5. bölüm İncelemek ve araştırmak! (2)
1. parça


        Gizem, uyandığında, kendisi sırtüstü yatıyordu.
        Aysun da, yüzüstü yatarken, başını, 'sevgilisi'nin göğsüne yaslanmış, bir peri kızı gibi huzûrlu mışıldıyordu; bu, ara-ara çıkardığı kısık seslerden belliydi. Gizem, onu uyandırmak ile uyandırmamak arasında, karar veremedi. Ama arkadaşının rahâtını bozmak istemedi.
        Yorgan, bellerine kadar sıyrılmıştı. Aysun, 'sevgili'sinin küçücük sol memesini sağ elinin içine almış, uykunun keyfini çıkarıyordu.
        Gizem, cân arkadaşının sarı lüle saçlarını okşadı. Yaşamı boyunca, hiç kimseye bu kadar şefkât göstermemişti. Bu gerçek, aklına gelince, gülümsemekten kendini alamadı. İlk kez bir kadınla aynı yatağı paylaşmıştı; ve bu durumdan, pek de hoşnuttu; bambaşka bir duyguydu bu.
        "Günaydın, sevgilim." Saçının okşanılışı, güzel periyi uyandırmıştı. Yorgun gözleri parlıyordu.
        "Günaydın, tatlım. İyi uyudun mu?" Kafasını öne eğerek, güzel periye baktı; ama Aysun, hiç kıpırdamıyordu.
        "Hem de, Efendim'le geçen geceler dışında, yaşamımın en tatlı uykusunu çektim."
        Gizem, arakadaşının saçını kokladı. "Çok güzel kokuyorsun, tatlım."
        "Sen de öyle, güzelim; zâten cilt kokun, deliksiz uymama neden oldu." Arkadaşının göğsünü kokladı. Elini, Gizem'in memesinden, hâlâ çekmemişti.


        Gizem, büyük çay bardaklarını doldurmuş, oturup, arkadaşını bekledi.
        Aysun, neşeyle mutfağa girdi; kahvaltı sofrasında iskemleye oturdu. Dinç kadın, temkinlice bir yudum çay içti. "Güzelim, biz, son gece bir yaramazlık yapmadık; değil mi?" Gözleri, fırıl-fırıldı.
        Gizem, biraz şaşkınca güldü. "Dün gece sarhoş muydun?"
        "Yooo."
        "Öyleyse, olup-bitenleri anımsaman gerek."
        "Çok yazık."
        Genç kadın, bu kez gerçekten şaşırdı. "Neee?!"
        Aysun, önce gülerek, omuzlarını silkti; sonra da, biraz ciddîleşti. "Derim ki, şu kısa süreçten sonra, sensiz bir yaşam düşünemiyorum artık. Onun için, ufuklarımı aşmam gerekecek. İş yaşamım uğruna, yaşamımda bâzı kişisel aksamalar oldu; biraz geri çekilip, yaşamı sezinmeliyim."
        İkisi de yemeyi umursamayıp, yalnızca çay içiyorlardı. "Tatlım, bir kaçamak yapsaydık bile, bunda, o kadar kötümsenecek bir durum yok," dedi Gizem.
        "Ben de bunu demek istiyorum; sana karşı beslediğim duygu bağı, o kadar güçlü ki, aramızda olan hiç bir şeyi, 'ayıp' olarak nitelendirmem. Sanki mutluluktan göklerde serpiniyormuş gibiyim." Gizem, 'göklerde serpinmek' kavramını duyunca, âniden ürperdi. "Ne oldu, sevgilim? Yanlış bir şey mi söyledim?"
        Gizem, dikkat çekmemek için, kendine egemen olmayı, gerekli gördü. "Ne münâsebet! Bilâkis çok güzel konuştun; son derece gerçekçi sözler edindin." Bir yudum çay içti. "Bugün, öğleye doğru, bir-iki saatlik işim var. Öğleden sonra yine görüşebiliriz."
        "Bu kez ne yapalım, güzelim? Yine Alazdibi'ne mi salınalım?"
        "Benim aklımda güzel bir fikir var: Kayık eğlencesine ne dersin?"
        "Kayık?"
        "Küçük tekne! Sandal! Saat ondörtte evde buluşalım."
        Aysun'un gözleri, cin gibiydi. "Öndörtte; iyidir. Bu fikir, şimdiye dek neden aklımıza gelmedi? Hem de kayık rıhtımı, bizim kapının önünde olmasına karşın!"
        "Çok eğleneceğiz; çoook!"

