12. bölüm "Yasalar, her şeyden üstündür!"
Anlamadığınız sözcüklerin üzerine, sıçanuçuyla dokunun; belki de, açıklamasını bulabilirsiniz.
9. kısım


Saatler, onaltı kırkı gösterirken; Yeşilgöz, İl Emniyet Müdürlüğü'ne varmıştı. Doğrudan, beş katlı binânın çatısına yöneldi. İlk kez aşırı hızlarda uçtuğu için, beden ısısının yükseldiğini farketti. Bir yerlere indi.

Bilinçdışılıkla, çevresine bakındı. Biraz susamıştı. "Böyle durumlar için; bir dahâya, hazırlıklı olmalıyım. ya çok susasaydım; ne yapabilirdim?" diye mırıldandı. "En azından, biraz dinleneyim."

Yavaşça yere oturdu. Kollarını, geriye iterek; avuçlarıyla, tabana abanırken; bacaklarını, keyifle uzattı. Bir süre sonra, tüm bedeniyle uzanıp, sırtüstü yattı.

Gökyüzünde, pek bulut yoktu; ama hava kapalıydı. Gizem, havayı kokladı; deniz kokusu geliyordu; hiç de sevmediği bir koku! Deniz kokusunu, klor kokusuna benzetirdi; klor kokusu ise, keyifle yüzmeyi önlüyordu.

Beş dakîka kadar dinlendikten sonra, yavaşça kalktı. Çatının arka yönündeki kıyısına vardı. Yavaşça, klan duvarının üstüne çıktı. Birazcık, çevreyi izledikten sonra, "Haydiii!" diye eğlenirken; yüzüstü düşer gibi, önüne doğru yığıldı. Bacaklarını, yukarı kaldırıp; ellerini, aşağıya astı; eğik bir biçimde ve hızlıca, aşağıya doğru serpindi; aynı ânda, sola doğru yönlendi.

Binânın kıyısına vardığında; bir yay çizerek, yeniden geriye döndü; ve yükseklik, sürekli azaldı. Binânın sağ kıyısına vardığında; yeniden geriye döndü ve eğik biçimde, serpinip-alçaldı. Yeniden binânın kıyısına vardığında, artık birinci kat düzeyine ulaşmıştı.

Oradan da, sola dönerek, sokak yönüne vardığında; tüm sokağı gözetledi; çevrede, onu görebilecek küçük çocuk yoktu. Yine sola döndü. Pencerelerin önünden geçerken; hepsinden içeri baktı. Bir pencerenin önüne geldiğinde, esnekçe durdu. "Ahan da geldik," diye mırıldandı.

Onu görebilecek küçük çocuk mar mı diye; yine sokağı gözetledi.

Pencereden, içeriye baktı; içerde, son derece lüks bir ortam vardı. "Vay anasını! Vergilerimiz, nerelere harcanıyormuş! Hâinler! Bu eylemimden, son derece mutluyum; seni, yoksullukla tanıştırdığımda; çok dahâ mutlu olacağım!"

İl Emniyet Müdürü Okan Karatay'ın yazıhânesi, ünlü krallarda bile yoktu; buram-buram lüks ortam kokuyordu!

Yeşilgöz'ün uğru, pek de yerinde gidiyordu; anlaşıldığı kadarıyla; müdür, temiz havayı seviyordu; penceresinin bir kanadı, açıktı.

Pendecereye, iyice yaklaşarak; başını, içeriye sarkıttı.

Müdür, yalnızdı ve bir klasördeki belgeleri karıştırıyordu. Kır saçlı, çirkin bir adamdı. Bir ara, başını kaldırdı ve dışarıya baktı; sanki Yeşilgöz'ü izliyordu.

'Keşke beni görebilseydin!' diye düşünü Gizem. İçeriye girdi ve müdürden uzak bir konumda, yere indi.

Müdür Karatay, başını kaldırdı ve, "Hııı?" diye mırıldandı. "Kesin, yaşlanıyorumdur. Hayâletler görmeye başladım."

Yeşilgöz'ün bakışları, içgüdüsel olarak, müdürün sağ yönünde duran dizüstüne takıldı. Hemen ardından da, çevresini gözlemledi. Yalnızca gövdesini ve başını çevirerek, gerisindeki regalleri inceledi.

Müdür, kocaman çirkin burnuyla, havayı burcadı. "Bu ne güzel bir burcu!" diye söylendi. Güzel havayı, bir kez dahâ içine çekti. "Bak hele!" diye söylendi. Ayağa kalkıp; masasının çevresinden dönerek, hızla kapıya vardı; onu açıp, dışarı çıktı.

