6. bölüm "Seni seviyorum!"
2. kısım


        Ulaş, bu kez de yatakta yalnızdı; ve yalnız uyanmıştı. Ama tüm dünyâyı kucaklamak istiyordu! Çünkü 'mutluluk', onun öz adı olmuştu.
        Uyandığında, hemen yataktan kalkmadı; ellerini, kafasının arkasında birleştirerek, üzerlerlerine yaslandı; tembellik ve hülyâları, bir-birleriyle raksettirdi.
        Ama yine de çok şaşkın ve kararsızdı; efendisi, onu, sonunda kabul etti mi? Yoksa Gizem, sürekli tek gecelik serüven peşinde miydi?
        Kafasındaki çekinceler, bir çoğalıyor, bir azalıyordu. Ama son gecenin getirdiği dinginlik mutluluğu, tüm çekinceleri bertarâf ediyordu.
        Bir çırpıda, yataktan fırladı; hiç hız kesmeksizin, banyoya girdi. İki dakika sonra da duştaydı. Yine dilinde bir şarkı vardı: 'Seninle, bu aşkı, kaldığı yerden devâm ettirelim; bitmemiş gibi. Bütün suçlarını affediyorum; ne olur, geri dön; gitmemiş gibi.'
        Üç oktavlı bariton sesi, açık banyo kapısından, tüm dâireye yayılıyordu.

***

        "Yeter, güzel tatlım; artık açıkmaya başladım. Ayrıca, çay, taşabilir." Aysun, Gizem'den önce yataktan çıktı. Sabahlığını alacakken, Gizem, onu durdurdu. "Dur! Ne görüyorum? Popondaki izler, kırbaç izi mi?"
        Aysun, sabahlığını giyerek, Gizem'e döndü; sevimli şımarık bir tavır takınarak, işâret parmağıyla çenesine dokundu; hiç bir şey söylemeden, odadan çıktı.
        Üç dakika sonra, birlikte kahvaltı sofrasındaydılar; Aysun'un hazırladığı çay ve meyve sularından içmeye başlamışlardı.
        "Tatlım, kendine biraz egemen olmalısın; durumun, mazoşizme çok yakın."
        "Söz veriyorum; efendimi, beni kırbaçlaması için, çok fazla kışkırtmayacağım; artık senin de, beni, doyasıya sevmeye hakkın var. Oysa, sürekli yaralı bir popoyu görmek istemezsin."
        "Haklısın; az önce, sen, benim popomu öperken, kraliçeler gibi sezindim. İsterdim ki, ben de, sana, aynı duyguları tattırayım; ben de, senin, o muhteşem kıvrımlarını öpmek istiyorum."
        "Ama, sevgilim, senin popon gerçekten çok güzel; görmeye dayanamıyorum."
        "Bu arada; anımsıyor musun? 'Bir insan, doğasında olan tüm duyguları tatmalı,' demiştim. Kendini, dünkü günden de dahâ dingin sezinmiyor musun?"
        "Hem de nasıl! Arada dağlar kadar fark var. Düne kadar, taparcasına sevdiğim bir efendim ve çok, ama çok sevdiğim bir arkadaşım vardı. Bugün ise, taparcasına sevdiğim bir efendim ve taparcasına sevdiğim bir sevgilim var; ayrıca dünyânın en iyi arkadaşı da, yine benim arkadaşım."
        Gizem, sevgilisinin ellerini öptü. "Ben de seni taparcasına seviyorum; bundan emînim."
        Aysun da gerisin-geri Gizem'in ellerini öptü.

