12. bölüm "Yasalar, her şeyden üstündür!"
Anlamadığınız sözcüklerin üzerine, sıçanuçuyla dokunun; belki de, açıklamasını bulabilirsiniz.
10. kısım


Yeşilgöz, savcılık binâsına yaklaştığında; durdu ve havada doğruldu. Belindeki iletişim aygıtını aldı; kapağının altındaki kâğıdı açtı ve ayrıntılı konumu saptadı; Kamu görevlilerinin işledikleri suçlar doğrultusunda yetkili başsavcı Ergün Kulaksız'ın yazıhânesi, birinci kattaydı. Kâğıdı, yeniden kapağın altına yerleştirdi ve aygıtı, kemerine taktı.

Çantalı kemerini, öne doğru çevirdi. Fermuarını açtı ve içinden, başlığı ve gözlüğü çıkardı. Fermuarı, yeniden kapadıktan sonra; başlığı, dikkatlice başına geçirdi. Başlığı, iki elinin avuçlarıyla düzelttikten sonra; güzlüğünü de, yine özenle takındı. Kemerini, yeniden çevirip; çantayı, arkasında konuşlandırdı. "Haydi; gelsin şimdi eğlence!" derken, gönlünce güldü.

Yine yataya geçti ve yakındaki savcılık binâsına, iyice yaklaşti. Aşağıdaki kımıldamaları gözlemledi; hiç bir yerde, küçük çocuklar görmedi.

Binânın kapısına kadar indi; ve çevresine bakmasızın doğruldu; ve serpinmeyi sürdürürken, dönerkapıdan içeri girdi. Son yanda, camekânın arkasında bulunan polis memûrunun, şaşkınlaıklarından sıyrılarak; merdivevne doğru ilerledi. Merâklanıp, geri baktığında; polis memûrunun, camêkandan çıkıp, kapıya vardığını gördü.

Gizem, merdivenlerden yukarı serpindi. Birinci kata geldiğinde, koridorda, sola döndü;tek-tük kişinin üzerinden serpinip; koridorun uçundaki kapıya vardı; ve orada, özenle yere indi. Kulağını, kapıya yaklaştırdı ve dinledi.

Belinin arkasındaki bir kapı aldı; içinden çıkardığı kloroform şişesini açıp; ağzını, bir kağıda dayadı. Şişeyi yeniden kapatıp, kapa koydu ve kapı, yeniden beline astı.

Öylece, beklemeye koyuldu. Yaklaşık beş dakîka sonra; koridor, iyice boşalmıştı. Biraz sonra, tüm savcılık binâsı kapanacaktı.

Bir ara, kapı açıldı. Başsavcı Ergün Kulaksız, kapıdan dışarı çıkarak; kapıyı kilitlemek için; sırtını, Yeşilgöz'e çevirdi. Anahtarı, kapının deliğine sokarken...

Yeşilgöz, savcıyı, sol koluyla sarmalarken; aynı ânda, sağ elindeki kâğıt mendili, ağzına dayadı! Herifin, yere yığılmaması için de, onu, kıskıvrak yakaladı. Adamın elindeki anahtarı aldı; kapıyı açıp; savcıyla birlikte, içeriye girdi vbe kapıyı, ardından kapadı.


***

Duvardaki saat, onyedi otuzikiyi gösteriyordu.

Savcının döneroturağı, odanın ortasına getirilmişti. Çirkin suratlı savcı, yapıştırıcı bantlarla; bacaklarından ve bedeninden, oturağa bağlanmıştı. Elleri ise, döneroturağın kolluklarına, sımsıkı yapıştırılmıştı. Adamın ağzı da, yine aynı bantla kapatılmıştı.

Savcıdan, yaklaşık ikibuçuk metre uzaktaki bir komidinin üzerine, film kamerası yerleştirilmişti. Yaklaşık yetmiş santimetre yüksekliğindeki donanımın üzerindeki kamera, arkaya doğru hafifçe eğikti; bu da, Yeşilgöz'ün; olduğundan, dahâ uzun boylu gözükmesini sağlayacaktı.

