4. bölüm İncelemek ve araştırmak! (1)
1. parça


        Yeşil gözlü dilber, yeni ev arkadaşıyla o kadar mutluydu ki, ona olan duygularını, artık 'aşk' diye tanımlıyordu. Bugün, yeni işyerindeki ilk günüydü. Yeni şirketin kuruluş sürecinde, genel tasarım ve araç-gereç ısmarlama işleri yapacaktı. Öncelikle bugün, Tankut Kule'de kendisine tahsis edilen odaları gezecekti; aslında orası, iki kişinin, ya da eşler ve bir çocuğun yaşayabileceği bir dâire idi.
        Sarışın lüleli güzel ise, Gizem ile aynı duyguları yaşıyordu. O da, yeşil gözlü 'sevgilisi'ne 'aşkım' diye hitâb edecek gibiydi. Günün birinde, Gizem'in dâiresinden taşınmak zorunda olacak. Peki; o zamân, gerçekten tüm gönlüyle ayrılabilecek miydi? Ama o konuları, şimdilik düşünmek istemiyordu. Bugün, ilk kez 'Ağtunç Kule'yi bir nevî olsun, ayrıntılarıyla gözden geçirecekti.
        Gizem, işi gereği, saat yedide kalkmak yükmündeydi; zâten daha geç hiç yataktan kalktığını anımsamıyordu.
        Aysun ise, arkadaşından geri kalabilecek hiç bir şeyi yoktu; ömrünce, saat altıdan sonra yatakta kalmak nedir; pek bilmezdi.
        Gizem, duşta iken, Aysun, mutfakta kahvaltının son demlerini tadıyordu. Unutmadan, muhâbir Oya Kaygusuz'a, cep telefonundan bir ileti göndermek istedi.
"Bayan Kaygusuz, bugün saat 20.30'da Alazköy'deki dâiremizde olursanız, çok sevinirim.
Aysun Ağtunç
Not: Telefon numaramı ve ev adresimi, lütfen kimseye vermeyin; ayrıca numaramı, bir takma ad ile kaydedin."
        O sırada, Gizem, mutfağa girdi. Banyodaki işi, iyice bitmişti. "Tatlım, bugünü kutlamamız gerekmez miydi?"
        "Haklısın, sevgilim. Önümüzdeki günlerde, yeterince kutlama yapabiliriz. Sözleşmenin ilk aşamasında, senin işlerin de pek yoğun olmayacaktır."
        Gizem, kendisine küçük bir çay döküp, kahvaltı sofrasına yeniden oturdu. "Bugün, sanırım yalnızca iç mîmârla bir görüşmem olacak. Hazırlık aşamasındaki işlerin çoğunluğunu, evden de hâlledebilirim; onun için, illâ ki Tankut Kule'de kalmam gerekmeyecek. Öğle sonrasında görüşebiliriz."
        "Peki, ne yapalım, güzelim? Kıran Kafe'ye mi gidelim?"
        "Benim aklımda güzel bir fikir var; ama bu fikrimi uygulayabilmemiz için, en geç ondörtte buluşmamız gerekiyor."
        Aysun'un gözleri, cin gibiydi. "Öndörtte? Anladım! Şu sürekli ertelediğimiz dağ gezisi olmasın?"
        Gizem, kendisine küçük bir çay döküp, kahvaltı sofrasına yeniden oturdu. "Tam üstüne bastın! Sana bir sürü sürprizim olacak. Dağdan inmek istemeyeceksin."
        "Bugün 'Bir Nisan' diye, benimle alay etmiyorsun, değil mi, sevgilim?"

