5. bölüm İncelemek ve araştırmak! (2)
7. kısım


        Kuğulu, beyâz atletli biçimiyle, içeri girdiğinde, Tankut, masasının arkasındaki heybetli koltuğunda oturuyordu; saygı göstermese de, dinginliğini korudu. "Buyrun, Bay Akın Kuğulu; oturun."
        Kuğulu, pencere tarafındaki koltuğa oturdu; arkasını, birazcık olsun sağlama aldı.
        "Çavuş! Öncelikle şu gerçeğe parmağımı basarım: Ben, ömrümde, en ufak bir suç işlemedim; hiç bir suçun işlenmesine de izin vermedim; ve vermeyeceğim de! Ayrıca vicdânım, o kadar ak ki, evrenin tüm beyâz renklerini bir araya toplasanız, o aklığı oluşturamazsınız."
        "Bunları, neden söylüyorsunuz bana?"
        Tankut, sert bir bakışla yanıt verdi. Sözü uzatmadan, konuya girdi. "Şu Kabataş konusu, ne durumda?"
        Çavuş, 'Sana ne!' der gibi baktı. "Araştırıyoruz. Şimdilik bir sonuç yok."
        "Benim kadar âzimli değilsiniz demek."
        "Sizin kadar?" Çavuş, 'maske surat' takınmaya çalışıyordu; ama başaramadı.
        "Boşver! Kaçıncı kademedensiniz, çavuş?"
        "Dördüncü kademe. Neden sordunuz?"
        "Psikolojik strateji uzmanı ve aynı zamânda da uzman askersiniz; ve hâlâ üçüncü kademe çavuşsunuz; hem de bu yaşınızda! Özel sektörde çalışsaydınız, en az iki katı maâş alırdınız."
        "Hâlimden memnûnum. Az ile yetinmeyi de bilmek gerekir."
        "İnsanların, kendilerini kandırmalarına ve avutmalarına, hayrân kalıyorum. Ben de sizin gibi düşünseydim, tüm Türkiye'de otuzbin istihdâm yaratmazdım; salt kendisi için yaşayan, zavallı ve bencil bir yaratık olurdum. Yâni vergi ödemeyerek, sizin maâşınzın azalmasını sağlardım."
        "İnsanların, türlü-türlüsü var. Ama beni, özel yaşamıma karışmanız için çağırmadınız; değil mi?"
        "Öyle!" İskemleden ayağa kalktı; pencerenin önüne gitti. Başıyla, çavuşa işâret etti. "Gelir misiniz?" Kuğulu, yanına geldi. "Şu duruluğu, şu güzelliği görüyor musunuz?" Çavuş, 'Görüyorum,' dercesine, Tankut'a baktı. "Ben de sizin gibi bir insan olsaydım, şu güzelliği darmadağın ederdim. O gördüğünüz yeşillik, orda kalmaz, yerini beton yığınına terkederdi.
        "Sizi, takdir etmediğimi söylediğimi anımsamıyorum," diye sithem etti çavuş Kuğulu.
        "Bir kısım insan, ülkü yürütenleri, hor görürler. Oysa benim, ülkülerim var; sayısız ülkülerim var! Ve hepsi, sevgi, saygı, hoşgörü ve barış içerir." Yeniden oturmaları için, bir el hareketi yaptı.
        Onlar oturduğu ânda, kapı, tıklandı. Tuğbay, içeri girdi. Parmaklarının uçunda bir nesne tutuyordu. "Bay Kuğulu, bu, sizin; buyrun."
        "O ne?" diye sordu Tankut.
        "Bir zamânlar, dinleme aygıtı idi."
        Tankut'un yüzündeki alaycı ve sevimli gülümseme, yürekleri serinletti. "Ama, Bay Tuğbay! Devlet malına zarar vermek! Tsık, tsık, tsık! Hiç yakışıyor mu size?"
        Kuğulu, temkinli olmak zorundaydı. Yüzünün şekli her şeye benziyordu.
        Tuğbay, Kuğulu'ya döndü. "Devlet malına zarar vermek istemedim; tümden yanlışlıkla oldu; özür dilerim." Onun da yüzündeki ifâde, Tankut'unkinden pek aşağı kalacak türden değildi.
