6. bölüm "Seni seviyorum!"
3. kısım


        Önce, hâlâ yaylaların bir kısmını oluşturan, bir çam ormaınında yürüdüler. Çevrede, çam ve sakız kokusu egemendi. Havada uçuşan bıldırcınlar, sarışın güzelleri şaşırtmıştı; bu kadar yükseklerde ve çam ormanında, bu hayvanların yaşaması, tümüyle doğaya aykırıydı.
        Bir ara, patikadan ayrılarak, ormana daldılar. Önce çam sakızı söktüler; keyifle sakız çiğnerken, beyâz mantar topladılar.
        Bir kiloya yakın derleyip, termos çantadaki bitkl örnekierin üstüne, çantanın yarısına kadar doldurulunca, patikaya geri dönmeyip, hafif meyilli arâzide, Keramüstü'ne doğru yol aldılar. Kısa süre sonra, neredeyse Gizem'in daha önce gelmiş olduğu noktaya vardılar.
        O muhteşem görüntü, Gizem'i hâla ilk kez olduğu kadar etkiliyordu. Termos çantayı yere bırakarak, görüntünün tadını çıkardı.
        Aşırı şaşkınlık sırası, bu kez Aysun'daydı! "Aşkım! Bu, nasıl bir mûcizedir! Bunun, gerçek olması bile, inanılacak gibi değil."
        "Ben de, ilk kez geldiğimde, en az senin kadar şaşırmıştım." Başını, uçurumdan dişarı sarkıtarak, aşağıya baktı. O unutulmaz gündeki o eşsiz deneyimini, yeniden bire-bir yaşar gibiydi. Sonra, Aysun'a yöneldi. "Aşkım? Ağtunç Kule'nin çatısındaki bakım işlerini, unuttun sanırım."
        Sarışın lüleli güzel, bir kez daha şaşırdı. "Heya! Nasıl unuturum! Tüm gökdelenlerin çatısı, bir-birinden güzel. Efendim, belki hâlletmiştir."
        "Ama ona, fazla yüklenmeyelim. Son haftalarda, alışılagelenden iki kat fazla iş yaptı. Bu arada; bugün, sanırım, pınara gidemeyeceğiz. Aslında iyi de oldu; oraya gidemeyeceğiz, ama sen, diğer sayısız güzelliklere tanıklık edeceksin." Biricik aşkının yüzüne baktı; sevdiceği, çok mutluydu; biricik aşkının mutlu olmasından ötürü, mutluydu.
        Aysun, Gizem'e döndü; onu, kolarına aldı; doya-doya sarıldı ve kokladı; sakızı, uıçurumdan aşağı tükürüp, önce boynunu öptü; sonra da büyük aşkının yüzünü, avuçlarının içine aldı. Güzem de, sakızını fırlatınca, o güzel dudakları, şefkât ve ihtirâsla öptü.
        Gizem, bir ara, sevdiği kadının ağzından kurtulabildi. "Burada, sanki beyâz perdedeymişiz gibiyiz; ve sen, çekinmeden benimle öpüşüyorsun."
        "Umrumda dağil!" dedi âşık kadın. Sonra da bağırdı: "Seviyorun, lan! Seviyorum işte! Kime ne!" Sonra da Gizem'i yeniden kollarıyla sararak, yavaşça dudaklarına yaklaştı; ve onu büyük bir özlem ile uzun-uzun öptü. Bir süre sonra, sevdiceğini aşağıya çekti; ormana yönelik, yere uzandılar.
        "Dur, aşkım!" dedi Gizem. "Uçurumdan biraz uzaklaşalaım. Aşk yaparken, aşağıya düşebiliriz."
        Sürünerek, iki metre daha ormana yaklaştılar.
        Bir süre sonra, aşk elinden geri döndüklerinde, ne kadar zamân geçtiğini bilmiyorlardı.
        Gizem, telefonunun saatine baktı. "Kalk! Gitmeliyiz. En fazla birbuçuk saat sonra zifirikaranlık olacak; oysa, yapacak çok işimiz ve görecek sayısız güzellik var."
        Uçurumun sağ yönüne doğru yol aldılar. Aysun, sağlarında kalan ormana baktı. "Aşkım, bir dahâki gezimizde, bolca sakız toplayalım. Özleyince, çiğneriz."

