2. bölüm Araştır ve bul!
2. kısım


        Tankut, evden ayrılınca, doğrudan M'Alum Otel'e gitti.
        Önce, hızlı adımlarla, otelboyun önünden geçdi; sonra resepsiyonistlere ve konuk işleri sorumlusunun selâmına aldırmayıp, doğrudan kafe-restoran Kalamana'ya yürüdü.
        Umudu, yersiz değildi; Gizem, yeni dâire kirâlamış olsa bile, hâlâ otelde konaklıyordu.
        Gizem'in kahvaltı ettiği masaya gitti. Çantasını yere, sefertasını masanın üstüne bıraktı; ve genç kadının karşısına oturdu. "Günaydın, güzel kızım."
        Gizem, şaşkındı; Tankut, ânîden önünde birikince, afaladı. Şaşkınlığı, her hâlinden belli oluyordu. "Günaydın, Bay Tankut. Hayrola? Bu saatlerde işyerinde olmanız gerekmez miydi?"
        "Sizden, önemli bir konu hakkında yardım istemeye geldim."
        Ama Gizem, onun sözünü kesmişti. "İzin verirseniz, size, önce bir kaygımı aktarayım. Alazköy'de neredeyse onbeş bin kişi bulunuyor. Bunlardan kaçı, beni düşerken görmüştür?"
        Tankut da kaygılanmıştı. Aysun'la geçirdiği o güzel saatlerde, bu konuyu düşünememişti. "Biliyordum! Bir şeyleri atladığımı biliyordum! Bu, gerçekten hafife alınacak bir konu değil; umarım, fazla gören olmamıştır."
        "Son ikibuçuk günde, bana, hiç kimse, alışılagelenin dışında davranmadı; dahâ önceki günlerim nasıl geçmişse, son günler de aynı geçti. Umarım, bu, hiç kimsenin görmediği anlamına gelir."
        "Umarım, cânân kzım; umarım," dedi Tankut dalgınca. "Bir de benim haykırışlarım vardı!" Pişmânlıkla kafasını salladı.
        "Neyse! Sizin, bana danışmak istediğiniz konu neydi?"
        "Cumâ günü başımıza gelenlerden yola çıkarak, sizin dahâ değişik yetenek ve özellikleriniz olabileceğini düşündüm.
        "Gördüğünüz gibi, ben, hâla şaşkınım; hâlâ kendime gelemedim."
        "Al; benden de o kadar! Aslında ben, hiç bir şeye şaşırmam. Ama bir kez dahâ öğrendim ki, yaşam, mûcizelerle doludur."
        Gizem, ilk kez gerçekten gülümsedi. "Peki; sizin için ne yapabilirim?"
        "Avukat Ulaş Uzer." Gizem, bir şey söylemedi; bekledi. "Bize iş başvurusunda bulundu. Edindiğim ilk izlemim; ona vereceğimiz görevi, lâyıkıyla hakkediyor. Kendisi, bu otelde konaklıyor. Onun hakkında araştırma yapmanızı ricâ ediyorum."
        "Ben, hâfiye değilim ki! Hiç anlamam da o işlerden. Ben, ömrümde polisiye romanı bile okumadım."
        "Bakınız, Bayan Gözsel, o yaşadığımız olaydan sonra, bir-çok insan, sizden çekinir; hattâ bâzıları korkar bile. Bu durum, bende söz konusu değil. Evet, çok şaşkınım; ama bu da geçecek."
        Gizem, kahvesinden bir yudum aldı "Son üç gündür, sokakta yürümekten bile korkar oldum. Sergilediğim her tavır; attığım her adım, kendime ve çevremdekilere zararlı etki yapar diye korkuyorum."
        Garsonlardan biri, Tankut'a bir kahve getirdi. Tankut, teşekkür etti ve Gizem'e döndü. "Bu yaşamda, benim başıma gelenleri, tahmin bile edemezsiniz. Ama hâlâ dimdik ayaktayım. Ve enerjimde, en ufak bir eksilme yok."
        Gizem, sağ kolunun dirseğini masanın üzerine koydu; elini, yumruklaştırdı; ve çenesini, eline yasladı. "Şu avukat Uzer hakkında, nasıl bir araştırma yapmamı istiyorsunuz?"
        Tankut'un yüzüne, ışınlar geldi. "Kimdir? Büyük getirilerinden vazgeçip, neden Alazköy'e geldi? Bilmemiz gereken sırları var mıdır? Ve benzeri soruların yanıtları!"
        "Elimden geldiği kadar, araştırırım. Başarı sözü veremem. Ama yine de o kadar kuşkucu olmamanızı öneriyorum. Aksi taktirde, benden de kuşkulandığınızı düşünebilirim."
        Karşılıklı gülümsediler.
        "Şirketimizin yazılım-donanım uzmanı Özkan Oğuzhan, size, her tür desteği sağlayacak; onunla iletişim kurun."
        "Bana, her bakımdan, neden bu kadar güveniyorsunuz?"
        "'İçgüdü' diyelim. İçgüdüm, beni hiç yanıltmamştır. Ama basit bir 'duygu' da olabilir. Bu konuları konuşmak için, önümüzde yeterli bir süreç olacak."
        Gizem'in yeşil gözleri, parlıyordu. "Peki! Bir de şu kapalı yüzme havuzu konusu vardı. Nerde?"
        "M'Alum Otel'in beşinci, dördüncü ve üçüncü bodrum katında. Yani bu kattan aşağıya dokuzuncu alt kat. Beşinci bodrum kata ineceksiniz. Alt katlara ulaşım, alt kat girişlerindeki asansörlerden sağlanır. Ben, oradaki görevlilere, gereken tâlimatı veriririm."
        Tankut gidince, Gizem, çantasından tabletini çıkardı.

