12. bölüm "Yasalar, her şeyden üstündür!"
Anlamadığınız sözcüklerin üzerine, sıçanuçuyla dokunun; belki de, açıklamasını bulabilirsiniz.
6. kısım


Yeşilgöz, bilgisayarının önüne geçmiş; bir-kaç işlem yapmakla uğraşıktı. Bir ara, ince bir tınlama duydu. Önce başını, tavana doğru kaldırdı; çevresine bakındı; şaşkınlığını gizlemedi. "Aha!" dedi. Kalktı ve yazı masasına vardı. Küçük iletişim aygıtı, hâlâ tınlıyordu. Eline alıp, tuşlarını denetledi; yeşil tuşa basıp, kulağına götürdü.

"Foebe'm?"

"Bay Tankut?"

"Sanırım; size, yeni bir mesâî arkadaşı bulmamız gerekecek."

"Hayrola? Kovuluyor muyum?" diye şakalaştı Yeşilgöz.

Tankut güldü. "Nerde o günler?" İkisi de, karşılıklı gülüştüler. "Sizin özel görevleriniz, hiç bitmeyecek; öyle gözüküyor. Ama bu tür konuların, sırası değil. Şu ânda, iki çok ivedi durumla, karşı-karşıyayız. Aldığım bir istihbârâta göre; iki silâhlandırılmış helikopter, kuzey yönünden, Alazköy yönüne doğru geliyormuş. Bu konuda, bir şeyler yapabilir misiniz?"

Gizem, biraz düşündü. "Diğer konu ne, Bay Tankut?"

"İl Emniyet Müdürü arayıp; beni, Alazköylü Ulualp kunusunda tehdit etti!"

"Vay it oğlu it!" dedi... Boğuk bir ses çıkarırken, elinin içiyle, ağzını kapattı. "Özür dilerim, Bay Tankut; ağzımdan kaçtı." Biraz soluk arası verdi. "Ve onu susturmalıyız; haklı mıyım?"

"Evet," dedi delikanlı yeşilgöz. "Ama ivedilikle!"

"Şu helikopter konusu... Ne kadar uzaktalar?"

"Beş dakîka önce, il oltağından yola çıkmışlar."

Yeşilgöz, biraz düşündü. "Askerî helikopter olmalılar; saatte, kolaylıkla üçyüz kilometreye ulaşabilirler. Yâni en geç yirmibeş dakîka sonra, Alazköy'deler."

"Bu durumda, bir sâniye bile kaybedecek süremiz..."

"Bay Tankut! Siz, M'Alum Kule'nin çatısına gidin; aygıtlarımız, oradan, dahâ kolay bağlantı sağlayabilirler. Ben, sizi arayacağım." Ve kırmızı düğmeye bastı.

Hızlıca, odasından çıktı. Tasanmaz'ın kapısını tıkladı ve açtı. "Bayan Tasanmaz, benim, dışarıdaki işlerim azıttı; gitmeliyim. Siz, yapabileceğiniz kadar iş yapın. Unutmayın; ne kadar iş ve başarı; o kadar gelir." Gülümseme eşliğinde, bir kez göz kırptı. "Yarın görüşürüz."

Tasanmaz, ayakta çalışıyordu; geri baktı. "Başarılar dilerim, Bayan Gözsel. Yarın görüşürüz."

Yeşilgöz, yeniden odasına döndüğünde, kapıyı kilitledi. Dolaplardan birinden, geniş bir çekmeceyi çekti; bir anahtar çıkardı ve çekmeceyi, yeniden geri itti.

Pencerenin kıyısındaki, yaklaşık otuz santimetre genişliğinde ve tavana kadar varan dolabı açtı. 'Özel iş giysilerini ve ayakkabıları'nı, dolaptan aldı.


***

Oya Kaygusuz, erkenden ve sırasınca, ilçe oltağına varmayı başarmıştı. Arabasını, yakınlarda bir yerde parketip; büyük çantasını da, omuzuna asarak; kaymakâmlığın önüne gelmişti.

Kısa süre sonra da, bir Jandarma dörtçekeri, onun yanına gelip, durmuştu.

Oya, çantasından, kalemini ve not defterini çıkardı.

Üç asker, hızla arabadan indi; çavuş Akın Kuğulu, Oya'nın önüne damladı. Diğerlerine, uzaktaki bir noktayı gösterdi. Onlar uzaklaşırken; çavuş, elini uzattı.

Oya, uzatılan eli sıktı.

"Elinizi sıkmak istememiştim; bana, DVD'yi vermenizi istemiştim," dedi Kuğulu; gülümsemiyordu bile. Gözlerinin çevreleri, mor ve karalarla kaplıydı.

"O kadar kolay değil, çavuş," dedi Oya. "Karşılığında, bana, ne verebilirsiniz? Siz, işinizi yapıyorsanız; ben de, işimi yapıyorum."

