3. bölüm "Ben, kimim?"
6. kısım


        Uğursoy, yazıhânesindeydi. Telefon, çaldı. Âhizeyi kaldırdı ve dinledi. "Patron, alış-verişi tamamladım. Ama tahminimizden fazla yük oluştu. Yedek bir arabaya gereksinim var."
        "Hemen bir araba gönderiyorum. Nerdesin?" Adresi kaydetti. "Bekle biraz; bir arkadaşı yolluyorum."
        "Peki, patron."

***

        Üç kadın, Mut Apartmanı'nın pasajından çıkınca, Aysun, durdu.
        "Neden durdun, tatlım?" diye soru Gözde.
        "Bundan sonra yalnız kalın. Ben, burada Gizem'i bekleyeceğim."
        İkisi de sıkı-sıkı sarılarak vedâlaştılar. Biraz sonra da taksi, gelmişti.
        Aysun, kızıyla vedâlaşan mutsuz annenin taksiye binmesini, uzaktan izledi.
        Gözde'nin içinde bulunduğu taksi, iyice uzaklaşınca, Gizem'in yanına gitti. Yeşil gözlü biçâre, otomobilin adından bakakaldı. Aysun'un, yanına geldiğini farkedince, koluna girdi. "İçim yanıyor."
        "Sevgilim, gel, Kıran Kafe'ye gidelim. Bir duble alıp, biraz kafa dağıtalım. Ben de Gözde'yi ilk görüşte çok sevdim. Tıpkı, seni gördüğüm ân, kalbime yerleştirdiğim gibi."
        Kafede, tezgâhın önüne oturdular. İkisi de birer cin ve birer su ısmarladılar.
        "Anneme de 'sevgilim' diye hitâb etmen, beni çok mutlu ediyor."
        "Güzelim, ömrümde 'sevgilim' dediğim ilk kişi, sensin. Gözde'yi de neredeyse senin kadar sevdim."
        "O da seni, çok sevdi. O, bana hitâb etme şikillerini, sana karşı da bire-bir yaptı."
        "Farkındaydım. Sen, bana hangi biçimlerde hitâb ediyorsan, o da bana da aynı biçimde sesleniyor."
        "Ve o hitâb şekillerini, yaşamım boyunca yalnızca bana karşı uygulamıştı. Şimdi, seni de benim gibi algılıyor. Yâni, seni de, neredeyse beni sevdiği kadar sevdi. Bu sevgilerin türleri farklı, ama özdesi aynı."
        "Umarım, pek yakında yine görüşürüz. Bir ara ev adresini de verirsin, değil mi?"
        "Elbet, tatlım."
        Aysun, önce bir yudum cin, ardından da bir yudum su içti. "Güzelim, merâk edip durdum; aslında, annenle bu konuyu açmak istemiştim; ama, nasıl olmuşsa, onun yanında konuya bir türlü giremedim; o kadar hoşsohbet bir kadın ki..."
        "Sor, tatlım, sor; uzatmadan sor."
        Gizem'in tavrı, Aysun'a ışıltılar veriyordu. "Seni hiç şımartmadılar mı? Neden çifte eğitim almana, karşı çıkmadılar?"
        "Tatlım, ben, âilenin tek çocuğu olmama karşın, hiç bir zamân şımartılmadım. Ama özgürlüklerim de, hiç bir zamân kısıtlanmadı. Bir keresinde, annemin söylediklerini, istmeden duydun: 'Ne kadar tâlihliyiz ki, kızımız, haylaz olmadı; o, eğitime ve öğrenime âşık olmuş bir kız; istediği kadar eğitimine devâm edebilir.' İşte; benim annem, böyle biri. Peki; sen? Senin eğitimin ne?"
        "Lise; lise diplomam var; meslek lisesinden."
        Gizem, o sırada cin içiyordu; sıvı, ânîden boğazına kaçtı. Aysun, biraz korktu. Gizem, öksürdüğü bittikten sonra, Aysun'a döndü: "Gerçekten mi?"
        "Elbet de. Bildiğin gibi, benim de annem-babam, ticâretle uğraştılar. Onların kurduğu ve büyüttüğü şirketleri, ben, dahâ da geliştirdim; ve holding biçimine kadar çıkardım."
        "Peki; neden eğitime devâm etmedin?"
        "Ben, liseyi bitirdiğimde, sıradan bir âileydik. Büyüklerimin geliri, dahâ fazlasına olanak tanımıyordu. Okulumun bitmesiyle, annem ve babam, kendi şirketimizde beni eğittiler."
        "Peki; dahâ sonra neden devâm etmedin?"
        "Sevgilim, düşünsene; yaklaşık yirmi yıl aradan sonra, ilk kez soluklanıyorum. Gerisini artık tahmîn edebilirsin."

***

        Cumârtesi akşamının, geç saatleriydi. Osman Nuri Kabataş, kahvehâneden yeni çıkmıştı. Issız yolda, evine doğru ilerlemişti. Bir köşeyi dönerken, ânîden birisi, onu, kıskıvrak yakalayıp, ağzını eliyle örtmüştü.