***

        Gizem, karakola yaklaşınca, alışılagelen noktada, yeniden durdu; ve karakolu, bir süre gözetledi. Cumâ günündeki gibi, fazla kalabalık yoktu.
        Direksiyonu, sağa kırarak, yakındaki koruya girdi.
        Çantasından telefonu çıkardı. Numarayı seçti ve aradı. Yanıt gelmişti. "Bay Tankut, sevgilimle buluştum; bilmenizi istedim. Ben, iyiyim; sakın beni düşünmeyin."
        "Buna sevindim, Bayan Gözsel; aşk dolu dakikalar dilerim."
        Telefonu kapayıp, çantasına geri koymasının ardından, üzerindeki rengârenk bol erkek gömleğini ve maksi eteğini çıkarıp, yan koltuğun üstüne bıraktı; böylece, iş kılığı gözüktü. Saçlarını, daha önce bağlamış, kemeri de beline takmıştı.
        Sokak ayakkabılarını da çıkarıp, yan koltuğun önünde tuttuğu yüksek tabanlı iş ayakkabılarını giydi.
        Arabadan inince, yeniden karakolu gözden geçirdi; cumârtesi buraya gelmesi, her bakımdan daha uygundu. Geriye, yalnızca Kuğulu'nun odasının açık olması kalmıştı; o konuda, sorun çıkmazsa, her şey çok kolay olacak.
        Hızlıca ağaca tırmandı. Karakolu, son bir kez daha gözetledi.
        Ve ince bedenini yüzüstü boşluğa bıraktı.


        Karakolun önüne geldiğinde, iki nöbetçinin arasından geçerek, giriş kapısına yükselen pasamakları tırmandı. Kapıyı, birisinin açmasını bekledi. Yaklaşık beş dakika kalakalınca, riske girip, kapıyı kendi açmaya karar verdi. Tek umudu, kapının gıcırdamaması idi.
        Yavaşça kapıyı itti. Her sâniyelik itişte, biraz ara verip, gerisindeki askerlere baktı.
        Zamânı bol olmadığı için, birden-bire içeri dalmayı kararlaştırdı. İçeri girmesinin ardından, arkasınaki kapıya aldırış etmeden, koridorda hızlı adımlarla ilerledi; çevrede, küçük çocuklar olmadığı sürece, heyecânlanacak fazla bir durum yoktu.
        İki dakika sonra da, Kuğulu'nun yazıhânesinin kapısına vamıştı. Önce içeriyi dinledi; en ufak bir ses gelmiyordu.
        Çevresini gözden geçirdi; sonra da, taktik amacıyla, kapıya tıkladı. Bir yankı ya da ses duymadı. Bir daha çevresine bakındı; kapıyı açıp, içeri girdi.
        Kapıyı, ardından yavaşça kaparken, odayı gözden geçirdi. En azından, ilk gözlemlerinde şanslıydı; Kuğulu'nun bilgisayarı, ilkel bir kule idi; ve arkası da gözükmüyordu.
        Sarışın güzel, hemen yazı masasının arkasına geçti ve bilgisayarı, masanın altından kendine doğru çekti; yan çantasından çıkardığı USB uçunu, bulduğu ilk yeleşgece soktu; bilgisayarı da hızla geri itti
        Ayağa kalkıp, odayı gözden geçirdi. Kapı yönündeki masayanı köşesi, uygun gözüküyordu; ama oradan yapılan kamera kaydı, pek işe yaramayabilirdi.
        Aceleci davranıp, hatâ yapmamak için, önce ses kayıt cihâzını yerleştirmeyi uygun buldu. Çantacığından çıkardığı gereci, Kuğulu'nun iskemlesinin arkasındaki regalde bir yere sıkıştırdı.
        Sonra, yine çevresine bakındı. Kapının arkası, en uygun yerdi; insanlar, herkesin duyulmasını istemedikleri konulara, kapalı kapılar ardında değinirler. Tankut'un amacı da zâten buydu!
        Orada da, fazla derin olmayan regaller vardı; ve o regallerdeki eşyâlar, fazla kullanılmaz türünden gibiydi. İşin en güzel yanı, o regallerin, odanın ortasına kadar uzanmasıydı. 'İşte; budur!' dedi içinden.
        O regallerde de dosyalar vardı. Cebinden, görüntü alıcıyı çıkardı. Kameranın gözünü aşağıya çevirerek, masanın üstüne koydu; ardı-ardına, iki parça yapıştırıcı bandı kopararak, kameranın arkasına yapıştırdı.
        Masanın karşısında, orta yükseklikte olan regalden bir dosya aldı; o dosyayı, masanın üzerinde açtı. Kamerayı, dosyanın arkasındaki deliğe yapıştırdı. Sonra da, dosyayı, yeniden kapatıp, dikkatlice regale yerleştirdi.
        Önce kafasını dosyaya yaklaştırarak, masayı gözetledi; sonra da masanın arkasına geçip, iskemleye oturdu. Kameranın konumu da iyiydi.
        Sağ yumruğunu, sol elinin içine vurur gibi yaptı. 'İşte; budur!' Kendisinden memnûndu.
        Odayı, bir kez daha gözden geçirdikten sonra, kalkıp, kapının arkasına gitti. Kulağını, kapıya yaklaştırarak, dinledi. Ses-sedâ yoktu. Dikkatlice açtı; kafasını dışarı uzattıp, koridoru gözetledi. Artık dışarı çıkabilirdi. Ve kapıyı, yine dikkatlice ardından çekti.
        Neredeyse işinin bittiğini sanacaktı ki, aklına 'verici' geldi.


