12. bölüm "Yasalar, her şeyden üstündür!"
Anlamadığınız sözcüklerin üzerine, sıçanuçuyla dokunun; belki de, açıklamasını bulabilirsiniz.
3. kısım


Belediye Başkanı Deniz Düşel'in telefonu çaldı. "Efendim," diye açtı.

"İki İl Emniyet Müdürlüğü memûru, sizi görmek istiyor, Başkan'ım," dedi sekreteri.

Düşel güldü. "Girsinler."

Kapı tıklandı; ve iki erkek, içeri girdi. "Umarım, rahâtsız etmiyoruz, Başkan'ım," dedi birisi. İkisi de, Düşel'in masasına doğru ilerledi.

Düşel, masasının önündeki sehpâyı çevreleyen, iki koltuğu gösterdi. Donuk bir bakışla, "Bir şey farkeder mi?" diye sordu.

Adamlar, gösterilen koltuklara oturdular. Kendilerini bile tanıtmaksızın, aynı kişi, söze başladı. "İçişleri Bakanlığı'ndan, tâlimât aldık; Alazköy'de, nüfûsu itibârıtyla; çoktandır, bir polis karakolu yapılmalıydı. Geçikmiş bu yanlışı düzeltmek için, bir ön araştırma yapmamızı istediler."

Düşel, donuk bakışını sürdürdü. Kısa bir donukluktan sonra, "Boşuna yorulmuşsunuz," dedi. "Alazköy'de, kolluk güçlerine, gerek duyulmuyor."

"Yasalar, öyle demiyor ama!" diye nezâketsizleşti adam.

"Bayım!" dedi Düşel; sesini, epeyce yükseltmişti. "Alazköy'de, her tür işleri; nezâket, zerâfet ve görgü kuralları içerisinde yaparız. Oysa siz, tüm bu olgulardan, tümyle uzaktasınız!"

İki görevliden ikisi de, Düşel'in söylediğinden, tek bir şey anlayamamıştı. "Bize, Alazköy'ün bir haritasını verir misiniz?"

Düşel, sol eliyle, karşı duvarı gösterdi. "Buyrun; umarım, yardımcı olmuşumdur."

Adamlar, duvara baktı; yeniden, Düşel'e döndüler. Aynı konuşmacı, "Oraya kadar gitmemize, gerek yok. Alazköy'de, kaç insan yaşıyor?"

"Ağtunç Holding'in, Alazköy'e gelmesiyle; yakında, yirmibini aşacağız."

"Çok büyük bir nüfus! Orada gördüğüm, aşağı-yukarı, on binâda; bu kadar insanın yaşaması, tümüyle olanaksızdır; gerisi, nerede yaşıyor?"

"Alazköy'ün tümüne yakını, sitelerden oluşuyor; sitelerin haritaları, resmi haritalara yansıtılamaz. Karşıda gördüğünüz harita ise, kamu yönetimindeki tek mahâlledir. O mahâllede ise, en fazla bin kişi yaşıyor. Bin kişi için, bir polis karakolu açmaya kalkışırsanız; birleri, o karakolu, başınıza yıkarlar!"

"Yasalara göre; yirmibin kişinin yaşadığı bir yerleşim biriminde, en az bir polis karakolu olmalıdır."

"Bayım! Beni anlamıyorsunuz! Hiç de şaşırmadım! Memûrsunuz; değil mi?"

"Lütfen, nezâketinizi koruyun, Başkan'ım..."

"Nezâket mi?! Beş dakîkadan uzun süreden beri, karşımda oturuyorsunuz; hâlâ kendinizi tanıtmadınız! Siz, bana, nezâket dersi mi vereceksiniz?! İşte; memûr zihniyeti, böyle bir şeydir!"

"Öyleyse, kendimizi tanıtalım..."

"Gerek yok! Alazköy'de, memûr istemiyoruz! Belediyemizin çalışanları bile, memûr değildirler! Çünkü, memûr statüsüne girerlerse; onlar da, tıpkı sizin gibi olacaklar!"

"Başkan'ım, siz isteseniz de, istemeseniz de; burada, bir karakol kurulacaktır."

"Baylar! Belediyemiz, neredeyse dokuz yaşına girecek; Alazköy'de, tek bir suç bile işlenmedi; işlenen tüm suçları da, dışardan gelen kamu çalışanlarına borçluyuz. Önce, yıllarboyu, yalnızca Jandardma üyeleri suç işledi; onları kovduk; ve suçtan kurtulduk... derken; vâlî ve kaymakâm geldiler; ve suç üstüne, suç işlediler! Alazköy'de, tek bir memûr is-te-mi-yo-ruz!"