        "Peki, Bay Tuğbay; siz, çıkabilirsiniz." Cân yoldaşı çıkınca, Tankut, Kuğulu'ya döndü. "Kuzum, siz, nasıl bir sapıksınız ki, kendi aleyhinizde delil toplamaya kalkışıyorsunuz?"
        Zavallı asker, iyice köşeye sıkışmıştı. "O cihâz, etkin değildi."
        "Fazla uzatmamayım," dedi Tankut. Önündeki dizüstü bilgisayarda, bir yere tuşladı. "Buyrun!" dedi ve dizüstünün ekrânını, Kuğulu'ya çevirdi.
        Kuğulu, bayılacak gibi oldu; kafası, zonkluyordu! Erkek sevgilisiyle, alt-alta, üst-üste olan sevişme eyleminden, bir bölük izliyordu. Soluk almakta zorlanıyordu! "Ama bu, özel yaşama müdâhâledir."
        "O konuda, hiiiç sıkıntım yok; bana karşı, her zamân dâvâ açabilirsiniz." Bilgisayarı yine kendine çekti ve bir-kaç tuşa dokundu.
        Bu kez, yalnızca bir ses duyuldu; çavuşun sesi. "Şu salak Tan Tankut'u köşeye sıkıştırdım. Bu dertten de kurtulduk saylır," diyordu. Başka birisi, yanıt verdi. "Saçma bir intihâr dâvâsıyla, onu köşeye sıkıştırabileceğimiz, beni de çok şaşırttı." Kuğulu'dan yanıt geldi. "Ayrıntıları, oraya vardığımda konuşuruz."
        Kuğulu, orada araya girdi. "Bu konuşmayı tümüyle yenlış anladınız." Bu kez de yüzü kızarmıştı.
        "Peki; ne biçimde anladım?" Kuğulu, susmayı yeğledi. Tankut da, kışkırtma amaçlı, Kuğulu'nun yüzüne baktı. "Demek ki, beni kullanarak, terfî etmeyi düşünmüştünüz! Bir halta yaramazsınız, iğrenç yaratık! Ben, isteseydim, sizi, her ân, bir sivrisinek gibi, işâret patrmağımın altında ezerdim; öyle değil mi?" Kuğulu, sustu. "Öyle değil mi?" diye yüseltti sesini Tankut.
        "Ben, kalkayım," diye mırıldandı Kuğulu; ve kalkmaya yelteklenmişti ki...
        "Otur!" diye kükredi Tankut. Gül-çiçek gibi bir ses takındı. "Devâm ediyoruz," dedi. Bu kez, dizüstüde başka bir görüntüyü çağırdı. Görüntüyü, askere çevirdi.
        Kuğulu, bir komutanıyla konuşuyordu. "Bizim işlediğimiz suçu, bir başkasına dayatmak, ne kadar kolay oluyormuş. İyi ki, şu Çağdaş Kumaşçıgil enâyisi olay yeri yakınındaydı. Yoksa, suçlu uyduramazdık, komutanım." Komutanı, yanıt verdi: "Birini olay yerinde susturmak, ona suçu dayatmanın, en kolay yöntemi. Kayıtlara göre, olay yerinde bir beyânı olmadığı için, olayın ardında, suçlu kabul edildi. Gerçekten de ne çok enâyi varmış bu ülkede!"
        Kuğulu, bu kez, gerçekten de nefessiz kaldı!
        "dahâsı var..."
        "Yeter! Yeter! Ne istiyorsunuz benden?!" Kuğulu, sol elini havaya kaldırmıştı.
        "Öncelikle: Çağdaş Kumaşçıgil'in, en geç bir hafta içerisinde özgürlüğüne kavuşmasını sağlayacaksın! İkinci olarak: Bugünden tezi yok; en geç üç ay içinde, senin net maâşının elli katını, maddî ve mânevî tazminât olarak elde etmesini yağlayacaksın!"
        "Yok; deve!" Çavuş, hiç düşünmeden, ânîden haykırmıştı. Hemen ardından dinginleşti. Ama neredeyse bayılmak üzereydi!
        "Dışarda neden tarandığını, şimdi anlıyor musun? İçinde bulunduğun durumda, her insan, bir delilik yapabilir."
        "Anlaşılan, iyi bir hâfiyelik ve câsusluk ağı oluşturmuşsunuz."
