3. bölüm "Ben, kimim?"
5. kısım


        Aysun, alış-verişe gitmişti.
        En az yirmi yıl aradan sonra, ilk kez alış-verişe gittiğinde, bakkaliyeler kalmamış, marketler ülkeye yayılmıştı. Pek şaşırmıştı; hattâ şaşkındı. Ama hızlı alışmıştı.
        Bu cumrtesi, alış-verişten eve döndüğünde, anne ve kızı, sohbete dalmış bir biçimde buldu. "Tünaydın, sevgililerim. Haberleri okudunuz mu?" Gazeteleri, sehpânın üzerine bıraktı. "Ben, mutfağa gidiyorum. Erzâkları yerleştireyim." Böylece, oturma odasından dışarı çıktı.
        Gözde Gözsel, çok mutluydu. Kızının ev arkadaşı, ülkenin en zenginlerindendi; ama bir o kadar da açıkgönüllü idi. "Ne kadar iyi ve açıkgönüllü bir arkadaşın var."
        Gizem, gazetelerden birinin sayfalarını çeviriyordu. "Evet; öyledir. Onu gerçekten çok seviyorum." Bir sayfaya gelince, gazeteyi büktü. "Anneciğim, şuraya bak. Aysun, dün, bir röportaj verdi."
        Sayfanın yarısından fazlası, bu röportaja ayrılmıştı. Makâlenin başlığı: "Aşk tarzında bir tutku!" Ayrıca haber, dört resimle süslenmişti.
        Ana-kız, haberi birlikte okudular.


        On dakika sonra, Aysun da onlara katılmıştı.
        "Tatlım, ne güzel bir röportaj verdin. Gazeteci, seni, öve-öve bitiremiyor."
        Aysun da onların karşısına oturmuştu. "Sevgilim, ben, röportaj vermedim ki; sırf içimi döktüm."
        "Ben, senin o güzel içini var ya...!" Gizem, kalktı ve dikkatini gazeteye vermiş olan Aysun'un yanına oturdu. Arkadaşına sarılıp, yanağına bir öpücük kondurdu. "Kız! Seninle iyi ki tanışmışım."
        "Bayan Kaygusuz, bu kez de abarttı. Yaptığı yorumlar, gerçekten aşırıya kaçtı. Sanrım, feminist kişiliğinin, bunda büyük bir payı oldu."
        Gözde, araya girdi. "Hâyır; abartmadı; az bile yazdı. Demek ki, insan sarrafıymış. Ben bile, son yirmidört saatte, sana öyle alıştım ki, nasıl ayrılacağım; bilemiyorum."
        Aysun, bu sözlere, çok önem verdi. "Ne güzel bir dilin var. Ben de sana iyiden-iyiye alıştım. Gizem ve sen, anne-kız, ancak böyle olabilir."
        Gizem, Aysun'u sağ koluyla kendine çekti. "Anne, sen de bize taşınsana!"

***

        Ulaş, son yirmidört saatte, kafasındaki düşünceleri, epeyce ayıklamıştı; artık, Gizem'in, kendisine tecâvüz etmediği sonucuna varmıştı.
        Genç kadının güzelliği, belleğinde daha da pekinleşiyordu. O hükmedici tarzı ve sesi de, aklından çıkmıyordu.
        Ömründe ilk kez bu kadar uzun süre seviştiğini, son ânda tespit etmişti.
        Artık, yaşamı sürecinde, ilk kez orgazma ulaştığını da farketmişti. Rûhen ve bedenen, kendisini, neden çok daha değişik hissettiğini de anlamıştı.
        Ve son yirmidört saatte, odasından dışarı adım atmamıştı. Cumârtesi sabâhı, sonunda biraz kahvaltı yapmıştı.
        'Acabâ bir psikologa mı danışsam?' diye geçirdi içinden.
        Kolunu kaldırdı; koltukaltını kokladı. Son iki günde, banyo yapmadığını anımsadı. Artık kendisini toparlamanın vakti gelmişti.
        Üç dakika sonra, duş süzgecinden fışkıran sıcacık damlaraların eşliğinde, farkında olmadan 'Tutku' şarkısıny söylüyordu.
        "Aklımda-fikrimde hep sen varsın; rüyâlı-hülyâlı gözlerin var; sevmemek mümkün mü, güzelim, seni; beni kahreden o sözlerin var! Aklımda sen, fikrimde sen; sevgimi, nasıl söylesem? Sen, benim son tutkum, son umudumsun; beni kahreden o sözlerin var!"