        Kısa süre sonra, uçsuz-bucaksız çimlerde yürüyerek yoluna koyuldu. Umudu, çimde, vericiyi yerleştirebilecek bir olanak bulmaktı. Aynı ânda da, adımlarını sayıyordu.
        Her nedense, biraz geç farkına vadığı bir sürprizle karşılaştı; ayağının altındaki çim, daha yeni biçilmişti; en fazla iki gün önce hâlledilmiş olmalıydı. Bu da demektir ki, çim, en erken on gün sonra yine biçilecekti. Yani en ufak bir çukur bile, işine yarayabilirdi.
        Binâdan, yaklaşık üçyüz metre uzaklaştığında, aradığını buldu! Sanki çok derinlerden fışkırıyormuş gibi gözüken bir avuç çim, gözüne ilişti; hemen eğilip, o yarım karış genişliğindeki yeri elleriyle yokladı; evet, yaklaşık beş santimetre derinliğinde bir girinti idi!
        Çantacığından, vericiyi çıkardı; çimi, elleriyle ortadan ayırdı ve gereci çukura yerleştirdi. Son olarak da, çimi yeniden birleştirmeye çalıştı; verici, iyice örtülmüş olmasa da, birilerinin farketmesi, neredeyse olanaksızdı.
        Gizem, ayağa kalktı ve geriye dönüp, karakola, son kez bir vedâ bakışı yolladı. "Haftaya yeniden buluşmak umuduyla; hoşça kal!" diye mırıldandı.

***


Tarih: 23.09.2014 Bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)


Öykünün tüm parçaları
- 8. parça
- 7. parça
- 6. parça
- 5. parça
- 4. parça
- 3. parça
- 2. parça
- 1. parça


Tüm Bölümler
10. bölüm: Kutluluklar ola! (Hazırlanıyor!)
9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
7. bölüm: Öleceğim özleminle!
6. bölüm: "Seni seviyorum!"
5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
3. bölüm: "Ben, kimim?"
2. bölüm: Araştır ve bul!
1. bölüm: Aradık ve bulduk!
İncelemek ve araştırmak! (2)
© Erol Sürül | Sitemin tüm hakları saklıdır.