4. bölüm İncelemek ve araştırmak! (1)
2. kısım


        Saat ondörde geliyordu. Tankut'un evinin zilini çaldılar.
        dahâ önce, iki kafadar kadın, evde buluşup, hazırlanmışlardı.
        Boğa, bahçe kapısının düğmesine basıp, ev kapısını açtı; gelen sarışın güzelleri beklemeye konuşlandı.
        "Hanımlar, Tuğbay, dahâ şimdi arkaya geçebildi. Belki biraz uzun sürer; içeri gelmez misiniz?""
        "Biz, bu güzel havada bahçenin tadını çıkaralım, Bayan Boğa," dedi Aysun. "Teşekkür ederiz."
        Sırtlarını dönüp de, bahçeye yönelecekleri sırada, Tuğbay da çıkageldi. "Bilinen tüm malzemeleri çantaya koydum, bayanlar."
        "Teşekkür ederm, Bay Tuğbay," dedi Gizem. "Kara lâstikler?"
        Tuğbay, sol elindeki lâstikleri gösterdi. "Umarım, doğru numarayı seçmişimdir."
        Aysun, ayakkabılarını değiştirdi. "Bunlar, gerçekten zorunlu mu?" diye sordu.
        "Dağda tırmanınca, değerlerini anlayacaksınız," dedi Tuğbay.


        Yolun ilk etabının sonuna vardıklarında, kendilerini bir tümseğin üzerinde buldular. Gizem, eliyle tümseğin tepesini gösterdi. Oraya vardıklarında, ellerini uzatınca, Alazköy kentine dokunacak gibi sezindi Aysun. "Neden sıklıkla dağlara çıkmak istediğini, şimdi anlıyorum. Bu, ne güzel görüntü!"
        "Bu da bir şey mi!" dedi Gizem. "Dağı tırmandıkça, güzelliklerin ardı gelmiyor. Her ân yeni bir sürprizle karşılaşacağız."
        Tümseğin yukarı kısmına vardıkarında, o bilindik yol çatağına vardılar.
        "Buradan hangi yöne gitmemiz için, kurâ çekmemiz gerekirdi aslında; hangi yöne gidersek, hep güzelliklere denk geleceğiz. Yorgun musun?"
        "Nerdeee! Zımba gibiyim!" dedi Aysun.
        "Bay Tankut'tan dayanıklısın. Çok yaşayasın! Öyleyse, yokuşyukarı tırmanalım. Hiç ummadığın güzellikte bir bitki ve hayvan örtüsüyle karşılaşacaksın."


        Bir süre sonra, küçük ve şirin bir çeşmeyle karşılaştılar. "Susadın mı, tatlım?"
        "Susamadım ama, bu suyu içmeden, yola devâm etmek, çeşmeye hakâret olur." Ufacık bir yudum içti.
        "Biraz sonra, sola dönüp, ormana gireceğiz. Orada, bitki yapısından ziyâde, hayvan örtüsünü çok beğeneceksin."
        "Hangi tür hayvanlar bekliyor bizi?" diye sordu Aysun.
        "Tahmin ettiklerin işte: Geyik, ceylân, ayı, domuz, yılan, kartal... Geceleyin de çakal, kurt, yarasa ve diğer yırtıcı hayvanlar.
        "Saydıklarının tümünü, yalnızca fotoğraflardan ya da filmlerden bilirim; cânlı olarak hiç birine rastlamadım."
        "Ama hayvanları, rahâtsız etmeyeceğiz; doğal ortamlarını korumaya özen gösterelim."


        Kısa süre sonra, ormana dalmışlardı. Gizem, biraz alışmıştı; ama Aysun, hayreler içerisindeydi.
        Bir ara, Gizem, sol elinin işâret parmağını dudaklarına yaklaştırarak, 'sus' işâreti yaptı; ve sağ elinin parmağıyla, bir yönü gösterdi.
        "Bir ayı bu!" dedi Aysun.
        "Evet, benim bu ormandaki en iyi akadaşım. İlk tanıştığımızda, beni, yüzerken ziyâret etmişti. Çok sevimli ve uysal bir hayvan."
        "Ama korkunç görünüyor! Üç metre boyu var!"
        "O kadar da yok. Belki, günün birinde, onunla tanışırsın. Biraz sonra, bu yamaçtaki en ilginç güzellikle tanışacaksın. Sürpriz!"


