3. bölüm "Ben, kimim?"
3. kısım


        Aysun ile Gizem, aynı tasarımdan giyinmişlerdi. Sanki bir kumaş parçasına, kafayı geçirecek bir delik açılmış; o kumaş parçasını da başlarından aşağı geçirmnmiş gibiydiler. Ama son derece şık! Göğüs ve sırt dekolteleri aşırı derindi. Kadınların, sütyen kullanmadıkları, hemen belli oluyordu.
        Yan taraflarında ise, göğüs ve bel hizâlarında, yaklaşık beş santimetrelik birer köprü vardı. Kilot bile giymemişlerdi. Gizem'in giysisi lâcivert, kıyıları da açık mavi idi. Aysun'un elbisesi, tersine, açık mavi, kıyıları lâcivert idi. Aysun'un alçak topukluları, lâcivert, Gizem'inkiler ise, açık mavi idi.
        Omuzlarına astıkları küçük çantaları da, aynı model ve yine ayakkabılarının renklerindeydi.
        Çok alımlı ve çok seksî gözüküyorlardı.
        Gözde Gözsel ise, ayak bileklerine kadar varan, hafif ve boz-turkuaz desenli şık bir entâri giymişti. Onun ön dekoltesi de sıradışı derindi. Ayakkabıları ve çantası da, turkuaz idi. Genelde Aysun ve Gizem'in ortalarında yürüdü.
        Saat bire yaklaştığında, Kuytu'nun yedinci katındaki pasajda yer alan Anamas Restoran'a girmiştiler.
        İki cân dost, buradaki kalabalığa şaşırmadı; ama Gözde... Kapıdan içeri girer girmez... "Bu ne? Bugün bayram falan mı?"
        "Hâyır, sevgilim," dedi Aysun. "Alazköy, tam bir tâtil ve eğlence merkezi oldu. Resoranlarda ve eğlence ortamlarındaki insanların, en az beşte dördü, ya turist, ya da yakın yerleşim birimlerinden günübirlik gelen insanlar. Yaz aylarında Alazköy'de nefes alanların onda dokuzu, Alaz değil."
        "Şimdi en büyük sorun, bir masa bulmak," dedi Gizem ve çevreye bakındı.
        Onları gören bir garson, gereken hassâsiyeti göstererek, onlara yaklaştı. "Bayan Ağtunç? Bayan Gözsel?" Son olarak da Gözde'ye döndü. Sayın bayan?"
        "Ben de bir Gözsel'im," dedi Gözde.
        "Memnûn oldum, Bayan Gözsel. Ben, garsonunuz Aykut Başaran. Ricâ edebilir miyim?" diyerek izlenmesini istedi.
        Restoranı, boydan-boya aştılar. Başaran, bir kapıyı açtı; içeri girdiler. Genel restoran, kapalı alan iken, bu büyük bölümünde, boydan-boya pencere vardı. Mevcût konuklardan, burasının, özel konuklara tahsis edilmiş bir bölüm olduğu anlaşılıyordu. Başaran, onları pencere kyısına götürdü.


        Başaran, Gözde ve Aysun'a oturmalarında yardımcı oldu; Gizem, kendisine sıra gelmeden oturdu.
        Bayanlar, ne diyeceklerini şaşırmışlardı. Pencereden dışarı baktıklarında, yukarıdan, geniş bir yay şeklinde dökülen çağlayan, pencerenin yaklaşık üç metre uzağından, Kalaman Deresi'ne düşüyordu. Kalaman Deresi de, masmavi sularını, yemyeşil bir vâdide yollandırıyıordu. Vâdinin yamaçlarında, binbir türlü çiçek ve bitkinin görüntüsü, insanı sarhoş ediyordu!
        "Ben, ömrümde böyle bir şey görmedim!" dedi Gözde.
        "Ben de!" dedi Aysun ve Gizem bir ağızdan.
        Kendilerine geldiklerinde, önlerinde menü vardı; garson, rahâtsız etmemek amacıyla uzaklaşmıştı.
        "Anlaşılan, siz, buraya sıklıkla geliyorunuz, ama bu görüntüye ilk kez tanıklık ediyorsunuz."
        "Hâyır; ben, ilk kez geliyorum." Gizem ve Aysun, yine bir ağızdan konuştular.
        "Peki; garson, sizin adlarınızı nerden biliyor?"
        Aysun, 'Sen konuş!' anlamında Gizem'e bir işâret yaptı.
        "Tan Tankut'un tüm sevdikleri, üst düzey çalışanları ve iş ortaklarının kimlikleri, Alazköy'de ışın hızıyla yayılır."
        Gözde, başını hafifçe kaldırdı, ağzını zârif bir şekilde açtı: anlamıştı. Ardından, Aysun'a döndü. "Ne diyeceğim; şu sizi-bizi bırakalım artık. Kısa süreliğine bile olsa, biz, ev arkadaşıyız." Elini uzattı. "Ben, Gözde."

