3. bölüm "Ben, kimim?"
4. kısım


        Ev telefonu, zırladı. Gizem, âhizeyi kaldırdı.
        "Cânân kızım, size bir dâvetiye vermek istemiştim. Pazar günü, saat onüçte bizim çatıda yemek yiyeceğiz. Bayan Düşel, Bayan Ağtunç, Bay Uzer ve siz katılacaksınız. Ayrıca ev halkı da yemekte olacak."
        "Benim bir konuğum var, Bay Tankut."
        "Ne güzel! Sizin konuğunuz, benim de konuğumdur. O da gelsin, güzel kızım; bizi şereflendirsin."
        "Söylediğiniz günde ve saatte, orada olacağız."
        "Bayan Ağtunç'a da iletin; kendisine ulaşamadım da."
        "Elbet de. Teşekkür ederim. İyi akşamlar."
        "Size de, güzel kızım."
        Gizem, annesine döndü: "Anneciğim, pazar günü dâvetliyiz."
        Gözde Gözsel, pencereden, o benzersiz rörüntüyü izliyordu. Başını, geriye, Gizem'e çevirdi. "Ah güzelim! Ben, yarın akşam geri dönüyorum. Pazar günü, bir dâvetteyim; pazartesi de görevimin başında olmalıyım."
        Gizem, annesinin yanına gitti; ona, arkadan sarıldı. "Hani, yeni işimi kutlayacaktık? Ama gelişin, o kadar güzel oldu ki, tüm dünyâ benim oldu."
        "Pek yakında baban da gelir." Gizem, sustu. "Sevinmeyecek misin, tatlım?"
        "Elbet sevineceğim, anneciğim." Ama gözleri, başka ülkelerde geziniyordu."

***

        Aysun, muhâbir ile, Kıran Kafe'de buluştu. Bayan Oya Kaygusuz, pek dakik bir muhâbirdi.
        "Geldiğiniz için, teşekkür ederim."
        "Ricâ ederim; siz, benimle görüşmek istediğiniz için, size teşekkür ederim." Kaygusuz, otuz yaşlarında, bulunduğu ortama göre giyinen ve öyle davranan, genç bir muhâbirdi.
        Aysun, masanın üstündeki fotoğraf makinesini gösterdi. "Bir ricâm olacak: Burada, flaşlı resim çekmeyin; diğer müşteriler, rahâtsız olmasın."
        "Çok incesiniz. Dışarda çekeriz."
        Aysun, hemen konuya girdi. "Bilesiniz ki, size, kızgın değil, ama kırgınım."
        Duygu Dağbayır, araya girdi. Sipârişleri alıp, uzaklaştı.
        "Bir yanlışım olduysa, özür dilemesini de bilirim," dedi Kaygusuz. "Ben, eğitimim doğrultusunda, mesleğimi yapmaya, özen gösteriyorum."
        "Bâzan, bir şeyler yayınlamadan önce, ilgili kişiye başvurulmalı; meslek etiği, bunu gerektirir; haksız mıyım?"
        Kaygusuz, çenesinin yanını kaşıdı. "Beni mahçûb ediyorsunuz." Gerçekten de söylediğini kastediyordu.
        "Bakınız; ben, aşırı solcu ve halkçı bir insanım; bunu bilmeyen, neredeyse yoktur. Onun için, avukatlarıma danışmaktansa, sizinle görüşmeyi, uygun gördüm. Ben de, yaşamım boyunca, küçük ya da büyük yanlışlar yaptım. Her yanlışımda, birileri, avukatına koşsaydı, bugün —büyük olasılıkla— karşınızda oturamazdım. Çünkü ufak-tefek ynlışlar, insana değgindir. İnsanı, salt insan olduğu çin suçlayamayız, değil mi?"
        Kaygusuz, tatlı-tatlı gülümsedi. "En azından, neden bu kadar sevildiğinizi, şimdi anlamaya başladım. Bu kadar açık olduğunuzu bilseydim, inanın ki, çekinmeden size danışır, belki de 'âile içi' tarzında bir haber yayınlardım." Biraz ara verdi. "Peki; neden bayan arkadaşınızın evinde kalıyorsunuz?"
        O ânda Duygu Dağbayır, sipârişleri getirdi ve hızlıca uzaklaştı.
        Duygu, gidince, Aysun, yanıt verdi: "Önceden de vurguladığım gibi, ben, halkçı bir insanım. Bizim halkımızın bir yanlış inanışı vardır: 'Zenginler, yalılarda-köşklerde yaşarlar. Ortadirek, onları hiiiç ilgilendirmez!' İşte bu, büyük bir yanılgıdır. Çünkü gerçek zenginlik, kalbin atışıdır; kalp ritminiz sağlıklı ise, sizden zengini yoktur. Hele, yüreğinizde sevgi kıvılcımları doğarsa, evrenin tüm zenginlikleri umrunuzda olmaz."
        "Sevgi derken?"
        "Gizem Gözsel; ev arkadaşım. Geride bıraktığım elli yıl içnde, onun gibi iyi yürekli ve ufukları geniş bir insanla tanışmamıştım. Ben, çok şanslıyım; onu ne kadar seviyorsam, o da beni o kadar seviyor. Bizimkisi, bir bakıma 'ilk görüşte aşk' oldu."
        "Nasıl tanıştınız onunla?"
        "Çok ilginç: İkimiz de, aynı günde Alazköy'e geldik; ikimiz de, aynı otelde kayıt yaptırdık; ikimiz de, sırf tâtil için Alazköy'e gelmiştik; ikimiz de, bu kente âşık olduk... ve ikimiz de, burada kalmaya karar verdik."
        "Tüm bunlar, gerçekten büyük rastlantı. Peki; birlikte kalma fikri?"
        "Aslında ben, planladığım tâtil süresince, oteldeki süitimde kalmayı düşünüyordum. O, erken davrandı ve bir dâireye taşındı. Hemen ardından, onunla aynı dâirede kalmayı önerdi. Ve aynı günde, onun yanına taşındım. Ama salt kısa bir süre için onunla kalıyorum. Keşke onunla çok dahâ önce tanışsaydım. Ondan, yaşamla ilgili o kadar çok şey öğrendim ki, dersiniz: 'Hanginiz dahâ yaşlı?'"
        "Sâhi; kaç yaşında kendisi?"
        "Otuzuna yıllar kaldı."
        Kaygusuz, hayâllere dalmış gibi gülümsedi. "İzin verirseniz, iş hayâtınıza da değinelim. Alazköy'de yatırımlar yapacağınıza değin, dedikodular yayıldı. Bu, ne derece doğru?"
        "Yine bana sorulmadan, tahminlerde bulunuldu; sonunda gerçek bir tahmin yapıldı. Evet, Alazköy'e, iyice yerleşmeye kararlıyım. Durumun uygunluğuna göre, şirketlerimin yönetim birimlerini de buraya taşımayı düşünüyorum."
        "Ya üretim?"
        "Bayan Kaygusuz, ticâret yaparken, gelecek nesilleri ve doğayı da düşünmek gerek. Alazköy'de elbet de üretim yapılabilir. Ama benim şirketlerimin çoğunluğunda, kimyâ arabirimleri var. Bu arabirimleri şiketlerden çıkardığınızda, geriye kooocaman bir 'hiç' kalır."
        Kaygusuz, sözünü kesti. "Anladım; Alazköy'deki doğayı korumaya özen göstereceksiniz."
        "Beni, çok iyi anladınız. Nasıl çalışanlarımın tümü, ülke genelinin çok üzerinde ücret alıyorsa, aynı tutkuyu da, doğayı korumada uyguluyorum. Ve sonunda, hep kârlı çıkıyorum."
        "Siz, hep böyle sevgi dolu musunuz?"
        Aysun, güldü. "Aslında ben, biraz hırçınım; biraz da kaprisliyim. Ama çevremdeki insanlar, buna, alıştılar; beni, bu hâlimle sevmeyi öğrendiler. Benim ticâri başarım, bu hırçınlık ve kaprislerim üzerine inşâ edilmştir."
        "Bayan Gözsel'e karşı da hırçın ve kaprisli misiniz?"
        "Her nedense, onun yanında, sevgi tohumlarım yeşeriyor. Onu tanısanız, siz de çok seversiniz."

