13. bölüm Konumdeviriş! (1)
Anlamadığınız sözcüklerin üzerine, sıçanuçuyla dokunun; belki de, açıklamasını bulabilirsiniz.
1. kısım


Su içtiği şişeyi de, yanına alarak; pencereyi açıp, aşağıdaki yaşamı gözetledi. Eşiğin üstüne çıkarken, geriye baktı. "Hasta la vista, chico!" dedi; ve ileriye doğru fırlayarak, aşağıya atladı.


***

İki metre derinde serpinmeye başlayınca; öylece durdu. Çevresini gözetlerken, havayı kokladı. Yakınırcasına, başını salladı. Sol yöne doğru serpinmeye başladı; hızını artırırken, sürekli yükseldi. Bir süre sonra, iki kolu açık biçimde; dingince sola döndü. Bir ara durdu ve dikildi. Elindeki şişeyi, bir binânın çatısına fırlattıktan sonra; geri döndü.

İleride yayılan denizi izlerken; yine havayı kokladı. "Deniz kokusuna, hiç alışamayacağım! Su ürünlerini sevmememin nedeni de, bu olmalı." Aşağıdaki kalabalık sokaklara baktı. "Bu, ne gürültülü bir kentmiş böyle! İnsan, bu gürültüde hasta olur!"

Yavaşça, geriye döndü; ve gövdesini, hafifçe öne sarkıtarak; yeniden serpinmeye başladı. "İyi ki; Alazköy'de yaşıyorum. Orada; ne, pis kokulu deniz var; ne de, katlanılamayacak düzeyde gürültü."

İlerledikçe, aynı ânda yükseliyordu. Günbatımına, iki saattan biraz dahâ fazla kalmıştı. Ama hava, kapalıydı. Kimi binâlarda, lamba ışıkları gözükmeye başlamıştı.

Yeşilgöz, bir ara durdu ve yeniden dikildi. Bakışlarıylarını, güneybatıya yoğunlaştırdı. Bakış derecesini, yaklaşık yediyüz metre ötesine sektirdi. "Vay-vay-vay! Bu, ne ihtişâm böyle! Yan-yana dizilmiş küçük saraylar! Sıradan kamu çalışanları, böylesine saraylarda yaşıyorsa; benim, nasıl bir köşkte yaşamam gerekirdi?"

Eğik biçimde, ileriye ve yukarılara doğru serpindi. Bir süre sonra, yine biraz yavaşlarken; ilerideki uçsuz-bucaksız lojman sitesini gözetledi. Çeşitli boyutlarda, elli kadar lüks villa görüyordu.

Bira ara arka yönünden, belirgin bir esinti geldi. "Demek ki; poyraz, buymuş," diye mırıdanırken; başını geriye çevirip; uzaklardaki denize baktı. Yeniden site yönüne dönerken; etkileyici poyraza kapılmamak için, birden-bire ileri fırladı. Hızını, sürekli arttırdı.

Öyle hızlı uçmuştu ki; on sâniyede, sitenin kıyısına varmıştı. Hemen ardından, hızla durdu ve doğruldu. Sağ ayağını, frene basar gibi, öne itti. Eğlenceli bir sesle, "Hooop! Ezdın oni!" diye söylendi. Hemen ardından, gözlerini genişletip; sol avucuyla, ağzını kapatır gibi yaptı. "O da neydi?" diye mırıldandı şaşkınlıkla. "Nereden çıktı bu? Bu tür yöre ağzını, ne ara öğrenmişim?"

Tüm siteyi, hizlıca gözden geçirdi. Odağındaki kişilerin ikisinin de evleri, sitenin karşı yönündeydi.

Küçük çocukların bakışlarına yakalanmamak için; tüm sokakları taradı.

Kollarını, asılı bırakırken; hızla dimdik yukarı serpindi. Yerden, yaklaşık beşyüz metre yükseğe ulaşınca; yataya geçti ve sitenin diğer uçuna doğru serpindi. İvedilik bir durum yoktu; atılgan davranmaya, gereklilik sezinmiyordu.

Sitenin güneyindeki korunun ortasına kadar serpinirken; sürekli aşağılara doğru süzüldü. Geniş bir yay çizerek; site yönüne döndü. Sınıra vardığında, artık yirmi metre yükseliğe ulaştı.

