4. bölüm İncelemek ve araştırmak! (1)
7. kısım


        Oğuzhan, Arkasında bulunan üç parçalı paravanayı, iskemlesenin hemen arkasına çekti. Orta parça, kendi sırtını korurken, yan parçalar da, yanlardan gelecek izlemelere karşı önlem görevini üstleniyordu. Onu izlemek isteyenin tek seçeneği, önündeki cam duvardı.
        Saat onbeş yirmiyedide, ekrândan bir sinyal aldı. Özkan, iskemlesinde ânîden doğruldu. Gözlerini açıp, bazı görüntüleri inceledi.
        "Oha!" dedi şaşkınlıkla. Kulaklıklarına dokundu; gözlerine ve kulaklarına inanamıyordu! Eğer ilk dakikada bu kadar delil alabiliyorsa, önündeki günlerde neler gelişecekti?

***

        Gizem, arabanın yanına vardığında, ne kadar yorgun olduğunu farketti. Demek ki, uzun süre serpinmek, onun gövdesel enerjisini olumsuz etkiliyordu.
        Arabaya girmeden önce, çevreyi gözden geçirdi; yapayalnızdı! Kapıyı açıp, içeri girdi. Dikiz aynasına bakınca, derin bir soluk aldı; hâlâ görünmezdi.
        'Keşke bir şeyler içebilseydim; ama farkedilme tehlikesi var!' diye düşündü.
        Bir ara sonra, aynaya bakınca, yeşil gözleriyle baş-başaydı; sevinçten gülümsedi.


        Yaklaşık yarım saat sonra, karakola yaklaşınca, gözleri parladı; karakol, uçsuz-bucaksız bir çiftliğin tam ortasındaki bir çiftlik binâsını andırıyordu. Ama bu uçsuz-bucaksız 'çiftlik', dikenli tellerle çevriliydi.
        Gizem, bu kez de şanslıydı; 'çiftlik' sınırından hemen sonraki bir koruda, yüksek ağaçlar, göklere tırmanıyordu.
        Arabasıyla o koruya girip, ağaçları gözden geçirdi. Aralarından birisi, her bakımdan uygun gözüküyordu; bir tarafında dal yoktu; kolaylıkla atlamaya uygun bir ağaçtı.
        Yeşilgöz, o ağaca tırmandı; hattâ esnek topuklu ayakkabıları bile, onu durduramadı.
        Bir dakika sonra, yüksek bir daldan aşağıya atladı. Bu kez, yaklaşık bir metre sonra, serpinmeye başladı; kendisindeki gelişmeleri, hayrânlıkla izliyordu.
        'Çiftlik binâsı'na on metre kadar yaklaşınca, giriş kapısına doğru varan yolun kıyısında serpinerek, kısa bir süre durdu. Yavaşça, kapıya kadar yol aldı.
        Kapının önünde, içgüdüsel olarak, beklemeye konuşlandı. Aradan bir dakika bile geçmeden, ağda resmini gördüğü çavuş Akın Kuğulu'yu, bir şoför asker, kapıda bıraktı ve ayrıdı.
        Çavuş, binânın içine girdi; kapı, iyice kapanmadan, Gizem de içeriye daldı.
        Kısa bir hol yürüyüşünden sonra, merdivenleri tırmanmaya koşuldular.
        Çavuş, feromon kokusu gibi bir şey sezinerek, çevresine bakındı. Ama çevresinde, kimsecikler yoktu. Yine kokladı; kokuyu algılıyordu, ama görünürde kimse yoktu.
        Birinci katta, gittikleri yönü değiştirmeksizin, yol almaya devâm ettiler.
        Bir süre sonra, Kuğulu, bir odaya girdi ve kapıyı ardından kapadı. Gizem, orada durdu ve çevreyi gözetledi. İleride bir yerde, iki sivil, sohbet ediyordu.
        Kapıyı gözden geçirdi; gelişigüzel odundan bir kapıydı: sağ taraftaki bir tabelâda da Akın Kuğulu'nun adı ve rütbesi yazıyordu.


        On dakikalık bir bekleyişten sonra, görünür olma tehlikesi arttığı için, karakoldan ayrılmak zorunda kaldı.
        Koruya vardığında, yeniden Tankut'a telefon açtı. "Bay Tankut, bugün, kümeste fazla bir şey yapamadım. Zamânsızlıktan, yalnızca biraz teftiş yapabildim."
        "Peki, tavuklar?" diye sordu Tankut.
        "Onların durumu çok iyi."
        "En azından, bir olumlu haber. Yarına görüşürüz, Bayan Gözsel."