***

        Ulaş, sabâhtan beri bir durgunluk geçiriyordu. Otel odasından dışarı çıkmaya, hiç de niyeti yoktu.
        İçindeki duyguya bir türlü anlam veremiyordu. Korku muydu, yoksa özlem miydi?
        Tecâvüze uğradını söylemişti. Peki neden kendini, bir tecâvüz mağduru gibi sezinmiyordu? Yoksa tecâvüz mağdurları, onun şimdiki duygularını mı yaşıyordu?
        İçinden, kafayı çekmek gelmişti. Ama bu budalaca fikri, beyninden söküp attı.
        Diğer yandan: 'Özlem', aslında nedir?
        "Yoksa... ben, âşık mıyım?" diye mırıldandı. Pencerenin önünden ayrıldı ve kendini yatağın üzerine fırlattı.
        Sırtüstü uzandı ve kollarını, başının altında çaprazladı. "Gerçek dünyâya hoş geldin, Ulaş!" diye fısıldadı. "Artık bildiğin bir gerçek var: Bilmeye değer sonsuz bilgi, yaşaması sorgulanabilir sonsuz deneyim varmış."
        Yataktan fırladı! Telefonu aldı ve telefonistten bir sürâhi çay ısmarladı.
        Bugün, kahvaltı bile yapmamıştı. Gizem'in zorla içirdiği bir-kaç yudum kahve, gün boyu tükettiği tek besin idi.
        Beyni, zonkluyordu! Bir sigara tüttürmeyi bile aklına getirmişti. Ama bu fikir de, —sağlıksızlığından— râfa kaldırıldı.

***

        Üç kafadar kadın, pür neşe, Alazköy sokaklarında gezindiler. Çocuklarla eğlendiler, dükkânları gezdiler, dondurma yediler... Üçü de kendisini bu kadar özgür hiç hissetmemişti. Mutluluk kıvılcımları saçıyorlardı.
        Alazköy'ün her köşesini görmek istiyorlardı. Hattâ Hizmet Yerleşkesi'ne bile uğradılar. Ama Alaz Mahalle'den uzak durmaları, onlara öğütlendi.