***

        İki sarışın güzel, haftasonu alış-verişini yapmak için, birlikte evden çıktı. Mut Apartmanı'nın pasajında, Gizem'in gözüne bir kadın ilişti. Açık kahverengi saçları olan bir güzeldi. Aşırı dekoltesi ve süper mini eteği ile, dikkatleri üzerine çeken bu genç kadın, ona, bir yerden tanıdık geliyordu. Yeşil gözlü dilber, beyninin her bölgesini taradı; ama yine de anımsayamadı.
        Beynini bir kez dahâ yoklayınca, hemen çantasından telefonunu çıkardı.
        Aysun, onun bu tavrına bir anlam veremedi; yalnızca bakınarak, sustu. Gizem'in gözetlediği kadına, bir gözattı.
        Telefon, biraz çaldıktan sonra, Ulaş'ın sesi duyuldu. "Efendim."
        "Beni, iyi dinle; benim dışımda bir kadın, sana dokunursa, seni, çok mutsuz aderim; inanamayacağın kadar çok!"
        "Peki, Efendim." Ulaş, sevinçten, deliye döndü; efendisi, onu, gerçeken kabullenmişti.
        "Seni, o derece mutsuz ederim ki, tek çâren intihâr olur." Telefonu kapatıp, çantasına geri bıraktı.
        "Ne oluyor, sevgilim?" Aysun, Gizem'in bu hâlinden hiç hoşlanmamıştı; sevdiceğinin, bir sorunu olmalıydı.
        "Şu gördüğün kadının adı 'Bilge'; Ulaş'ın eski sevgilisi."
        "Ah sevgilim! Senin de derdine bak! Kıskançlığa gerek yok. Bunu, kendimden biliyorum. Nasıl ben, Efendim'i, aslâ aldatmazsam, Ulaş da, sana, aynı biçimde bağldır."
        Yollarına devâm ettiler. "Onları, bana anlatmana gerek yok, aşkım. Benimkisi, Ulaş'ı kışkırtıp, bana olan bağımsızlığını, tetiklemek. Yâni ben, şu ânda, fırsatçının daniskasıyım."
        Aysun, Gizem'in sol koluna iki koluyla sarıldı. "Benim biricik sevgilim, ne kadar da sinsiymiş! Şu ânki en büyük üzüntüm, o güzel dudaklarını öpememek."

***

        Marketteki alış-verişten sonra, eve gidip, acelece kılık değiştirdiler. Öğlenin erken saatlerinde, yola çıktılar. Sırtlarında çantaları ve yanlarında devren taşıdıkları termos çanta vardı. Hava sıcaklığı, tam havuz keyfi türündendi; onun için, erkenden yola çıkmışlardı.
        İlk etabın sonundaki yol ayrımına vardıklarında, çatağın ortasında oturup, dinlendiler. "Tatlı sevgilim," dedi Gizem, "ben, ilk kez aldığımız güzerkâhtan yukarı çıkalım derim."
        "Anladığım kadarıyla, yine pınara gideceğiz."
        "Sen olursun da, istediğini yapmaz mıyım! Biliyor musun? O gölde seninle 'gerçekten' doya-doya sarılamadık; ve her şeyden önce, o güzel doğa ortamında sevişemedik."
        "Sabırsızlanıyorum."
        "Ama aşağı inerken, pınarı ziyâret etsek, her bakımdan çok dahâ yararlı olur; hem hava, hem de su dahâ sıcak olur; ayrıca, biriken beden ısımızı da, zorlanmaya başladığımız bir ânda, suıya bırakırsak, dahâ da dinlenmiş oluruz."


        İlk gezilerinde, pınara varmak için sola saptıkları noktaya gelince, sarışınların ikisi de, sola baktılar; sonra da bakışıp-güldüler.
        Tırmanmaya devâm ettiler; zâten az bir uzaklık kalmıştı; ikiyüz metre sonra, yaylalar başlıyordu; meyillemeler, sürekli azalacak ve sonunda, düz yolda devâm edeceklerdi.
        Tırmanışta, son kez oturup, dinlendiler. Bir şeyler içip, meyve yediler. Alazköy'e, tepeden aşağı baktılar. "Aşkım," dedi Aysun, "insanlar, bu güzelliğin farkına varsa, ne yaparlar?"
        "Aman-aman! İyi ki, Alazköy'ün reklâmı yapılmıyor. Zâten şimdiden, çok kalabalık var. Bir de, reklâmlı hâlini düşün!"
        "Korkunç! İşte o zamân, ben, burada yaşamak isemem."
        "Şu ânda oturduğumuz noktada, kış aylarında, iki metreyi aşan kar oluyor. Düşünsene; paragöz biri, bu olanağı, paraya çevirmeye kalkışırsa, güzelim doğanın içine ederler!"
        "Biz de, hiç istemeden, Alazköy'ün reklâmını yapmıştık."
        Sarışın kızlar, bakıştılar; bu, pişmanlık dolu bakışlardı.
        Ayağa kalkıp, yollarına devâm ettiler. dahâ yeni yola çıkmışlardı ki, Gizem, yine durdu. "Aysun, sen de benim gördüğümü görüyor musun?" Termos çantayı, yol kıyısında yere bırakarak, kapağını açtı.
        "Bir ân, bu turu yapmamızın öncelikli nedenini, unutmuşum. Elbet; sen, biliminsanısın." Gizem, termos çantadan bir paket poşetçik çıkardı. Aysun da bir paket aldı. "Ben de toplayacağım. Birimiz sola, diğerimiz sağa."

