2. bölüm Araştır ve bul!
3. kısım


        Aysun, kıpır-kıpırdı. Kafe-restoran Kalaman'a vardığında, saat sekiz kırkbeşe yaklaşıyordu. Yüzünde, gülücükler kıvılcımlaşıyordu.
        Bir masada, Gizem'in yalnız oturduğunu gördü. Büfeye gitti ve bir kupa kahve aldı.
        Gizem'in arkasında, dört kişilik bir âile, kahvaltı ediyordu. Onların masasına yaklaştı; sağ elinin işâret pamağıyla 'sus' işâreti yaptı; ve kahvesini, masalarının köşesine koydu. Sonra da çantasını Gizem'in hemen arkasına bırakıp, ona arkadan sarıldı; önce sağ yanağına, kocaman bir öpücük kondurdu; sonra da sol yanağına, kocaman bir öpücük yapıştırdı.
        Gizem, Aysun'un kollarını tutarak, kafasını geriye çevirmeye çalıştı. "Anladım, anladım; efendin, seni çok mutlu etti."
        Aysun, şaşırdı. Ânîden Gizem'i bıraktı; kahvesini ve çantasını kaptığı gibi, onun karşısına oturdu. Hâlâ şaşkındı. "Biliyor muydun?"
        "Tatlım, bunda bilmeyecek ne var? Her şey, apaçık ortada; cumâ günkü hâlin, her şeyi, bire-bir açıklıyordu. Seninle görüşmedik; ama telefonda, kendini ele verdin."
        "Ama nasıl anladın?"
        "Bir düşün bakalım; salı günü, nasıl tanıştık?"
        "Ben, senin masana gelmiştim. Bunda şaşıracak bir durum yok; ben, sıcakkanlı bir insanım."
        "Sen, benim masama geldin; ben, senin masana gelmedim. Yâni tanışma şeklimiz, —benim açımdan bakılırsa,— çok büyük bir işâretti."
        "Ama o zamân Efendim'i tanımıyorduk ki."
        "Zâten ben, senden sözediyordum. Bay Tankut'a gelince; onunla, cumâ günü, senin ziyâretinin hemen ardından tanıştım. İlk bakışta, nasıl bir insan olduğunu anladım; o da, benim, nasıl biri olduğumu anladı."
        "Peki; Efendim'le benim, bu kadar hızlı ilişkiye girmemizi nasıl anladın?"
        "Ben de bunu anlatıyorum sana. Bay Tankut ve ben, aynı kutuptanız. Sen ise, ters kutuptansın."
        "Bu kadar kolay mı anlaşılıyor? Oysa ben, bu duygularmı daha yeni keşfettim."
        "Ben de yirmiiki yaşımdayken, durumumu keşfetmiştim. Bâzan, tek bir kıvılcım, uçsuz-bucaksız bir ormanı kül-duman eder."
        "Yâni 'deneyim' diyorsun. Bu durumda, zamân geçtikçe, bizim gibi insanları, daha çabuk tanıyabileceğim."
        "Evet. Diğer yandan; evrimsel olarak, benim durumum, doğal sayılmaz. Çünkü toplumsal evrilim gereğince, kadınlar, ezgin, erkekler de erkil olur. Bu arada bilmeni isterim: Yardım almalısın; yardım almazsan, mutluğuna, karanlık gölgeler çökebilir. İster misin?"
        Aysun, Gizem'le sohbet etmeyi, daha çok sevmeye başlamıştı. "Evet; lütfen."
        "Biliyor musun; o kadar güzel ve alımlısın ki, sana bakmaya doyamıyorum."
        Aysun, Gizem'in ellerini tuttu; sonra kendi ellerini, tersine çevirip, Gizem'inkilerin yukarda olmasını sağladı. "Sen de çok, ama çok güzelsin, cânım güzelim."
        Gizem, karşısındaki güzel kadının kahverengi gözlerine daldı. "İşte, bu yaptığımız, ikimizin bir-birine olan gerçek duygularıdır; ama böyle bir ânı, efendinle aslâ yaşamayacaksın. O, sana tapsa bile, seni, hiç bir zamân, yüksek podestlere çıkarmayacak. Sana, fiziksel sızılar verecek, ama o sızılar, şehvet ve ihtirâs sızıları olacak. Öfke tabanında, sana, aslâ el kaldırmayacaktır."
        Aysun, ellerini yavaşça çekti. "Bu söylediklerinin hepsi, tıpatıp benim Efendim. Onu çok özlüyorum."
        "Dur! Burası da önemli. Onu özlemekten ölecek gibi de olsan, onu sıkboğaz etme. Ona uzak durma; ama o buyurmadıkça da, ona gitme. Buyurunca, boyuneğer ol. Elbet de, senin işin gereği, bâzan seni anlayacaktır. Ama ticâretine zarar vermeyecek durumlarda, sana buyurunca, aslâ karşı gelme. Birlikteliğinizin, olanaklar sınırında uzaması için, onu, özgür bırak. O, gerektiğinde, sana ulaşır."
