3. bölüm "Ben, kimim?"
7. parça


        Beklenen, o 'son derece önemli' pazar günü de gelip-çatmıştı.
        Tankut, durumun uygunluğu doğrultusunda. ev halkı ile birlikte, her pazar günü, çatıda öğle yemeği yer. Bu yemeklerde, 'çalışan' ve 'patron' aslâ olmaz; bir âile ortamı oluşturulur; ve her bir kişi, diğerleriyle eşittir.
        Bu 'pazar yemekleri', zamândan yararlanmak adına, ara-sıra bahçede de düzenlenir; yağmurlu, karlı, aşırı sıcak ve soğuk günerde, yemek köşesinde düzenlenir.
        Evde yaşayan ve çalışan dört kişi de, bu yemeği, birlikte hazırlarlar. Erzâklar, kaplara koyulur ve kapalı bir araba ile, asansör yoluyla çatıya çıkarılır. Çatıda bulunan bir buzdolabında, soğuk içecekler ve yiyecekler için hazır bulunur.
        Yine ara-sıra, bu yemeklerde, 'yabancılar' da sofrada yer alır.
        Beklenen o son derece önemli pazar günü de, gelip-çatmıştı.
        Bu gün, ev halkı ve Tankut'un dışında, Belediye Başkanı Deniz Düşel'in yanısıra, Aysun Ağtunç, Gizem Gözsel ve Ulaş Uzer de katıldılar.
        Alışılagelen tek masaya, aynı büyüklükte başka bir masa daha eklenip, üzerine örtü serildi.
        Dâvetteki herkes, giysileriyle göz kamaştırdı. Boğa ve Sekmen, hiç de alışılmamış, ama Tankut için 'doğal' bilinen bir şıklıktaydılar. Tanıl Tuğbay ise, şıklıkta, mesâi arkadaşlarından geri kalmamıştı.
        Aysun ve Gizem, yine ters kutuplu 'eş görünümü' giyinmeyi yeğlediler. Basına haber verilmediği için, Bayan Düşel de, son derece şık ve seksî giyinmişti.
        Tankut ise, alışılagelenin dışında bir görüntü sergiledi: kravat yerine, üst düğmeleri açık giydiği gömleğinin içine, ipek bir boyunbağ sıkıştırmıştı.
        Dâvete ilk varanlar, birer köpüklü şarap alarak, hava sıcaklığına meydan okudular. Yemek saati gelene kadar, konuklar, ayaküstü sohbet etti.
        Hun da, aralarında dolaşıp, sohbetlerine katılıyordu. Herkes, ona illâ ki dokunmak istiyordu.
        "Hun'a lütfen yiyecek vermeyin," dedi Tuğbay. Anlayışla karşılandı.
        Ulaş, özlem ve hasret dolu bakışlarla, sürekli Gizem'i süzüyordu. Ama dikkat çekmemesine de özen gösteriyordu. 'Yeşilgöz'ün zârif tavırları, onun yüreğini hoplatıyordu! Hele o saf, ama yine de çok seksî kılığı? Çıldırtıyordu! Artık emîndi; o benzersiz duygu, 'aşk' idi.
        Oysa Gizem, Ulaş orada değilmiş gibi, kayıtsız davranıyordu.
        Bir ara, Tankut, Gizem'in yanına gitti. "Bayan Gözsel, hani, sizin bir konuğunuz vardı; gelmeyecek mi?"
        "Ne yazık ki, aramızda olamayacak; dün akşam, uçağa binip, evine ve görevine geri döndü."
        "Çok yazık; sizin dostlarınızla tanışmayı çok isterdim."