        On dakika sonra, durdular. "Koklayabiliyor musun?"
        Aysun, dikkatle kokladı. "Tipik orman kokusu. Bunu mu demek istemiştin?"
        "Hâyır. Şimdi de kulaklarını aç." Sağ eliyle, kulağına şapka yaptı.
        "Bir hışırtı mı bu?"
        "Evet. Gel." Gizem, çok mutluydu. Aysun'a dikkat ediyordu; bu, onun belki de ilk orman gezisiydi. "dahâ önce hiç ormana girdin mi?"
        "Kentlere yakın ormanlara. Onlara da pek orman denmez ya! Böylesine gerçeken yaban bir ormana, ilk kez giriyorum."
        Fazla zamân geçmeden, amaçlarına ulaşmak üzereydiler. "İstersen, gözlerini kapat; ben, senin elini tutarım. Çünkü göreceğin görüntü, o kadar muhteşem ki, düşüp-bayılabilirsin."
        "Yok; kapamayayım. Her şeyin, yavaş-yavaş tadını çıkarmak istiyorum; alıştıra-alıştıra."
        Bir çalıyı dahâ yeni aşmışlardı ki, Aysun, şaşkınlığından, oracıkta kalakaldı.
        Yeşilgöz, 'taltısı'nın elinden tuttu. "Nasıl?"
        "Bu... gerçekten muhteşem! Bunun, doğal olması bile, inanılmaz!"
        Üç metre ilerdeki gölün ortasından, su kabarıkçıkları yükseliyordu.
        "Umarım, yorgunsundur."
        "İyi dedin, sevgilim. Burası, yüzmek için tam bir doğa hârikası!" Hemen sırt çantasını çözdü.
        Pınar gölünün kıyısına vardıklarında, ikisi de, istemdışı, giysilerinden sıyrıldılar. İki güzel kadın, doğanın ortasında, çırılçıplaktı. Güzeller, önce bakıştılar; sonra da el-ele tutuşup, yavaş-yavaş ve yan-yana soğuk suya girdiler.
        "Tatlım, sen, ömründe hiç doğal jakuzi gördün mü?"
        Aysun da aynı şeyi düşünmüştü. "İzin verir misin, sevgilim?"
        "Elbet; buyur."
        Aysun, yavaşça, yüzüstü, su kabarıkçıklarının üstüne yattı.


        Bir süre sonra, uçurumdan düşmesinin ardından, üzerine çıkıp, Tankut'a seslendiği kayaya ulaştılar. İkisi de, kayanın düz yüzeyine çıktı. Güzel doğa hârikalarını, doyasıya izlediler. Aşağıda, gözlerinin önünde, ırmak, kıvrılıp-akıyordu.
        Biraz dahâ sonra, Tankut ile oturup dinlendikleri ırmak kıyısında oturuyorlardı.
        "Dağlara ilk çıktığımda," diye başladı Gizem, "Bay Tankut'la, bu ırmağın güzergâhından gelmiş, yine aynı yoldan geri dönmüştük. Ama seninle, şu sağ taraftan yola devâm edeceğiz. Kısa süre sonra, Alazköy kentine tepeden aşağı bakacağız." Aysun'a baktı. "Yoruldun mu, tatlım?"
        "Nerdeee! Pınarda yüzmek, o kadar iyi geldi ki, ağaç bile koparabilirim!" Gizem'in güzel yüzüne, şefkât, hayrânlık ve sevgiyle baktı.


        Sağı-solu gözükmeyen bir tümseğin tepesine varmışlardı. Alazköy, buradan bakıldığında, ayaklarının altında gibi gözüküyordu.
        Çıkıntının tepesine, Gizem de ilk kez çıkıyordu; dahâ önce, bu noktanın dahâ da yukarılarından, Alazköy'ü izlemişti.
        "Güzelim, bu dağ gezilerini, sıklıkla yapmamız gerek."
        "Haklısın, tatlım. Bir sonraki gezide, yaylalara çıkarız. Ben, hiç oralara kadar tırmanmadım."
        Aysun, sırtını dönüp, yukarlara baktı. "Farkında mısın? Ne kadar insan, dağlara geziye çıkıyor! Neredeyse tümü de, görünürde buralı değil."
        Gizem, yalnızca bir sâniyeliğine geri dönüp, yamaçlara baktı; Alazköy'ün manzarâsını, izlemeye devâm etti. "Evet, dahâ çok turistler, dağları seviyor gibi duruyor."