        "Burada gördüklerin, devede kulak! Tüm bilgi ve delillerimi, durumuna göre ve zamânı gelince, değerlendireceğim." Biraz alaycı bir tavır takındı; sağ elini havaya kaldırarak, işâret parmağını yükseltti. "'Bizi izlemeye, devâm edin!'"
        "Bu kadar acımasız olmayın. Biraz dinginleşin; olayları çeşitli açılardan beyninizde tartın."
        "Siz yüzlerce ve binlerce kişiyi haksız yere suçlarken... ve o zavallılar, sizden amân dilerken, sizin acıma duygunuz nerdeyd!? Söyle bana; nerdeydi!! Bay Çağdaş Kumaşçıgil'i, haksız yere ve uyduruk delillerle kodese tıkatan kimdi? Siz, dinginleşecek yerde, neden yüzlerce suçsuzu içeri atıp, hayâtlarını kararttınız?! İt! Elimdeki delillere göre, binlerce suça bulaştınız! 'Bizi izlemeye, devâm edin!'"
        "Ama ben, Kabataş dâvâsında, incelemeyi çoktan başlatmış bulunuyorum."
        "Orasını ben bilmem! Ben, sana, gereken öğütü de sunmuş bulunmaktayım!"
        "Yaptığım, buyruğa boyun eğmekti; yapacak hiç bir şeyim kalmamıştı."
        "Utanmadan, suçunu övüyorsun! Bu, ne kepâzeliktir?! Yasalara aykırı olan bir buyruğa, boyuneğilmez! Bu durumda, hem buyrukveren, hem de boyuneğen suçludur!"
        "Şimdi, Kumaşçıgil dâvâysını, yeniden deşersem, beni yaşatmazlar!"
        "Kendi sorununu, benim sorunum konumuna getirirsen, aramızda gerçek bir sorun oluşur; ve ben, haklarımı baltalayanın, bacaklarını baltalarım! Buna göre: Benim koşullarımı reddedersen, bu kez, ben, seni yaşatmam! Öyle kolayına kaçıp, hızlı ölmeni de, içime sığdıramam; çeke-çeke, bangıra-bangıra gebereceksin!"
        Kuğulu'nun ağzı kurudu; zar-zor konuşabiliyordu. "Beni, iyice köşeye sıkıştırdınız; öyle ki, sizin beklentilerinizi uygulamak için bile, kıpırdama payım kalmadı."
        "İyi ki, beni uyardın; sakın intihâra kalkışma! Eğer intihâra kalkışırsan, sıranı, âilene devretmiş olursun; bunu, sakın unutmayın! Karın ve çocukların var; anne-baban ve kardeşlerin var! Onların hepsinin, hakkından gelirim! Sakın ha; sakın intihâra kalkışmaya yelteklenme!
        "Ricâ etsem, gidebilir miyim?"
        "Gerek duyduğumda, senizi çağıracağım; boyuneğer olursan, sana, fazla zarârım dokunmaz; ama bocalarsan, cânlı-cânlı parçalarım seni; santimetreküp yöntemiyle! Son olarak da: Ben, çağırmadan, bir dahâ aslâ Alazköy'e ayak basmayaksınız; tüm jandarma! Ayrıca; Çağdaş Kumaşçıgil'e bildir; kodesten çıktığı ilk gün, beni görmeye gelsin. Şimdi de defol git burdan!" Kuğulu, kapıyı açmıştı; tam dışarı çıkacaktı ki.. Tankut, ayağa kalkmıştı. "Dur! Komutanına söyle..." Kıçını döndü ve hafifçe eğildi. "Kıçımı yalasın itin dölü!"
        Asker, umutsuzluk dolu öfke ile, yazıhâneyi terketti.

***


Târih: 23.09.2014 | Bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)


Öykünün tüm kısımları
- 8. kısım
- 7. kısım
- 6. kısım
- 5. kısım
- 4. kısım
- 3. kısım
- 2. kısım
- 1. kısım





Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
5. bölüm İncelemek ve araştırmak! (2)
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.