***

        Tankut, asansör holüne girince, cebindeki kağıdı ve kalemi çıkardı. İyice emîn olmak için, odacığı gözden geçirdi. Ne bir resim, ne bir çöp tenekesi, ne de herhangi bir yerde bir toz tânesi... Gizli kamera ve dinleme aygıtının, kesinlikle yerleştirilemeyeceği bir odaydı. Tek aksesuar, çelikten asansör kapısı ve yine çelikten, odaya giriş kapısı vardı.
        Cebinden çıkardığı kağıdı, giriş kapısına dayadı ve bir şeyler yazdı. Ardından, kâğıdı bir-kaç kez büktü ve itinâyla, sağ elinin içine yerleştirdi. Sonra da elini pantolonunun cebine soktu.
        Dışarı çıktı; hava, karanlıktı. Giriş kapısının dışında, sağ tarafta bir-çok şalter vardı; onlardan üçüne dokundu. Kendi bulunduğu alanda ışık yanmadı. Ama yeşillik çatının uzak kuytularında altı lamba yandı. Böylece, kendi bulunduğu alana loş ışıklar ulaştı.
        Oradan uzaklaşmaksızın, beklemeye konuşlandı. Saate baktı; birbuçuk ilâ iki dakika kalmıştı. Uğursoy, saat gibiydi; her zamân sâniyesiyle buluşma yerine gelirdi.
        Kısa süre sonra, neredeyse sâniyesinde, asansörün durduğunu duydu. Asansör holüne girdi. O ânda da Uğursoy, iniyordu.
        Tankut'un sağ eli, cebindeydi. Çıkarıp Uğursoy'a uzattı. "Hoş geldiniz, Bay Uğursoy."
        Karşısındaki dev, elini sıkarak, hiç belli etmeden, kendine uzatılan kâğıdı aynı kıvraklıkla elinin içine aldı. "Teşekkür ederim, Bay Tankut." Ardı-ardına odadan çıkarken, Uğursoy, elini, pantolonunun cebine soktu; kendine verilen emâneti, oraya bıraktı.
        Dışarda, gerçekten iş konuşuyormuş gibi yaptılar. On dakika sonra, Uğursoy, yalnız olarak, asansör holüneydi. Kendine uzatılan kağıdı, çıkarıp-okudu: "Osman Nuri Kabataş. Sevdiklerime dil uzattı! Gereken, yapılsın!"
        "Öyle ha?!" diye mırıldandı öfkeyle. Elindeki kâğıdı, en ufak parçalarına kadar yırttı.
        Tankut, on dakika kadar çatıda oyalandı ve asansöre yöneldi.





***


Târih: 02.09.2014 | Bölüm: "Ben, kimim?"


Öykünün tüm kısımları
- 7. kısım
- 6. kısım
- 5. kısım
- 4. kısım
- 3. kısım
- 2. kısım
- 1. kısım


Content Management Powered by CuteNews



Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
3. bölüm "Ben, kimim?"
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.