2. bölüm Araştır ve bul!
5. kısım


        Gizem, elindeki spor çantası ile, yüzme havuzunun bulunduğu kata inince, bir sürprizle karşılatı; küçük bir havuz umarken, neredeyse uçsuz-bucaksız bir bölmede buldu kendini. Bâzı yerlerde, sömel direklerinin çevrelerinde, masalar ya da hizmet noktaları vardı. Bölmenin tam ortasında da, kullanacağı yüzme havuzu vardı.
        Yirmi metreye beş metre boyutlarındaki havuzun, en az yükseklikteki üçte birlik kesimi, tüm katın da olduğu gibi, üç metre yüksekliğindeydi. Üçte birini oluşturan orta kesim, iki kattan oluşuyordu. Son üçte birlik kısım ise üçüncü katın tavanına kadar yükseliyordu. Burada, atlama kulasi vardı. Bu basamak şeklindeki tedbir, kuleden atlayan kişinin, olası en uzağı görebilmesiydi; böylece, görülemeyen birilerinin üzerine atlamazdı.
        Havuzun her iki yakasında, yaklaşık dört metre arayla sömel direkleri yükseliyordu.
        Güzel kadın, bu kadar lüks bir yüzme olanağını, hiç görmemişti. Çevresine bakındı; nereye baksa, buram-buram lüks yaşam kokusu alıyordu. Bu güzel ortamda, en rahatsız edici unsur, klor kokusuydu.
        Havuzun başına baktı; su derinliği, yaklaşık elli santimetre. Havuzun diğer uçuna yürüdü; en derin bölüm de, en az yedi metre olmalıydı.
        Atlama kulesinin yanına varınca, yukarıya baktı. Her şey hem çok güzel, hem de mükemmeldi.
        En yakın masaya gitti. Çantasını yere bırakıp, soyundu; giysilerini sandalyenin üstüne astı. Sonra da çantadan çıkardığı, bikinisinin desenine uyumlu kauçuk başlığı taktı. Şimdi bikinisi ve kendisi, baş-başa kalmıştı.
        "Ben de izleyebilr miyim, güzel kızım?" Gizem, sesin geldiği yöne, başını çevirdi. Tankut, elinde bir tepsi ile, kendisine doğru geliyordu. Tepside de, iki Türk kahvesi vardı. "Böyle bir ânda sizi yalnız bırakacağımı sanmadınız, değil mi?"
        "Bilâkis; çok sevindim." Yüzü, parlıyordu; yeşil gözleri, turkuaz gibiydi. "Ama siz, yüzmek istemiyor musunuz?"
        Tankut, kahveleri, masanın üstüne yerleştirdi. "Sizi izlemek ve size belki de yardımcı olabilmek için geldim. Ayrıca, yüzme havuzlarında hiç kimse yapayalnız olamaz; bu, kurallara aykırıdır. Ve son olarak; kamera sistemini durdurdum."
        Masanın çevresinde, karşılıklı oturdular. "Kamera sisteminin açık olduğunu bilmiyordum."
        Tankut, keyiflice bir yudum çekti. "Işıklar açılınca, kamera kamera sistemi otomatikmen devreye giriyor."
        "Ben de uzun süredir yüzmedim. Özlemişim! İzin verirseniz, bir kaç ısınma kulacı atmak istiyorum."
        Tankut, 'Buyrun!' der gibi havuzu gösterdi.
        Yeşilgöz, havuzun başında bir-kaç ısınma hareketi yaptı; sonra da yere oturdu; ve kendini, havuza kaydırdı. Havuzu, önce sonundan başına, hemen ardından da başından sonuna kadar kulaçladı. İki dakika sonra da, yukarı tırmanmış, atlama yüzeyinden havuzu izliyordu. "Burası, gerçekten göz kamaştırıcı, Bay Tankut."
        "Yapılan harcamalara değdi; desenize." Kahvesini eline almış, havuz kıyısında Gizem'i izliyordu.
        "Çok iyi seziniyorum." Bir-kaç ısınma hareketi dahâ yaptı. Sonra kollarını havaya kaldırdı; ve havada bir takla atarak, kendini boşluğa bıraktı.
        Olanlar, orda olmuştu; Gizem, atlamasının hemen ardından, görüntüden kaybolmuştu! Tankut, elindeki fincanı sezinmyordu; fincan, havuza düşmüştü. "Gizeeem! Gizeeem! Nerdesiniz?"


