12. bölüm "Yasalar, her şeyden üstündür!"
Anlamadığınız sözcüklerin üzerine, sıçanuçuyla dokunun; belki de, açıklamasını bulabilirsiniz.
8. kısım


Tankut, M'Alum Kule'nin çatısından, olup-biteni gözlemliyordu; elindeki dürbün, pek de işine yarıyordu. Gizem'i göremiyordu, ama helikopterin kımıldamalarından ve sıradışı yön değiştirmelerinden, oradaki gelişmeleri çözümleyebliyordu."Cânan-pârem? Tüm bunları, nasıl başarıyorsun? Sen, mûcizelerle dolu bir varlıksın!"

Aygıt tınladı. "Cânân-pârem?"

"Destur istiyorum, Bay Tankut," dedi Gizem.

"Neye, destur istiyorsunuz?"

"Bu helikopterleri, Akçakaya'nın üzerine indirip; orada, en az zarar vererek; geçici olarak, işlevsizleştirmek istiyorum."

"Parlak zekânıza hayrânım, güzel Foebe'm; bunun için destur istemenize, hiç de gerek yok. Ama onlara, gereğinden fazla zarar vermeyin; olur mu, cânân-pârem Kamu malı, hepimizim malvarlığıdır."

"Pervânelerini işlevsizleştirirsem; üç gün boyunca, pek işe yaramazlar."

Tankut güldü. "Öyle yapın, güzel tanrıçam." Ve aygıtı kapattı.

Delikanlı yeşilgöz, önce, şaşkınlıkla çevresine bakındı. Cep telefonunu çıkardı; bir numara seçti ve onayladı.

"Alzköy Belediye Başkanı'nın yazıhânesi," diye bir kadın sesi geldi.

"Ben, Tan Tankut. Başkan'ımız yok mu?"

"Bağlıyorum, Bay Tankut."

"Düşel," diye, bir ses geldi.

"Başkan'ım, bir sürprizim var; kuzeyden, iki silâhlanmış helikopter geliyor; hem de; her birinde, ikişer roket, topluca asker ve mühimmât roket var!"

Düşel'in, derin bir soluk çektiği duyuldu. "Ne yapabiliriz, Bay Tankut?"

"Gereken her şeyi, ben yaparım, Başkan'ım; siz, dingin kalın. Ben, yalnızca, sizi bilgilendirmek istedim. Tüm câsusluk ve hâfiyet birimlerimi, devreye soktum. İyi günler, Başkan'ım."

Hemen ardından başka bir numara dahâ seçti ve onayladı. "Bayan Kaygusuz? Size, bomba gibi bir haberim var!"

"Beni merâklandırmayın, Bay Tankut!" dedi Oya heyecânla.

"Şimdi kulaklarınızı, iyi açın; roketlerle, tıkabasa dolu iki helikopter, Alazköy'e doğru geliyor! Ama size sözveriyorum; Alazköy'a aslâ ulaşamayacaklar."

"Peki; ne gibi ek bilgileriniz var?"

"Ek bilgim yok; siz, haberinizi, bolca süslersiniz. Durun! Ek bilgim, var; helikopterler, şu ânda Alazköy sınırından, en çok beş dakîkalık uzaktalar."

Ve bir gülümseme eşliğinde, telefonu kapattı.


***

Kendisi, dikey biçimde serpinirken; artık, Akçakaya yaylası sınırları içerisine varmışlardı. Yeşilgöz, çevreyi gözlemledi. İnilecek yer, pek düz olmamalıydı; pek bayır da olmamalıydı. Kısa sürede, biraz ödedeki bir otluğu, gözüne kestirdi.

"Yâhû! Nereye gidiyorsunuz!" diye bağırdı arkadaki pilot.

Öndeki pilot, çevresine bakındı. "Bir bilebilsem? Böyle bir durumda, kokmam mı gerekir, yoksa heyecânlanma mı; bir türlü kestiremiyorum."

"Tehlikeli gözüken bir durum var mı?"

"Öyle gözükmüyor. Ama ben; ellerimi ve bacaklarımı, iyice serbest bıraktım. Bakalım; bu serüven, nereye kadar gidecek."

Otluğa yaklaştıklarında ise; Gizem, karşı kıyısında konmaya karar verdi; böylece, diğer araç da, kolaylıkla yere inebilirdi.

İstediği yere vardığında, esnekçe durdu. Üç metre derinlikteki ortamı, gözden geçirdi. Sorun yokmuş gibi gözüküyoru. Sağ elini, geri çekip; sol elini, ileri itii. Yaklaşık iki dakîka sonra, helikopteri, ters yöne çevirmişti; artık aracın sağ yanı, Alazköy Yönündeydi.

Yatay serpinişe geçerek; helikoperi, yavaşça alçalttı; ve esnekçe, yere indirdi. Ellerini bırakmadan önce, çevreyi ve altındaki yeri gözlemledi; ve ellerini, dikkatlice açtı. "Her şey, olması gerektiği gibi, Gizem," diye mırıldandı.

"Olanları, görüyor musunuz?" diye sordu öndeki pilot.