        Saat tam onüçte, kadro, tamamlanmıştı. Herkes sofrada yerini aldı. Herkesin, önündeki tabaktaki yemekleri dışında, seçmeli içecekleri ve birer bardak köpüklü şarap vardı.
        Bellenen vakit elince, Tankut, masanın bir uçundaydı. Sofradakileri kısaca gözden geçirdi. "Gördüğüm kadarıyla, herkes teşrif etmiş. Herkes, herkesle tanıştı mı?" Çeşitli ağızlardan, değişik yanıtlar geldi. "Ne dersiniz; bu güzel buluşmaya ve yeni tanıdıklarınıza kadehlerimizi kaldıralım mı?"
        Önce Düşel, ardından da diğerleri, kadehlerini kaldırldılar. "Şerefe!"
        Kısa süre sonra, Aysun, karşısında oturan Düşel'e baktı. "Bayan Düşel, kocanız neden gelmedi?"
        "Çünkü bugün," diye başladı Düşel, "siyâsetçi kimliğimle dâvetliyim. Kocam, benim işimle ilgilenmez; işime karışmaz."
        Aysun, Gizem'e döndü: "Sevgilim, iyi ki, Alazköy'e gelmişiz, değil mi?"
        "Aynen, tatlım."
        "Neden dâvet edildiğimizi, sanırım hepimiz tahmin edebiliyoruz," dedi Düşel. "İsterseniz, bir açıklama yapabilirsiniz, Bay Tankut."
        "Bayan Sekmen? Ben yoruldum; ricâ etsem, sözü siz alır mısınız?"
        "Hayhay!" dedi Sevil Sekmen o güzel sesiyle; ve ayağa kalktı. "Öncelikle şu kadarını söyleyeyim; önümüzdeki uzun yıllar boyunca, bu sofradaki herkes, kesinlikle Alazköy'de yaşayacak." Sofradakileri gözden geçirdi. "Yarın, biraz geçikmeli olarak, üç kişi ile sözleşme imzâlanacak. Bay Ulaş Uzer, kendi seçebileceği bir yazıhânede kendi avukatlık bürosunu açacak. Tankut Şirketler Kümeleri, her tür maddî ve mânevî desteği sağlayacak." Burada biraz ara vedi.
        Hekesin yüzünde gülücükler vardı.
        "Gerçekten çok mutlu oldum. Bay Tankut. Teşekkür ederim," dedi Ulaş. Diğer dâvetlilere döndü. "Hepinize, katkılarınız için teşekkür ederim. Her şeyden önce, Alazköy'de yeni bir başlangıç yapabildiğim için çok mutluyum."
        "Alazköy'e hoşgeldiniz, Bay Uzer," dedi Düşel. Ulaş, bir kez daha teşekkür etti.
        "Bayan Gizem Gözsel'e sıra gelince..." diye devâm etti Sekmen. Gizem, çok merâklanmıştı. "Kendisinin yöneticisi olacağı bir laboratuar şitrketi kurulacak. Yönetici durumunda olduğu için, genel bir çelışandan çok daha yüksek bir ücret alacak. Başarılar diliyorum."
        Gizem, ayağa kalktı. "Ben de herkese teşekkür ediyorum. Gerçekten çok mutluyum."
        Her yönden tebrikler yağdı.
        "Şu işe bak!" dedi Sekmen. "Ben de çok yoruldum." Karşı tarafta sol yönde oturan Boğa'ya baktı. "Sözü, Bayan Boğa'ya bırakayım. Söz, her zaman büyüğündür, değil mi?"
        Sofradakiler, gülerek eğlendiler.
        Bigün Boğa, ayağa kalkmadı. Hemen karşısında oturan Aysun'a baktı. "Alazköy'e yeniden hoş geldiniz, Bayan Ağtunç. Bay Olgun Şensel ya da Bay Uzer'in yardımıyla, kirâ sözleşmeniz hazırlanabilir. Ama eğer başka avukatlarınızı görevlendirmek arzusundaysanız, size kalmış bir şey. Artık 'Ağtunç Kule', sizin ayağınızın altındadır."
        Birileri güldü; diğerleri tebrikler yağdırdı; yine diğerleri alkışladı.
        Tankut, söze girdi. "Elbet de 'Ağtunç Kule' ismini, sırf öneri olarak kullandık. Taktir, sizindir."
        Aysun, bu gerçeği yeni duyuyormuş gibi, yeniden çok sevindi. Yüzü parlıyordu. Yalnızca, "Yorum yok!" dedi; ve aşırı sevinçten, sol elinin dört parmağıyla, o sevimli tarzıyla ağzını kapadı.
        "İzin verirseniz..." dedi Deniz Düşel. "Bu bir-birinden güzel üç yeni haber, beni ne kadar mutlu etti; sözlere sığmaz. Artık üç yeni 'Alaz' var aramızda. Ama bu konuyu, lütfen siyâset unsuru yapmayalım."
        Kısa süre sonra, Tuğbay, üçayağın üzerine yerleştirilmiş fotoğraf makinesini, masadan üç metre uzağa kurdu. Otomatik flaşı kullanarak, yemektekilerin tümünün gözüktüğü fotograflar çekti. Çektiği son iki resimde, Hun, masanın üstüne, kamera yönündeki uçuna oturtuldu; Aysun ile Bigün Boğa'nın arasında kalmıştı; çok sevimli gözüküyordu. Altı-yedi veriden sonra, Tuğbay, işlemi bitirdi.


        Öğle yemeği, bitmek üzereydi ki, Tuğbay'ın cep telefonu çaldı. Açtı. Telefonu, kulağından uzaklaştırıp, sol yanındaki Tankut'a uzattı. "Size, Bay Tankut."
        Tankut, telefonu aldı. "Efendim!"
         Uğursoy'un sesinde, neşe vardı. "Bay Tankut? İyi pazarlar, efendim."
        "Bir dakika." Sofra çevresinde oturanlara döndü. "Sizden özür diliyorum," dedi ve oradan uzaklaştı. "Buyrun, Bay Uğursoy."
        "Çarşamba günü için iş başlaması yapabileceğimizi bildirmek istemiştim."
        "Ama temiz iş isterim. Kafadan savmayı kabul etmem!"
        "Elbet de, Bay Tankut. Her zamanki gibi."
        Tankut, telefonu kapattığında, çok mutluydu. Görev, başarıyla tamamlanmıştı! Başını, hafifçe öne eğdi. Bakışlarını, ileriye doğru, belirsiz bir noktaya odakladı. 'Benim sevdiklerime dilini uzatanın, belini alırım!' diye geçirdi içinden. Gözlerinde, öfke ve öç sevinci parıltıyordu. (Dördüncü bölümden devâm.)

Tarih: 02.09.2014 Bölüm: "Ben, kimim?"


Öykünün tüm parçaları
- 7. parça
- 6. parça
- 5. parça
- 4. parça
- 3. parça
- 2. parça
- 1. parça


Tüm Bölümler
10. bölüm: Kutluluklar ola! (Hazırlanıyor!)
9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
7. bölüm: Öleceğim özleminle!
6. bölüm: "Seni seviyorum!"
5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
3. bölüm: "Ben, kimim?"
2. bölüm: Araştır ve bul!
1. bölüm: Aradık ve bulduk!
"Ben, kimim?"
© Erol Sürül | Sitemin tüm hakları saklıdır.