Yeşşilgöz, USB uçuyla, bilgisayardaki işlemi de, çoktan halletmiş; câsusluk kamerasını da, yine yazımasasının karşısına yerleştirmişti.

Elindeki bir su şişesinden, keyifli yudumlar çekiyordu.

Bir ara, durağan hat telefonu çalıdı. "Hııı?" dedi Yeşilgöz şaşkınca. Ayağa kalktı ve telefonun görüngesine baktı. "Ne?" diye mırıldandı. 'Dilek?' diye düşündü. Görüngedeki numara, Dilek'in ev hattı idi! 'Dilek? Neler yapıyorsun sen? Savcıyla, ne işin olur?'

Şişeyi, sehpânın üzerine bırakarak; âhizeyi kaldırdı ve erkek sesi taklidi yaptı: "Ben, savcı Ergün Kulaksız."

"Sayın savcım; size, önemli bir bilgi vereceğim," diye, bir erkek sesi geldi.

'Bulut! Geberteceğim seni!' diye düşündü Yeşilgöz. Ama dingin bir sesle, "Siz, kimsiniz?" diye sordu.

"Adım, Bulut Yaşar, sayın savcım."

Bir sâniye boyunca, ses gelmeyince, "Bana, hangi tür bilgi aktarabilirsiniz, Bulut Bey?"

"Alazköylü Ulualp'ın kimliğini, bildiğimi düşünüyorum."

"Dinliyorum," dedi Gizem; gülümsemekten, gözleri parlıyordu. Kahkahâyla gülmemek için; kendini, güçlükle dizginleyebiliyordu.

"Kişinin adı; Gizem Gözsel. Tankut Şirketler Kümeleri bünyesindeki Bi-Ge-Bil-Ar şirketini yönetiyor. Ayrıca; biyolog ve kimyâcıdır."

"Kesin bilginiz yoksa; iftirâ ile suçlanabilirsiniz; elinizdeki bilgi, kesin mi?"

"Kesin olduğunu düşünüyorum, sayın savcım."

"Araştıracağım, Bulut Bey. Kimliğinizi, dosyaya ekleyeceğim. Numaranızı da, telefonumdan kaydedeceğim. Dahâ fazla bilgiye ulaşırsanız; bizimle paylaşmaktan çekinmeyşin."

"Şimdilik, bu kadar, savcım. İyi günler."

Yeşilgöz, yanıt vermeksizin, telefonu kapattı. Hemen ardından da, telefondaki 'son gelen çağrı' kaydını sildi.

Yeniden koltuğa otururkan, duvardaki saata baktı. Sehpânın üstüne bıraktığı şişeyi alıp, bir yudum dahâ çekti. Ayaklarını, sehpânın üzerine uzatarak, keyifle çaprazladı.

Bir ara, savcı Kulaksız'ın kıpırdadığını gördü. Eğlenceli biçimde, ayağa kalktı. Dingin adımlarla, kameranın yanına vardı; çalıştırma düğmesine basıp, çekim düğmesini etkinleştirdi.

Savcı, her ân biraz dahâ ayılıyordu; homurdanmaları, sürekli yükseliyordu! Sonunda gözlerini açıp; kin dolu bakışlarla, Yeşilgöz'ü dikizliyordu! Çıkarığı gürültülü homurtulardan, sövgülere başvurduğu, belli oluyordu!

Yeşilgöz, biraz sağa kayıp, savcıya yaklaşarak; öne eğildi ve iki elinin avucuyla, kendi dizlerine abandı. Falsetto ses tonuna geçip, "Söylediklerinizde, dikkatli olmalısınız," dedi. "Çektiğim filmi, araağda yayınlayacağım. Birileri, sizin sövgülerinizi duyarsa; üzerinize, ne düşünürler?"

Kulaksız, sürekli sallanarak, olabildiğince homurdanıyordu!

"Ayrıca; istediğiniz kadar bağırın; hiç kimse duymaz sizi! Bu da demek oluyor ki; ağzınızı açtığımda, bağırıp-çağrışırsanız; boşu-boşuna, enerjinizi harcamış olursunuz. Anladınız mı?" Savcının arkasına geçerek, yavaşça ağzını açtı.