"Başkan'ım, bu işler, sizin isteğinizle olmuy..."

"Elbet de, benim isteğime bağlı; görürsünüz!" Telefonu kaldırdı; bir numara seçti ve tuşladı; biraz bekledi. "Bay Tankut; sitelerin, tüm dış girişlerini kapatın; kızıl alarm var!" Biraz bekledii. "Teşekkür ederim, Bay Tankut." Âhizedeki bir tuşa dokundu; ikinci ve üçüncü bir tuşa dokundu; biraz bekledi. "Belediye binâsının yanındaki site kapısında, iki kişi gözükecek. Siteye girmemelrini sağlayın; girmek isterlerse, tutuklayın!"

Yine aynı adam,"Alıkoyulmamızı mı sağlaycaksınız?" dedi. "Bu, suçtur!"

"Hâyır; alıkoyulmayacaksınız; Alaz Mahâlle dışındaki herhangi bir mahâlleye ya da siteye girerseniz, tutuklanacaksınız! Bunu abarttığınız durumlarda, Alaz Mahâlle'ye bile giremeyeceksiniz!"

"Ama bunu ypamazsınız!"

Düşel, bir matadorun mağrûr tutumunu sergiledi. "İsterseniz; Alaz Mahâlle dışında, herhangi bir mahâlleye, girmeye çalışın; kolay gelsin!"

"Yasalara, hiç kimse karşı gelemez, Başkan'ım; başkaldırınızı da, ayrıca kayda geçirip, değerlendireceğiz."

Düşel, tatlı bir gülümseme eşliğinde, "Bakın, baylar!" dedi. "Tehditlere, karnım tok!" Biraz ara verdi. "İlimizde ödenen tüm vergilerin, en az yarısını, Alazköy'deki şirketler ve onların çalışanları ödüyor. Sizin maâşlarınızı da, Alazköylüler ödüyor. Bu şirketlerin ve bu vergi mükelleflerinin, huzûrlarını kaçırırsanız; o şirketler, size, bunun cezâsını, öyle bir keser ki; doğduğunuza, bin pişmân olursunuz!"

"Anlamıyorum; polise, neden bu kadar karşısınız?"

"Çok basit; polis memûru ve Jandarma üyesi demek, suç demektir. Oysa Alazköy, yeryüzündeki en barışçıl yerleşim birimidir. Burada, bir polis karakolu açmak demek; kriminalizmi, Alazköy'e yerleştirmek demektir. En güzel örneğini de, dün yaşadık. İyi günler, baylar!"

"Ama, Başkan'ım..."

Bağırırcasına, "İyi günler, baylar!" diye kükredi Düşel!

Adamların ikisi de, kalktı ve kapıya yöneldi. Kapıyı açtıklarında, aynı konuşmacı, döndü ve Düşel'e baktı; küstâhça, başını salladı. "Sürekli, yüzde doksanyedi oy alarak, belediye başkanı seçilen o kadın, gerçekten siz misiniz?"

"Seçmelerimizin özgür istenci, böyle buyuruyor."

"Böylesine gergin bir kadın, nasıl olur da; bu kadar yüksek bir oy oranıyla seçilir?"

"Çünkü seçmenlerim, memûr değil! Ben, onların istekleri doğrultusunda, siyâset yapıyorum."


***

Anadar Caddesi'nde, güneye doğru ilerlemeye çalışıyorlardı; trafik, hiç olmadığı kadar yoğun idi; yürüseler, dahâ hızlı yol alabilirlerdi.

Direksiyondaki Yeşilgöz, AlazBank'ın arkasında yükselen yamaçlara odaklandı; bakışlarını, sürekli yukarılara sektirdi. AlazBank'ın bulunduğu noktadan, yaklaşık yediyüzmetre yükseklerde, yaklaşık altıyüz metre genişliğinde ve onbeş metreye kadar varan yükseklikteki Akçakaya Uçurumu vardı.

Ve Yeşilgöz biliyordu ki; o uçurumun tepesinde başlayan ve yaklaşık sekizyüz metreye kadar ulaşan bir derinlikte, bir düzlük vardı; yaklaşık beşbin metrekarelik bu alan, çok az ağaç, ama bolca yaban bitkisinden oluşan, bir örtüyü barındırıyordu.

"Küçük aşkım?" dedi Aysun. "Sence; Alazköy, bugün, neden bu kadar kalabalık? Alazköylü Ulualp'tan ötürü mü, yoksa Ağtunç Holding'in açılışından dolayı mı?"

"Her ikisi de geçerli, bi tânem," dedi Gizem dalgınca. Trafiğin akışına dikkat ederken, Akçakaya'yı da gözetliyordu.