İnişte olan diğer helikopterden, yanıt geldi. "Elbet görüyorum! Ben de iniyorum."

Yeşilgöz, sağında ve solundaki roketlerden ötürü; yataycın üzerinden, ileriye doğru serpindi. Sırtıüstü serpinişe geçti ve bekledi; pervâneler, hâlâ çalışıyordu. Yaklaşık bir dakîka sonra, tüm motorlar durdurulmuştu; kısa süre sonra da pervâneler, yavaş-yavaş susmuştu.

Gizem, dikeye geçerken, ızını yükseltip, yukarıya doğru yolaldı. Pervânelerin iki kanadı, sağ-sol yönlerinde duruyordu. Açık sağ elini, bir kanada yaklaştırdı; biraz ısı seziniyordu, ama beklediği şiddette bir ısı değildi.

Elini, neredeyse dokunacak kadar yaklaştırdı; ısıda, pek bir fark sezinmedi. En az yüzelli derece olması gereken ısı düzeyi, sanki yirmi derecenin altındaydı.

Diğer helikopterden, en az on asker inip, bu yöne doğru koşuşturdular. Gizem'in, üstünde olduğu araçtaki aynı sayıda asker ise, çoktan dışarıya fırlamışlardı! Sanki her bir, bir ağızdan bağrışıyordu! Kimileri, kaçırılan helikopterin pilotunu suçluyordu!

Yeşilgöz ise, artık pervâne kanadına dokunmaya, karar vermişti; dikkatlice dokundu. Eğer abartılı ısı olsaydı, eldiveni eriyebilirdi; oysa, böyle bir şey olmamıştı!

Sağ ayağının tabanıyla, çatıya abanırken; sol eliyle, pervâne motorunu destekledi. Sağ eliyle ise; kanadı, yavşça yukarıya kaldırdı. Genç dilber, hiç bir güçlük çekmezken; kanat, gıcırdama eşliğinde, yukarıya doğru yükseldi.

Aşağıdakı tüm askerler, helikopterden uzaklaşıp; yüzlerini, geri çevirerek; bağrışma-çağrışmalarla birlikte, olanları izlediler.

Gizem, bu kez, sola doğru bir adım kayarak; sol ayağının tabanıyla, çatıya abandı; sağ eliyle, motora baskı yaptı; sol eliyle de, pervâneyi, yukarıya itti. Bu pervâne kanadı da, yukarıya doğru yükseldi.

Askerlerin aralarındaki konuşma ve şağrışmalar; Gizem'in kulağına, uğultu biçiminde ulaşıyordu.

Yeşilgöz, yatay serpinişe geçti; önce, sola doğru; ardından da, ileriye doğru; öteki helikopetere doğru ilerledi. Son derece dingin bir biçimde, bu helikopterin pervâne kanatlarını da, yukarıya eğdi.

Hemen ardından, helikopterin yokuş yönünde, aşağıya serpindi. Yere inince, öne eğildi ve sağ yataycı, sıkı-sıkı kavradı; yukarıya çekmeye başlayınca; helikopter, bayıraşağı doğru eğilmeye başladı. Gizem, o dev aracı, birden-bire yere yatırmak istemiyordu; en az hasârla, sol yanından, yere sermek istiyordu.

Aracın çıkardığı metalimsi sesler, tüm askerlerin dikkatini çekti. Herkesin ağzından, farklı yorumlar çıkıyordu; hattâ, sövgülere başvuranlar bile vardı!

Yatayç yükseldikçe, Gizem de serpinmeye başladı; araçın yere çakılmaması için; yataycı, sıkı-sıkı kavradı. Helikopter iyice eğidiğinde; Gizem'in bacakları, yukarıya doğru yükseldi. Son derece dikkatli davranıp; helikopterin sol yanının, en az zararla; yere yerleşmesini sağladı.

Askerler koşuşturup; yan yatırılmış helikopterin, çevresini sardılar. Yine aynı telâşlı bağrışma ve sövgüleri, neredeyse Alazköy'e varacaktı.

Gizem ise; helikopterın yukarıya yönelmiş çamının, üstüne çıkıp; çevreyi, büyük eğlenceyle izliyordu. 'Acabâ biraz film çeksem mi?' diye düşündü, ama bu düşünceden vazgeçti. 'Ne gerek?' diye ekledi.

Biraz öne doğru eğilip; diğer helikopterin yanına serpindi. Kısa süre sonra; onu da, sağ yanına, yere yatırmıştı.

'Şimdi film çekebilirim!' diye düşündü.

Aşağılara serpinerek, yüzeyin bir karış yukarısında durdu; çekecepği film; helikopterin çevresinde dolanarak, çekim yapan birisini andırmalıydı.


***

Tankut da, Gizem'inn uygulamalarını, bire-bir izliyordu; ve o da, yanında getirdiği kamera ile, gelişimleri kaydediyordu. Ama önlem olsun diye, küçük parçalardan oluşan, çeşitli görüntüler aldı.

Bir süre sonra, kamera ile tablet arasına, bir kablo bağladı; kameradaki görüntüleri, telefona ulaştırdı. Kamerayı durudurp, kabloyu çıkardı.

