5. bölüm İncelemek ve araştırmak! (2)
4. parça


        Pazar günü, aslında yaylalara çıkmayı planlamışlardı. Ama Aysun'un biraz başağrısı vardı. Sürekli değil, ama ara-sıra kendini gösteren türden bir durumdu.
        Yine de tüm günü evde geçirmek istememişlerdi. Alazdibi Kuytusu'unun üzerindeki dinlenme alanına gittiler.
       Orada, durağan bir kulübe vardı; sezona göre, halka hizmet edilirdi. İlkbaharda, hem sıcak içecekler, hem dondurma ve soğuk içecekler, ayrıca da bir-kaç çeşit atıştırmalık sunuluyordu.
        Dondurma yiyerek, yayalar için öngörülen yollarda gezindiler. İki güzel de, çok mutlu gözüküyordu.
        "Tatlım, bu başağrılarının nedeni ne?"
        Aysun, dondurmayı öpercesine bir parçacık aldı ve dıdaklarını yaladı. "Seratonin eksikliği."
        Gizem, başını çevirip, sarı lüleli güzele baktı. "Mutlu olduğunu düşünüyordum."
        "Zâten öyleyim. Ama bir eksiklik var içimde."
        "O eksikliğin, ne olduğunu, ikimiz de biliyoruz; değil mi?"
        "Haklısın, sevgilim." Aysun da başını Gizem'e çevirip, tüm yüreğinden gülümsedi.
        "Onu sıkboğaz etmemelisin; bu gerçeği, beynine alıştırmalısın."
        Aysun, biraz sustu. "Sen demiştin ki, insanın, duygusal dengesini sağlaması için, genel yaşam akışının dışında kalan gerekli unsurları da deneyimlenmesi, koşuldur. Ya benim Efendim? O, fazlalık enerjisini nasıl dengeliyor?"
        "Onun da kesinlikle kendince bir gizemi vardır. Aksi hâlde, bu kadar sevecen ve yaşam dolu olamaz."
        "Bak, beni bir merâka soktun."
        "Yavaş ol, tatlım! Kal olduğun yerde! Bay Tankut'un en özel varlığı, sensin. Senin bilmen gereken tüm bilgileri, o, sana aktaracaktır. Bilmeni istemediği konuları da, ona sorma. Sakın!"
        "Ben, hâlâ öğrenim sürecindeyim. Ne mutlu bana ki, senin gibi bir dostum oldu. Yoksa, Efendim'e karşı çok büyük yanlışlar yapabilirdim."
        "Tatlım! Ne mutlu bana ki, sen varsın."
        "İzin verirsen, biraz da senin özeline girmek istiyorum."
        "Fazla 'özel' değilse, neden olmasın!"
        "Aşk yaşamına fazla değinmiyoruz. Hiç aklına gelmiyor mu?"
        "Ah, bi tânem! Ben, sana ne demiştim? Erkil insanlar, cinselliği, kaportaya sıkıştırmazlar; onlar, ancak gereksinimleri doğrultusunda birini buldukları zamân, aşkı ve seksi düşünürler."
        "Sanırım, bu durum, ezginler içn de geçerli; en azından, bana öyle geliyor."
        "Kesinlikle!"
        "Güzelim, bizde, bâzı uçuk atasözleri vardır. Onlardan birisi de: 'Fazla nâz, âşık usandırır.' Sözüm, sana."
        "Sömürgeciler de der ki: 'O, bana geri dönerse, benimdir; dönmezse, zâten hiç bir zamân benim olmamıştır.' Ama Ulaş, yine de dayanıklı çıktı; en geç iki gün sonra buyruğuma gireceğini tahmîn etmiştim; yanılmışım; bunca zamân aradan sonra, iyi direniyor. Takdir ettim kendisini."
        Bakışarak, güldüler.
        "Direndiğini, söyleyemeyiz" dedi Aysun. "Sürekli senin çevrende dolaşıyor; sen, ona, sana yaklaşabilme olanağı sunmuyorsun. Yâni, sen direniyorsun."
        Gizem, düşüncelere daldı. "Bu durumda da, senin yaşam deneyimin konuşuyor; biraz yanlış davrnıyorum demek."

