3. bölüm "Ben, kimim?"
2. kısım


        Saat, ona yaklaşıyordu.
        Bigün Boğa, biraz soluklanmak için, mutfak masasına oturdu. Yanına, büyük bir bardak çay ve günlük yerel gazeteleri almıştı. Bir yandan keyifle çayını yudumlarken, diğer yandan da, gazete sayfalarını gözden geçiriyordu.
        Bir ara, kapı zili çaldı. Sevil'in salonda olduğunu bildiği için, yerinden kalkmadı.
        Gazetedeki haberlerden biri, dikkatini çekti: "Aysun Ağtunç, maddî sıkıntılarla mı boğuşuyor?"
        Boğa, kaşlarını çattı. Bu da ne saçmalıktı böyle? Daha dün, Sevil, ağda dolaşırken, Ağtunç'un şirketlerinin bilançolarını gözden geçirmişti.
        Kapı zili, yeniden çaldı. Bu kez, iskemlesinden kalktı. Kapıya gidip, monitörden, gelenin kimliğini kontrol etti; iyi insan, lâfının üzerine gelirmiş! Aysun Ağtunç, bahçe kapısında bekliyordu.
        Kısa süre sonra, Aysun, ev kapısından içeri girmişti. "Bayan Boğa, küçük sevgilimi özledim; onu görmek istedim."
        "Ama Hun, yazıhânede, Bayan Ağtunç. Ama iyi ki geldiniz; gazetedeki haberi okudunuz mu?"
        "Bugün, haberleri okumadım; ne varmış?"
        Boğa, biraz çekingen davrandı. "Gazete, sizin mâlî sıkıntılar geçirdiğinizi yazıyor."
        Aysun, o kadar şaşırmıştı ki, birisine bir kafa atar gibi, başıyla öne doğru bir hamle yaptı. "Yok, devenin nalı!"
        "Ben, gazetenin yalancısıyım, Bayan Ağtunç."
        Aysun, ivedice çantasını açtı ve telefonunu çıkardı. Bellekte bir numara seçti ve aradı. Uzunca çaldırdıktan sonra, telefonu kapadı. "Size iyi günler, Bayan Boğa." Yanıt beklemeden, kapıdan dışarı fırladı.

***

        Kapı zili çaldı. Gizem, monitörden, önce kapının önünü gözetledi; sonra da taban kattaki giriş kapısını denetledi. Birden duraksadı. "Anne?" Mikrofonu açtı. "Anne! Ne yapıyorsun burda?"
        "Cânim, aç kapıyı."
        "Hemen aşağı geliyorum; sana yardım edeyim."
        "Gerek yok, kuzucuğum; yalnızca küçük bir valizim var."
        Kısa süre sonra, annesini, asansörün önünde karşıladı. Karşılıklı münâkaşâ yaparak, bir-birlerine sarıldılar.
        Hâlâ kucak-kucağa iken, Gizem, soluksuzlandı. "Anneciğim, seni çok özledim. Ama neden haber vermeden geldin?"
        "Tatlım, bir sürpriz yapmak istedim. Yeni işini ve yeni evini kutlamaya geldim. Ama hadi; içeri girelim. Yeni yuvanı çok merâk ediyorum."