***
        Oya Kaygusuz, randevuya beş dakika kadar önce buyurdu. Kadınların ikisi de, şıklıkta bir-birleriyle yarıştı.
        Aysun, kendilerine birer içki hazırladı. Oturma odasında, bir dostluk ortamı yaratıldı.
        "Farkına vardım; benim dışımda bir muhâbirle buluşmadınız. Bu, beni, gururlandırmalı mı?"
        "İsterseniz, bunu, bir psikoljik strateji olarak kabul edebilirsiniz." Ama Aysun'un yüzündeki gülücü ifâde, bu sözlerinin, yalnızca şaka olduğunu gösteriyordu.
        Oya ise, karşısındaki güzel kadına, aynı tarzda yanıt verdi: "Kabul etmiyorum."
        "Bayan Kaygusuz, insanların, dostları olması gerekir. Bu dostluklar, elbet de farklı alanlardan kişiler olabilir. Her şeyden önce; sırf gerçekleri yazan kalemlerden hoşlanırım. Bizim tanışmamız, bir tâlihsizlikle başladı; ama olumlu bir yöne doğru gelişti. Bugün, sizinle tanışmaktan, çok memnûnum."
        "Çok sesliliği, dahâ uygun bulmuyor musunuz?"
        "Kesinlikle öyledir. Sanırım, sizin kadın olmanız, bu tavrımı açıklayabilir. Sizin yazdığınız haberleri, diğer basın organları satınalabilir; böylece siz, meslekte dahâ hızlı ilerlersiniz."
        "Beni çağırmaktaki öncelikli amacınız neydi?"
        Aysun'un gözleri parlıyordu. "Alazköy'e yerleşmek için, gereken ilk anlaşmalar, neredeyse tamamlanmış bulunuyor. Kentteki tek boş gökdelen, Ağtunç Holding'e kirâlandı; sözleşmeyi ise, ilk fırsatta imzâlayacağız; acelemiz yok; ben, Bay Tankut'a, sonuna kadar güveniyorum."
        "Bu, gerçekten muhteşem bir haber! Yalnızca Alazköy için değil, tüm il için hârika bir haber! Kaymakam ve vali, sizi aradılar mı?"
        "Aman, aman! Ağzınızdan yeller alsın! O tür kişilerle, benim, işim olmaz! Bana uzak dursunlar; başka ihsân istemem!"
        Kaygusuz, güldü. "Peki; Tankut Şirketler Kümeleri ile râkip olma durumunu nasıl yorumluyorsunuz?"
        "Değişen bir durum, söz konusu değil. Bay Tankut da benim gibi halkçı bir insan; 'halkın kazancı' söz konusu ise, iki taraf da gerekeni yapar. Ayrıca iki taraf da rekâbetin sağlığını koruruz."
        İki kadın, dahâ sonra, dışarı çıkıp, Anadar Caddesi'nden güneye doğru yürüdü; Ağtunç Kule'ye gidip, loş karanlıkta, Aysun'un bir-kaç poz resmi çekildi. Sokaktan geçen bir adam da, anı niyetinde, iki kadını kareledi.
        Ayrılmadan önce, Oya, konuşmayı genişletti. "Tan Tankut'la görüşmeyi de isterdim."
        "Öyleyse, yapın; ne duruyorsunuz?"
        "Kendisi, şu günlerde aşırı meşgûl."
        "Hm? Anlıyorum; dert edinmeyin; bir yolunu buluruz."

***


Târih: 15.09.2014 | Bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)


Öykünün tüm kısımları
- 7. kısım
- 6. kısım
- 5. kısım
- 4. kısım
- 3. kısım
- 2. kısım
- 1. kısım





Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
4. bölüm İncelemek ve araştırmak! (1)
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.