***

        Tankut, bu cumâ, yine erken paydos edebilmeyi başarmıştı. Tankut Kule'den yeni çıkmıştı. Anadar Caddesi'ne varıp, sağa doğru köşeyi dödüğünde, arkasından bir ses duydu: "Tan Bey!" Sırtını döndüğünde, karşısında Osman Nuri Kabataş'ı buldu.
        "Tan Bey, bir mâruzâtım olacaktı."
        Tankut, adamın yüzüne baktı. Karşısındaki herif; pis sakallı, darmadağınık kılıklı, yalakamsı, budala tavırlı biriydi. Sakalı, ağarmış, saçı da, üçe vurulmuştu. 'Bir tek sarık ve cübbe eksik!' diye düşündü Tankut. "'Tan Bey' değil, 'Bay Tankut'."
        "Efendim, saygımızdan," diyerek, dalkavuklukla öne eğildi.
        Tankut, sert çıkıştı: "Saygı göstermeyin, bayım; saygı göstermeyin! Ne istiyorsunuz benden?!" Hayırlı bir iş için yolunu kesmediği, Kabataş'ın her durumundan belliydi.
        "Efendim, Gizem kızımızı işe almışsınız. Ünlü işkadını Aysun Ağtunç'un Alazköy'e yerleşmesine de olanak sağlamısınız."
        "Eee? Size ne bundan?" Tankut'un yüzünde, hâlâ gülümsemenin kırıntısı yoktu.
        "Biliyoprsunuz ki, Alazköy'de ahlâksılık, tavan yaptı-gidiyor. Bundan, son derece rahâtsızız." Tavrı, buram-buram eziklik edebiyâtı kokuyordu.
        "Bay Kabataş, siz, Alaz Mahalle sâkini değil misiniz?"
        "Evet, ama hepimiz Alazköylü'yüz."
        Tankut, karşısındaki kılıksıza sert bir bakış gönderdi. "Uzatmayın! Anlatın! Benim zamânım kısıtlı!"
        "Efendim, bugün, Gizem ve Aysun hanımefendileri görenler oldu; ben de gördüm. Yanlarında tanımadığım başka bir hanımefendi de vardı. Neredeyse çıplaktılar. İç çamaşırı giyinmedikleri de, her hâllerinden belliydi."
        "Efendi! Efendi! Söylediklerinize dikkat edin! İnsanların özgürlüklerini kısıtlamaya, hiç kimsenin hakkı yok."
        "Ne münâsebet! Biz, kimsenin hürriyetine karışmayız. Her şeyin, bir yolu-yordamı var. Biz, üstün ahlâka önem veririz. Sizden ricâmız..."
        "Kes! Yıkıl karşımdan!"
        "Ama, efendim..."
        "Defol!"
        Kabataş, uzaklaşırken, Tankut, hafifçe kafasını öne eğdi; ve gözlerini şâhin gibi ona dikti. Öfkesi, doruktaydı!


        Tankut, eve giderken, fazla hızlı yürümedi; düşünmeliydi; aklındakinin, doğru olup-olmadığını, eleyip-biçmeliydi. Öfkesi, azalacak yerde, her ân biraz daha çoğalıyordu! Kabataş'ı, oracıkta boğmadığı için, sonsuz sabrına minnettârdı. Ama o mendebûr, cezâsız kalamazdı! Eğer ona, gereken cezâ verilmezse, Tankut, ömrünü, kahırla geçirecekti!
        Eve vadığında, ilk olarak telefonu eline geçirdi. "Nasılsınız, Bay Uğursoy?"
        "Teşekkür ederim, Bay Tankut. Siz nasılsınız?"
        "Çatıdaki bahar işlemleri için uğrarsanız, sevinirim."
        "Âcil mi; yoksa cumârtesine kadar bekler mi?"
        "Bu akşam, saat yirmiden sonra, evde olmaya çalışacağım. Uğrarsanız, beni ihyâ edersiniz."
        "Gurur duyarım, efendim. Orada olacağım."
        "Teşekkür ederim. Hayırlı mesâiler."
        "Size de, Bay Tankut."
        Tankut, telefonu kapattı.
        Uğur Uğursoy, işyeri, Dereboyu Mahallesi'nin ve Alazköy kentinin en güney uçundaki Sanâyi Yerleşkesi'ndeydi. Bahçe bakım ve peyzaj işleri alanlarında uzman bir şirketin sâhibiydi. Tankut Şirketler Kümeleri'yle, bu alanlarda birlikte çalışırlardı. Bunun dışında, Tan Tankut'a bâzı "özel" hizmetler sunuyorlardı.

***


Târih: 02.09.2014 | Bölüm: "Ben, kimim?"


Öykünün tüm kısımları
- 7. kısım
- 6. kısım
- 5. kısım
- 4. kısım
- 3. kısım
- 2. kısım
- 1. kısım





Tüm Bölümler
12. bölüm: Yasalar, her şeyden üstündür!
                  (Hazırlanıyor)
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
3. bölüm "Ben, kimim?"
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.