6. bölüm "Seni seviyorum!"
4. kısım


        Gizem, yeni işyerinde, her gün biraz daha fazla zamân geçiriyordu. Kendisi, ayın yirmibirinci gününde, tamgün işbaşı yapmayı planlamıştı; Tankut'tan da onay almıştı.
        İlkel denilebilecek bir teleskopla uğraşırken, Tankut, içeri girdi.
        Başını teleskoptan kaldırdı. "İçeri girdiğinizi farketmemişim," diye özür diledi.
        "Bilâkis, ben, özür dilerim; sessizce içeri girmemeliydim." Tankut'un yüzünde, her zamânki ferâhlatıcı gülümseme vardı.
        "Burda olduğumu, nasıl anladınız? Biliyorsunuz; labaratuar daha açılmadı."
        "Kule'ye girerken, arkadaşlara sordum; burda olduğunuzu, onlar söyledi." Çevresine bakındı; memnûn gözüküyordu. "Önlük giymeniz ve biliminsanı tavrınız, göze, hoş geliyor."
        "Teşekkür ederim. İyi ki geldiniz. Ben de bâzı konulara dalmış-gidiyordum. İsterseniz, salona geçelim. Ne içmek istersiniz?"
        "Bir şey almayayım; teşekkürler."
        Kısa süre sonra, Gizem, önlüğünü çıkarmış, salonda, koltuk takımında oturuyorlardı.
        Genç kadın, önce biraz düşündü. "Bay Tankut, kendimden, kuşkulanmaya başladım."
        "Benim de sizinle konuşma gereksinimim oldu."
        "Lütfen önce siz başlayın."
        "Aslında size bilgi aktarma amacındayım." Odayı, gözden geçirdi. "Burası daha çok yeni olduğu için, bir alıcı ya da verici bulunma olasılığı çok düşük."
        "Bu konuda hemfikiriz. Ama sizin, bana, bilgi aktarmanız, söz konusu bile olamaz. Ben, sizin çalışanınızım."
        "Yapmayın, güzel kızım; beni üzüyorsunuz. Biz, artık çoktan beri patron-çalışan olmaktan çıktık; biz, iki sırdaş ve dostuz."
        "Teşekkür ederim. Beni mahçûb ediyorsunuz."
        Tankut, biraz bekledi. "Şu jandarma konusu, tamamlandı. Perşembe günü, Kuğulu'yu yanıma çağırdım; cumâ sabâhı geldi. Ona, topladığımız binlerce delilden, üç ya da dördünü sundum."
        "Sus-pus olmuştur pezvâsız!"
        "Kalp krizi ya da beyin kanaması geçirmesinden korktum; o kadar dehşet içerisindeydi ıstakoz kafalı!"
        "Anladığım kadarıyla, bu bilgiler, savcılığa bildirilmedi. Peki planlarınız ne?"
        "Cânân kızım, gerçekten kötü insanlar olsaydık, o bilgilerle, dünyâyı ekseninden kaydırırdık. Deliller, o derece korkunç ki, bâzıları, kesinlikle 'onsekiz artı' ibâresi gerektiriyor! Şimdilik, yanlış suçlamalarla kodese tıkanan bir gencin, hayâtını kurtarmakla işe başladım. Aynı genç, pek yakında kodesten çıkacak; ve yüklü bir tazminât talep edecek. Suçlanan kişi ve kurumlar da, o miktârı ödemeye, şimdiden mecbûr."
        "Peki; yasal işlemi, hiç mi düşünmeyeceksiniz?"
        "Ortalama bir jandarma ya da polis, 'günde' onüç suç işliyor. Peki; o kolluk gücü üyelerine karşı, kaç dâvâ yürütülüyor? Sıfır! Ama günümüz dünâsında, o hayâsızlara karşı önlem alma olasılığı, çok yüksek. Yasal olarak, onlara karşı pek bir şey yapamayacağımız gerçeği, bizim için dert değildir; onları, intihâra sürükleyebiliriz!
        "Biraz oportünzm kokusu algılıyorum."
        "Size ne demiştim? 'O kadar bilgi toplamalıyız ki, o şerefsizler, bir daha aslâ Alazköy'e gelmesin!' Bu arada; çavuş Kuğulu'ya, intihâr etmeyi yasakladım; aksi hâlde, âile bireylerini ele geçiririm!"