***

        Tankut'un küçük otomobilinde, bu kez, üç kişi yol alıyordu. Bir de Hun vardı; koltuğun sağında oturan Aysun'un kucayında, pek eğleniyordu.
        "Bay Tankut, neden bu kadar küçük arabanız var? Daha büyüğü daha uygun olmaz mıydı?" Güzel sarşın, Tankut'un arabasını ilk kez görmüştü.
        Direksiyondaki Tuğbay, Aysun'un Tankut'a 'Bay Tankut' diye seslenmesini, birazcık garipsedi; dikiz aynasından, arkaya bakarken, belli etmeyecek biçimde gülümsedi. Ama böyle durumlarda yine de deneyimliydi.
        "Bayan Ağtunç, soytarılığın da sınırları olmalı; haksız mıyım?"
        "Anlıyorum. Bilâkis bir halkçı olarak, ben de sizden çok daha ders alabileceğim."
        "'Yurdum malı' bir lüks otomobil markası olsaydı, kesinlikle üç tânesini alırdım. Alazköy'de üretilen bir yerli ürün olsaydı, kendim için yine en az üç tâne alırdım; ayrıca şirketlerin üst düzey çalışanlarına da, o otomobilden, birer tâne tahsis ederdim."
        "Yâni sömürgeciliğe karşı savaş açtınız."
        Tankut, yüzünde, hafif bir gülümseme ile, sağında oturan Aysun'a baktı.
        O ânda, otombil durdu. "Geldik, efendim," dedi Tuğbay ve arabadan indi.
        Aysun, önce sağına-soluna bakındı. Ardından başını cama yakaştırdı ve yukarıa baktı.
        Tuğbay, arabanın çevresini dönüp, Aysun'a kapıyı açarkan, Tankut da diğer taraftan indi.
        En son yapılan gökdelenin önündeydiler. Aysun, her nedense, buraya daha önce hiç gelmemişti. Merâkla,F çevresini gözden geçirdi. Sonra, bakışını, gökdelenin ana giriş kapısına yöneltti. Çift kanattan oluşan kapı, iki metre genişliğindedi.
        Üç kişi, kapıya yürüdü. Hun, hâlâ Aysun'un kucağındaydı. Tuğbay, kapının solunda bulunan bir kertiğe, elindeki kartı soktu.
        Tankut ise, kapının sağındaki küçük bir kapağın üzerinde bulunan bir noktaya, işâret parmağı ile dokundu. Kapak açılınca da yukarda içe doğru saklı olan bir perdeyi çekti; perde, biraz aşağı eğildi. Tankut, neredeyse diz çökecek kadar eğilerek, gözüken, rakam ve harflerle dolu tuş alancığında, uzunca bir şifre kaydetti. Çift kanatlı kapı, açıldı.
        Aysun, olup-bitenleri izledi.
        "Buyrun, Bayan Ağtunç," diyen Tankut, Aysun'u içeri dâvet etti.
        Üç kişi, aynı ânda içeri girdi. Sarışın lüleli güzel, çevresine bakındı. Gökdelenin, uçsuz-bucaksız gibi gözüken ana giriş salonu vardı. Bazı yerlerde, taşıyıcı işlevi olan, kalın sömeller vardı. "Tahminimde, umarım yanımam, Bay Tankut."
        "Bu gördüğünüz, elbet ki, kaba taslaktır. Ayrıntıları size kalmış. İsterseniz, kendi bünyenizle ayrıntıları tasarlarsınız; istersenz, iç mîmâr çağırırsınız."
        "Bu binâyı kullanabilme olasılığını, şu âna kadar neden düşünemediğimi, anlamıyorum. Her şey, çok mükemmel gidiyor." Aysun, çok memnûn gözüküyordu.
        "Gökdelenin katlarının, ortalama üçte ikisi olan üst katlar, dâire biçiminde tasarlandı. İsterseniz, çalışanlarınıza kirâlayın; isterseniz, yazıhâne olarak kullanın. Tankut Kule ve M'Alum Otel'e epeyce benzeyen bir mîmârîsi var. Yalnız, bu binânın üç alt katı var. O katlar, benim evime çok benzer; isterseniz, orada, siz yaşayabilirsiniz."
        "Beni, gerçekten çok mahçûb ve mutlu ediyorsunuz. Ben, tâtil sefâsı çekerken, siz, benim cefâmı çektiniz."
        "Ricâ ederim; ben, siz gelmeden önce ne kadar çalıştıysam, sonrasında da öyle çalıştım. Unutmayalım ki, siz, hâlâ tâtildesiniz. Şu ânda burada olmamız bile, pek etik değil; sizin tâtilinizi böldüm."
        Aysun, karşısındaki karizmatik adama, düşündüğünden de fazla âşık olduğunu farketti. Hun'u okşarken, kendi-kendisine konuşur gibiydi. "Peki; benden, ne kadar kirâ bekliyorsunuz? Oldu-bitti türünde, beni, buraya getirdiğinize göre; bir bildiğiniz var demektir."
        "Siz de iş kadınısınız; uygun bulduğunuz bir meblâğı, sözleşmeye eklersiniz."