***

        Tankut, pazar günü, önemli bir buluşmanın ardından evine geldiğinde, Sekmen'den, sarışın güzellerin, çatıda olduğunu öğrendi.
        Hun'u da yanına alarak, çatıya çıktığında, gülümsemesine neden olan bir durumla karşılaştı: Gizem'in ayakları kuzeybatıya, Aysun'unkiler de güneydoğuya doğrulmuş biçimde, yüzüstü karşılıklı uzanıyorlardı. İkisi de tümden çıplaktı. Tankut'un asansör holünden çıktığı ânda, bir-birlerine, dudaktan küçük bir öpücük veriyorladı.
        Hun, hızla kadınların yanına vardı; kısık sesle havladı. "Küçük sevgilim, sen de mi geldin?" diye sordu Aysun ve çihuahuayı okşadı.
        "Kızlar, beni kıskandırıyorsunuz ama, ha!" derken, onların yanına vardı ve diz çöktü.
        "Kıskanmanıza gerek yok," dedi Gizem; ve orta yaşlı delikanlıya, dudaklarını uzattı; ardından, ufacık bir öpücük kaptı.
        "Ne ilginçtir ki, tam da bu konuda size teşekkür etmek istiyordum," dedi Tankut; ve kadınların çıplak bedenlerine işâret etti. Kızlar, bakıştılar. "Gerçekten; isteseydiniz, bu kadar etkili reklâm yapamazdınız. Tebrik ediyorum. Meğerse, sizde ne cevherler varmış!"
        "Ne yaptık ki?" diye sordu Gizem.
        "Daha ne yapacaksınız? Bugün, hiç internete girmediniz mi?"
        Kızlar, bakıştılar. "Ne var ağda?" diye sormaya yüreklendi Aysun.
        "Siz, Karamaltı'nda, pınar gölünde yüzüp-eğlendiniz ya." Kızlar, merâktan çatlayacaktı. "Adamın biri de, sizin resimlerinizi çekti."
        Kızların ikisi de, ağızları yarı açık güldü. "Peki; resimler, neden bu kadar aradan sonra yayınandı?" diye sordu Gizem.
        "Kendiniz okuyun," dedi Tankut.
        Gizem, çantasından cep telefonunu çıkardı. Tankut, bağdaş kurarken, elini uzattı; yeşilgöz de, istenileni, ona verdi. O sırada Aysun da telefonunu çıkardı. Orta yaşlı delikanlı, ağda bir bağlantı çağırarak, telefonu geri verdi.
        Gizem, bağlantıyı göstermek amacıyla, telefonun ekranını, Aysun'a gösterdi.
        Söz konusu bağlantı, sıradan bir yurttaş olan Deniz Kınsal'ın sitesiydi.
        Konunun giriş yazısı, çok ilginçti.
"Bilhassâ Aysun Ağtunç'un güzelliğine, doyum olmuyor!
        Sevgili konuklarım, bir-kaç gün önce, Alazköy'de bir dağ gezisine çıktım. Bir yamacı tırmanırken, istemdışı olarak, arkaya, başka bir yamaca doğru yüzümü döndüm. Yukarılara baktığımda, estetiğin daniskasıyla karşılaştım! İkisi de bir-birinden güzel iki kadın, oradaki pınar gölünde çırılçıplak eğleniyordu.
        O eşsiz-benzersiz gürüntüyü, kesinlikle kayda geçirmeliydim. İyi ki, yanımda, yüksek kaliteli bir gereç vardı. Güzellerin, o güzel pozlarını kaydetmek, büyük bir zevk oldu.
        Ve dün, o kadınlardan birini, nereden tandığımı anımsadım. Kendisi, ünlü işkadını Aysun Ağtunç'tan başkası değildi!
        Bu arada; yanındaki genç kadının da, Gizem Gözsel olduğunu öğrendim. Elbet de Gözsel, doyum olmaz güzellikte bir kadın. Ama iki kadının aralarındaki yirmi yıldan fazla yaş farkı, hiç de belli olmuyordu.
        Buradan, Aysun ve Gizem hanımlara, bu güzel pozlar için, teşekkürlerimi sunuyorum.
        Resimlere tıklamayı unutmayın."
        Bu arada Hun, çim üzerinde koşuşturup, oynamaya başlamıştı..
        İki güzel sarışın, metni okuduktan sonra, karşılıklı bakıştılar; ikisi de çok şaşkın, ama mutluydu.
        Tankut ise, bekliyordu.
        Kızlar, resimleri, zevkle görüntüledi. Fotoğrafları çeken kişi, incelik edip, sarışınların, bâzı resimlerde gözüken müstehcen bölgelerini bantlamıştı.
        "Eee, kızlar? Ne diyorsunuz?" Kızlar, yalnızca gülüştüler. "Reklâm yapmak isteseydiniz, böyle bir olanağı aklınıza getirebilir mydiniz?"
        "Bu tür resimlerimizi, daha önce neden kendimiz basına sızdımadığımıza şaşırıyorum," dedi Aysun.
        "Al; benden de o kadar!" dedi Gizem.
        "Yarından tezi yok; Alazköy'deki turizm ve ticâret akımına hiç şaşırmayın. Bu fotograflar, hem özgür kadınları, hem de erkekleri buraya çekecek. Bu arada, Zâten bugün bile, ortalamanın üzerinde bir kalabalık var sokaklarda." Aysun'a döndü. "Aysun Hanım! Ağtunç Kule'yi en hızlı biçimde devreye sokmanızda, yarar var."
        "Haklısınız, Efendim," dedi Aysun yalnızca; ve bu yakışıklı adamı, her geçen ân, biraz daha sevdiğini, yeniden ve bir kez daha anladı.
        "Bayanlar! Yaşam, dalında güzeldir." Ayağa kalktı. "Ben, bir duş alayım," dedi ve uzaklaştı.
        "Sevgilim, kendisine sormaya yüreklenemiyorum; Efendim, hangi eğitimi aldı?"
        "Bu konuyu ben de yeni öğrendim; ortaokul mezunu."
        Aysun, gözlerini sonuna kadar açtı; çok şaşkındı. "Ortaokulluların bu derece filozof olabileceği, aklına gelebilir miydi?"
        "Seni ve Bay Tankut'u tanıdıktan sonra, artık hiç bir şey, şaşırtmıyor beni."
        "Bu arada, iki gündür neden dikizlendiğimizi de anlamış olduk."

***


Tarih: 23.09.2014 Bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)


Öykünün tüm parçaları
- 8. parça
- 7. parça
- 6. parça
- 5. parça
- 4. parça
- 3. parça
- 2. parça
- 1. parça


Tüm Bölümler
10. bölüm: Kutluluklar ola! (Hazırlanıyor!)
9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
7. bölüm: Öleceğim özleminle!
6. bölüm: "Seni seviyorum!"
5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
3. bölüm: "Ben, kimim?"
2. bölüm: Araştır ve bul!
1. bölüm: Aradık ve bulduk!
İncelemek ve araştırmak! (2)
© Erol Sürül | Sitemin tüm hakları saklıdır.