"Peki; ne istiyorsunuz?"

"Son günlerde, sayısız gelişme oldu. Örneğin; Alazköylü Ulualp'a karşı, inceleme başlatılmış. Bunun mantığı, nerde?"

"Biz, o kunuda inceleme yapmıyoruz; ilgili birimlere sormalısınız."

"Anladım. İntihâr olayları yönünde, olay yerinde, herhangi bir bulguya rastladınız mı? Kamuoyunun bilmesi gereken bulgulara, ulaştınız mı?

Kuğulu, biraz düşündü. "İşte bu konuda, size yardımcı olabilirim." Biraz dahâ düşünür gibi yaptı. "Olay yerinde, bir kan örneği bulduk. Yapılan labor analizlerine göre; bu kan örneğinde, çok ilginç ayrıntılar var. İnsan kanı olmasına karşın, sıradan bir insanda bulunmayan bir maddeye rastladık."

"Neymiş o madde?"

"Yazın!" dedi Kuğulu. "Kolekalsiferolün bir altbirimi olan rubiskonun, bir altbirimi olduğu düşünülen, bilinmeyen diğer bir altbirim maddesine rastldık."

Oya, kalemini, not defterine dokundururken, "Yavaş olun; yavaş!" dedi. "Ben, biliminsanı değilim. Söylediklerinizi, yineler misiniz?"

"Öyleyse, her maddeyi, alt-lta yazın: kolekalsiferol; rubisko; bilinmeyen bir madde. Yazdınız mı?"

Oya, iyice şaşırmıştı. "Yâni bu madddeyi, hiç bir biliminsanı bilmiyor mu?"

"Öyle gözüküyor. Söyleyeceklerim, bu kadar, Bayan Kaygusuz."

"Bir dakîka! Sosyolog Bayan Boğa'nın dediğine göre; burada sözkonusu olan, sürü psikolojisi imiş."

"Bu iş, sosyologların işi değildir; bu iş, kriminologların işidir."

"Ben de size, bir amatör psikolog olarak, diyebilirim ki; abartılı özgüven, hep zararlı olmuştur." Oya, gülümseyebilecek durumda değildi! Çavuşun, bir kadın üzerine söylediği bu küçümseyici sözleri, genç kadının kinine, kin katmıştı! Defterini ve kalemini, çantasına attı; çıkardığı DVD'yi, çavuş Kuğulu'ya uzattı. "İyi günler, çavuş!" Ve uzaklaştı!


***

Gizem, olabildiğince hızlı giyindi. Al giysisine ek olarak, kara çizmelerini giymişti. Minik memelerinin üst kısmından yukarısı ve kolları, çıplaktı.

Dirseklerinin biraz aşağısına kadar varan lateks eldivenler giyinmişti. Ayrıca, kara bir kemer kuşanmıştı. Ağtunç Kule'nin avlusunda kullanmış olduğu başlığın bir benzerini ve aynı gözlüğünü, özel hazılanmış kara bir kemerli çantaya koyup; kemeri bağladıktan sonra, belinin arkasına çevirmişti.

Kemerinin sağ arkasında, iletişim aygıtı takılıyken; sol arkasına ise, benzer bir kapta bulunan, kamera ve USB uçlarından oluşan, hâfiyet gereçlerini asmıştı.

Ve bunların ikisinin arasında, benzer iki kap bulunuyordu; birisi, kâğıt mendil ve bir şişecik kloroform içeriyordu; diğerisi ie, küçük bir fotograf makinesini andıran bir kamera içeriyordu.

Saat onbeşi iki dakîka geçe; kendisine özel hazırlanmış olan, pencerenin dörtte birlik kısmını açtı. Önce başını, dışarı sarkıttı; sağı-solu ve aşağıyı gözetledi; durum, uygundu. Dışarıdaki hava, artık bulutlu bir duruma dönüşmüştü; her ân yağmur yağabilrdi.

Önce, önlem olarak; dolaplardan birinden, bir bardak ve bir şişe su çıkardı; bardağı doldurup, hızla içti; hepsini, masanın üstüne bırakıp, pencereye yöneldi.

Pecerenin eşiği, çok alçak olduğu için, ayak tabanını, oraya dayadı. Esnek bir atılganlıkla, kendini, boşluğa fırlattı.

İki metrelik derine düştükten sonra, esnekçe serpinmeye başladı. Hemen sağa döndü; gökdelenin köşesini aştığında, yeniden sağa döndü. "Bu kez, hızlı serpinmelisin, Gizem; olabildiğince hızlı!" diye mırıldandı.

Ellerini, ileriye dikti; hem ileri, hem de yukarı serpinmeye başladı. Alum Caddesi üzerinde, yükseklerde ilerliyordu; kendi yükselişi, Alum Caddesi'nin yokuşunu, ikiye katlıyordu. "Dahâ hızlı, Gizem; dahâ hızlı!" Hem, dahâ hızlı yükseliyor; hem de hızını, sürekli artırıyordu. "Dahâ hızlı, Gizem! Hızlı!"