***

        Gizem, annesinin hazırladığı çayı, çok özlemişti; neredeyse hiç kimse, Gözde gibi çay pişiremezdi. Milyonların tükettiği ve hazırladığı aynı çay, güzel annenin elinden, bambaşka bir koku ve bambaşka bir tatla çıkardı.
        Gizem, mutfağa girdi; annesinin arkasına geçti; beline sarıldı ve başını sol omuzuna yasladı. "Sen, 'anne' gibi kokuyorsun; kokunu bile inanamayacağın kadar çok özlüyorum."
        Gözde, zorlukla arkaya dönebildi; kızını kucakladı; onu, sol gözünün yanından öptü. "Sen de 'kızım' gibi kokuyorsun; benim biricik kızım!"
        "Acabâ bizi yabancılar görse; benim, yedi yaşındaki bir körpe gibi sana sarıldığımı görse, ne düşünür?"
        "Sanırım, bu, güzel ve zekî kızımın umrunda olmaz. Değil mi?"
        "Bir de bana gerçekleri açıklayabilsen?"
        Gözde, 'kuzucuğu'nun yüzünü, ellerinin içine aldı. "Cânım, yine mi aynı konu?"
        "Anne, senin, benim öz annem olduğunu biliyorum; ama gerisi, bulanık! Söyle bana; bende, eksik olan ne? Ben, kimim?"
        "Tatlım, Alazköy'e geldikten sonra, sana bir hâller oldu. İçinde bulunduğun hayât, o kadar da gizemli değil. Yaşamana bak; yaşadığını sezin."
        "Hayâtımı ne kadar sevdiğime, bilâkis tanıklık ettin. Ama içimdeki bu boşluk dolmadığı sürece, takıntı durumuna dönüşecek."
        "Tatlım, bu düşünceler, nereden geldi aklına?"
        "Sen, bana bu soruyu yönelttiğin sürece, beni daha da umutsuz ediyorsun; ve içimdeki o boşluk, büyüyor!"
        "Bi tânem, sen, benim ve babanın kızısın. Bana, inan. Sana, yalan söyler miyim? Yeryüzündeki biricik varlığımı, üzebilir miyim?"
        Gizem, elindeki kozu kullandı. "Anne! Benim, bir kimyâcı olduğumu, unutuyorsun ara-ara."
        "Çay da tamam sayılır; şimdi git oturma odasına; ben, çayları getiriyorum."



***


Târih: 02.09.2014 | Bölüm: "Ben, kimim?"


Öykünün tüm kısımları
- 7. kısım
- 6. kısım
- 5. kısım
- 4. kısım
- 3. kısım
- 2. kısım
- 1. kısım





Tüm Bölümler
12. bölüm: Yasalar, her şeyden üstündür!
                  (Hazırlanıyor)
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
3. bölüm "Ben, kimim?"
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.