        Gizem, atladığında, yerçekimi, hızla etkisini kaybediyordu. dahâ yeni atlamaya başlamıştı ki, serpinmeye başlamıştı.
        "Oha! Yok artık!" O ânda da, Tankut'un çığlıklarını duydu. "Bay Tankut! Burdayım; bağırmayın öyle."
        Ama Tankut, haykırıyordu: "Gizeeem! Kızııım! Neredesiniz?"
        Gizem, bu durumda bir tuhâflık olduğunu farketti. Ne oluyordu? Kendisi havada serpiniyordu; Bay Tankut ise, onu görmüyordu. 'Acabâ bu kez, gerçekten öldüm mü?' Kaygısı, kaşlarını çatışından belli oluyordu; tasalanıyordu.
        Aşağıya inmenin bir yolunu bulmalıydı. Karam uçurumdaki hareketleri gelmişti aklına. Ama bu kez, dahâ da dikkatli olmalıydı. Olup bitenleri anlaması için, her kıpırdayışını ölçüp biçmeliydi.
        Tıpkı o kayalıklardaki gibi, ellerini öne salmış ve yukarı kaldırmıştı; ayakları da havaya kalkıktı; ve gövdesi aşağıya sarkıktı. Yavaş-yavaş kollarını, gövdesiyle aynı hizâya getirdi; bu kez uçarcasına serpiniyordu; karşıdakı duvara toslamak üzereyken, kollarını biraz aşağıya sarkıttı; şimdi de aşağıya doğru serpindi; duvara toslamadı. Hızı, giderek yükseliyordu! Havuzun kıyısındaki fayanslara çarpacaktı ki, kollarını biraz havaya kaldırdı; bu kez yükselmeye başladı.
        Tankut, hâlâ çevresine bakınıp haykırıyordu.
        Gizem, dahâ önce içinden seslendiğini varsaydı. "Buradayım! Her şey yolunda!"
        Gizem, artık istediği gibi yükselip alçalmayı, epeyce kavrayabilmişti. İşte; tam burada, neden havuzda deney yapmak istediğini anımsadı; suya düşmek dahâ kolaydır; öyleyse konmak için yeniden havuzun üstüne varmalıydı. Ellerini hem biraz aşağıya, hem de sola sarkıttı; artık sürekli sola dönüyordu. Havuzun üstüne vardığında, suya neredeyse dokunacaktı. "Bay Tankut, burdayım; bağırmayın öyle."
        "Sizi göremiyorum." Tankut'un yüzünden, sezindiği dehşet okunuyordu.
        "Ama ben, burdayım; merâk etmeyin." Bu sırada, havuzun kıyısından atlar gibi, suya daldı.
        Tankut, o dalışı gördü; kimseyi göremiyordu; ama Gizem'in suya dalışını, sudaki hareketlenmelerden gördü. Artık anlamaya başlamıştı; Gizem, yalnızca yerçekimini mağlup etmemişti; o, görünmez olmayı da keşfetmişti; ve şimdi anlamıştı ki, Karam Uçurumu'nda, Gizem, havada serpinirken, görünmez olmuştu.
        Delikanlının yüzünde güller açıyordu.
        Gizem, suya dalınca, çok şaşkındı; ama o şaşkınlığını bile unutarak, suyun içinde bir takla attı. Ardından, kafasını yüzeye çıkarıp, derin bir soluk aldı; ve üç metre derine daldı; kollarını havaya kaldırdı; ve suyun kaldırma gücünden yararlanarak, yüzeyden iki metre havaya fışkırdi. O ykseklerde, iki takla attı.
        Tankut, suyun dalgalanmalarını, görüyordu; bir şeyler anlamaya başlamıştı.
        Yeşilgöz, ellerinin üstüne, bir dahâ derinlere daldı; bu kez, dört metre derine dalmıştı. Ve bu kez dahâ da yükseklere fışkırdı. Ama bu kez hemen aşağıya inmedi; havada kaldı; keklikler gibi, bir öteye, bir beriye sekti.
        Böylece sekerken, bir takla atti; ellerini öne sarkıttı ve elleri ile kafasının üstüne suya daldı. Yine çok derinlere daldı; bir kez dahâ havaya, çok dahâ yükseklere fırladı; bir-kaç kez takla atarak, ellerinin ardından, derin sulara daldı.
        Tankut, suyun hareketliğinden, Gizem'in neler yaptığını görüyordu.
        Genç kadın, sonunda, bu keyifli uğraşa ara vermesi gerektiğini kararlaştırdı; kıyıya yüzerek, havuzdan çıktı
        Tankut, adım-adım Gizem'in kendine yaklaştığını görüyordu; onu olmasa da, yere düşen su damlalarını ve ayak izlerini görüyordu; Gizem'in, ayak seslerini duyuyordu.
        Gizem, Tankut'un önünde durdu. "Bay Tankut, kendimi hârikâ seziniyorum; beni merâk etmeyin." Onun koluna dokundu ve önce aşağıdan yukarı, sonra da yukardan aşağı sıvazladı; bunu, ikinci kez yineledi.
        "Ah cânân kızım; en azından yaşıyorsunuz." Elini uzattığında, Gizem'in ıslak koluna dokundu.
        Gizem, kendisini iyi sezindiğini aktarmak amacıyla, Tankut'a sıkı-sıkı sarıldı. "Bay Tankut, bu görünmezliğin ne kadar süreceğini bilmiyoruz; onun için, bu akşam ayrılamayız."
        "Haklısınız, cânân kızım."
        Gizem, Tankut'u bıraktı ve elbiselerine gitti; havluyla üstünü kurulamaya başladı.
        Tankut, havlunun havada kıvrılarak sektiğini görüyordu. "Ayrıca dışarı çıkmamalıyız; ve tedbir amacıyla da giyinmeyin. Ânîden birisi içeri girerse ve sizi giyinik hâlinizle görürse, hayâlet sanar."