"Bu yaptığınız, suçtur!" diye kükredi Kulaksız.

"Hâyır! Bu yaptığım, tepkidir; savunmadır! Siz, görevinizi, yasalar doğrultusunda yapsaydınız; hiç bir şey olmayacaktı."

"Ben, görevimi; hep gerektiği gibi yaparım." Bakışlarıyla, Gizem'e tecâvüz ediyordu!

"Kaymakâm, vâlî ve onların dört haydutu üzerine; en az dört kişi, suç duyurunda bulundu. Ayrıca Bayan Ağtunç, yazılı suç duyurusunda bulundu; siz, neden gerekeni yapmadınız?"

"Bu işler, sizin düşündüğünüz gibi olmuyor. Biz, yasaları gözönünde bulundururken, prosedürleri de önemsiyoruz."

"Yasalarda, 'prosedür' diye bir şey olmaz, savcı! Tepemin tasını attırmayın! Suç, suçtur! Neden, işlem başlatmadınız?"

"Bu tür işlemler, sizin bildiğiniz kadar hızlı yürümez; siz, amatör bakış açınızla, konuya bakıyorsunuz."

"Mâdem bu işler, bu kadar hızlı yürüyemiyormuş; nasıl oluyor da, İl Emniyet Müdürlüğü; bu sabâhtan beri, çeşitli saldırılar gerçekleştirebildi? Sözkonusu, saldırı olunca, âniden gerçekleşebiliyor; ama sözkonusu, hukûk olunca; her şey, yavaştan alınıyor? Açıklayın!"

"Savcılık, İl Emniyet Müğdürlüğü'nden farklı çalışır; bu kadar basit."

"Yâni Emniyet hızlı çalışırken; savcılık çalışanları, yerinde sayıyor; doğru mu? Peki; Emniyet, neye dayanarak; ağır silâhlandırılmış iki helikopteri, Alazköy'e saldırı için, yollara koyuyor?"

"Önceki söyledikleriniz, sizin kuruntularınızdır. Emniyet'in uygulamaları üzerine, en ufak bilgim yok."

"Peki; düşen helikopterler üzerine, bilginiz var mı?"

"Elbet de var! Şimdi çözün beni!"

Yeşilgöz, yavaşça doğruldu. Maskesi, yüzündeki korkunç ifâdeyi gizliyordu; yalnızca dudaklarının büzmesinden, ne kadar kızgın olduğu anlaşılıyordu. "Bana bak, it! Görevini, gerektiği gibi yapmazsan, seni gelip-alırım! Ama bu kez, şimdiki gibi merhâmetli olmayacağım!"

"Beni, yasadışı bir işlem yapmaya yükümlendiremez..."

"Sus, rezil herif; sus! Ben, yalnızca, yasalara uymanı istiyorum! Yasalar, her şeyden üstündür! Yasalar, ayrıcalıksız olarak; herkes için, aynı biçimde geçerlidir; ve böyle uygulanır!"

"Yeter yâhû!" diye bağırdı Kulaksız. "Artık çözün beni!"

"Şimdi, iyi dinle beni, şerefsiz yaratık! Sana, tam yirmidört saat süre veriyorum. Bu sürede, dâvâyı açmış ve mâhkemeye sunmuş olman gerekiyor. Yaptığın tüm bu işlemleri de, basın yoluyla, bana bildireceksin. Eğer bu doğrultuda haber alamazsam; gelip, seni alırım; ve aslâ affetmem! Anladın mı!"

"İşlem başlatabilmem için; Bakanlık'tan, izin almam gerekiyor," diye zırladı savcı.

"Peki; şimdiye kadar, neden atılım göstermedin?"

"Yarın, ilk işlem olarak; bu işle ilgilenirim."

"Bunu yapman, senin sağlığın için, en hayırlısı olur. Ayrıca; eğer o iki şerefsiz, tâyin yöntemiyle; elimden kurtulacaklarını sanmasınlar! Ve bugünden sonra, herhangi bir vâlî ya da herhangi bir kaymakâm, dâvetli olmadıkları bir yere giderse, enselerini kırarım!