Bu fırsatı kullanan Gizem, belinde asılı olan kutulardan, birini çıkardı; kapağını açıp; son hızla, bir kamera ve bir USB uçu çıkardı. Kutuyu kapadıktan sonra, yeniden beline astı. Üç-beş adımla, masanın yanına vardı. Neredeyse aynı ânda, USB uçunu, bilgisayarın bir deliğine soktu.

Tam o sırada, müdür ve bir kadın, içeriye girdiler. "Burcayabiliyor musunuz?" diye sordu müdür Karatay.

Kadın, burnuna biraz hava çekti. "Evet, müdürüm; bu, bir kadın feromonu burcusudur." Ciddî bir biçimde, "Yoksa, sevgiliniz mi var?" diye sordu.

"Ne sevgilisi, yâhû!" diye kükredi müdür. Sesini alçaltarak, "Siz gidebilirsiniz," dedi. "Ben de ayrılacağım; birazdan, toplantım var."

Sekreter, kapıyı açıp, arkasından kapadı.

Sekreterin çıkardığı kapı gürültüsünden yararlanan Yeşilgöz; USB'yi, deliğinden; hızlı ve dikkatlice çıkardı; ve oracıkta bekledi.

Karatay, hızla, masasının arkasına geçti; az önce incelediği klasörü kapatıp, arkasındaki regallerden birine yerleştirdi. Önce, çevresine bakındı; hızlı adımlarla, kapıya vardı. Kapının kolunu kavradığında; tüm odayı, yeniden gözden geçirdi. "İlginç burcu," diye söylendi. Kapıyı açıp, dışarı çıkarak; kapıyı, yeniden ardından kapadı.

Karatay, odadan çıkana kadar; Gizem, kıpırdamaksızın, tüm odayı gözden geçirmişti. Yazı masasının karşısında, yerden yükselen bir şamdan vardı. Şamdanın gövdesinin üst yarısı, yukardan aşağı doğru bir oval oluşturuyordu. Ovalin iç kıyılarında, bir-kaç yuvarlak delik vardı; o deliklerin ortasında ise, tek bir yuvarlak delik vardı. O orta delik; yerden, yaklaşık bir metre yüksekteydi; kamerayı, oraya yerleştirecekti.

Masanın üzerinde bulunan yapıştırıcı düzeneğinden, ardı-ardına iki parça koparıp; kameranın arkasına yapıştırdı. Ayakkapılarının tabalnları, kauçuktan olmasına karşın, uzun ve dikkatli adımlarla, amacına vardı.

Şamdanı, sola çevirip; kamerayı, özenle, o deliğin arkasına yapıştırdı; ve şamdanı, yeniden eski konumuna çevirdi.

Önce masaya; ardından da, şamdana baktı. 'İşte; bu kadar!' diye düşündü.

Ara vermeksizin, pencereye vardı. Önce, aşağıdaki sokağı iyice gözlemledi. Pencerenin eşiğine yükselip; atlarcsına, kendisini, boşluğa teslim etti.


***

Gizem'in, yazılımı, bilgisayara yüklemesinden yaklaşık beş dakîka sonra, yazılımın kurulumu gerçekleşmişti.

Özkan Oğuzhan, kendi bilgisayarından, tınlama türünden bir uyarı aldı. İlk işlem olarak, IP numarasının, kime bağlı olduğunu denetledi; ilgili bilgisayarın, İEM mülkiyeti olduğunu saptadı. Hiç süre kaybetmeden, bağlantıdaki bilgisayarın ana sunucusuna ulaştı ve veriyi kaydetti.

Artık bundan sonra, yalnızca İl Emniyet Müdürü'nün değil, tüm İEM bilgisayarlarında yapılan işlemlere ulaşabilecekti.

Özkan, kendisiyle kıvanç duyuyordu; kendisinin gerçekleştirdiği bir yazılım ve Gizem Gözsel'in de yardımıyla, sonsuza dek, İEM sunucusuna ulaşacaktı!

Tipik bir otist sırıtması sergiliyordu; Bay Tankut da, çok mutlu olacaktı.

"Bay... Tankut... sizinle... çalışmak... bir erdemdir," diye mırıldandı. "Ve Bayan... Gözsel."


***

Ulaş, kapıdan içeri girerken; yakınlarda bulunan Duygu Dağbayır, ona doğru yürüdü. "İyi ki, telefon ettiniz, Bay Uzer; bu akşam, gerçekten de tıklım-tıklım doluyuz. Buyrun."

"Teşekkür ederim, Bayan Dağbayır," dedi Ulaş ve Duygu'nun ardından gitti. İlgili masaya geldiklerinde, zerâfetle oturdu.