        "Ama ben, bu özleme dayanamam ki!"
        "Dayanacaksın! Zayıf düşersen, uzun yıllar, kahrolası biçimde mutsuz olursun. Bunun için, dayanacaksın! Daha, az önce ayrıldınız; bu, ne özlem?"
        "İlk kez Efendim gibi biriyle tanışıyorum. Doğal değil mi?"
        Gizem'in gözleri sevgiyle ve anlayışla doluydu. "Kız? Boşaldın, değil mi?"
        Aysun, pek mahçûbdu. "Evet. Öyle bir durumla da, ilk kez karşılaşıyorum. Böyle bir şeyin varlığı, aklımın uçundan bile geçemezdi."
        "Biz, buna 'aşk' diyoruz."
        "Meğerse ben, ne kadar saf bir kadınmışım."
        "Yüklenme kendine; sen, ergenliğinden beri ticâretle uğraşan, ünlü bir kadınsın. belirli bir ağırlığın ve sınırların var. Onun için, yaşamın bâzı nimetlerine ulaşamazsın. Çünkü sen, nefes alsan, basın, seni rahat bırakmıyor. Yâni sen, saf filân değilsin; yaşam, neyi gerektiriyorsa, öylesin. Ama bundan sonra, daha içten yaşamaya çalış."
        "Sanırım, bu kez, şans da benden yana. Çünkü basında çıkan haberlere göre, Efendim'le benim aramızda, yalnızca iş ilişkisi var."
        "Bu durum, gerçekten güzel bir rastlantı. Bu arada; iş yaşamın nasıl? Çalışanlarına karşı çok hırçınsın, değil mi? Bilhassâ yönetici ve sırdaş konumundaki çalışanlarını, istifâya zorluyorsun."
        Aysun, gözlerini, sonuna kadar açtı. "Nerden biliyorsun? Nasıl anladın?"
        "Bunu anlamak için, mümeccim olmam gerekmez. Aşk hayatını, gerektiği gibi yaşamadın. İçindeki enerji, toplandıkça, sen, yanlış alanlarda patlıyorsun. Bu da, iş yaşamın demek oluyor. Âilede birilerine patlayacak değilsin."
        "Evimde çalışanlar sıklıkla değişiyor."
        "Bu duruma, üzüleyim mi, yoksa ağlayayım mı; karar veremedim. Bay Tankut'un evinde çalışanlar, ne zamândan beri ordalar?"
        "Bilmiyorum. Tahminimce ilk işe alınanlar, hâlâ o evde."
        "Ben de öyle tahmin ediyorum. Ve emînim ki, Bay Tankut'a yürekten bağlılar."
        "Bu kanıya ben de vardım."
        "İş yerinde çalışanlar da, işten çıkarılmıyor ya da istifâ etmiyordur; en fazlası, iş alanları degişebilir."
        "Yâni benim meslek yaşamımda da, büyük bir değişim olacak. Bunu, daha şimdiden anlıyorum." Biraz düşündü. "Geçmişte, gerçekten haksızlık ettiğim çalışanlarım oldu. Bunu, şimdi anlıyorum."
        "Burada, başka bir gerçeği de açıklamış olduk. Ezgin insanlar, gerçekten sıklıkla hırçın olur. Çünkü çevresindeki insanların hepsi, 'buyurgan' değildir. Bu gerçek de, ezginleri kışkırtıyor."
        "Ya erkiller?"
        "Erkiller, genel olarak daha dingindir. Hırçınlaşmazlar. Yaşamlarının her sâniyesini, mantık üzerine uyarlarlar."
        "Peki; aşktaki öncelikli amaçları nedir?"
        "Erkil kişinin öncelikli amacı, hiç bir zamân cinsel organlar olmayacaktır. Hattâ insan bedeni bile, sonuca varabilmek için, bir araçtır. Sonuçta, erkil kişi, olası eşlerini seçerken, onların kaportaları, ikinci, hattâ üçüncü sırada gelir."
        "O derece 'dayanıklı' olmalarının gizemi, bu mu?"
        "Çoğunlukla; ama daha başka etkenler de var. Onları da, zamânla, kendin keşfet. Bu keşif, senin için yeni ufuklar açacaktır. Götürüleri hiç yokken, getirilerinin hâddi-hesâbı yok."
        "Devâm et, sevgilim."
        "Erkil insanlar, yalnızca kölelerine karşı sert olurlar; diğer insanlar, onu son derece sevecen algılarlar. Duygusal zekâsı gelişmemişler ise, onları, olduklarının tam tersi yönünde algılarlar."
        Aysun, gülerek kafasını salladı. "Ama ben de seni çok sevecen algılıyorum."