***

        Yukarı çıktıkları yokuşun karşısındaki yamaçtan, aşağıya iniyorlardı. Bu güzergâhta, uzun süre ormanlık alanda yol aldılar. Her türlü bitki örneği toplamayı da ihmâl etmediler.
        Bir ara, bir yol büklümünde durdular. Haftalar önce, Tankut ve Gizem de, burada ara verip, o güzel kokulu bitkiyi konuşmuşlardı. "Aşkım, şu bitkiyi, bir kokla. Ama yaprağından bir parça yırtıp, parmakların arasında ezerek kokla."
        Aysun, söyleneni yaparken, Gizem de bitkinin yanlarından bir yaşlı ve tepesinden de tâze bir yaprak alıp, bir poşetçiğe koydu; onu da, termos çantaya koydu.
        "Sevgilim! İnanamıyorum! Doğada böyle koku mu olurmuş! İştâhımı açtı." Bu arada, gün boyunca, çok az yediklerini anımsadı."Gerçekten çok açıkmışım. Seninle olunca, yemeyi bile unutuyorum." Sırt çantasını çıkardı; aceleyle içinden bir sandviç çıkardı.
        "Ama fikir hırsızlığına tahâmmülüm yok; her kim olursa-olsun!"
        "Sevgilim, biz bir-birimize o kadar çok benziyoruz ki." Sevimli bir tavırla- dudakların sevdiceğine uzattı; ve bir öpücük kaptı. "Peki; bu bitkiy ile, ne yapmayı düşünüyorsun?"
        "Şimdilik hiç bir fikrim yok; en azından 'bir işe' yarayacağı kesin: Süs bitkisi olarak kullanılacak; ama elbet de zehirli madde içermiyorsa.."

***

        Daha önce çıktıkları tümsek tepesinin, yukarısına vardıklarında, biraz durup, tepeye baktılar. Ama bu kez, oraya varmamaya karar verdiler; ve yollarına devâm ettiler.
        Son gezilerinde, zamân darlığından, üstüne çıkmadıkları Değirmentaşı'nın üstüne çıkmaya, kararlıydılar. Sola saparak, yollarına devâm ettiler.
        Dakikalar sonra, Değirmentaşı, ayaklarının altında sayılırlı, küçük bir eğilim ile, dev kaya parçasının üstündeydiler. Biraz ötedeki tepesine vardıklarında, aşağıya baktılar; bu kaya parçası, Karam Uçurumu'nun iki katı yüksek gibi duruyordu: aşağıya bakarken, birazcık yükseklik korkusu olan herkesin, başı dönebilirdi.
        Sola baktıklarında, uzaklardaki Karam Uçurumu'nu, yanlarıındaymış gibi algılıyorlardı. Sağa baktıklarında da, Alazköy'ü, tam panorama olarak görüyorlardı.
        Gizem, kendileri ve M'Alum Kule'nin arasında kalan bir tümsek tepesini, eliyle gösterdi, "O tepeyi ve şurada" —tam sağ tarafı gösteriyordu— "gördüğün gürgenliği de, sonraki gezilerden birinde, gezer-görürüz."
        Aysun, çok, ama çok mutlu görünüyordu. "Bu durumda ne diyoruz?"
        Değirmentaşı'nın tepesinde, yüzleri kent merkezine dönük şekilde, ikisi de kollarını açtı; ve bir ağızdan, "İyi ki, Alazköy'e gelmişiz!" diye haykırdılar.
        "Doğru söze, ne denir!" O kadın sesi, arkalarından gelmişti.
        Geriye döndüklerinde, 4 kişinin, onları alkışlayarak izlediğini gördüler; insanların yüzlerinde, güller açıyordu.

***

        Bu pazar günü, fazla sâkin geçmişti. Aysun, efendisine çağrılmıştı.
        Gizem de, sürekli ertelemek zorunda kaldığı bâzı meşgâlelerine yönelmişti. Günün erken saatlerinde, biraz keman çaldı, şarkı söyledi; biraz da, işyerinde yapılması yükümlüklü olmayan üç-beş ticârî işi hâlletti.
        Ardından, saatler boyu, lateks giysilerle ilgilendi. Akşam saatlerinde, yorulunca, bir şişe şarap alıp, televizyonun karşısına geçti.
        Elbet de interneti de salladı.
        "'Ev Halkı' sitesinde, bir-çok yenilik vardı; büyük zevkle sayfaları tıkladı.
        Kendi çıplak resimlerini yayınlayan Deniz Kınsalın mekânında da gezindi.
        Ulaş ise, aynı tas, aynı hamam! Aklı-fikri, 'sevdiceği'nde idi. Ama, en azından, evindeki gerekli işleri hâlletmişti.

***


Târih: 05.10.2014 | Bölüm: "Seni seviyorum!"

Önemli not: "6 ve 7. bölümlerin gizemi"


Öykünün tüm kısımları
- 9. kısım
- 8. kısım
- 7. kısım
- 6. kısım
- 5. kısım
- 4. kısım
- 3. kısım
- 2. kısım
- 1. kısım


-


Tüm Bölümler
12. bölüm: Yasalar, her şeyden üstündür!
                  (Hazırlanıyor)
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
6. bölüm "Seni seviyorum!"
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.