"Bir şeyler ister miydiniz; yoksa hanımefendiyi mi bekleyeceksiniz?"

"Haklısınız; biraz bekleyeyim; teşekkür ederim." Duygu uzaklaşırken; dikkat çekmemeye çalışarak, biraz çevresine bakındı. Her nedense, gözleri, barmene kaydı; yine gözlerini çevirdi.

"Çok beklettim mi seni?" Bilge Tolon, sanki birden-bire gelmişti.

"Hâyır," dedi Ulaş donuk bir bakışla. Bilge'nin oturmasını bekledikten sonra, uyarıda bulundu: "Hâlâ Alazköy'de olman, büyük tehlike! Sevgilimin, neler yapabileceğini, düşünemezsin bile!"

"Ondan, o kadar korkuyor musun? Yoksa, seni de mi dövüyor?"

"Saçmalama, Bilge! O, tam bir hanımefendi; onu, baloda görmeliydin; asâlet dersi alabileceğin ilk kişi, ancak Gizem Gözsel olabilir. Ama asâlet, sende ne gezer?"

Bilge, Ulaş'a dokunmaya çalıştı. "Beni incitmeye çalışıyorsun; değil mi, aşkım?"

"Bana, 'aşkım' deme!" Sesini, pek yükseltmişti. Özür dilercesine, çevresine bakındı. "Bak, sorumsuz şey; ben, yeni bir yaşama ve yeni bir düzene girdim; buradan da, dönüşüm yak; çünkü çok mutluyum."

Sürekli, Ulaş'a dokunmaya çalışıyordu. "Ben, sana, çok büyük kötülük yaptım; tüm bunların, farkındayım."

Duygu'nun yaklaştığını görünce, "Ben, yalnızca bir şey içeceğim; sen de!" dedi. Duygu, yanlarına varınca, "Biz, yalnızca birer bira alalım, Bayan Dağbayır."

Duygu, şaşkınca gülümsedi ve uzaklaştı.

"Sana, acı bir gerçeği açıklayayım mı?" dedi Ulaş. "Yirmidokuz yaşımdayım; ilk orgazmımı, o verdi bana; ve her sevişmemizde, kesinlikle, urgazma ulaşabiliyorum; çünkü o, bir kadın; sözcüğün tam anlamıyla, bir kadın!"

"Ama benimle de, her keresinde orgazma ulaşabiliyorsun." Bilge, söylediklerine, gerçekten de inanıyordu!

Utaş, mırıldarcasına, "Güldürme beni!" dedi kızgınlıkla. "Sen, bir erkeğin boşalmasını, 'orgazm' sanacak kadar safsın! Dahâ çok şeyler öğrenmelisin."

Bilge, neredeyse gözyaşı dökecekti. "Seni, iyice kaybettim mi?"

Ulaş, hiç yumuşamadı. "Beni, hiç bulamadın ki; kaybedebilesin!"

Duygu geldi. Biraları, zerafetle, konukalarının önlerine yerleştirdi. "Şerefinize," dedi; ve aynı zerâfetle uzaklaştı.

"Bak, Bilge; hâlâ Alazköy'de olduğunu, ona bildirmeyeceğim; bu da, onu aldatıyorum anlamına gelir; ama onun iyiliği için, bu kez onu aldatıyorum. Benden, böyle bir ayrıcalığı, bir dahâ aslâ bekleme. Ayrıca; seninle, burada buluşmam bile; alktığım kadını, aldattığım anlamına gelir."

Bilge, soğuk bira bardağını, iki avucunun arasına sıkıştırmıştı; gözlerini, biraya odaklamıştı; ve hüngür-hüngür ağlamamaya çalışıyordu. Bir ara başını, yukarı kaldırdı ve Ulaş'a baktı. "İnsan, sevdiği bir şeyin gerçek değerini, gerçekten de; yalnızca, onu kaybettiğinde anlıyormuş; bunu, çok geç öğrendim. Ağlayarak, kendimi küçük düşürmeyeceğim; sen, seçimini yapmış ve kararını vermişsin."

"Artık uzaklaş Alazköy'den," dedi Ulaş dostça. "Ve bir dahâ da, buraya geri dönme."

Genç kadın, bakışlarını, yeniden aşağıya sektirdi. "Haklısın. Seni, sonsuza dek kaybettim. Buralarda, artık hiç bir işim kalmadı."


***


Târih: 07.09.2018   |   Bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"

Öykünün tüm kısımları
- 10. kısım
-   9. kısım
-   8. kısım
-   7. kısım
-   6. kısım
-   5. kısım
-   4. kısım
-   3. kısım
-   2. kısım
-   1. kısım


Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
12. bölüm "Yasalar, her şeyden üstündür!"
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.