12. bölüm "Yasalar, her şeyden üstündür!"
Anlamadığınız sözcüklerin üzerine, sıçanuçuyla dokunun; belki de, açıklamasını bulabilirsiniz.
5. kısım


Gizem, önce arabasını, garaja parketip; asansörle, kendi katına çıktığında; kapının önünde, onu, genç bir erkek bekliyordu.

"Bunu, size, Bay Oğuzhan gönderdi, Bayan Gözsel." Elindeki mühürlü poşeti, Yeşilgöz'e uzattı.

Gizem, poşetteki mührü farkedince, eğlenceli biçimde kaşlarını kaldırdı. "Ne var bunda?"

"Bilemeyeceğim; yalnızca, size vermem söylendi."

Üç dakîka sonra, kendi odasındaki masasının arkasına geçmişti. Oturduğu yerden, bir makasla, poşetin ağzını kesti. İçine baktı; benzer büyüklüklerde iki karton gördü. Poşetin içeriğini, masanın üstüne döktü.

Özenle ambalajlanmış kartonlardan birisini, bir mektup açacağı ile çözdü. Bir kağıt parçasını gördü. Kâğıdı, eline aldığında, altında, bir düzine küçük parçalar olduğunu farketti.

Bükülmüş kâğıdı açtı ve yazıyı okudu. "Kameraların her birini, istediğiniz yere yerleştirebilirsiniz. USB uçlarını, ilgili bilgisayara (kapalı ya da açık) takıp, yaklaşık yirmi sâniye bekleyin; yazılımın kurulumu, gerçekleşmiş olacak. Uçları, yeniden çıkarıp, yanınıza alın. Kameralardan alınan kayıt, ilgili bilgisayara geçecek ve ben, onlara, doğrudan ulaşacağım. Hangi aygıtın, hangisiyle eşleştiğini, renklerden anlayabilirsiniz. Bir sonrasında ise, yalnızca kameraları almak için, bıraktığınız ortama geri dönebilirsiniz." Altına da, "Özkan Oğuzhan" diye, yalnızca adını-soyadını yazmıştı.

"Bay Oğuzhan, pek de hızlı çalışıyormuş," diye mırıldandı.

Aynı kâğıdın arkasını çevirdiğinde, bir-kaç kişi adı ve adreslerinin, sıralandığını gördü. "Bay Tankut, saygıyı hakkediyor; bir otisti, yönetici yapmak, zekâ ve özgüven işidir; demek ki, Bay Oğuzhan'daki üstün yeteneği, gerçekten de görebildi."

Kartonun içine, bir dahâ baktı; her renkte, ikişer kamera ve birer USB uçu olduğunu gördü. Kâğıdı büküp, yeniden kartonun içine koydu.

İkinci kartonu açtığında, yine bir kâğıtla karşılaştı. Kâğıdı kaldırdığında, altında, telsiz benzeri küçücük bir telefon gördü. Kâğıdı açıp, içeriğini okudu. "Cânân-pârem, bu aygıt ile, yalnızca bende bulunan bir aygıta ulaşabilirsiniz; size ise, yine yalnızca bendeki aygıttan ulaşılabilir. Başka hiç kimsenin ulaşamaması için; gerekli modifikasyonu, Bay Oğuzhan gerçekleştirdi."

Aygıtı, kartondan çıkardı. Kapağını açtığında, yalnızca bir-kaç tuş içerdiğini gördü. Kapağı kapatıp, aygıtın arkasını çevirdiğinde, bir askıçla karşılaştı; bu minik aygıtı, kolaylıkla kayışına asabilirdi.

Aygıtı, masanın özerine bıraktıktan sonra, Tankut'un yazdığı kâğıt parçasını, küçücük parçalar biçiminde parçaladı ve kâğıt sepetine attı. Oğuzhan'ın yazısını ise, yine küçük bölüklere bükerek, aygıtın kapağının altına yerleştirdi.


***

Tankut'un telefonu çaldı. "Efendim," dedi delikanlı yeşilgöz.

"İl Emniyet Müdürü var telefonda, Bay Tankut," dedi Işıl. "Bağlıyorum."

İki sâniye sonra, "Müdür'üm?" dedi Tankut.

"Benimle konuşmak istemişsiniz, Bay Tankut," dedi müdür Okan Karatay.

"Duyduğum kadarıyla, bir mağdurun aleyhine, inceleme başlatmışsınız; hattâ bir soruşturma! Tutumunuzdaki mantığı anlamakta, güçlük çekiyorum."

