5. bölüm İncelemek ve araştırmak! (2)
5. kısım


        Tankut'un ekibi, Ulaş'ın yazıhânesini, pazartesi günü bitirmişti. Salı günü, öğlen saatlerinde de, şatafatsız bir açılış kutlaması düzenlendi.
        Kutlamaya, Ulaş dışında, Belediye Başkanı Deniz Düşel, Tan Tankut, Aysun Ağtunç, Gizem Gözsel, Işıl Idır, Tanıl Tuğbay, Sevil Sekmen ve Bigün Boğa katıldı. Tankut'un ev halkı, önceden bâzı kanepeler hazırlamıştı. Çeşitli, 'sıradan' sayılabilecek içecekler sunuldu.
        Bu küçük şölende, sevgi tohumcukları yayıldı. Ulaş, Gizem'le ne kadar ilgilenmek istese de, evsâhibi konumundaydı; tüm konuklara eşit davranmalıydı.
        Aysun ise, Tankut'un, kendi 'ev halkı'na karşı ayrım yapmaksızın sergilediği tavrını, çok beğenmişti. Artık kendisi de, kendi ev çalışanlarına nasıl davranacağına, karar vermişti.
        Deniz Düşel, dahâ önce birlikte yemek yediği aynı kişilerle sohbet etmekten, büyük keyif aldı; her zamânki gibi içtenlikli idi.
        Alazköy'deki diğer avukat Olgun Şensel de dâvet edilmiş olsa da, o, bir mâzeret göstererek, gelemeyeceğini bildirmişti.

***

        Çarşamba günü, Işıl Idır'ın yazıhânesine, son derece şık ve temiz giyinimli bir kadın girdi. "Günaydın, Bayan Idır. Bay Tankut, beni bekliyor. Adım, Oya Kaygusuz."
        Idır, her zamânki gibi içtenlikle gülümsedi. "Günaydın-günaydın!" Hemen telefonu eline aldı. "Bay Tankut, Bayan Kaygusuz geldi." Âhizeyi, istasyona koyarak, Kaygusuz'a döndü: "Buyun; girebilrsiniz."
        Oya, Tankut'la ilk karşılaştığı ânda, ünlü işadamının bu denli sıcakgönüllü olması, onu şaşırtmıştı.
        Oya, elini uzattı. Tankut, el sıkışmayı sevmezdi; ama Oya'yı, kırmak istemedi.
        "Buyrun, kendinize bir oturak seçin," dedi Tankut. Kaygusuz, pencere yönündeki koltuğu seçti. "Hangi konuda yardımcı olabilirim?"
        "Aslında fazla önemli bir konu yok. Alazköy, her geçen gün, büyümekte olan bir ekonomik sistem durumuna geldi. Bayan Ağtunç'un şirketlerinin ana birimleri de buraya taşınınca, ülkedeki kişi başına düşen gelir ortalamasına bakıldığnda, Alazköy, tam bir 'zenginler kenti'ne dönüştü."
        "Ne mutlu bize ki, bu, inkâr edilemeyecek bir gerçek. Ama bu refâh da, sorunlar ve sorumluluklar doğuruyor."
        "Tahmin edebiliyorum. Ama yine de siz, bu sorun ve sorumluluklara değinseniz?"
        "Elbet. Başıboş olan herkes, buraya koşuşuyor! Dilenci tarzı uyuşmazlıklar da cabası! Dolayısı ile, Alazköy'de görüntü ve kültür kirliliği oluşuyor. Aynı ânda da, güvenlik sorunları çoğalıyor. Bu da, aslında olmaması gereken ek giderlere neden oluyor."
        "Ama ben, güvenlik tarzında bir olguya tanıklık etmedim."
        "Siz, tanıklık edebilseydiniz, herkes de tanıklık edebilirdi; bu durum, kentimizin turistik değerini azaltırdı. Onun için, çok az kişinin farkedebileceği şekilde güvenlik önlemleri alıyoruz."
        "Tamı-tamına nasıl bir güvenlik bu?"
        "Bunu, size söylersem, aldığımız önlemleri işlemez duruma getiririm."
        "Anlıyorum. Bugün, aslında sırf sizinle tanışma amacıyla randevu istemiştim. Görüyoruz ki, son derece verimli bir konuşmamız oluyor. Evet, sizinle tanışmak istemiştim; çünkü mesleğimde, ağırlıklı olarak, Alazöy'e odaklanmayı düşünüyorum.
        Tankut, Oya'nın yüreğini hoplatacak biçimde gülümsedi. "Öyleyse, bir kez dahâ hoşgeldiniz."
        Otuzdört yaşındaki güzel kadın da gülümsedi. "Teşekkür ederim."
        