Aşağıya baktı; sürekli yükselirken; yerin, dahâ hızlı biçimde, geriye doğru aktığını gördü. "Yaşasın! Saate yüz kilometreyi aşmışımdır!" dedi konuşma sesiyle. "Hızımı, hiç olmadığı kadar yükselttim!" İçinden, 'Keşke haykırabilseydim!' diye geçirdi.

Yukarı Mahâlle'nin batısından geçerken, aşağıdaki yüzme ve spor kompleksini izledi. Şaşırdı! "Bunu bilmiyordum." Yeşil gözleri, faltaşı gibi olmuştu. Komplekste, iyice bir kalabalık vardı. "Çok güzel!"

Hızı, hâlâ sürekli artarken; aynı biçimde, sürekli yükseliyordu. Ama genç dilber, bununla da yetinmiyordu! "Dahâ hızlı, Gizem!" Yüksek hızın oluşturduğu rüzgârın, tüm bedenini sarmaladığını farketti; ve bu sarmalama, sürekli artıyordu. "Keşke, bir gözlük alaydım yanıma!" diye yadırgandı.

Bir ara, sanki gökyüzüne bakar gibi, başını, yukarı kaldırdı. "Eee? Şimdi ne olacak?" Ama hızını kesmiyordu; aksine, dahâ da yükseltmek ve dahâ derinlere ilerlemek istiyordu.

Yukarı Mahâlle'yi, artık çoktan aşmış; Alazköy'ün resmî sınırına yaklağmıştı. Altındaki tepeye baktı; Anadar Caddesi'nin rakımından, en az yediyüzmetre yüksekteydi; Uzun Gölet'in rakımından ise, yaklaşık yediyüzotuz metre yüksekteydi; gökdelenlerden, en az dokuzyüz metre uzaktaydı.

Alazköy'ün sınırı olarak kanımsadığı noktaya gelince; sol yanda kalan arka yönüne baktı; Akçakaya'nın tavanını görüyordu; uçsuz-bucaksız otluk, çalılık ve ormanlıklar, tüm güzelliklerini sergiliyordu.

Esnek bir yavaşlıkla, bir yerlerde durdu; önce sırtüstü dödü; ardından da doğruldu; hem, aşağı derinliklerdeki Alazköy'ü; hem de, sağ yönde kalan Akçakaya düzlüğünü izledi. "Çok güzel," dedi. "Bir dahâya, fotograf makinemle gelirim."

Her nedense, gözü, Ağtunç Kule'ye takıldı Biraz şakınlıkla, bakakaldı.

Bakışlarını, kuleye, dahâ da yaklaştırdı; ama kule ile kendisi arasında, bir tümsek olduğu için, avluyu göremiyordu. "Avlu?" diye mırıldandı. "Peki; neden avluyu düşünüyorum?"

Önceki gün, orada...

Yüz kiloluk adamı, bir fırçaymışçasına ve planlı biçimde, diğer adamın üzrine fırlatmıştı; ve tam da öngördüğü gibi, iki adamın başları tokuşmuştu!

Gözleri parladı! "Bak hele!"

Diğer adamım boynunu, kalçalarıyla, kıskıvrak yakalayıp; hiç bir yere tutunmaksızın, kule yönüne çevirmişti!

Yarı açık dudaklarını, öne doğru iterek, eğlenceyle güldü. Bir de...

İlçe oltağının yakınlarındaki uçurumun tepesinde, adamın kollarını kavrayıp; ayak tabanlarını, onun sırtına dayayarak; hiç bir yere abanmaksızın, uçurumun olduğu yöne çevirmişti!

Mutlulukla, kollarını yukarı kaldırıp, salladı. "Evet!" dedi. Sesini, sürekli yükselterek, "Eveeet!" diye haykırdı. "Eveeet! Eveeet! Eveeet! Budur! Gerçek olamayacak kadar ulu kas gücüm var! Yaşasııın!"

Kollarını, yine aşağı sarkıttı ve çocuklar gibi kırıttı. İki kolunu da açarak, arkaya doğru yayıldı; yine kendi ekseninde dönüp, yüzünü aşağıya çevirdi. Önce, yavaşça serpinmeye başladı ve hızını, sürekli yükseltti.


***


Târih: 07.09.2018   |   Bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"

Öykünün tüm kısımları
- 10. kısım
-   9. kısım
-   8. kısım
-   7. kısım
-   6. kısım
-   5. kısım
-   4. kısım
-   3. kısım
-   2. kısım
-   1. kısım
Content Management Powered by CuteNews



Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
12. bölüm "Yasalar, her şeyden üstündür!"
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.