        Birlikte, yüzme kompleksinin kantinine gitmişlerdi. Tankut'un pişirdiği kahveyi, âfiyetle içiyorlardı.
        Havuzdan çıkışından yaklaşık yirmibeş dakika sonra, yavaş-yavaş görünmeye başladı. "Kızım! Resim geliyor!" Beş sâniye içerisinde iyice gözüktü.
        "Ama şimdi, size gerçekten sarılmalıyım." Kadim dostunu kucakladı; ve ona sıkı-sıkı sarıldı. Sonra onu bırakıp, dışarı çıktı; eşyâları, hâlâ havuzbaşında idi.
        Tankut, biraz bekledi. Gizem bikinisini çıkarıp, kuru bir şeyler giyince, onun yanına gitti.
        "Bay Tankut, sizin yanınızda hiç çekinmem. Hemen ardımdan gelebilirdiniz."
        "İyi; bunu da bilmiş oldum."
        Gizem, giyinmeye devâm ediyordu. "Bu yaşantımızdan sonra temkinli davranmalıyız. Çok kolay hatâlar yapabiliriz."
        "Haklısınz. Bu arada; Uzer üzerine çalışmaya başladınız mı?"
        "Evet ve hâyır. Ama size şu kadarını söyleyebilirim; Bay Uzer, kişisel bakımdan, tam benim dişime göre lokma." Tankut'a göz kırptı.
        Tankut, anlamıştı.

***


Târih: 27.08.2014 | Bölüm: Araştır ve bul!


Öykünün tüm kısımları
- 8. kısım
- 7. kısım
- 6. kısım
- 5. kısım
- 4. kısım
- 3. kısım
- 2. kısım
- 1. kısım


Content Management Powered by CuteNews



Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
2. bölüm Araştır ve bul!
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.