"Yâhu; koskoca vâlî ve kaymakâm, neden bir baloya gidemesinler?"

"Peki; aynı vâlî ve kaymakâm, senin karına tecâvüz ederse; mutlu mu olursun?"

"Onlar, benim karıma tecâvüz etmediler..."

"Ama Ağtunç Holding'e ve Alaköy'e tecâvüz ettiler; bu da, inkâr edilemeyecek bir gerçektir! Ayrıca; silâhlı saldırı ve suç örgütü üyeliği de; başka bir hastalıklı terör eylemidir!"

"Kollarım acıyor; çöz..."

"Sus, lan!" Geri döndü; sol diziyle, yere abanırkan; sağ dizini, dik tuttu; ve doğrudan kameraya baktı. "Ben Alazköylü Ulualp!" Bunu söylerken, belinden, bir kap aldı. Önce, kaptan çıkardığı şişeciğin ağzını açtı. Sol elinde tuttuğu şişeciği, sağ elindeki mendilin üzerine dikerken, "Bundan sonra Alazköy'de; yalnızca Alazköy Kolluk Güçleri, şirketlerde şalışan güvenlikçiler ve Alazköy'de çalışanların korumaları, silâh taşıyabilirler," dedi. Kapağını kapattığı şişeciği, yeniden kapa kayup; kapı, beline takarken, "Bu saydıklarım dışında herhangi birisi, silâh taşırsa; o silâh taşıyan elleri kırarım!" Gövdesiyle, biraz geri göndü. Savcının sağ bileğini, sol elinin içine alıp, sertçe sıkıştırdı!

Savcı, acılar içerisinde kıvranırken, avaz-avaz haykırdı!

Yeşilgöz, savcının kolunu bırakıp; yeniden kameraya döndü. "İşte; bunun gibi!" Yavaşça ayağa kalktı ve savcının sağ yanına vardı. Mendili, sol eline alırken, yeniden kameraya baktı. "Ben, ne demiştim? 'Suç duyurumu, dikkate almayan savcının, alnını karışlarım!' Alazköylü Ulualp olarak, verdiğim sözde dururum."

Ve sağ eliyle, savcının alnına, sert bir şaplak indirdi! Savcı, acılar içerisinde kıvranırken, "Bu da yetmez!" dedi; ve bir şaplak dahâ indirdi!

Savcı, yeniden kıvranırken; alaycı biçimde, kameraya baktı. "Biliyorum; bunlar, kimileriniz için, çok az bile olmuş," der-demez; bir şaplak dahâ indirdi! Ve bir dahâ; ve bir dahâ; ve bir dahâ!

Savcı, sövgüler dolu pis ağzıyla yadırganırken; Yeşilgöz, arkasına geçti. Onun tüm yadırgamalarına aldırış etmeden; kloroformlu mendili, ağzına ve burnuna dayadı.

Bir-kaç dakîka sonra, baygın savcıyı çözmüş ve güvenlikli biçimde, sol yanına, omuzunun üstüne yatırmıştı; sol kolunu geriye çekmiş, sağ açık elini de, başının altına yerleştirmişti.

Başlığını da çıkarıp, bel çantasına koymuştu. Artık burada, işi bitmişti.

Su içtiği şişeyi de, yanına alarak; pencereyi açıp, aşağıdaki yaşamı gözetledi. Eşiğin üstüne çıkarken, geriye baktı. "Hasta la vista, chico!" dedi; ve ileriye doğru fırlayarak, aşağıya atladı. (12. bölümün sonu)


***


Târih: 07.09.2018   |   Bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"

Öykünün tüm kısımları
- 10. kısım
-   9. kısım
-   8. kısım
-   7. kısım
-   6. kısım
-   5. kısım
-   4. kısım
-   3. kısım
-   2. kısım
-   1. kısım
Content Management Powered by CuteNews



Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
12. bölüm "Yasalar, her şeyden üstündür!"
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.