12. bölüm "Yasalar, her şeyden üstündür!"
Anlamadığınız sözcüklerin üzerine, sıçanuçuyla dokunun; belki de, açıklamasını bulabilirsiniz.
7. kısım


Hun, koltuğun üzerinde uzanmış; kendi-kendine eğleniyordu. Sürekli kendi ekseninde dönüyor ve kuyruğunu, ısırıyor gibi yapıyordu.

Seçil Serpil, ona yaklaştı ve aşağıya eğildi. "Ne yapıyorsun orada, sevimli canavâr?"

Ama Hun, kızgınlıkla havladı!

Seçil Serpil, ürküntüyle geri çekildi. "Niye havlıyorsun öyle? Ben, sana, hiç bir şey yapmadım ki."

Hun, dahâ kızgınca, ardı-ardına havladı; havlarken de, dişlerini gösteriyordu! Bir ara, kızgınlıktan, hırlayıp-gürledi!

O sırada, Bigün gözüktü. "Hun'u, rahât bırakın, Bayan Karakaş. Size, hiç ısınamayacak. O, çok sezinsel ve sezgin bir sevimli canavârdır."

Serpil, biraz uzaklaştı. "Ama neden? Ben, ona, hiç bir şey yapmadım ki."

"Hun'un sezgileri, çok güçlüdür; onu sevmediğinizi; yalnızca severmiş gibi yaptığınızı, çabucak anlıyor; hattâ hayvanları sevmediğinizi de, iyi biliyor. Dalkavukça davranan ve ondan korkan herkes, onun sinirlerini kabartıyor."

"Böylesi, hiç görülmemiştir," dedi Serpil.

"Hâyır!" diye yanıt verdi Bigün. "Aslında, tüm köpekler böyledir. Ama bir köpeği yetiştiren kişiler, eğitimli ve zekî ise; o köpek, bir o kadar zekî, sezgin ve sezinsel olurlar. İşte Hun, bu yüzden; kendisinden korkan insanlara kızıyor; çünkü bu korku ile, Hun'u aşağılamış oluyorlar."

"Çok ilginç."

"Hun ile konuşurken; bir insanla konuşuyormuşçasına, ona seslenirseniz; içgüdüsel olarak ve ses dalgaarınızdan dolayı; söylediklerinizi anlar."

Hun, Bigün'e doğru, sevimlice havladı; hemen ardından, bir şeyler mırıldandı. Kadınlar uzaklaşınca da; önceki eğlencesine geri döndü; yine kendi ekseninde dönüştü; ve kuyruğunu, önce ısırıp, yeniden serbest bıraktı. Sürekli, sevimli bir şeyler mırıldanıyordu.

Serpil, bir-kaç sâniye sonra geri döndü. "Hun? Özür dilerim, sevimli şey; seni üzmek istemedim." İçtenlikle gülümsüyordu.

Hun, başını uzattı ve sevimlice, "Hauğ," dedi; sanki gülümsüyordu.


***

Yeşilgöz, bir ara hızını yavaşlattı; biraz sonra da, esnek biçimde durdu. Başını ve bedenini kaldırırken; bacaklarını alçalttı ve dikey duruşa geçti. Bakışlarını, batıya çevirdip; titizlikle, en doğuya kadar, tüm boşluğu gözetledi. Bakışlarını, bir dürbün gibi, dahâ da derinlere yoğunlaştırdı; ve yine doğudan batıya doğru, tüm alanları gözetledi.

Yeşil gözleri, bir ışın saçar gibi olurken; bakışlarını, yaklaşık beşyüz metre kadar ötesine odakladı. Yine batıdan doğuya doğru, ortamı araştırırken; tam o sırada, iki helikopter gördü!

"Yok artık! Yûh! Çüş!" diye haykırdı! "Bu ne, lan!"

Yaklaşık ikibinüçyüz metre uzaktan, kendine doğru gelen helikopterlerin altında, sarkaçların aralarında sarkan, ikişer roket vardı!

Her helikopterde, kolaylıkla gözüken birer pilot ve birer yardımcı pilot vardı. Bu pilotyların arka yanlarında, çeşitli ağır silâhlar ve bolca mühimmât asılıydı.

Ama çok dahâ önemli sorunu, Yeşilgöz göremiyordu; her helikopterin arkasında, devâsâ kargo bölümü vardı! Buralarda, çok sayıda asker ve polisle birlikte; boyutunu bilemeyeceği cephâne olmalıydı!

"Siz, kafayı sıyırmışsınız, arkadaş! İyice tımarhânelik olmuşsunuz!"