        Dakikalar sonra, annesine tüm evini göstermişti. Annesinde, yorgunluğun izleri bile yoktu; sanki bir saat önce yataktan kalkmış gibiydi.
        "Yavrucuğum, bu ne hızlı bir yerleşmedir? Neredeyse hiç eksiğin yok."
        "Yeni patronum ve senin sâyenizde, anneciğim."
        Oturma odasında, aynı koltukta oturuyorlardı. Gizem, annesinien omuzuna yaslanmış, sevinçli ve gurur doluydu.
        "Ben, size, haksızlık ettim; oysa, iş hayâtıma başlamadan önce, size uğrayıp, vedâlaşmam gerekirdi. Bu arada; babam nasıl?"
        "Çok iyi, tatlım. Seni çok özledi. Ev arkadaşın varmış? Kendisi nerde?"
        "Bilmem. Bir-birimizi çok severiz; ama kimse, diğerinin özelini deşmez. Ancak keyfimiz buyurursa, ne yaptığımızı ve nereye gittiğimizi diğerine söyleriz."
        "Çok ünlü bir iş kadınımış. Kaç yaşında?"
        "Sormadım, annecğim. O kadar tatlı bir kişi ki, yaşı beni hiç ilgilendirmedi."
        "Senin için biraz yaşlı değil mi?"
        Gizem, şok geçirmişti; ama tatlı bir şok. "Anneee!" Gözde Gözsel'in bakışında, soru işâretleri vardı. "O, benim cân arkadağım."
        "Yâni, âşık falan değil misiniz?"
        "Ah anneciğim! Bu kanıya, nerden vardın? Benim aşk odağım, hâlâ erkeklerdir."
        "Bilmem? Sen, hiç bir zamân başka kadınlardan sözederken, bu kadar ateşli konuşmamıştın."
        Gizem, annesine, sıkı-sıkı sarıldı. "O kadar güzelsin ki, anneciğim... Belki bilinçaltımdan böyle bir duygum olabilir; en azından böyle bir durumun farkında değilim."
        "Öyleyse, biz de, kendisini bekleriz; daha çok zamânım var."
        "Anneciğim, sana tüm dâireyi gezdirdim; ama hangi odada kalacağını söylemeyi unuttum; gel, göstereyim."

***

        O sırada Aysun, kapıdan içeri girdi. Elinde, çeşitli gazeteler vardı.
        Gizem ve annesi, oturma odasından çıkarken, salonda, onunla göz-göze geldiler. Önce kısaca bakıştılar.
        "Tatlım, seni annemle tanıştırayım; Gözde Gözsel. Anneciğim, bu da Aysun Ağtunç."
        Aysun, Gözde'ye elini uzattı. "Sizin hep böyle güzel isimleriniz mi var?"
        "Siz de Gizem'in anlattığından daha da güzelsiniz."
        "Teşekkür ederim, Bayan Gözsel. Şimdi, Gizem'in güzelliğinin kaynağını öğrenmiş oldum." Biraz bocaladı. "İzin verirseniz, önce gazeteleri âcîlen gözden geçirmem gerekiyor."
        Arkadaşı ve onun annesi, bu duruma anlayış gösterdiler.


        Aysun, odasında, pencerenin önündeki küçük masanın iskemlesine oturdu. Telefonunda, bir numara tuşladı. "Ben, Aysun Ağtunç. Hakkımda yaptığınız haberi okudum. Haberi yazan muhâbirle görüşmem, olası mı?"
        "Merhaba, Bayan Ağtunç," dedi nâzik bir kadın sesi. "Bugünkü haber sözkonusu sanırım?"
        "Evet, öyle. Kendisini bağlar mısınız?"
        "Hayhay! İsterseniz, size, onun cep numarasını vereyim; siz, onu ararsınız. Çünkü kendisi, sürekli dışarda bulunur."
        "Lütfen." Kalem ve not kağıdı aldı. "Dinliyorum."
        Numarayı kaydetti ve telefonunda tuşladı.

