5. bölüm İncelemek ve araştırmak! (2)
3. kısım


        Aynı günün akşamı, Gizem, Tankut'un evine gitmişti; patronu tarafından bekleniyordu. Bayan Boğa, biraz beklemesini, 'evin reisi'nin hemen gelebileceğini söyledi. Oturma dasında biraz bekledikten sonra, Tankut, çıkageldi. Takım elbiseye, açık yakalı beyaz bir gömlek giymişti; hava sıcaklığı, bunu gerektiriyordu.
        "Hoş geldiniz, cân kızım," diyerek, Gizem'in karşısına oturdu. "Durumun son şekli nasıl?"
        "Her şey yolunda; memnûn kalacağınızı biliyorum."
        "Özkan Oğuzhan'a perşembe gününe kadar bir rapor hazırlamasını ricâ ettim."
        "Fazla bile! Bir günlük sonuçlar bile, size yetebilir."
        "O kadar aceleye gerek yok; eşşeğimizi, sağlam kazığa bağlayalım."
        Gizem, bu fırsatı kullanarak, değişik konulara değinmek istemişti. "Bay Tankut, şu tatmin konularını konuşurken, haykırmak istemiştim içimden; çünkü ben de bir erkeği tatmin ettim."
        Tankut, önce kaşlarını çattı, sonra da güldi. "Tahmin edebiliyorum; hattâ tatmin ettiğiniz kişinin kimliği hakkında bile, fikir yürütebiliyıorum."
        "Ciddî misiniz?"
        "Elbet de, benim yiğit kızım. İkimiz de neredeyse eşzamânlı olarak onunla tanıştık."
        "Şimdi, 'arkadaşlar', bana karşı bir yaptırım uygulamaz umarım." Gülüyordu.
        Tankut ise, alaycı bir biçimde güldü. "Yapmayın, güzelim; alan memnûuun, satan memnûuun. Bu tür tatminâtlara cân kurbân! Peki; şimdi peşinize takılıyor mu?"
        "İyi anladınız; sürekli fırsat kolluyor; sürekli fırsat yaratıyor."
        "Gördünüz mü? Seven memnûuun, sevilen memnûn! Ayrıca; ardınız düştüğüne de tanıklık ettim." Bu kez sesli güldü.
        Bu kez, Yeşilgöz güldü. "Başka bir konuyu da, doğru olarak bilmenizi istiyorum."
        "Dinliyorum?"
        "Annem ve babamın beni hiç şımartmadığını söylemiştiniz ya?" Tankut, yalnızca baktı. "Aslında, ben de biraz şımartıldım." Dinç delikanlı, yeşil gözlü dilbere, neşeli bir bakış fırlattı. "Kimyâ eğitimimi bitirdikten sonra, artık, iş yaşamıma atılmamı isteyebilirlerdi; oysa onlar, eğitime devâm etmeyi isteyişimi hoşgördüler."
        "Bu mu şımarıklık?" Gizem'den, yanıt gelmedi. "Peki; başka ne var?"
        "Bilmem? Aslında şımartıldığımı ya da aksini anlayabilmem için, karşıt yönde deneyimim olması gerekiyor. Oysa ben, yalnızca kendi yaşam deneyimime tanıklık ettim; karşılaştırabilmem için, kardeşlerim bile yok."
        "Bu kadar ayrıntılı ve tarafsız düşündüğünüze göre, şımartılmadınız demektir; şımarık insanlar, hep kendilerini haklı göstermek için çabalarlar."
        O sırada, Gizem'in kafasını bir soru kurcaladı. "Bay Tankut, hiç evlenmeyi düşündünüz mü?"
        "Cân kızım, evlilik, kadınları köleleştirmek amacıyla, erkekler tarafından uydurulmuş bir kurumdur."
        "Bu açıdan hiç düşünmemiştim."
        "Ya siz?"
        "Hâyır; ben de evlenmeyi hiç düşünmedim. Ama benim nedenim, sizin bakış açınızdan birazcık farklı..." Biraz duraksadı. "Aslında yine de aynı gibi duruyor; ben, özgürlüğümü kaybetmek istemiyorum."
        "Yâni özgür aşktan yanasınz; tıpkı benim gibi."
        "Peki; sizce 'aşk' nedir?"
        "Her tür sevginin tohumu, cînsel hormonlardır. Yaşamda kalma içgüdüsünün kökeni de, —dolaylı yollardan— yine cînsel hormonlardır. Bu gerçeği, sizin gibi uzmanlara anlatmam, küstahlık gibi oldu."
        "Olaylara, çok ilginç bir bakış açınız var. Hangi eğitimi aldınız?"
        "Ortaokul." Gizem, güldü. Tankut, bu gülüşü, tam sınıflandıramadı. "Neden güldünüz?"