Bulunduğu noktada, beklemeye koyulmaya karar verdi


***

Tankut, M'Alum Kule'nin çatısına, tam da bu sırada varmıştı. Kendi helikopterinin yanına gidip, beklemeye koşulmuştu ki; iletişim aygıtı tınladı.

"Bay Tankut, az önce, öylesine sövgüler yağdırdım ki; iyi ki, yanımda değildiniz; hiç bilmediğiniz bir özelliğimle tanışırdınız."

"Hayrola, cânân-parem? Sizi, bu denli kızdıran, neydi?"

"İki dev helşikopter geliyor. Şimdi sıkı durun; her birinin altında, ikişer roket var; bildiğiniz roket! Orada kalsa; iyi! Ayrca her helikopterin ardında, çok büyük kargo bölümleri var!"

"Hadi, be!" diye bağırdı Tankut! "Bunlar, iyice kafayı sıyırmışlar!"

"Aynı sözcükleri, ben de az önce kullandım, Bay Tankut. Bunlar, iyice hasta! Şimdi izin verin de; onları, kamera kaydına alayım."

"Anlıyorum; Bayan Kaygusuz'a, güzel armağanlarınız olacak. Ayrıca, bizim arşivlerimizi de zenginleştireceksiniz."

"Biraz sonra görüşürüz, Bay Tankut." Ve aygıtı kapattı.


***

Gizem, not kâğıdını, yeniden aygıt ile kapak arasına yerleştirip, dikkatlice kapağı yatırdı. Aygıtı, kemerine takarken; film kamerasını çıkardı.

'İki dakîkalık bir kayıt, yeterli olacaktır,' diye düşündü.

Kamerayı hazırlarken, ileriye bakmayı da unutmadı. Helikopterler, yaklaşık binsekizyüz metre uzakta olmalıydılar.

Kameranın uzaklık düzenleyicisini ayarladı; kayıt düğmesine basıp, önünde tutarak, görüngesine baktı; helikopterler gözüküyordu; pek de başarılı kayıtlar oluşuyordu.

Kameranın üstünden, doğal bakış açısıyla, ileriye doğru baktı; araçlar, sinek büyüklüğünde gözüküüyordu. Bir kez dahâ kameranın görüngesine baktı; orada, tüm boyut biçiminde gözüküyorlardı.

Uzaklık düzenleyicesini, sürekli değişen yakınlığa doğru düzelttı. Helikopterler, hızla yaklaşıyorlardı; artık, binyüz metreye varmışlardı.

Yeşilgöz, başını kaldırp, ileri baktı; onları, kolaylıkla görebiliyordu. "Gelin, yavrucuklarım; gelin! Geleceğiniz varsa; göreceğiniz de var!"

Toplamda, iki dakîkalık kaydın ardından, kamerayı hızla kapatıp; aynı hızla, kemerine astı. Yine yüzüstü yatay duruma geçti ve bekledi; arada, beşyüz metre kalmıştı!

Kollarını, yine ileriye doğru uzattı. Kendi bakış açısından, sağdaki helikopterin güzergâhı; kedisinden, yaklaşık yirmi metre sol yöndeydi; yan serpinişle, o yöne doğru yolaldı.

Uçan canavârlar yaklaştıkça; Yeşilgöz, geriye doğru serpindi, Aradaki fark iyice tükenmeye başladığında ise; Gizem'in geri serpiniş hızı, yirmi kilometreye ulaşmıştı.

Bakışlarını, o h helikoperin iki dikeyçlerini destekleyen ön yataycına yoğunlaştırdı. Yaklaşık yedi santimetre kalınlığındaki yatayç, birden-bire, Gizem'in avuçlarına çarptı!

Gizem, "Yûh!" derken; bedeni, helikopterin arka yönüne doğru savruldu! Ama dilber, eğlencesinden ödün vermiyordu. "Yavaş ol, güzelim!" diye söylendi.

Sağ elini, yataycın sonuna kadar kaydırdı; hemen ardından da sol elini, yataycın ortasına kadar çekti. Sağ elini, serbest bırakmasıyla birlikte; ânî bir kıvraklıkla, bedenini, ters yöne çevirdi; ve sağ eliyle, yeniden dikeyci kavradı. Arık yüzü, ileriye doğru çevriliydi.