        "O durumda, buradaki asâyiş, nasıl sağlanacak?"
        "Ah benim küçük sevgilim!" Bu tanımlama üzerine, Gizem'in gözleri parladı. "Kolluk güçlerinin dirliği, ancak şiddet doğurur. En suçsuz insan bile, bir polisi ya da jandarmayı görünce, bir adrenalin bombasına dönüşür! Yâni: Kolluk dirliği, Alazköy'de ne kadar az olursa, burada, o kadar huzûr olur. Bir kere, jandarma ve ordunun öncelikli görevi, ödürmektir; onlar, cinâyete programlanıyorlar."
        "Zâten dikkatimi çekmişti: Burada, neredeyse hiç bir yerde, güvenlik görevlisi yok."
        "Onlar, görünmeyen gölgelerdir. Şindi de siz, o gölgelerden birisi oldunuz; hattâ diyebilirim ki, en güçlü gölge, sizsiniz. Daha dün Alazköy'e geldiniz; tüm düzen, tersine döndü; elbet de olumlu bir biçimde."
        "Beni şımartmayın; yoksa başınızın üstüne çıkarım." Gülüyordu.
        Tankut da aynen güldü. "Bilâkis; yeriniz, orası" Biraz aradan sonra, devâm etti. "Gelelim size; bana ne anlatacaktınız?"
        Yeşilgöz, biraz duraksadı. "Kendimde, bir anomali seziyorum."
        Tankut, güldü. "Sizde, normal olabilecek ne var ki?" dedi ve göz kırptı.
        Gizem de gülmekten kendini tutamadı. "O 'dönüm günü'nden sonra, benim yerimde olabilecek her insan, bunalıma girebilir; duruma egemen olamaz. Bâzı insanlar da, böyle bir durumu, kötüye kullanırlar. Ama ben, kayda değer, pek önemli bir sezi algılayamıyorum. Evet, ara-sıra, birisiyle, durumum hakkında konuşma gereksinimi duyuyorum; ama bu duygu, ağır basmıyor. Bu, sizce sağlıklı mı?"
        "Ne diyeyim, be güzel kızım; ben de, bu konuda, ara-ara beynimi yokluyorum. Aslında, ikimiz de aynı konumdayız. Benim de, dertlenecek bir dosta, ağlayacak bir omuza geresinimim var; aynen sizin gibi. Olası bir bunalımı önlemek için, sıklıkla konuşmamız, ikimiz için de yararlı olacaktır."
        "Öyleyse, ben başlayayım. Aysun, sizi aldatıyor." Gizem'in yüzüne, neşe geldi.
        Tankut, nasıl tepki vereceğini kestiremedi. Öncelikle, Gizem'in neşesi, onu kuşkulandırmıştı. "Kiminle?" diye sordu yalnızca.
        "Benimle." Yüzünde, hâlâ o ışıltı vardı.
        Orta yaşlı delikanlı, sanki kendisini gülmemek için yükümlüyormuş gibi bir tavır sergiledi. "Öyle, ha? Ne güzel işte!"
        "Şaşırmadınız mı?"
        "Bakış açısına bağlı. Her şeyden önce; bir erkekle ilişkisi olduğunu bilsem, ona, bir daha kesinlikle dokunmam. Ama içinde bulunduğumuz durum, çok farklı, güzel kızım. Öncelikle; eğer benim kadınım, büyük olasılıkla benimle edinebileceği deneyimleri, gidip, başkasıyla paylaşıyorsa, orada 'aldatmak'tan sözedilebilir. O da, tüm durumlar için geçerli değildir! Ama sizin, Aysun Hanım'a sunduğunuz 'olanaklar', bende, sıfırdan ibârettir. İkinizin de ek mutlulukları, beni, son derece mutlu ediyor."
        "Peki; bizim hemcinssel durumumuza ne diyorsunuz?"
        "Mutluluğun, çeşitli göstergeleri vardır; oraya giden yollar da, yeryüzündeki insanların toplam sayısı kadardır."
        "Burada, ayrıca bilmenizi isterim ki, Aysun, benim ilk kadın sevgilim; onunla olan münâsebetim, cinsellik tabanlı aşktan çok daha öte; yâni onu sevmem için, illâ ki sevişmemiz gerekmiyor. Günün birinde, o, yaşamımdan çıkarsa, başka bir kadına aynı gözle bakma olasılığım, sıfır. Çünkü bzim ilişkimiz, cinsellikten çok öte; cinsellik, bizim için bir bahânedir."