***

        Gizem, eve dönünce, doyasıya bir duş aldı; artık yorgunluğu, iyice kaybolmuştu. Tüm akşamını, 'tatlısı' ile geçirmişti.
        Akşamın geç saatlerinde, yatağa girince, uyku tutmadı. Eline bir kitap geçirip, bir-kaç satır okumaya koyuldu.
        Yatak odası kapısı, tıklandı. "Hadi; gir, gir."
        Aysun, kapıyı araladı ve kafasını uzatarak içeri baktı. Gizem, yatakta doğrulmuş, yorganı yukarı çekmişti. "Güzelim, ben, uyuyamıyorum. Seninle, yatağında yatabilir miyim?"
        Genç kadın, sağ elinin içiyle yan tarafına vurdu. "Gel, tatlım. Daha ne bekliyorsun?"
        Aysun, hızlı adımlarla, yatağın pencere tarafına vardı; yorganı kaldırınca, biraz duraksadı. "Sen, tümden çıplak mı yatıyorsun?"
        "Evet, cânım; bunda şaşıracak ne var?"
        "Şaşırmadım; yalnızca farkına vardım. Öyleyse, ben de sana ayak uyduracağım." Sabahlığını, neglijesini, sütyenini ve kilotunu bir çırpıda soyunup, yanındaki iskemlenin üzerine attı. Yatağa uzanıp, yorganı üzerine çekti. Sol tarafına yattı; zâten Gizem de sağ tarafına yatmıştı. Bakıştılar. "Daha önce hiç bir kız arkadaşımla aynı döşeği paylaşmamıştım," dedi; ve şımarıkça bir tavırla Gizem'in güzel yüzünü izledi. Gizem de neredeyse onun gibi neşeliydi.
        Bu şekilde uzunca bakıştılar.
        "Sevgilim, hiç düşündün mü; biz, bir-birimizi ilk görüşte neden bu kadar sevdik?"
        "Sanırım, bu, bir denge konusudur. Sevgililerimizle tadamadığımız eksiklerimizi, karşılıklı karşılıyoruz; en azından, bir bölümünü karşılıklı olarak gideriyoruz. Bir insan, ne denli erkil ya da ezgin olursa-olsun, yine de bir insanın gerek duyabileceği tüm duyguları yaşamak ister. Doğal yaşam akışında, sürekli enerji depolarız. Ama aynı hızla, içimizdeki kullanılmış enerjiyi de dışa savurmak yükümlülüğündeyiz. İşte tam da bu alanda, her birimiz, diğerine yardımcı oluyor. Aksi hâlde içimizde birikmiş enerji, ânî nir şekilde emplode eder; ve kendimize ve çevremize zarar verebiliriz."
        "'Tüm' duyguları?"
        "Evet?"
        "Borçların ödenmesi de buna değin mi?"
        "Kesinlikle."
        Bir süre sessizce bakıştılar.
        Ve Aysun, sessizliği bozdu: "Sana bir borcum vardı. Anımsadın mı?" İç burkucu bir güzellikle gülümsüyordu.
        Gizem, tatlı-tatlı gülümsedi. "Evet; anımsadım."
        "Ben, kimseye borçlu kalmak istemem, sevgilim," dedi; gözlerini yumarak, kafasını Gizem'e yaklaştırdı; dudaklarını birleştirip, genç arkadaşına uzattı.
        Gizem de güzel arkadaşına yaklaştı; önce o küçük burnun uçuna bir öpücük kondurdu; sonra dudaklarını, onun nar kızmızısı dudaklarıyla birleştirdi; burunları, dudakları ve çeneleri, bir-birlerine değiyordu. Böylece uzun zamân kaldılar. Sonra Gizem, Aysun'un üst dudağını öptü; bunu fırsat bilen Aysun, biraz bekledikten sonra Gizem'in üst dudağını öptü. Sonunda, her ikişer dudak, yeniden buluştular.
        Öylece kaldılar.
        Ama aradan fazla uzun zamân geçmemişti ki, bedenleriyle bir-birlerine yaklaştılar. İki güzel çıplak beden, tek bir beden olmuştu.
        Hemen ardından, sevgi dolu bir özlemle sarıldılar. İki arkadaş, sol yanaklarını tokuşturmuş, sarmaş-dolaş olmuştu.
        Gizemin başı yastığa kondurulmuş, sol yanağının üstünde Aysun'un sol yanağı olduğu şekilde, kısa süre sonra, ikisi de o pozisyonda uykuya daldı. (5. bölümden devâmı edin.)

Târih: 15.09.2014 | Bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)


Öykünün tüm kısımları
- 7. kısım
- 6. kısım
- 5. kısım
- 4. kısım
- 3. kısım
- 2. kısım
- 1. kısım





Tüm Bölümler
12. bölüm: Yasalar, her şeyden üstündür!
                  (Hazırlanıyor)
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
4. bölüm İncelemek ve araştırmak! (1)
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.