"Ağtunç Holding açılışını kastediyorsunuz. Orada, kamu çalışanlarına saldıran bir suçlu var. Elbet de araştıracağız."

"Müdür'üm! Birisi, size saldırmaya kalkışsa, hattâ size tecâvüz etmeye kalkışırsa, kendinizi savunma hakkınız, var mıdır!"

"Bay Tankut, bakış pencerenize bağlı. Orada, yalnızca savunma uygulanmadı; memûrlarımız, düpedüz dövüldü! Bunu, kıvançlarına yediremeyem memûrlar; çözüm yolu olarak, intihâra sürüklendiler."

"Az bile oldu!" diye bağıdı Tankut. Aynı sesle, "Ben olsaydım; o şerefsizleri, öylesine döverdim ki; bir dahâ ayağa kalkamamalıydılar!" diye ekledi.

"Bu düzeyde konuşmayalım, Bay Tankut; yatışın biraz."

Tankut, normal sesine döndü. "Müdür'üm? Jandarma'nın, Alazköy'e girme yasağı var; biliyor muydunuz?"

"Evet; duydum. Olacak şey değil!"

"Olur-olur! Ben istersem, her şey olabilir. Ve hiç çekinmeden, sizi tehdit ediyorum; kendinize gelin! Ben istersem, en geç yirmidört saat içinde, sokağa çıkamayacak duruma düşersiniz; hattâ son çözüm yolu olarak, intihâra başvurursunuz."

"Bu tehdidinizi, kaydedeyim mi?"

Delikanlı yeşilgöz, son derece tekin bir tavırla, "Bilhassâ ricâ ediyorum!" dedi. "Benimle tersleşmemeniz; sizin için, en sağlıklısı olacaktır! Şu incelemeyi, hemen durdurmasanız; size karşı, hâfiyelerimi görevlendiririm! En geç yirmidört saat sonra da, hem görevden alınırsınız, hem de intihâr edersiniz!"

Müdürün, soluğu duyuluyordu. "Bay Tankut, anımsadığım kadarıyla; basına, bir demeç vermiştiniz. Bu demeçte, bir diktatör olmadığınızı, vurgulayarak-söylemiştiniz. İşte; ben de, bir diktatör değilim. Elbet bir müdür olarak, belirli yetkilerim var; ama o yetkilerim, sınırsız değildir."

"Müdür'üm! Ben istersem; neredeyse, her şey olur; siz isterseniz de; neredeyse, her şey olur. Sizi, hem basın yoluyla, hem de hâfiyelerimin katkılarıyla; pişmânlığa fırsat bulamayacak bir duruma sokarım!"

"Neyse..." dedi müdür Karatay. "O kadının adını, biliyorsunuzdur; bana söylerseniz, gerekeni yaparım."

Tankut, dişlerini sıkıştırıp, yüzünü buruşturarak, kin kustu: "Sen bittin!" Ve telefonun tuşuna bastı!

Tankut ile tersleşmek, us işi değildir; cezâsız kalmaz!


***

Yeşilgöz, ilk işlem olarak, Gürel'in sağlık taramasıyla ilgilendi.

Görüngedeki verileri incelerken, bir ara, yanlış görebileceğini düşündü; dikkatlice baktığında, babasının alyuvarlarının, neredeyse yarı-yarıya azaldığını gördü.

Durağan hat telefonunu kaldırdı; bir numara seçti ve onayladı. Sâniyeler sonra, yanıt gelmişti. "Anneciğim? Rahâtsızlık vermiyorum; değil mi?"

"Elbet de hâyır, kuzucuğum," dedi Gözde. "İş yaşamına girmeni, içtenlikle kutluyorum, güzel kızım. Günün, nasıl geçiyor?"

"Bu, benim ilk işim, anneciğim. Ayrıca işe, dahâ başlamış gibi değilim. Sürekli, işdışı gelişmeler oldu. Babam nasıl?"

"Dahâ dün ayrıldık; niye sordun?"

"Ondan, kan almıştım; sağlık taramasını yaptım." Biraz bekledi. "Babamı, biraz bitkinmiş gibi görmüştüm. Hemoroidleri, etkin mi?"

"Evet; hemoroidleri, gerçekten de etkin. Veriler, neyi gösteriyor?"

"Alyuvarları, neredeyse yüzde elli oranına düşmüş. Âile hekimimiz, ona, demir hapı reçetesi yazsın. En yakın bir dönemde de, ameliyât olsun. Aksi durumda, son derece gereksiz başka hastalıklarla da, boğuşma güçlüğünde kalacak."