        "Çok şakacısınız da, ondan. Siz, ortaokulda eğitiminizi sonlandırdıysanız, ülkemizdeki üniversiteler ve yüksekokullar ne işe yarıyor?"
        "Güzel kızım, sizin durumunuz ile benimkisi aynı mı? Benim eğitimim, yüzeysel; oysa sizin eğitiminiz, bilim tabanlı. Arada, dağlar kadar fark var."
        "Peki; bu ticârî dehânızı nasıl açıklıyorsunuz?"
        "Ben, insanları çok severim. Bunun için, ticâretteki ek başarım, insanlara olan tutkumdur. Şirketlerimin başarısı, bana değil, o şirketlerin yöneticilerine ve çalışanlarına bağlıdır."
        "Ama o yöneticileri de, siz, o görevlere yerleştiriyorsunuz."
        "Benim, tek bir özel yeteneğim var; bilinçbilim eğitimi almış olmasam bile, insanların tavırlarını süzgeçleyip, çözümleyebiliyorum."
        "Burada anlamadığım bir konu var: Neden Ulaş hakkında araştırma yapmamı istemiştiniz?"
        "Ben, bir insanım; beceri ve yeteneklerim, sınırlıdır. Bâzan, 'sakıncasızlığı sağlamak', daha akıllıcadır. O alanda da siz, benim yardımıma koştunuz. Gördüğünüz gibi, her şeyi, herkesten daha iyi bildiğini sanan, budala bir diktatör değilim. Ticâri başarım, tümüyle halkçılığıma bağlı da sayılabilir."
        Gizem, hayrânlıkla 'baba gibi patronu'na baktı. "Gizemlerinizi, her gün biraz daha iyi anlayabiliyorum."
        "Ama sakın beni göklere çıkarmayın," diye devâm etti Tankut. "Benim, serpinme yeteneğim yok; korkunç biçimde yere çakılırım."
        Bu kez, ikisi de güldü.
        Gizem, sırtını arkaya döndü. "Demek, müzikle de içli-dışlısınız."
        "Müziksiz bir yaşam, besinsiz bir beden gibidir. Gereğince beslenmezseniz, bedeniniz de, bilinciniz de, er ya da geç hastalanır."
        Genç kadın, yerinden kalkı ve piyanonun yanına gitti. Piyanonun üstüne serilmiş küçük bir bezin üstündeki kemanı aldı. Aracı, sol omuzuna dayadı ve yayı da sağ eline aldı. Notalar, en muazzâm biçimde akıyordu; keman, ağlıyordu: 'Siyâh giyme; toz olur; beyâz giyme; söz olur.'
        O sırada, Sekmen ve Boğa da odaya girmişlerdi.
        Tankut da piyanoya geçti. tabûreye oturduktan sonra, piyanonun tuş kapağını açtı. Ardı-ardına notaları okşadı. Sırası geldiğinde de, bâzı bölümlerde üç oktavlı bariton, diğer bölümlerde de basbariton ve bas karışımı bir sesle, türküyü yorumlamaya başladı. "'Siyâh giyme; toz olur; beyâz giyme; söz olur.'"
        İlk mısrâ bitince, Gizem, alto ve soprano karışımı sesle devâm etti. "'Gel, birlikte kaçalım; murâdımız, tez olur.'"
        Nakarata gelince, ikisi de devâm etti.
        Dörtbuçuk dakika sonra, bakışıp-kaldılar. "Bu ne ses!" dedi ikisi de bir ağızdan.
        "Sizin sesiniz, daha hoş geldi bana," dedi Gizem. "Her tür sese egemensiniz gibi duruyor."
        "Cânân kızım, size ne demeli? Alto ve sopranoyu bu denli birleştirmek, her yiğidin işi değildir. Ayrıca, herkes kendi sesini doğalından daha değişik duyar."
        "Emînim ki, tenöre bile ulaşabiliyorsunuz."
        Tankut, piyanonun tuşlarını konuşturdu: 'Ümit yolcusu yorulmaz.' Gizem de ona kemanla eşlik etti. Tankut, şarkıyı, arya tarzında seslendiriyordu.
        Sevil Sekmen ve Bigün Boğa, gönülleri kuşatan bir vals sergiledi. Dans edecek erkek olmayınca, bir-birleriyle yetindiler.

***


Târih: 23.09.2014 | Bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)


Öykünün tüm kısımları
- 8. kısım
- 7. kısım
- 6. kısım
- 5. kısım
- 4. kısım
- 3. kısım
- 2. kısım
- 1. kısım





Tüm Bölümler
12. bölüm: Yasalar, her şeyden üstündür!
                  (Hazırlanıyor)
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
5. bölüm İncelemek ve araştırmak! (2)
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.