***

        Küçük arabasında, ilçe merkezine gidiyorlardı; Tankut'un, kaymakamla bir buluşması vardı.
        Direksiyondaki Tuğbay, dikiz aynasından, Tankut'a gözattı: "Bay Tankut, ajandalara gözattınız mı?" diye sordu.
        Tankut, yüzünü dizüstünden kaldırdı: "Hayrola?" diye sordu. "Önemli bir konu mu vardı?"
        Tuğbay, yine dikiz aynasından, arkaya baktı. "Alaz Mahalle'de bir intihâr olayı var. Osman Nuri Kabataş, intihâr etmiş."
        Tankut, önce elindeki dizüstüne baktı; sonra da gözlüğünün üzerinden Tuğbay'a baktı. "Dünyânın binbir türlü hâli var. Kim bilir, ne derdi vardı garibanın."
        "Haberlerden edindiğim bilgiye göre, son iki gündür, son derece bitkinmiş ve bunalımdaymış. Genelde yataktan çıkmamışmış; hiç kimseyle konuşmamışmış."
        Tankut, gözlüğünü çıkardı. Hiç bir şey belli etmiyordu. "Oysa mâlî sorunları yoktu. İlçeden döndüğümüzde, âilesine bir tâziye ziyâretinde bulunalım."
        Öğle güneşi, yeşillik dereyolu çevresini kasıp kavuruyordu. Küçük arabaya klima taktırmasaydı, Tankut'un, bu sıcaklara dayanacak takatı olamazdı.

***

        Ulaş, aslında pazar günü de yeni yuvasına iyice yerleşebilirdi; ama Tan Tankut'un dâvetiyesi, bu durumu, devredışı bırakmıştı.
        Pazartesi sabâhı, oteldeki tüm eşyâlarını, bavuluna ve valizine sıkıştırıp, resepsiyona indi. Hesâbını ödemek istediğinde, bir sürprizle karşılaştı.
        "Borcunuz ödendi, Bay Uzer."
        Ulaş, gerçekten çok şaşırmıştı. "Nasıl yâni? Benim, bu dünyâda kimsem yok; kim ödemiş olabilir ki?"
        Resepsiyonist bayan, itirâz edercesine gülümsedi. "Kimsenizin olmadığı, tam anlamıyla doğru değil; bundan sonra, tahâmmül edebileceğinizden geniş bir çevreniz olacak."
        "Peki; kim ödedi hesâbımı?"
        "Elbet de Tan Tankut, Bay Uzer."
        Ulaş, gerçekten çok yüce bir mutluluğa boğuldu; Alazköy'de, benimsenmişti. "Teşekkür ederim, değerli bayan. İyi mesâiler dilerim."

***

        Aysun Ağtunç, yeni yuıvasını, daha görmemişti; acelesi de yoktu. Ama yeni iş hanını sıklıkla ziyâret etmekten, kendini alıkoyamıyordu.
        Bu kez geldiğinde, gökdelenin çevresinde, her yerde işçiler çalışıyordu. Birileri, çimi biçerken, diğerleri, tarhları kazıyor; yine diğerleri, çiçeklerin bakımıyla ilgileniyor; nitekim diğerleri de çit çalılarını tarıyordu.
        Elinde bir bel ile tarhı belleyen kişinin yanına gitti. "Sizi, burada kim görevlendirdi?" diye sordu.
        "Biz, Uğur Uğursoy AŞ'deniz, Bayan Ağtunç."
        "İşiniz, tahminen ne kadar sürer?"
        "Öğle vaktini bulmadan, tamamlarız." Aysun, tam ayrılacaktı ki, adam, "Bayan Ağtunç!" diye seslenerek, onu alıkoydu. "Aşağıdaki işleri ne zaman yapabiliriz?" Buradan aşağıya üçüncü kata denk gelen, Aysun'un kalacağı katların bahçesini kastediyordu.
        "Benim için, acelesi yok. Siz, yine de işlerin hâllolması için, planınızı yapın."
        Adamın yanından ayrıldı; biraz daha gezindi ve bakındı. Son olarak, yukarıya baktı; gökdelenin, son katını görmek istiyor gibiydi; ama son katlar, öncekilere oranla daha dardı.

***

        Ulaş, aslında evinden çıkmak istemiyordu; üzerinde bir hâlsizlik ve isteksizlik vardı. Tek eğlencesi, yeniden yemeyi ve içmeyi keşfetmesiydi.
        Ama bu güneşli güzel günde, dışarı çıkmaya mecbûrdu. Önce Hizmet Yerleşkesi'ndeki taşınmacı şirketine uğramalıydı. Artık yeni yazıhânesini açabilmek için, kollarını sıvamalıydı.
        Hemen ardından ise, baro kaydı işlemleri için gerekenleri yapmalıydı.
        'Acabâ Gizem Efendim, şu ânda ne yapıyor?' diye geçirdi içinden. Ona olan özlemi, her gün, her saat, her dakika, her sâniye, daha da artıyordu. 'Ey gönlümün acısı! Ey yüreğimin hüsrânı! Neredesiniz şu ân?' Oturma odasında gözlerini gezdirdi. Pencereye vardı. 'Gizem'im! Efendim! Kokunuzu özlüyorum; sesinize hasretim; gözlerinizi, doyasıya izlemek istiyorum; tadınız, hâlâ damağımda; kıvrımlarınız...' Birden-bire gülümsedi.
        Sonra da balkona çıktı. Başını, korkuluktan dışarı sarkıtarak, yukarı baktı; efendisini, orada görebilme umuduyla, yanıp tutuşuyordu.