"Kuzucuğum; babanı, bilmez değilsin; tıpçılarla arası, iyi değil."

"Ama en yakın sürede, ameliyât olmazsa, önce tüm dişlerini kaybedecek; çeşitli diğer hastalıklar ve alerjik tepkimeler de, cabası."

"Onunla, neden kendin konuşuyorsun? Seni, dahâ sağlıklı dinliyor."

"Ah anneciğim! Otuz yıllık kocanı, ben mi dahâ iyi bileceğim? Sakın bu işi, demir haplarıyla geçiştirmeye kalkışmasın; demir hapları, geçici bir çözümdür; onun, kalıcı çözümlere odaklanması gerekiyor."

"İyi ki aradın, kuzucuğum. Ben, yine de önce, hekimimizle konuşayım; o, babanı arar ve gerçekçiliğe yönlendirir."

"Seninle, başka bir konuyu da, görüşmek istiyorum; ama çok uzun konu; burada, yapacak, öylesine çok işim var ki. Öpüyorum, anneciğim."


***

Tanıl, Sevil, Çiğdem ve Kevork; Aysun'un bahçesindeki çardakta, öğle molası veriyorlardı. Kimileri, çay içerken; diğerleri, kahve yudumluyoru. Kevork, düşüncelere dalmış; iki avucunun içine sıkıştırdığı çay bardağını; bir sağa, bir sola yuvarlıyordu.

Sevil Sekmen, Kevork'un dalgınlığını farketti. "Hayırdır, Bay Kurtuluş?" diye gülümsedi. "Düşüncelrinizle, nerede geziniyorsunuz?"

Kevork, donuk bir bakışla, Sevil'e yöneldi. "Farkettiniz demek." Tanıl'a baktı; o da, merâklar içerisindeydi.

Çiğdem ile Sevil bakıştılar.

Tanıl, elindeki çay bardağını, masanın üstüne bıraktı. "Peki; neler düşünüyorsun, dostum?"

Kevork, çayından, bir yudum çekti. "Düşüncelerim, karmakarışık, dostum. Sormamın, ne derece doğru olduğuna, bir türlü karar veremedim. Belki de gülersiniz."

Oysa Tanıl, gerçekten de güldü. "Ne düşündüğünü bilmezsem, gerçekten de gülebilirim."

Palabıyıklı adam, içini çekti. "Şu Alazköylü Ulualp, düşüncelerimi kavuruyor."

Tanıl, erkeklere özgü bir biçimde güldü. "Ama hakkını yememeliyiz; güzel kıvrımları var; değil lmi?"

Çiğdem ile Sevil, gönülden gülüştüler. "Gerçekten de öyle," dedi Çiğdem.

Ancak Kevork, gülümsemedi bile. "Evet, haklısınız; gerçek olamayacak kadar güzel kıvrımları var. Ama beni ilgilendiren konu, orası değil." Tanlıl'a bakarken, sanki gülümseyecekmiş, ama çekiniyormuş gibi bir tavır sergiledi.

Tanıl, oturduğu iskemlenin, arka yönünde duran çit makasını aldı; iki sapını kavradı; ve bir şeyler kesiyormuş gibi yaptı. "Sormazsan, merâktan çatlayacaksın. Hadi; sor ve durul."

Kevork da çay bardağını, ağır çekimdeymişçesine, masanın üstüne bıraktı. Doğrudan, Tanıl'ın gözlerine baktı. "Onun kimliğini, biliyor musun?"

Tanıl, makası durdurdu; Kevork'a baktı. "Bilirsin; bilgi sâhibi olmaman gereken konularda, geriçekilmeyi yeğlemelisin; bu, en sağlıklısı olur."

"Ama kimliğini biliyorsun; haksız mıyım?"

Tanıl, birden-bire makasını çırptı! "Belki," dedi yalnızca.

Çiğdem de, Sevile yöneldi. "Ya siz, Bayan Sekmen? Onu, tanıyor musun?"

"Belki," dedi Sevil. "Ama unutmayın ki; Alazköylü Ulualp, ilk kez, Ağtunç Holding açılışında gözüktü. Aslında; siz, dahâ çok bilgi sâhibi olmalısınız."

Ve konuyu, oracıkta kapattılar.


***


Târih: 07.09.2018   |   Bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"

Öykünün tüm kısımları
- 10. kısım
-   9. kısım
-   8. kısım
-   7. kısım
-   6. kısım
-   5. kısım
-   4. kısım
-   3. kısım
-   2. kısım
-   1. kısım


Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
12. bölüm "Yasalar, her şeyden üstündür!"
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.