***

        Aysun, Mut Aparmanı'nın pasajında, dişarı çıkmak için yol alıyordu. Birden, Tuğbay önünde bitiverdi "Bayan Ağtunç, ev arkadaşınız evde mi?"
        "Hâyır, Bay Tuğbay. O ne?" Tuğbay'ın ellerindeki paketi gösterdi.
        "Bay Tankut'tan, Bayan Gözsel'e bir armağan. İzin verirseniz, size bırakabilir miyim?"
        Çok âcil bir işi yoktu. Yalnızca Ağtunç Kule'deki işleri denetlemek için çıkıyordu. "Hmm! Aslında çıkmam gerek; ama el, mahkûm."
        Üç dakika sonra, yine dâirelerindeydi. Sâbit ağ telefonunu aldı ve Gizem'i aradı.
        "Tatlı belâm, neyin var?" diye sordu Gizem.
        "Benim bir şeyim yok, sevgilim; ama senin bir armağanın var; Efendim'den."
        "Şimdi merâklandım. Aç; bakalım neymiş."
        Aysun, telefonu, kulak ve omuz arasına sıkıştırarak, paketin ambalajını yırttı. Kartonu da açınca, bir keman ve onun telleri arasına sıkıştırılmış küçük bir zarfla karşılaştı. Keman, turkuaz ve yeşilin iç-içe dalgalandığı renklerdeydi. "İnanamıyorum! Bu, gördüğüm en güzel keman! Bu da şimdi nerden çıktı?"
        "Anladım. Biraz sonra sana bir keman resitali sunarım. Umarım beğenirsin."
        "Keman çaldığını, neden bana söylemedin?"
        "Bi tânem, karşılıklı olarak, bir-birimize aktarmak gereken o kadar çok şey var ki! Bu konuya, dahâ girememiştik. Benim son kemanım, kırılmıştı; yenisini almaya sıra gelmemişti."


        Kısa süre sonra, Gizem, sonunda eve geldi; Aysun, onu sabırsızlıkla beklemişti.
        Tankut'un yazılı notu, her zmânki gibi babacandı: 'Yeşil gözlü prensesime. - Tan Tankut'.
        Yeşilgöz, Aysun'un müzik zevkini de sonunda öğrenmiş oldu; Klasik Türk Müziği, favorisiydi. Ama 'tatlısı', kendisi gibi, ayrıca türkülere de merâklıydı.
        dahâ sonra, saate baktıklarında, akşam yemeğini bile unuttuklarını farkettiler.

***

        Gizem, perşembe sabâhı, önce çavuş Kuğulu'nun evine uğramalıydı. O saatlerde, çavuşun karısı işte, çocukları da okuldaydı.
        Bu işi, kesinlikle aksatmamalıydı! Yerleştirdiği alıcı ve vericiler, bulunursa, veriler geri tâkip edilebilirdi.
        Önceki ziyâretindeki yöntemin aynısını uygulayarak, evdeki gereçleri üzerine aldı.
        Genç kadın, geride bıraktığı günlerde, kendisine lateksten bir başlık yapmıştı; artık serpinmekte, dahâ verimli sonuçlar ediniyordu. Hattâ yatay serpinme hızını, dikey serpinirken de uygulayabiliyordu.


