliğini mi istediler?"

"Aynen öyle, Bayan Ağtunç. Ben de, kendilerine, yasal ortamı aktardım; pek de küstâhça davrandılar!"

"Kamu çalışanları, hep böyledir; bir suçun, suç olabileceğini, bilemeyecek kadar cezâiyetsizdirler; yeni doğmuş bebekler bile, onlardan dahâ sağlıklı düşünce yürütebiliyor."

"Arkadaşlar, onları paketlediler ve Yamaçköy sınırına kadar, eşlik ettiler. Bu gelişmenin etkisi olarak, herhangi bir kuşkunuz var mı, Bayan Ağtunç?"

"Söylediğim gibi; kamu çalışanlarının cezâî ehliyetleri, çok düşüktür; sözkonusu, kamu çalışanları olunca; hiç bir mantık, işe yaramaz. Kamu çalışanları, sürekli saçmlarlar ve sürekli, haklı olduklarını sanırlar."

"Başka bir arzûnuz, var mı, Bayan Ağtunç?"

"Teşekkür ederim; hepsi, bu kadar."


***

Kapı zili çalınca, Almula Yerbüker. monitöre baktı ve masasındaki düğmeye bastı.

İçeri, Dilek Yaşar girmişti. "Esenler ola, Bayan Yerbüker."

"Günaydın, Bayan Yaşar. Bay Uzer, sizi bekliyor; hemen içeri girebilirsiniz." Ulaş'ın kapısına vardıklarında; Yerbüker tıklayarak, kapıyı açtı. "Bay Uzer, Bayan Yaşar geldi."

"Hemen girsin içeri," dedi Ulaş. Dilek, içeri girdiğinde, el sıkıştılar. Karşısındaki güzel genç kadının yüzünde, artık morluklar yoktu. "Sizi, çok iyi görüyorum, Bayan Yaşar. Sanki son görüştüğümüzden sonra; bugün, karşımda, bambaşka birisi varmış gibi, bir sezintiye kapılıyorum."

Duygu, yalnızca bununla kalmıyordu; elinden geldiğince, şık giyinmişti. "Çok iyi sezinleniyorum. Bizim dernek işleri, ne âlemde, Bay Uzer?"

"Konu üzerine, uzun süre kafa yordum; derneğin adını, başımabuyruk, 'Alazköy Kadın Derneği' olarak düzenledim. 'Alazköy Kadınları Koruma Derneği' adı, insanlarda, kuşkular uyandırabilirdi. Yâni güçlüklerle karşılaşabilirdiniz."

"Bence de, doğru yaptınız; umarım, diğer üyeler için de uygundur."

"Başkan'ım, sizin uygun gördüğünüz bir şeyi, tüm diğer üyeler de, kesinlikle uygun görecektir."

Başkan Yaşar, kendisine, ilk kez 'Başkan'ım' diye hitâb edildiğini farketti; ilginç bir sezintiydi. "Bir avukat olarak, başka önerileriniz de varsa, dikkate alınacaktır, Bay Uzer."

Dilek'teki özgüven patlaması, Ulaş'ın gözünden kaçmamıştı. "Şimdilik her şey, olacağı gibi duruyor. Siz, fiîlî çalışmalarınıza, artık başlayabilirsiniz. Artık üyelere, sözleşmelerini yollayarak, ilk âidâtları çekebilirsiniz."

"Buna göre, haftaya, uygulamalı savunma sporu derslerine de, başlayabiliriz; elbet de, Bayan Gözsel için de uygunsa."

Ulaş'ın kalp atışları, yine artmaya başlamıştı!


***


Târih: 12.04.2018   |   Bölüm: Tepetaklak!

Öykünün tüm kısımları
- 10. kısım
-   9. kısım
-   8. kısım
-   7. kısım
-   6. kısım
-   5. kısım
-   4. kısım
-   3. kısım
-   2. kısım
-   1. kısım


Tüm Bölümler
12. bölüm: Yasalar, her şeyden üstündür!
                  (Hazırlanıyor)
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
11. bölüm Tepetaklak!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.