***

        "Anne, yalnız kalmışken, seninle bâzı ufak-tefek konuları konuşmamız gerekiyor."
        "Pek kaygılı görünüyorsun, tatlım."
        Gizem, koltukta yine pencere tarafında, annesinin solunda oturuyordu. Omuzuna yaslandı ve boynunu öptü. "Artık çocukluk dönemini aşalı, epeyce zamân geçti. Bu zamândan sonra, gerçekten ciddî olmanın boyutlarına vardık."
        Gözde de kızını ciddî bakışlarla süzdü. Kalp atışlarının hızlandığını hissettti. "Bebeğim, korkutma beni."
        Gizem, hemen konuya daldı: "Bana aktarmak istediğiniz, yaşamsal derecede bilgileriniz var mı?"
        Gözde, kendini Gizem'den sıyırdı. Anlamsız bir bakış vardı yüzünde. Kızını ne kadar sevdiğini, bir kez daha anlamıştı. Ama kızı, konuyu nereye getirmek istiyordu? "Anlamadım; konuyu, nereye getirmek istiyorsun?"
        "Şundan başlayalım: Ben, nerede doğdum?"
        "Bunu biliyorsun; ilçe devlet hastanesinde."
        "Bundan emîn misin?"
        "Kızım! Seni, ben doğurdum; nerede doğurduğumu bilemeyecek miyim?"
        "Orada sıradışı bir şeyler oldu mu?"
        Tâlihsiz anne, köşeye sıkıştırılmıştı. "Yooo. Herhangi sıradışı bir durum olmadı. Ne gibi bir durum beklerdin?"
        "Bilmem. Sana soruyorum."
        "Tatlım, çok kolay bir doğum oldu. Öyle ki, hiç sancı hissetmedim neredeyse."
        "İşte; bu, çok ilginç; sıradışı bir doğum. Başka?"
        "Bilmem? Sence sıradışı daha ne gibi durumlar olabilir?"
        "Bilmiyorum, anne. Alazköy'e geldiğim günden beri çok şeyler oldu. Her bakımdan, şaşırtıcı olaylarla karşılaştım. Lütfen sorma! Ne olduğunu sorma! Her şeyden önce: Burada, o kadar mutluyum ki; anlatması olanaksız. Sanki ben, binyıllardan beri hep burada yaşamışım gibi bir duygu var içimde."

***

        Kısa süre sonra, Aysun, odasından çıkmış, yeni arkadaşıyla derin bir sohbete dalmıştı.
        Onların konuşmaya dalmasından yararlanan Gizem, kendi odasına çekildi. Tabletini çalıştırdı ve annesi, babası ve kendi fotograflarının bulunduğu klasörü açtı.
        Önce annesinin resimlerini, kendisininkilerle karşılaştırdı. Bir-birlerine ne kadar benziyorlardı! Sanki ikiz kardeş gibi. Neredeyse ikzler idiler. Tek farkları, Gizem'in yeşil gözleri idi; Gözde'nin gözleri ise, koyu kahverengi idi.
        Annesinin, gerçekten öz annesi olduğu kanaatine vardı.
        Sonra da babasının resimlerine baktı; ardı-ardına bir-çok resimi denetledi. Babasıyla aralarında en ufak bir benzerlik bulamadı.
        Derin düşüncelere dalmıştı.
        Burada bir tûhaflık vardı; ama neydi? Yoksa o, büyük tutkuyla sevdiği babası, gerçek babası değil miydi?


        "Kızlar! Öğle yemeğini dışarda yiyoruz." Gizem, ânîden odaya dalmıştı; Gözde ile Aysun'un sohbetlerini bölmüştü.
        "Çok iyi olur, sevgilim," dedi Aysun. "Peki nereye gidiyoruz?" Gözde'ye baktı.
        "Bana bakmayın, tatlım. Ben, daha az önce ilk kez Alazköy'e geldim."
        "Benim bir fikrim var," dedi Gizem. "Önce serin bir mekânda ağzımızın tadını bulalım. Alazdibi Kuytusu, bu durumda, biçilmiş kaftan."
        Aysun, Gözde'ye baktı. Gözde ise, 'Bana sormayın!' der gibi iki elini havaya kaldırdı.
        "Peki, sevgilim. Önce Alazdibi Kuytusu'nda öğle yemeği; daha sonra da, zamânı, akışına bırakırız."

***


Târih: 02.09.2014 | Bölüm: "Ben, kimim?"


Öykünün tüm kısımları
- 7. kısım
- 6. kısım
- 5. kısım
- 4. kısım
- 3. kısım
- 2. kısım
- 1. kısım





Tüm Bölümler
12. bölüm: Yasalar, her şeyden üstündür!
                  (Hazırlanıyor)
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
3. bölüm "Ben, kimim?"
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.