***

        Saat onbire doğru geliyordu. Aysun, Ağtunç Kule'den uzaklaşıp, Anadar Caddesi'nde kuzeye doğru yürüyordu.
        "Bayan Ağtunç!"
        Soldan gelen sese yöneldi. Alum Caddesi'nde, Ulaş, ona doğru hızlı adımlarla geliyordu. "Yavaş olun, câncağızım" diye seslendi. "Zamânımız var." Dört sâniye sonra, Ulaş, onun yanına varmıştı.
        "Sizi, yeniden görmek ne kadar güzel. Dün, sizinle hiç baş-başa sohbet edemedik."
        "İsterseniz, bir yere oturabiliriz."
        "Taşınmazcıdan yeni çıktım; meğerse Bay Tankut, her şeyi hâlletmiş; bana ise, yalnızca imzâyı atıp, anahtarları almak kalmış."
        "Çok iyi birisi, değil mi?"
        "Tencere yuvarlanmış; kapağını bulmuş."
        Aysun, kendisinin kastedildiğini biliyordu. "İsterseniz, yeni yazıhânenize bir bakalım."
        "Orası, bomboş bir bölük."
        "Farketmez; yeni avukatımın, yeni işyerini görmek isterim." Ulaş'ın koluna tutundu; ve genç adamı, Alum Caddesi'ne doğru sürükledi.


        Kısa süre sonra, bölüğün en büyük odasındaydılar. Oda, boş olduğu için, neredeyse nefesleri yankılayacaktı.
        "Onu çok özlüyorum," dedi Ulaş birden-bire.
        "Biliyorum, câncağızım." Ulaş'a sevgi ve şefkâtle bakıyordu.
        "Yoksa, siz de mi biliyorsunuz?"
        "'Her şeyi' demek istiyorsunuz; hâyır, ama çok şey biliyorum."
        "Geride bıraktığım her ân, onu daha iyi anlamamı sağlıyor. Bulunduğum noktada, onun da bana geresinim duyduğu sonucuna vardım."
        "Ama onun, kendine has bir dünyâsı var; senden ne beklediğini de biliyorsun."
        "Evet; biliyorum."
        Genç adamın kollarını kavradı; onun yüzüne baktı. "Ona âşık mısın?"
        Ulaş, biraz utandı. "Hem de çok. Umarım, beni ayıplamazsınız."
        "Seni ayıpsayacak son iki kişiden biri de benim. Ben de Alazköy'e geldikten sonra, gerçek eğilimimi öğrendim. Ama utanmıyorum; aksine, çok mutluyum; çok!"
        "Bay Tankut, sizin efendiniz mi?"
        "Öncelikle: 'Siz' değil, 'sen'. Evet; o, benim efendim. Yaşamım boyunca bu kadar mutlu olmamıştım."
        "Peki; ben, ne yapacağım?"
        "Sabret, câncağızım; sabret. Pek yakında, sen de çok mutlu olacaksın."
        "Keşke."
        "Bak, ne diyeceğim, câncağızım; ara-sıra buluşup, konuşalım; ikimize de iyi gelir."
        "Çok iyi bir insansın."

***


Tarih: 15.09.2014 Bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)


Öykünün tüm parçaları
- 7. parça
- 6. parça
- 5. parça
- 4. parça
- 3. parça
- 2. parça
- 1. parça


Tüm Bölümler
10. bölüm: Kutluluklar ola! (Hazırlanıyor!)
9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
7. bölüm: Öleceğim özleminle!
6. bölüm: "Seni seviyorum!"
5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
3. bölüm: "Ben, kimim?"
2. bölüm: Araştır ve bul!
1. bölüm: Aradık ve bulduk!
İncelemek ve araştırmak! (1)
© Erol Sürül | Sitemin tüm hakları saklıdır.