"Nereye bakıyorsun öyle?" diye sordu Aysun.

Gizem, sol eliyle, direksiyonu tutarken; sağ eliyle, Akçakaya Uçurumu'nu gösterdi. "Şu Akçakaya Uçurumu'nu, görüyor musun? Günün birinde, oraya da gitmeliyiz." Yanında oturan Aysun'a bakarken, gözlerindeki sevgi parıldadı.

Aysun da, yamaçların yukarısına baktı. "Evet; gidebiliriz. Bu uçurumun kayası, Karam Uçurumu ve Değirmentaşı'ndan farklı; çok dahâ açık renkte."

"Haklısın, bi tânem; Karam Uçurumu ve Değirmentaşı, andezit ve dolomit karışımı kayalardan oluşuyor. Akçakaya Uçurumu ise, yoğun kireç içeren bir basalt türünden oluşuyor; tam olarak, hangi kaya türü olduğunu anlamamız için, oraya gitmemiz gerekecek."

"Ben de, merâk etmeye başladım." Yeşilgöz'e baktı. "Seninle tanıştıktan sonra, bilimi; yalnızca bir ticârî alan olarak değil de, bir dirlik doygunluğu olarak, algılamaya başladım; tıpkı senin gibi."

Gizem, tatlı-tatlı güldü. "Çok mutlu oldum, aşkım." Ve içindeki ses konuştu: 'Peki; Akçakaya Uçurumu'nu, neden birden-bire, bu kadar önemsiyorum ki?'

"Senden, o kadar çok şey öğreniyorum ki, küçük aşkım," dedi Aysun.

Alum Caddesi kavşağına yaklaşmışlardı. Yeşilgöz'ün telefonu çaldı. "Nerdesiniz, cânân-pârem?" diye sordu Tankut.

"Aysun'la birlikte, Anadar Caddesi'nde, kuzeyden güneye doğru ilerliyoruz, Bay Tankut; şu ânda, Halkdelen'in önünden geçiyoruz."

"Belediye Binâsı'nın, güneyindeki site giriş kapısını, biliyor musunuz?"

"Elbet biliyorum, Bay Tankut. Önemli bir durum mu var?"

"Önlem amacıyla, oraya gidin ve olup-bitenleri gözlemleyin."

"Bu kadar mı?"

"Evet, cânân-pârem."

"Bay Tankut, bir ricâm olacak; bana, Bay Oğuzhan'dan, beş aygıt takımı gerekecek. Ne yapmam gerekiyor?"

"Bu ricânızı, ona, kendiniz de iletebilirdiniz; ama kendisini, hemen arıyorum. Aynı türden aygıtlar mı?"

"Evet, Bay Tankut. Dört dakîka sonra, site girişinsdeyim." Telefonu kapatacaktı ki...

"Durun!" dedi Tankut. "Ben de size, bir aygıt yollayacağım; bir tür armağan olacak. Ayrıca; yarınki 23 Nîsân kutlamalarını uınutmayın. Sekize çeyrek kala, Mut Apartmanı girişinde buluşuruz; yürüyerek, kutlama yerine gideriz."

"Peki, Bay Tankut. Her şey i teşekkürler." Bu kez, gerçekten de kapattı. O sırada, çatalağzına yaklaşmışladı. Sağa çekti. "Aşkım, Başkan Düşel'e gitmem gerekiyor. Seni, burada bırakıyorum. Bacaklarını, birazcık güçlendir; olur mu?"

"Efendim ve Başkan Düşel, senden ne istiyorlar?" diye sordu Aysun.

"Kolluk gücü taklidi yapacağım, bi tânem."

"Ben de, seninle gelemez miyin?"

"Bana, yük bile olabilirsin; hiç gerek yok." Dudaklarını uzattı.

Aysun, Yeşilgöz'e verdiği küçük bir öpücükten sonra, "Peki," dedi; ve arabadan indikten sonra; kapıyı, ardından kapadı; uzaklaşmadan önce, yalnızca el salladı.

Gizem, arkadan akan trafiği gözlemledi ve yeniden yola koyuldu; ve direksiyonu, sağa doğru, Alum Caddesi'ne kırdı. Caddenin yokuşunda, hiç de hızlı gitmeyi düşünmedi.


***


Târih: 07.09.2018   |   Bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"

Öykünün tüm kısımları
- 10. kısım
-   9. kısım
-   8. kısım
-   7. kısım
-   6. kısım
-   5. kısım
-   4. kısım
-   3. kısım
-   2. kısım
-   1. kısım


Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
12. bölüm "Yasalar, her şeyden üstündür!"
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.