"Önce, eldivenli denemeliyim; olmazsa, yine de eldivenleri çıkarabilirim," diye mırıldandı. Kendi hızını artırdı; Yeşilgöz'ün hızı, helikopterin hızını, dörtte bir oranında yükseltti. Yeşilgöz, lateksten eldivenlerine baktı. "Vay be, Gizem!" diye mırıldandı. "Sende, ne mûcizeler varmış! Demek ki, itici gücümün, tenimle ya da kaslarımla, hiç bir ilişiği yokmuş; her şey, beyin gücüme dayalıymış."

"Ne yapıyorsunuz?!" diye bağırdı sağdaki helikopterin pilotu.

"Bilmiyorum!" diye bağırdı soldaki helikopterin pilotu. "Helikopter, benim kontrolümden çıktı; kendi-kendisine komuta veriyor! Dikkatli olun! Burada, sıradışı bir şeyler oluyor!"

"Ne demek; helikopter, senin denetiminden çıkmış! Bir helikopter, bir yaşam türü değil ki!"

Pilot, dümene abandı! "Ben de anlamıyorum; ne yaparsam-yapayım; helikopter, kendi bildiğini uyguluyor!"

Gizem, sağ elini, biraz geri çekerken; sol elini de, biraz öne ittı; helikopter, sağa doğru bir hamle yaptı!

Arkada kalan helikopterin pilotu, kızkınca bağırdı: "Dikkatli olun, salaklar! Ne yapıyorsunuz!"

"Bağırma öyle!" diye yanıt geldı. "Ben, hiç bir şey yapamıyorum; helikopter, tümüyle kendi-kendisine komuta veriyor!"

"Öyleyse, hızı kesin!"

Öndeki helikopterin pilotu da, aynı sesle bağırdı: "Hiç bir şey yapamıyorum!"

Yeşilgöz, sol elini geri çekerken; sağ elini de, öne itti. Helikopter, arkadan gelen ile, aynı konumda ilerlemeye başladı; hızları ise, eşitlendi. Gizem, kendi hızını, dahâ da azalttı; helikopterlerin, ikisi de yavaşladı.

"Gizem? Gönlün, ne kadar kan ağlasa da; bu helikopterler, önümüzdeki günlerde, görev yapamayacak durumda olmalılar." Başını kaldırdı ve başının üstünde asılan roketlere baktı. "Bu hâinlerin, amaçları ne?" diye mırıldandı kaygıyla.

Arkadaki pilot, "Bir şeyler yap!" diye bağırdı. "Kontrolü, elegeçirmeye çalış!"

"Hiç bir şey yapamıyorum!" diye bağırdı öndeki pilot.

Gizem, önce arkaya baktı; arkadaki helikoprter, aynı mesâfeyle, onları izliyordu. Bakışını, yeniden öne çevirdi; sol yönde, yaklaşık dokuzyüz metre uzaklıkta, gökdelenlerin çatılarını görebiliyordu; M'Alum Kule'nin çatısında, Tankut'un helikopteri duruyordu.

Bakışlarını, biraz sağ yöne çevirdi; Akçakaya'nın üzerindeki bitki örtüsü, tüm güzellikleriyle sergileniyordu. "Dahâ da yaklaşmadan, tehlike simülasyonu uygulamalıyım," diye mırıldandı. Kolonu, iki eliyle, kıskıvrak yakaladı. Birden-bire, sallamaya başladı! Helikopter, her yana doğru sallanmaya başladı!

"Ne oluyor orada?" diye bağırdı arkadaki pilot.

"Bilmiyorum; tüm göstergeler, normal durum gösteriyor," diye yanıt geldi.

Yeşilgöz, sol elini, öne doğru itti; helikopterin yönü, yavaşça sağa doğru kaydı. Gizem, abartmamaya karar vedi; ama sağa doğru akımı, eşit biçimde sürdürdü. Artık Akçakaya tepesine doğru ilerliyorlardı. Arkadaki helikopter de, onları izliyordu.

"Kamu malına, zarar vermek istemiyorum, dostlarım," diye mırıldandı. "Ama en az zarar uygulama yöntemiyle, sizi durdurmalıyım."

"Nereye gidiyorsun?" dendi arkadan.

"Keşke bilebilseydim!" dedi öndeki pilot. "Sanırsın ki, helikopter diriymiş de; kendi bildiğini yapıyormuş!"

Yeşilgöz, iletişim aygıtına uzandı.


***


Târih: 07.09.2018   |   Bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"

Öykünün tüm kısımları
- 10. kısım
-   9. kısım
-   8. kısım
-   7. kısım
-   6. kısım
-   5. kısım
-   4. kısım
-   3. kısım
-   2. kısım
-   1. kısım
Content Management Powered by CuteNews



Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
12. bölüm "Yasalar, her şeyden üstündür!"
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.