***

        Tankut, yazıhânesine biraz geç geldi. "Günaydın, Bayan Idır. Sıradışı durumlar var mı?"
        "Günaydın, Bay Tankut. Her şey tıkırında. İyi mesâiler!"
        Yazıhâneye geçti. Masanın altından bir düğmeye bastı; pencerenin sağında bir paravan açıldı; piyano odası, gözüktü.
        Piyano odası, sağda ve solda penceleri olan aydınlık bir yerdi. Karşı duvarda da çeşitli süsler ve tablolar asılıydı. Ayrıca onların arasında bir de bağlama vardı.
        İçeri girdi; tabureye oturdu ve tuşlama kapağını açtı. İlk tıkladığı tuş ile, çok dahâ da rahat sezindi.
        "Sevil de, sevme! Ağlama; ağlat; sonra zehrolur bu güzel hayat!" adlı şarkının melodisi, yazıhâneye cân getirdi.
        Tankut'un bas sesi, çevreyi titretti.
        Ve yeni keşfettiği 'hayâtının kadını', Tankut'un bu 'piyano odası gizemi'ni hiç bir zamân bilmeyecektir.
        Delikanlı adam, kendini şarkının âhengine kaptırmıştı; tuşladığı her nota, onun yaşamına yaşam katıyordu.
        Tankut'un felsefesi çok basitti; 'Müzkle başlanan her gün, üretkenliğe ve başarıya cân katar!'
        Neredeyse her iş gününü, piyano eşliğinde bir şarkı yorumlayarak başlıyordu.

***

        Ulaş, dâireyi kirâlamıştı ve ay sonunda taşınabilirdi. Nakliyât şirketi, cumartesi günü eşyâlarını getirmişti. Aynı günde, alelâcele eşyâların bâzılarını yerleştimişti. Merkezî Alaz Mahalle'den tuttuğu iki gencin yardımıyla, dolapların kurulumunu yapmıştı.
        Pazartesi sabâhı, yorgun hâlde saat dokuza doğru M'Alum Otel'deki Kalaman'a uğradı. Ana-baba günü gibiydi; oturacak yer, yok gibiydi.
        Genç bir bayanın, iki kişilik masada yalnız oturduğunu gördü. Tepsisi elinde, o kadının masasına yaklaştı. "İzin verir misiniz?"
        Gizem, tabletinden kafasını kaldırmasıyla, yeniden tablete bakması bir oldu; aradığı ve tablette resmini gözettiği avukat Uzer, karşısındaydı. Ağdaki resimlerinin yenicelerinde, sakallıydı. "Buyrun; ricâ ederim." Tabletini durgun bir tavırla kapadı. Artık, kahvesini, soğutmadan içmeye ve kahvaltısını da aksatmamaya karar verdi. Şimdilik gereklilik duyduğu tek şey, karşısında oturuyordu. 'Çok da yakışıklı kerata!' diye düşündü.
        "Sizi gerçekten rahatsız etmek istememiştim," dedi Ulaş.
        "Oh! Anlaşılan, biraz dikkatsiz davranarak, sizi rahatsız ettim."
        Tam o sırada Ulaş, ceketinin sağ iç cebine uzandı. "Özür dilerim," diyerek telefonu açtı. Telâşlı bir şeyler konuştu. Ayağa kalktı: "Özür dilerim; gitmem gerek." Kahvaltı tabletini aldı ve uzaklaştı.
        Gizem de, ardından eğlenceli bir şekilde gülümsedi. Aslında onu tâkip etmek gerekirdi; ama Ulaş, bu telâşla, ne odasına çıkabilirdi, ne de evine gidebilirdi.

***


Târih: 27.08.2014 | Bölüm: Araştır ve bul!


Öykünün tüm kısımları
- 8. kısım
- 7. kısım
- 6. kısım
- 5. kısım
- 4. kısım
- 3. kısım
- 2. kısım
- 1. kısım





Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
2. bölüm Araştır ve bul!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.