        "Tatlım, bizimkisi, ilk bakışta aşk. Bu, bambaşka bir durum. Şu ânda, senin o güzel burnunu ve o nar dudaklarını, öpmek istiyorum." Aysun, masanın üstüne eğilerek, biricik arkadaşına dudaklarını uzattı. Gizem, "Borcun olsun," dedi. Yeşilgözün aklına, bir düşünce takıldı. "İkibuçuk gün süren sevişmenin ardından, hiç acı hissetmiyor musun?"
        Aysun, hem mahçûb oldu, hem de gözlerini, heyecânla, faltaşı gibi açtı. "Kendimi hârikâ seziniyorum; sürekli orgazm içindeymişim gibi. Tanımı, olanaksız bir duygu! Keşke, on gün daha devâm edebilme seçeneğimiz olsaydı."
        "Öyleyse sen, hem aşırı ezgin, hem de ölesiye âşıksın. Dikkat et; bu durum, mazoşizme varmasın!"
        "Peki, mazoşizm ile ezginlik, nasıl ayırdedilebilir?"
        "Mazoşizm, bence bir psikolojik rahâtsızlılktır. Aman, dikkat et. Sınrlarını tanı."
        "Umarım, gerçekten bir şeyler öğrenebildim."
        Gizem, devâm etti: "Akciğer hastası bir adam, seninle ikibuçuk gün boyunca, neredeyse aralıksız sevişmişse, demek ki, ona, kölesi olmayı hakkettiğini kanıtlamışsın. Aksi taktirde, seninle, on dakika bile sevişemezdi."
        Aysun, neşe ve heyecânla dinliyordu.
        "Diğer çok önemli konu da şu: Eğitimi ve duygusal zekâsı yetersiz olanlara, bu durumdan sözetme. Onların yorumlarını, duyar gibiyim: 'Zengin kadın; cânı sıkılıyor ve fantezi yapıyor!' O örümcek kafalılar, bizi anlamakta zorlanırlar. Ayrıca, utanmadan, yaşını öne sürüp, erkek bulabilmek için, böyle davrandığını savlayanlar olacaktır."
        Aysun, arkadaşının lâfını kesmekten korkuyordu.
        "Sonuç: Sev, ama sıkboğazlık etme; sev, ama sevdiğin efendine sürekli boyuneğ; aslâ hırçınlık yapma! Attığın her adımı, itinâyla at. Küstahlıktan uzak dur. İlerde pişmân olabileceğin her tavrı, kafandan sil-at."
        Aysun, uzuuun bir soluk çekti. "Şimdi gelelim sana." Gizem, memnûn oldu. "Sen, haftasonunda neler yaptın?"
        Gizem, arkasına yaslandı. "Aslında fazla bir şey yapmadım. Geride bıraktığımız üç günün her birinde, dağlara çıktım; ormanları gezdim; yaban yaşamı ve bitki örtüsünü inceledim."
        "Tehlikeli değil mi yalnız başına?"
        "Ah şekerim! Ben, yaşamımı, yalnızca okulsal eğitimle tüketmedim. Değişik savunma sporları eğitimi de aldım."
        "Anladım; Alazköy, tam sana göre bir yaşam alanı."
        "Bir de bıçağım var. Belirli durumlarda, belimde taşırım. Dağlara çıkarken, yanımdaydı. Ya sen? Alazköy'de kalmaya artık kararlı olmalısın."
        "Ne tahmin edersin? Benim yerimde olsan, burada yaşamak iste-me-mek gibi bir lüksün olabilir mi?"
        Gizem, güldü. "Benim ilettiğim soru da gerçekten çok mâsumâne oldu. Ama dağ gezisinde, senin de benimle olmanı isterdim; ama yoktun."
        "Bir dahâki sefere, sevgilim."
        "Bugün, tatlım!"
        O ânda, Aysun, Gizem'in ellerini kendi ellerinin içine aldı; onların içini yukarıya çevirdi. "Bu arada; bu eller ne hâlde? Meydan savaşında mıydın, güzelim?"
        Gizem, arkadaşının gözlerini yokladı. "Cumâ günü, Bay Tankut'la dağlara çıktığımızda oldu. Önemsenecek bir şey değil."
        Aysun, o yaralı abaları öptü. "Cânımın içi, cânın çok yandı mı?"

***


Târih: 27.08.2014 | Bölüm: Araştır ve bul!


Öykünün tüm kısımları
- 8. kısım
- 7. kısım
- 6. kısım
- 5. kısım
- 4. kısım
- 3. kısım
- 2. kısım
- 1. kısım





Tüm Bölümler
12. bölüm: Yasalar, her şeyden üstündür!
                  (Hazırlanıyor)
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
2. bölüm Araştır ve bul!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.