İlertke uyarlamasını çağırdı ve tuşlamaya koyuldu: 'Değerli Bayan Kaygusuz; Alazköy'e saldırma amacıyla gönderilen, silâh ve mühimmât dolu iki helikopter; bilinmeyen nedenlerden ötürü; Akçakaya üzerine düştü. Size, şimdilik, kısa bir görüntü yolluyorum.'

Satır atlayıp, yazısını sürdürdü: 'Değerli Bayan Kaygusuz; ayrıca, bir çağrıda bulunmak istiyorum: Tüm Alazköylüler ve Alazköy'ü seven tüm konuklarımız, Alazköy'ün tüm sınırlarına yayılsınlar; sınırlardan içeri girmek isteyen herkesin, kimlik denetlemesini yapsınlar. Gerektiğinde; yalnızca ve yalnızca savunma amacıyla; kaba güce başvurabilirler. Hava savunmasına gelirsek; orasıyla, ben ilgileniyorum; hiç kaygınız olmasın.'


***

Gizem de, Tankut gibi, çeşitli buyutlarda, çeşitli filmler çekti. Artık yererince film çektiği kanısına ulaştığında da, Akçakaya uçurumunun tepesine gitti. Alazköy kentinin bezersiz güzelliklerini, doyasıya izledi. Bulunduğu yükseklikten, gökdelenlerin çatılarını bile görebiliyordu.

Büyük bir hâzla, yeterince izledikten sonra; elindeki kamerayı, Alazköy'e doğru yönelti; güzel görünümü, çeşitli açılarıyla kaydetti. M'Alum Kule'nin çatısında, helikopterin yanında uğraşan Tankut'u da, kayda aldı.

Sol eliyle, belinin arkasındaki kamera kutusunu açtı ve sağ eliyle, aygıtı kutuya koyup, çıtçıtını kapattı.

Yarım adım dahâ öne attığında, ayaklarının ön kısımları, boşluğa denkgeldi. Düşermişçesine, yüzükoyun biçimde, kendisini boşluğa bıraktı; ânında serpinmeye başladı.

Önce Alazköy kenti yönüne serpinip, bir çember çizermişçesine, yeniden sola döndü. Kuzeye doğru başlattığı yolculuğunda, hızını, sürekli arttırdı; yaklaşık üç dakîka sonra, saate ikiyüz kilometreye ulaşmıştı. "Vay anasınııı!" diye bağırdı. "Artık yalnızca serpinmiyorum; artık uçuyorum! Geliyorum, kent oltağı! Yasaları çiğneyenlerin, korku dolu düşleri olacağım!


***

Ulaş'ın telefonu çaldı. "Avukat Ulaş Uzer," diye açtı.

Yalnızca, "Buluşmalıyız," dedi Bilge Tolon.

Ulaş'ın tepesine, kan fırlamıştı! "Numaramı, nerden buldun?!" diye kükredi.

"Önemli değil. Bir kez dahâ buluşalım. Sana anlatacaklarım var; bana inanmazsan; senin bileceğn bir şey."

"Bilge! Anlaşılan; yeterince dayak yemedin! Yoksa tadı, damağında mı kaldı?"

Bilge'nin sesi, hem yalvarırcasına, hem de buyururcasına geliyordu. "Yaptıklarıma, son derece pişmânım, Ulaş. Seni inandıracağımdan, tekinim. Seni, hâllâ çok seviyorum."

"Bilge!" diye kükredi Ulaş yeniden. "Tepemin tasını attırma! Bizim ilişkimiz, çoktan sonlandı. Yeni sevgilimi, inanamayacağın kadar çok seviyorum; kavra bunu! O, senin kavrayamayacağın kadar üsün kaliteli bir kadın; anla bunu; anla bunu artık!"

Bilge'nin soluması duyuluyordu. "Öyleyse, iki dostmuşuz gibi buluşalım. Eski günlerden demleniriz."

Ulaş, birazcık dinginleşmiş gibi oldu. "Peki, peki; saat onyedide, Kaıran Kafe'de buluşalım."

Fısıldarcasına, "Teşekkür ederim," diye mırıldandı Bilge.

Ulaş, kızkınca, telefonu kapadı ve ayağa kalktı. Masasının çevresinden dönerek, hızla kapıya koştu; kızkınca, kapıyı açtı. "Bayan Yerbüker! şu Bilge Tolon'u, niye bağladınız bana?"

Yerbüker, son derece şaşkındı. "Ama hâyır, Bay Uzer! Bunu, niçin yapayım ki?"

Ulaş, burnundan solurcasına, yine masasının arkasına geçti.


***


Târih: 07.09.2018   |   Bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"

Öykünün tüm kısımları
- 10. kısım
-   9. kısım
-   8. kısım
-   7. kısım
-   6. kısım
-   5. kısım
-   4. kısım
-   3. kısım
-   2. kısım
-   1. kısım
Content Management Powered by CuteNews



Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
12. bölüm "Yasalar, her şeyden üstündür!"
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.