        Kırk dakika sonra da, karakolun önünde, dingince yere indi. Çevresine baktı. Çok durgun bir ortam vardı. Sanki hiç bir yaşam yoktu buralarda. 'Çiftliğin' giriş kapısındaki iki asker olmasa, burada yaşamın iyice durduğunu sanacaktı.
        Karakol binâsının girişinin önüne gitti. Girişteki basamakları tırmanmadan önce, bir kez dahâ çevresine bakındı. Basamakları, ardında bıraktığında, yeniden bakındı. Kapının camından içeriye baktı; orada da kimse yoktu. Kapıyı açıp, içeri girdi; kapının çatmaması için de, eliyle yardımcı oldu.
        Çavuş Kuğulu'yu, başka askerlerle, sağ taraftaki camlı 'danışma' yayıhânesinde gördü. Bu durumu, fırsat bilip, hızlı adımlarla merdine vararak, yukarı tırmandı. Biraz zamânı vardı; ve bu durumu, pekâlâ değerlendirebilirdi.
        Çavuşun yazıhânesinin kapısına geldiğinde, yine çevreyi kolaçan etti. Kimseyi göremeyince, hemen kapıyı açıp, içeri girdi.
        Görüntü ve ses alıcısını bir çırpıda topladı. hemen kapıya yönelmişti ki, USB iletkenini unuttuğunu anımsadı. Geriye baktığında, yazıhânede, dahâ öncesine oranla, değişikler yapıldığını gözlemledi.
        dahâ büyük bir masa vardı; bilgisayar ise, bu kez, masanın altına yerleştirilmişti. Güçlükle bilgisayarı kendine doğru çekebildi. Gerecin arkasına bakınca, küçük bir şok geçirdi; iletken, orada değildi!
        Genç kadın, bilgisayarı, yerine iterek, hemen çekmecelere yöneldi. Ardı-ardına tüm çekmeceleri açıp kapattı. Ânîden, dahâ önce açıp-kapadığı bir çekmeceyi yeniden açtı; içindekileri karıştırdı; derin bir soluk çekti; küçük USB iletkeni, oradaydı. Onu kapıp, belinin sol yanındaki kemer çantacığına koydu.
        Kapıya doğru hızla yürürken, kapı, birden-bire açıldı! Gizem, bilinçdışından, sola doğru bir hamle yyptı.
        İçeriye giren Kuğulu, bir ân durdu ve odayı kokladı. Şaşırırcasına yüzünü kıvırdı. Gizem'in yanından geçerek, masasına vardı. Hâlâ o koku vardı burnunda; yeniden havayı kokladı. "Hay aksi! Şu işe bak!" diye söylendi.
        'Bu adam, benim kokumu alıyor!' diye düşündü. 'Her sabah duş aldığıma göre... Elbet! Tâze terden yükselen feromon kokumu algılıyor!' Bir-kaç sâniye dahâ bekledi. 'Şimdi, burda kalıp, onu gözetlemek vardı!' dedi Gizem içinden. 'Ama zamânım daralıyor.'
        Kapının arkasına geçti. Bir kere kapıyı tıkladı. "Gir!" dedi Kuğulu. Gizem, kapıyı açarak, dışarı çıktı; ve ardından da kapıyı çekti.
        Kuğulu, ayağa kalktı; kapıyı açıp, dışarıya bir gözattı. "Şakacı bir soytarı olmalıydı!" diye söylendi.

***


Târih: 23.09.2014 | Bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)


Öykünün tüm kısımları
- 8. kısım
- 7. kısım
- 6. kısım
- 5. kısım
- 4. kısım
- 3. kısım
- 2. kısım
- 1. kısım


Content Management Powered by CuteNews



Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
5. bölüm İncelemek ve araştırmak! (2)
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.