Kesin bir tutumla, ortaboy bir villanın önüne doğru yöneldi. Villanın geniş giriş kapısının sağ yanında, ayrıca küçük bir kapı vardı. Kapıların ardında, çok güzel ve bakımlı bir bahçe uzanıyordu.

Villanın giriş kapısında, ortayaşlı bir kadın gözüktü. "Çocuklar! Hadi; eve gelin. Babanız da, birazdan gelir."

Gizem, sol yöne baktı. Onbeş yaşlarında bir kız çocuğu ve ondan biraz dahâ küçük olan iki erkek çocuğu; bir basketbol topuyla eğleniyorlardı.

Yeşilgöz, hızla kapıya doğru uçtu! Kadın, hâlâ kapının önünde durup; çocuklara karşı, uyarılarda bulunuyordu. Alazköylü Ulualp, onun yanından geçerken; kadın, havayı kokladı. "Ne bu?" diye söylendi. "Leylâk burcusu mu? Bizde, leylâk yok ki."

Gizem, küçük bir holü aştıktan sonra; kocaman bir salona girdi. Salonun ortasına vardı ve çevresini gözlemledi. Bilgisayara benzeyen herhangi bir aygıt göremedi. Pencerelerin karşısında, bir kapı vardı. 'Orası, mutfak olmalı,' diye düşündü. Aynı duvarın sağ kısmında, bir hol ilerliyordu. Dingince, hole yöneldi. Sol duvarın sonunda, holün karşı uçunda ve sağ duvarın ortasında, birer kapı vardı.

Yavaşça, yere indi. Sağ duvardaki kapıyı, sessizce açtı ve içeri baktı. Doğru sezgilemişti; burası, savcı Ergün Kulaksız'ın çalışma odasıydı. Kapıyı, yine yavaşça örttü ve bilgisayarlı masanın önüne oturdu. Belindeki aygıt kutucuğunu alıp; içini, masanın üstüne boşalttı. Her biri aynı renkte olan bir kamerayı ve bir USB uçunu, yana ayırıp; gerisini, yeniden kutuya koydu ve kuşağına astı.

USB uçunu, bilgisayara taktı ve odayı gözetledi. Acabâ, savcının aleyhine bir kanıt bulabilir miydi? 'Benimkisi de; soru! Buradaki her nesne, onun aleyhine olacaktır.' Ama kuşku uyandırmamak için; herhangi bir şey alıp-götürmeyecekti. Gerektiğinde; yeniden gelip; istediği kanıtı alabilirdi.

Yavaşça ayağa kalktı ve solunda kalan, kapının da bulunduğu duvara yöneldi; kamerayı, oraya yerleştirebilirdi. 'Sıklıkla kullanılmayan bir taban gerekiyor,'

Regallerdeki klasörlerden birisinin arkasında, sekiz yıl öncesini gösteren bir târih vardı. 'Buldum!' Klasörü alıp; açık biçimde, bilgisayarın yanına bıraktı. Masanın ardındaki dolapçıkta bulunan bir yapıştırıcı banttan, birazcık kopardı. Kamerayı, klasörün deliğine yerleştirdi ve bantla yapıştırdı. Tekin olması içinde; bir parça dahâ bant ekledi. Klasörü, yine önceki yerine biraktı.

USB uçunu, bilgisayardan çıkarıp; odadan çıktı.


***

Tankut, yazıhânesine geçip; bir yenilik ya da değişiklik varmıdır diye; Işıl Idır'dan bilgi edinmek istedi.

Işıl da; pek paydos yapma niyetinde değildi. "Alazköy kaynıyor, Bay Tankut! Haber alan herkes, Alazköy'ü savunmak için; buraya akın-akın ediyor! Kimliğini bilmediğimiz kişiler, diğerlerini organize ediyor. Herkes, Alazköy kent sınırlarında, el-ele verip; kuyruklar oluşturuyorlar. Sanırım; son sayı, otuznine yaklaştı."

"Otuzbin kişi? Yuh! Ya Alazköy toplumu?"

"Onlarla birlikte; en az kırkbin kişi olmalılar."

Tankut, tavanda bir şey arar gibi; yukarı baktı.

"İl Emniyet Müdürü Okan Karatay aradı, Bay Tankut. Sizinle, ivedice konuşmak istiyor."

Tankut, Işıl'ın güzel yüzüne baktı. "Başkan Düşel ile de konuştu mu?"