        Kendine geldiğinde, gözleri ve ağzı, birer bezle sıkıca bağlıydı. Ayakları, bağlı durumda yere oturtulmuştu. Ellerinden ve belinden, ağaç gibi bir cisme bağlı olduğunu farketti. Kuşların ötüşünden ve burnunun aldığı kokudan, bir ormanda olduğunu anlamıştı. Sabâh vakti olmalıydı.
        Karşısında üç adam, onu izliyordu. Hepsinin başında yeşil kar maskesi vardı. Hepsi de darmadağınık giysiliydi.
        Kabataş'ın, ağzı bağlı olduğu için, bir şey söyleme olanağı yoktu. Ona karşılık, boğuk sesler mırıldandı.
        Uğursoy, ona biraz dahâ yaklaştı. "Osman Nuri Kabataş sen misin?" Kabataş kıpırdamadı. "Sen olduğunu biliyoruz; yalnızca usûlen soruyoruz: Osman Nuri Kabataş, sen misin?"
        Kabataş, evet anlamında kafasını salladı.
        "Birilerinin karısına-kızına lâf sokuyormuşsun; doğru mu?" Kabataş'ın kalbi, korkudan duracak gibiydi. Uğur Uğursoy, çok öfkelenmişti. "Ulan, milletin anasına-bacısına ne hakla lâf sokarsın!" Arkadaşlarına döndü: "Kalkmasına yardım edin; ve çözün şu mendeburaun ayaklarını!"
        Önce, ellerini ve belini bağladıkları halatları gevşettier; sonra, ayağa kalkmasını sağladılar; ve halatları, yeniden sıkıştırdılar. Sonra da ayaklarını çözerek, her bir bacağını, bir kişi yakalayıp gerdi; Kabataş, bacakları gerik bir şekilde, tâlihsizliğini bekliyordu.
        Uğursoy, ânî bir hamle ile, Kabataş'a bir tokat attı. Kabataş, acıdan inledi. O inlerken, midesine, bir yumruk yedi. Hemen ardından, bacakarasında bir tekme hissetti. Bir tekme dahâ! Bir dahâ!
        İz kalmamasına özen gösteriliyordu. Onun için, ellerini bağlarken, iplerin altına sünger yerleştirilmişti. Yüzüne yumruk atmak da yasaktı. Görünebilir yara oluşturabilecek her hamle yasaktı.
        "Çözün şunun ellerini!"
        Arkadaşları, Kabataş'ın ellerini çözdü.
        Kabataş, korkudan dehşetlere düşmüştü. Bir yandan, acıdan kıvanırken, diğer yandan, korkudan tir-tir titriyordu!
        "Korkma; seni öldürmeyeceğiz; ama sana vereceğimiz cezâ, ölümden çok dahâ ağır olacak," dedi Uğursoy. Arkadaşlarına döndü: "Şimdi de belini çözün!"
        İki kişi, onu, kollarından kıskıvrak yakaladı. Üçüncü bir kişi de ağacın arkasına gidip, düğümü çözdü.
        "Hadi! Size, bol eğlence dilerim!"
        Yakın bir yerde, yere yıkılmış bir ağaç vardı. Üzerine bir battâniye serildi. Kabataş'ı, kollarını açarak, o ağacın üzerine tomalttılar. Kafası, ağaç gövdesinin diğer yanından aşağı sarkıtıldı. Kıçı neredeyse gökyüzüne bakacak gibi kalkık bırakılmıştı. Kabataş'ın ellerinde, zâten önceden halatlar vardı; o halatların uçlarını, ağacın altından bağladılar.
        Hemen ardından patolonu ve donu çıkartıldı; ve süngerleyerek, ayak bilekleri bağlandı. Kabataş'ın bacakları iyice açılacak biçimde gerildi; ve halatlar, ağacın uzak uçlarına bağlandı.
        Bir kişi, elindeki kamerayyla çekime başladı.
        Kabataş, sürekli şikâyet mıldanmalarıyla meşgûdü.
        "Arkadaşlar, aranızdan birisi onu becermezse, o becermeyeni, ben becereceğim! Anlaşıldı mı? Gazânıza sağlık!"


        İki saat sonra, Kabataş, bitkin bir şekilde bayılmıştı. onüç erkek, onu defâlarca 'tatmin etmişti'. Her erkek, en az iki kez onunla 'eşleşmişti'.
        Kabataş, yine de dayanıklı çıkmıştı. Çünkü böyle durumlarda 'içi, dışına çıkanlar' çok olmuştu.
        'Tatmin Kadrosu' üyeleri de, çok yorulmuştu; öylece, oturup-dinlendiler.
        Kabataş, kendine geldiğinde, kafasına bir bidon soğuk su döktüler.
        Uğursoy, ağacın arkasına geçti; Kabataş'ı saçlarından kavradı ve başını yukarı kaldırdı. "Şimdi, beni, iyi dinle! Eğer Tankut'a, ya da Tankut'un bir yakınının başına, en ufak bir şey gelse... hattâ tüm Alazköy'de, birisi, tökezleyip yere düşse, senden biliriz! Seni becerirken, filme aldık. Önce, filmi, tüm Alazköy halkına dağıtırız; ondan sonra da seni, karını ve kızını gelip alırız. Başınıza gelecekleri, hayâl bile edemezsin! Anladın mı, lan!"
        Kabataş, anlamış gibi mırıldandı; ve başını sallady.
        "Yarın, posta kutunu aç; sana, bir CD ulaşacak; oradan, kendini izleyerek, başına, dahâ neler gelebileceğini anlarsın." Arkadaşlarına döndü: "Çözün şu itin dölünü!"
        Elleri çözüldükten sonra, geri bakmaması şartıyla, oradan uzaklaşması istendi. Geri dönüp, onları görürse, vurulacağı öğütlendi. Ayrıca, karısının ve kızının da akîbetini, belirlemiş olacağı vurdulandı.

***


Târih: 02.09.2014 | Bölüm: "Ben, kimim?"


Öykünün tüm kısımları
- 7. kısım
- 6. kısım
- 5. kısım
- 4. kısım
- 3. kısım
- 2. kısım
- 1. kısım





Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
3. bölüm "Ben, kimim?"
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.