***

        Bir saat sonra, yüzlerce bitki türü örneği toplayarak, yaylanın yerleşim alanının yakınına kadar vardılar. Yayla sezonu dahâ başlamadığı için, göçler, hâlen gerçekleşmemişti.
        Manişaklar bile dahâ açmamıştı; tomurcukları, dahâ yeni oluşuyordu.
        Çağdaş teknikle yapılmış binâların aralarında, geleneksel kulübeler de bulunuyordu. "Tatlı sevgilim, sen olsan, bu kulübelerde yılın bir bölümünü geçireblir misin?"
        "Sevgilim, benim, Efendim'le ortak bir yanım var; biz, zengin doğmadık. Yâni, her koşula ayak uydurabilecek metabolizmaya sâhibiz."
        Gizem, elindeki çantayı, yere bıraktı; sırt çantasını çıkarıp, yere düşürdü; Aysun'a döndü; ona sıkı-sıkı sarıldı; o güzel feromon kokusunu, doyasıya içine çekti.
        Aysun da, aynısını yaptı. Önce karşılıklı olarak boyunlarını öpüp-kokladılar; dudakları, yavaşça bir-birlerine yaklaştılar; sınırsız bir özlemle, dudakları, hafifçe bir-birine değdi; önce, ikisinin de dudakları, aşktan titreşti; bu özlem dolu öpücük, adım-adım, ateşili bir öpüşe dönüştü.
        Karşılıklı olarak kıçlarına yapıştılar; memelerini okşadılar...
        O güzel bedenlerini, yavaş-yavaş, türlü bitkilerle kaplı olan toprak ananın, kucağına bıraktılar.

***

        "Zamânımız, neden bu kadar kısıtlı olmak zorunda, sevgilim?" dedi Aysun. "Oysa seninle, saatlerce-günlerce burada sevişmek istiyorum."
        Yaklaşık bir saat boyunca sevişmişlerdi; sevişmenin doruğuna varınca, Gizem, zamânlarının daraldığını söylemişti; sevişmelerini, ortasında kesmişlerdi. Sırtüstü uzanmış, berrak ve masmavi gökyüzünü izliyorlardı. Bâzı yıldızlar bile, bu saatte gözüküyordu.
        "Yaşam çekirdeğim, pınarda da sevişiriz; burada, kesmiyoruz ki." Aysun'a döndü; Aysun da ona döndü; aşkla öpüştüler. Sonra, yine Gizem, o güzel öpüşüşü kesti ve ayağa kalktı. "Yaşamımın nedeni, hadi, devâm edelim. Başka bir gün, öpüşmeye ve sevişmeye ağırlık vereceğimiz bir gezi yaparız."
        Gizem, sırt çantasını takarken, Aysun da yerden kalktı. Yeşil gözlü dilber, sevgilisinin çantasını tuttu; 'bir tâneciği' de kollarını açarak, içine girdi.
        Gizem de termos çantayı kaparak, yerleşim birimine doğru yola çıktılar.

***


Târih: 05.10.2014 | Bölüm: "Seni seviyorum!"

Önemli not: "6 ve 7. bölümlerin gizemi"


Öykünün tüm kısımları
- 9. kısım
- 8. kısım
- 7. kısım
- 6. kısım
- 5. kısım
- 4. kısım
- 3. kısım
- 2. kısım
- 1. kısım


-
Content Management Powered by CuteNews



Tüm Bölümler
13. bölüm: Konumdeviriş! (Hazırlanıyor)
12. bölüm: "Yasalar, her şeyden üstündür!"
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
6. bölüm "Seni seviyorum!"
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.