"Hiç bir bilgim yok."

Delikanlı yeşilgöz, odasına geçti ve telefonu kaptı. Bir numara seçerken, koltuğuna oturdu. Ses gelince de; "Haberleri aldınız mı, Mürdür'üm?" diye sordu.

"Önce iki çalışanımızı, yaka-paça Alazköy'den kovdunuz. Şindi de, iki çalışanımızı alıkoyuyorsunuz, Bay Tankut. Bu, bir suçtur!"dedi Okan Karatay kızgınca.

"Ay-ay! Ay-ay!" dedi Tankut alaylıca. "Hâneye tecâvüz edenlere, ödül mü vermeliyiz? Bunu mu isterdiniz?"

"On iki kişiyi, hemen serbest bırakın!"

"Bizim de; yaban yaşam beslemek gibi bir amacımız yok. Gün batmadan, salıverilirler. Bu arada; helikopterlerin durumu doğrultusunda, bilgilendirildiniz mi? Neler yapabileceğimizi; en sonunda anlayabildiniz mi?"

"Yoksa; sizin beceriniz miydi o durum?" diye bağırdı müdür kızgınca.

Ama Tankut, pek şendi. "Elbet bizim işimiz! Alazköy, ülkemizin düşmânı değildir! Neye dayanarak; roketlerle donanmış iki helikopteri, üzerimize salıyorsunuz? Biz isteseydik; o helikopterleri düşürüp; içindeki her şeyi ve herkesi yokedebilirdik! Ama biz, insâflı davrandık."

"Ardı-ardına suç işliyorsunuz!"

"En geç iki saat içinde, çok dahâ güzel haberler alacaksınız; hazırlıklı olun. Ama eğer yasalara karşı saygılı olursanız; bizden, anlayış karşılarsınız. Bir; o altı hâine karşı, hemen dâvâ başlatın! İki; Alazköy'de bir polis karakolu kurma eylemnden, uzaklaşın! İstediklerimizi yapmadığınız sürece; nefsi müdâfâyı sürdüreceğiz."

"Bu konuda, Bakan'ın fikrine başvurmak gerekir. Her istediğimi yapabilecek kadar, özgür değilim."

"Peki; bizim Jandarma karakolumdan birisiyle, hiç konuştunuz mu? Geride bıraktığımız süreçte, o karakolu çökerttik. Yâni; karakoldaki çalışanların işlediği suçlar doğrultusunda, yüzbinlerce belgeyi elegeçirdik."

"Yok artık! Siz, ne yaptığınızı sanıyorsunuz!"

"Böylece; Jandarma karakolunda çalışanların, Alazköy'e girmelerine; ağır bir yasak getirdik."

Müdür Karatay bağırıyordu: "Sınırlarınızı aşıyorsunuz!"

"Müdür'üm!" dedi Tankut şence. "Unutmayın; basın-yayın, bizimle; yakından ilgileniyor. Size, güvence veriyorum; sokağa çıkamayacaksınız! Öylesine rezil edeceğiz sizi! Ama az önce saydığım iki koşula uyarsanız; en azından kendiniz, rezil olmaktan kurtulursunuz."

Karatay susuyordu; yalnızca soluması duyuluyordu.

"Müdür'üm? Helikopterlerin tâmirâtı ve geri sevkiyâtı için; silâhlı güçleri arayın. Belki de, yola çıkmışlardır bile; ben, yine de anımsatmak istedim."

"Peki!" dedi Karatay; ve öylesine kapattı.

"Ay-ay! Ay-ay! Yerim senin görgüsüzlüğünü!" diye, eğlenceyle söylendi Tankut. Bilgisayarını açıp; muhâbir Oya Kaygusuz'a, bir bildiri iletisi yolladı.


***


Târih: 03.03.2020   |   Bölüm: Konumdeviriş (1)

Öykünün tüm kısımları
- 10. kısım
-   9. kısım
-   8. kısım
-   7. kısım
-   6. kısım
-   5. kısım
-   4. kısım
-   3. kısım
-   2. kısım
-   1. kısım
Content Management Powered by CuteNews



Tüm Bölümler
14. bölüm: Konumdeviriş! (2) (Hazırlanıyor)
13. bölüm: Konumdeviriş! (1)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
13. bölüm Konumdeviriş! (1)
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.