        "Siz, yine de nasıl mutlu oluyorsanız, öyle yaşayın; olanaklar çerçevesinde, özgürlüğünüzü ve mutluluğunuzu kısıtlamayın." Şefkât dolu bir bakışla Gizem'e gülümsedi.
        "İyi ki, Alazköy'e tâtil yapmaya gelmişim."
        "Onu, bana sorun." Biraz duraksadı. "Başka bir durum daha aklınızı kurcalıyor."
        Yeşil gözlü dilber, biraz düşündü. Tankut, cân kulağı ile dinliyordu. "Sizin tepkiniz, bana, 'sevgi'nin kankası olan 'korku' kavramını çağrıştırdı. Benim, küçücük bir fobim var; dar alan korkusu. Ama önemsenecek kadar değil; yalnızca biraz içim burkuluyor."
        "O kadarı da olacak artık. Kim dar alanda sıkılmaz ki? Bir zamânlar, benim de aşırı yükseklik korkum vardı."
        "Nasıl yendiniz o korkuyu?"
        "Sâyenizde." Gizem, anlamadı. "Karam Uçurumu'ndaki o deneyim, o dehşet verici ân, yükseklik korkumu, unutturmuştu bana. Siz, aşağıya düşünce, ben, gövdemi, uçurumun kıyısından dışarıya sarkıtmıştım. Daha sonra farkettim ki, yükseklik korkum, eskisi kadar kalmamış. Hâlâ bu korkum var; M'Alum Kule'nin tepesinden aşağı bakamıyorum; ama en azından, kıyısına yaklaşabiliyorum."
        "Demek ki, o deneyimimiz, bir-çok duruma düzeltme getirdi. Ben, yaşama, eskisi kadar laylaylom bakmıyorum."
        "Cân kızım, kendinize haksızlık etmeyin; şu kısacık yaşamınıza, tüm dünyâyı sıkıştırdınız." Bu kez Tankut, konu değiştirdi. "Yeteneğinizde, yeni bir gelişme var mı?"
        "Var; artık, dikey hızımı, yatayda olduğu gibi yönlendirebiliyorum."
        "Çok güzel bir gelişme. Ben, size, çok daha fazla yetenekleriniz olduğunu söylemiştim. Peki; benden başka, bu durumun farkına varan oldu mu?"
        "Oldu; küçük çocuklar, beni görebiliyor. Onun için, çok dikkatli olmaya özen gösteriyorum."
        "Neden şaşırmadım! Mâsumiyet, dünyâyı, başka gözlerle görmeyi ve başka duyguları sezinmeyi yanında getirir. Umarım ki, ben de, sizi, günün birinde görebileceğim."
        "Bu kez de ben savlıyorum; o büyük gün, gelecek."
        "O alandaki planlarınız nelerdir?"
        Gizem güldü. "Güzel bir soru. Kauçuktan, özel yaptırdığım kalın tabanlı ayakkabılarımla sıçrayarak, iki metre sınırını aşma durumu üzerinde çalışacağım. Ama şimdilik, ilgili ortam hakkında bilgim yok."
        "Alazdibi Kuytusu'nun en alt katı, dörtbucuk metreye kadar varan yüksekliktedir; bir işe yarar mı?"
        "Belki; görmek gerekiyor."

***


Târih: 05.10.2014 | Bölüm: "Seni seviyorum!"

Önemli not: "6 ve 7. bölümlerin gizemi"


Öykünün tüm kısımları
- 9. kısım
- 8. kısım
- 7. kısım
- 6. kısım
- 5. kısım
- 4. kısım
- 3. kısım
- 2. kısım
- 1. kısım


-


Tüm Bölümler
12. bölüm: Yasalar, her şeyden üstündür!
                  (Hazırlanıyor)
11. bölüm: Tepetaklak!
10. bölüm: Kutluluklar ola!
  9. bölüm: Mutlu başlangıçlar!
  8. bölüm: Kara sevdâmsın sen!
  7. bölüm: Öleceğim özleminle!
  6. bölüm: "Seni seviyorum!"
  5. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (2)
  4. bölüm: İncelemek ve araştırmak! (1)
  3. bölüm: "Ben, kimim?"
  2. bölüm: Araştır ve bul!
  1. bölüm: Aradık ve bulduk!
6. bölüm "Seni seviyorum!"
© Erol Sürül | Sitemin, tüm hakları saklıdır.